'Ekonomik zorluk aşılır ancak jeopolitik hata telafi edilemez'

"Önümüzdeki dönem, şu an itibariyle AB ile ilişkilerde statükonun devamını tercih eden Ankara’da hükümetin zorlu Doğu Akdeniz sınavını başarıyla geçip geçmeyeceğini gösterecektir."

'Ekonomik zorluk aşılır ancak jeopolitik hata telafi edilemez'

Doğu Akdeniz'de Fransa'nın dahil olmasıyla yükselen Türkiye-Yunanistan arasındaki gerilim, NATO ev sahipliğindeki toplantılar ve iki ülke arasında istikşafi görüşmeleri başlatma kararıyla şimdilik mola verdi. Avrupa Birliği'nin Türkiye gündemli zirvesinden Türkiye'ye yaptırım çıkmadı ancak yaptırım konusunda tehdit içeren mesajlar geldi.

Doğu Akdeniz'deki son durumu değerlendiren ATA Platformu Direktörü Doç. Dr. Volkan Özdemir, "Doğu Akdeniz’de tek metre küp gaz bulunmasa bile, Türkiye’nin ulusal çıkarları açısından bölgenin son derece hassas olduğu ve iktisadi zorluklara rağmen jeopolitik bakış açısının ön planda tutulması şart" ifadelerini kullandı.

Özdemir'in Ataplatformu'nda yayınlanan değerlendirmesinin satır başları şöyle:

"Doğu Akdeniz son zamanlarda dünya gündeminde fazlasıyla yer işgal ediyor. Bunda, bölge enerji kaynaklarına ilişkin gelişmelere ilaveten Fransa-Yunanistan ikilisi ile Türkiye’nin karşı karşıya gelmiş olması ve AB’nin konuya doğrudan dahil olması da önemli bir rol oynuyor.

Bölgede Mısır ve İsrail’in keşfedilmiş yataklarında bir çok şirket doğal gaz üretimiyle iştigal ederken, bunların yanında diğer kıyıdaş ülkeler olan Lübnan, Suriye, Türkiye ve nihayetinde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) deniz yetki alanlarındaki potansiyel kaynaklar da konuşuluyor. Ancak İsrail ve Mısır’ın aksine diğer ülkelerde henüz o denli büyük bir gaz keşfi olmadığını belirtmek gerekiyor. Nitekim hidrokarbon kaynaklar konusunda enerji endüstrisinde sıkça kullanılan 3P (proven/probable/potential yani kanıtlanmış/muhtemel/olası) sınıflandırmasına dikkat etmek gerekiyor; çünkü kanıtlanmış kategorisi dışında kalanlar bol spekülasyon içeriyor.

Enerjiye dair bir başka tartışma ise eğer bölgeden gaz ihraç edilecekse bu gazın Avrupa ya da Türkiye’ye hangi yollarla taşınacağı. İlk akla gelen seçenek boruhatları. Yüksek basınçlı boruhatları aslında oldukça maliyetli, siyasi projeler ve bahsedilen durum düşünüldüğünde projelerin edimselliği mümkün gözükmüyor. Bölge kaynaklarının Doğu Akdeniz’den boruhattıyla Türkiye’ye gönderilmesi ya da daha uzun ve masraflı bir yol olan “EastMed” adlı Yunanistan-İtalya üzerinden Avrupa’ya ulaştırılmasına yönelik projelerin gerek talep sorunları gerekse piyasadaki düşük fiyatlar nedeniyle gerçekleşmesi hayalden öte bir anlam ifade etmiyor.

DOĞU AKDENİZDE NELER OLUYOR?

Bütün bunlar aslında bir noktanın anlaşılması gerektiğini gösteriyor: Bölge enerji kaynakları aslında büyük jeopolitik amaçlar için bir araç işlevi görüyor! Konunun her şeyden öte bir egemenlik sorunu olduğu net olarak gözükürken, burada deniz yetki alanları meselesi ön plana çıkıyor. Özellikle Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) tartışmaları güncelliğini koruyor. AB desteğini arkasına alan GKRY, Mısır ve İsrail gibi kıyıdaş devletlerle sınırlama anlaşmalarıyla halihazırda MEB ilan etmiş durumda. Diğer taraflarla senelerdir etkin diplomasi yürüten Yunanistan ise Meis Adası’nı bahane ederek Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki yaklaşık 100 bin kilometrekare deniz alanına göz koyuyor.

