'Dost bin ise azdır, düşman bir ise çoktur'

İsmet Hergünşen yazdı...

'Dost bin ise azdır, düşman bir ise çoktur'

Ha o, ha bu...

İsmet Hergünşen yazdı...

Daha şuracıkta, yaklaşık bir ay önce.

ABD tarihinde bir ilk.

“Emperyalizmin” yerlerde süründüğünün tescil edildiği 6 Ocak 2021 tarihli kara gece.

Evrensel demokrasi ihraç eden ülkenin, bir tarafta elitist üyelerinin saklanmaya ya da kaçmaya çalıştıkları, diğer tarafta ulusal muhafız birliklerinin kongre binası içindeki sıra dışı görüntüleri.

Zannederiz ki, bir Latin Amerika ülkesinde yaşananların benzeri, ne de olsa arka bahçesi değil mi?

Eee boşuna dememişler; “Gün ola harman ola” diye.

Ve sonrasında...

On bini geçen askeri, polisi ve güvenlik görevlisi ile pandemi etkisinde yüzlerin bile görünmediği, artık dünyanın bile ilgisini çekmeyen başkanlık seromonisi.

Ülkemizde 78 yaşında insanlar hayata veda etmeye hazırlanırken, aynı yaşta kendi yaşantısına yeni bir sayfa açan ve dünyanın süper gücü (!) ülkenin yöneticisi “Washington Noteri Bay Başkan”.

Devir teslimi bile yapılamayan tören konuşması mı?

“Önce ABD”den, “ABD Geri Döndü” zemininde yapılan ilkesiz, sessiz ve ne dediği belirsiz, hamaset içerircesine.

Sonuç mu?

Pentagon tarafından yönetilmeye çalışılan, geleneksel hale gelmiş küresel sermayenin etkisinde "yeni" diye yutturulan, “sömürü düzeni odaklı bir dünya”.

İlk adımlar mı?..

Çin, Rusya ve İran ile birlikte, “NATO’da  müttefiki (!) Türkiye’yi de hedef tahtasına oturtan söylem ve eylemler”...

S 400’ler için çalışma grubu olmayacak, SGD’ye yani PYD/PKK terör örgütüne destek sürecek, yaptırımlar kalkmayacak senatörleri, sözcüleri ve zeval olmaz elçisiyle artık hepimiz tarafından bilinen davranışlar ve tekrarlanan sözler.

Görevin henüz başlangıcında alınan petro-dolarların kokusu ve bölge ülkelerinden; Türkiye-Suriye-Lübnan-KKTC’nin yer almadığı “Doğu Akdeniz Gaz Forumu”na resmi üyelik başvurusu.

54 senatörün, ABD Başkanı’na yazdığı ve Türkiye’ye baskı yapılması istenen “sonu gelmeyen  mektuplar”dan biri daha.

Son olarak; Gara bölgesinde 13 Türk vatandaşının şehit edilmesine ilişkin, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın “zihinleri yakan” mesajı.

"ABD, Türk vatandaşlarının “Irak'ın Kürdistan Bölgesi”nde öldürülmesinden üzüntü duyuyor. NATO müttefikimiz Türkiye'nin yanındayız ve son çatışmada hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı diliyoruz. “Türk vatandaşlarının terör örgütü PKK'nın elinde öldüğü haberleri doğruysa”, bu eylemi en güçlü şekilde kınıyoruz".

 “Dost bin ise azdır, düşman bir ise çoktur.” dedirtecek  türden olan sözde müttefik ve stratejik ortağın en son açıklamasının, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı tarafından aynen iade edilmesi, bir nebze de olsa Türk halkının yüreğini ferahlatacaktır.”

Kuzey’den komşumuz (!) Rusya’nın Dışişleri Bakan Yardımcısı da rol kapma yarışında, boş duracak değil ya...

Attığı tweetle buyurmuşlar;

“Yunanistan’ın karasularını 6 milden 12 mile çıkarması konusunda ortaklarımızı, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS/UNCLOS)’nde öngörüldüğü şekilde diyaloğa başlamaya çağırıyoruz” demiş, Ortodoks’luk depreşmiş olan diplomatın zihninde.

Kendi gitti, tweetleri yadigar kaldı “Trumpvari” bir şekilde.

İyi, hoş güzel de, istikşafi görüşmeler de neyin nesi, o halde?

Kaldı ki; “BMDHS/UNCLOS” Türkiye tarafından imzalanmamıştır.

Nedeni mi?

Deniz çevresinin korunmasına ilişkin hükümler açısından değil, esas olarak karasularının genişliği ve deniz hukuku uyuşmazlıklarında zorunlu yargı yetkisine ilişkin düzenlemeleri bakımındandır.

Aksi olduğu takdirde, 12 mili “Casus Belli/Savaş Sebebi” sayarız diye de, dünya kamuoyuna ilan etmişizdir.

Kesin çözüm mü?

Lozan Antlaşması’nın esasına göre Ege Denizi’nde sosyal, güvenlik ve ekonomik işbirliği boyutuyla barış ve dostluk zemininde ortaya konacak irade, Türk ve Yunan halklarının geleceğe umutla bakmasına ve zenginleşmesine neden olacaktır.

Pek tabii ki, ha ülkeler olmuş ha kuruluşlar olmuş, üçüncü tarafların oyununa ve işgüzarlığına gelinmemesi “kaydı hayat şartıyla”

Ya biz!...

Onca sorunumuza rağmen, bir kez daha gündeme getirilen “Yeni Bir Anayasa”.

Artık, neye hizmet edecekse?

İyisini yapacağız, yenisini ortaya koyacağız, evrensel boyutta olacak derken; yaşamım boyunca iki Anayasa ve onca kez değiştirilen maddeler ve bir kez delinse ne olacak anlayışının hakim kılındığı boşa harcanan zaman ve tüketilen ömür, her geçen gün biraz daha yalnızlaştırılan güzel ülkemde.

“Başlangıç Metni” dahil, “değiştirilmesinin teklif bile edilemeyeceği ilk dört madde” mi?

Umarım dokunulmaz!..