Dün Sykes–Picot’lar vardı, bugünse... ‘Uyursan ölürsün!’

N. İsmet Hergünşen yazdı...

Dün Sykes–Picot’lar vardı, bugünse... ‘Uyursan ölürsün!’

Türkiye için büyük tehlikeler içeren bir döneme giriyoruz.

Bir taraftan dost (!) ve stratejik İşbirliği (!) ülke konumunda bulunan ABD’nin, diğer taraftan yaklaşık 60 yıldır kapısında beklediğimiz Avrupa Birliği (AB)’nin aldığı yaptırım kararları.

Küresel Salgının alabildiğine hız kazandığı dünyamızda hegemonik güçlerin Türkiye ve Türkler üzerinde oynamaya çalıştığı oyunların bu yüzyılda da belli ki ardı arkası kesilmeyecektir.

Görünürde Yunanlı olsa da Rum, Ermeni hatta bölücü ve gerici örgütlerin önünü açmaktaki tek amaç, Kendi çizdiği ve biçtiği roller çerçevesinde yaşama mahkum etmeye çalıştıkları bir Türkiye.

Emperyal güçlerin isim ve kimlikleri değişse de değişmeyen tek şey, hedeflerine ulaşmak ve pek tabii ki odak noktasında Türkiye.

Vietnam’da, Afganistan’da, Balkan, Ortadoğu ve Kafkas ülkelerinde oynadıkları, oynamaya çalıştıkları oyunu, şimdilerde de Türkiye üzerinde oynamak.

Dün bu işin arkasında Sömürge Bakanı Churcill, Mark Sykes, François George Picot, Lawrence, Gertrude Bell’ler vardı.

Günümüzde ise onların yerini diplomatik zırha bürünmüş olan görünürde Trump, Macron, Pompei gibileri ve arkalarında ise aldıkları hatalı kararlar neticesinde onları destekleyen tarih bilmez ve hukuk tanımaz kongre, temsilciler meclisi ve birlik üyeleri.

Hezeyan içinde bulunan iki tarafın aldığı öngörüsüz kararların arkasında yatan tek düşünce ise “Yavuz Hırsız, Ev Sahibini Bastırır”.

Türkiye’nin güvenlik mülahazaları çerçevesinde talep ettiği Hava Savunma Sitemine olan ihtiyaca yıllarca kayıtsız kalırken, bir savunma silahı olan S 400’lere yönelmesini, taa binlerce mil öteden kendine tehdit göreceksin!..

Ve aldığın karar neticesinde, NATO’nun en güçlü ikinci ordusu olan Türkiye’yi Irak ve Suriye’den gelen ve haddı zatında İran’dan gelmesi olası tehditleri yok farz edercesine, kendine tehdit gördüğün Rusya, Kuzey Kore ve İran ile aynı kategoriye koyacaksın.

Peki bu arada, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sismik faaliyetlerini bahane edip yaptırım kararı alan AB’ye ne demeli?

Yüzölçümü 10 kilometrekare, Anadolu’ya 2 kilometre, Yunan ana karasına ise 580 kilometre uzaklıktaki bir ada olan Meis’in, 40 bin kilometrekare genişliğinde kıta sahanlığı alanı yaratmasının rasyonel ve uluslararası hukuka uygun bulduğunu ifade ederek, Antalya ve İskenderun Körfez’lerine mahkum edilmesini istediğin bir Türkiye için karar alacaksın.

Türkiye-AB ilişkilerinin dönüm noktası olan 10-11 Aralık 1999 tarihlerinde Helsinki'de yapılan AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nde, Türkiye'nin adaylığının resmen onaylanmış ve diğer aday ülkelerle eşit konumda olacağı açık ve kesin bir dille ifade edildiği tarihe, yaptırım kararlarının getirilmiş olması da ayrıca dikkat çekicidir.

Öte yandan; İkinci Dünya Savaşı’nda Adolf Hitler ve Benito Mussoli’nin açıklamasıyla, Nazi Almanya’sı ve İtalya Krallığı’nın ABD’ye savaş ilan ettiği 1941 tarihinin sene-i devriyesinde alınan yaptırım kararları, Üçüncü Dünya Savaşı çıkmasa da dost ve müttefik ülkelerin Türkiye’ye baskı ve dayatmaların olduğu bir tarih olarak kalacaktır aklımızda.

Bu arada yaptırım kararları öncesinde, Türkiye hakkında olumlu yaklaşım tavsiyesinde bulunan NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in “Farklılılar ve anlaşmazlılar var ve bunları ele almalıyız ama aynı zamanda Türkiye’nin NATO’nun ve Batı ailesinin parçası olduğu gerçeğini de fark etmemiz lazım” diyen açıklamasının bile dikkate alınmadığıdır.

Zaten, NATO’dan bir sonuç beklemek hayallerin ötesinde bir durumdu.

No Action, Only, Talks.

Yani, hareketin olmadığı sadece bolca konuşmaların yapıldığı bir yer…

ABD’li spekülatör George Soros, 2003’te kendisinden Türkiye ile Arjantin’i karşılaştırmasını isteyenlere şu yanıtı vermişti. “Türkiye’nin Arjantin’den tek farkı stratejik pozisyonudur. Bu stratejik pozisyonuna bağlı olarak, Türkiye’nin en iyi ihracat ürünü de ordusudur.”

Kore’ye Türk askeri gönderildiği dönemde de, zamanın ABD Dışişleri Bakanı Dulles’da , Türk askerinin kendilerine maliyetinin “23 sent” olduğunu ifade etmişti.

Yaptırım kararlarından çıkartacağımız sonuç, dost ve müttefik görünümlü ülkelerin stratejik ama güvenilmez buldukları Türk ve Türkiye’den ne beklediği mi?..

Türk askeri ve kanı. Dün de öyleydi, bugünde.

Bizim yapmamız gereken mi?

Hani “Nefes” filminde Mete Yüzbaşı askerine şöyle diyordu, ya...

Uyuma... Uyursan ölürsün...