Serkan Arslan yazdı…
Peki ya yalanlar? Efendilerin söylediği yalanlar…
“Marquis de Sade’nin Sodom’un 120 Günü kitabını 18. Yüzyılda yazdı. Zenginlerin yaşadıkları bölgedeki halka nasıl sapıkça yaklaştıklarını, köleliğin sadizm içinde nerede olduğunu anlatır. Siz ekranları başında şaşkınlık içinde çocukları mı yiyorlarmış diye dertlenirken EFENDİLER yüzlerce yıldır aynı ritüelleri devam ettiriyor.”
Binlerce yıldır köleler ve efendiler iki değişmeyeni olan bir denklem olmaktan ziyade bir denge halinde varlığını devam ettirmektedir.
Nasıl dengede kalmayı başarıyorlar?
Kölesinin sadakatini kaybetmek istemeyen efendi, yalanlarının içine küçük doğrular yerleştirir. Kölesinin hoşuna giden doğrular. Çoğu yalan, azı doğru bu yemek inançla pişirildi mi tadı kölenin damağında kalır. En tehlikeli yalan, içine doğru katılmış yalanlardır. Ve efendi bilir ki dünyanın en değerli yalanı, gerçeğe en yakın olan yalandır.
İkna edilmiş kuvvetli kalabalıklar, inançlı yalnızlıkları örgütlenip plan yaparak taşlarlar… Kötülüğün örgütlü oluşu, efendisinin yenilmez ordusudur.
Peki tüm bunlar gerçekleşirken tanrı nerededir?
– Efendiler tanrıyla ilgili bir sırrı çok iyi kullanırlar. Bir şeyi var etmenin en iyi yolu o nesneyi yokluğuyla var edip onu aramaktır.
Tanrı vardır ama nerededir sorusu onu aramayı sağlar. Bu arayışta köleler acılarını, yoksulluklarını tanrıya adayarak dinin en temel inanç kapısında toplaşırlar.
Bu arayış yalanın denklemini, denge haline dönüştürür. Tanrı arayışı olmadan köleler ayakta kalamaz, köleler olmadan da efendiler yaşayamaz.
Yalanlar, planlıdır. Gerçekler ise spontane ortaya çıkar. (Efendinin Sistemindeki Bir Yazılım Hatası)
Efendisinin karşısında köle ne kadar küçülebilir?
– Daha büyük şehirler inşa ederek. Neden? Çünkü proletarya ve köylüler kollektif yaşamın birer parçasıdır. Ortaklaşa hareket eder ve doğanın yani yaşamın koruyucusudur. Oysa şehirler bireyselci ve pragmatik yaşam alanlarıdır. Köleyi ne kadar toplumsal bilinçten uzak tutar, emeğin karşılığını tüketim yaşamı ile birleştirse o zaman sorgulamak yerine uyum sağlamayı tercih eder. ‘Olabilmek’ hayali kurmak, sürekli çalışmak ve disiplin içinde devam etmek gerektirir.
Kandırılmış (köle) inanç, ‘Sanı’ ile zanlıyı (efendi) besler.
Tarih bize göstermiştir ki zenginliğin sınırı yoktur. Bu sebepledir ki efendiler sürekli büyümek ister. Efendisi büyürken yaşamın içindeki varlığı küçülen kölesinin alkışına, duasına ve gözyaşına ihtiyacı olacaktır. Bu yüzden efendilerin aklına zenginliğin tavanına bir sınır koymak geldi. Zenginliğin tavanı, kölesini ne kadar küçülürse küçülsün yok etmeyecekti. Bu da öteki kavramının efendiler için ne kadar önemli olduğunu bilmesini sağladı.
Kavramları var eden ‘Öteki’ düşüncesinin tarihteki diyalektik çatışmasını öğrenmemiz gerekiyor.
3.bölümde karanlığın aydınlığa neden ihtiyaç duyduğunu konuşacağız. Esenlik içinde kalın.
10 numara! Biraz daha sade dille lutfen, bu yaziyi 100 kisiden 5-10 kisi hakkini vererek anlayabilir.