Doğu Akdeniz bölge ülkelerinin konumu dışında, dünya siyaseti için de artan jeopolitik önem arz ediyor.

NEDEN MEB İLAN EDİLMİYOR?

Bölge, Çin’in geliştirmiş olduğu 21. yüzyıl deniz ipek yolu için kilit konumda çünkü Yunanistan’ın Pire Limanı sözkonusu girişimin varış noktası. Aynı zamanda değişen dengeler nedeniyle daha önce Rusya’yı Karadeniz ve Türk Boğazları üzerinden kuşatma stratejisi güden ABD, bunu şimdi müttefikleri ile birlikte Doğu Akdeniz’de, özellikle Girit adasındaki Suda körfezi üzerinden yapmak istiyor. Bölgenin çeşitli ülkelerin savaş gemileri ve üsleriyle sarılmış olması tesadüf gözükmüyor. Nitekim bölgede farklı ülkelerce ardı sıra askeri tatbikatlar yapılıyor. Tüm bunlar olurken, Yunanistan üzerinden Ege sorunları da kızıştırılarak Türkiye’nin bölgede kuşatılmak istendiği anlaşılıyor. Bu maksatla artık uluslararası örgüt hüviyetine bürünen Doğu Akdeniz Gaz Forumu’ndan (DAGF) Türkiye, Suriye, Lübnan ve Libya ile birlikte dışlanmış bulunuyor. Ankara ise Akdeniz’de henüz MEB ilan etmemiş durumda. Henüz ilan edilmemesi tabii ki hakkın yitirilmesi anlamı taşımıyor. Ancak bu zamana kadar neden MEB ilan edilmediği sorusunun yanında kanaatimizce Ankara’nın bu yöndeki politikasını gözden geçirmesi gerekiyor.

ALMANYA'NIN ROLÜ

Yunanistan’ın Lozan anlaşmasına aykırı olarak adaları silahlandırması, Fransa desteğiyle askeri kışkırtmalara girişmesi ve Ekim başındaki AB zirvesi öncesi Türkiye’nin yaptırımlarla tehdit edilmesi sorunu büyütüyor. İktisadi durumu itibariyle sıkıştırılmak istenen Ankara’nın, öne sürdüğü iddialarının ne denli arkasında duracağı soru işareti yaratıyor. AB zirvesinde ciddi bir yaptırımın gelmemesi karşılığında Türkiye’nin Yunanistan’la müzakere masasına oturması ve Oruç Reis’in Antalya’ya geri dönmesi bu yönde soru işaretlerini artırıyor. Zirveden Türkiye’ye karşı ciddi bir yaptırım beklenmezken, AB’nin asıl sahibi olan Almanya’nın burada kilit rol oynadığı anlaşılıyor. Gümrük Birliği ile Türkiye’yi iktisaden kendisine çıpalayan AB ve patronu Almanya’nın Türkiye ile bağımlılık ilişkisini muhafaza ederek Ankara’nın kontrolden çıkmasını önlemeye çalışacağı anlaşılıyor.

Öte yandan, Türkiye’nin ulusal çıkarları için Doğu Akdeniz’de kararlı ve aktif bir tutum ile yeni politikalar geliştirmesi gerekiyor. Mesela Türkiye öncülüğünde DAGF’den dışlanan ülkelerle birlikte, Doğu Akdeniz Enerji Forumu’nun kurulması karşı bir hamle olarak değerlendirilmeli! Bunun için elbette Suriye ile barış da önem arz ediyor. Ayrıca uluslararası şartların değiştiği dikkate alınarak Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası KKTC’nin Türkiye ile bütünleşmesine hız vermek gerekiyor. Daha geniş çerçevede, Doğu Akdeniz’in her şeyden önce Türkiye’nin uluslararası sulara çıkış yolu ve Mavi Vatan’ının en stratejik alanı olduğu unutulmamalı. Deniz yetki alanları meselesinin yanında, 1974 yılında başarılı askeri harekâtla Kıbrıs’ta edinilen konumdan en ufak bir taviz vermeden Kıbrıs adasında çözümü Federasyon’da aramak yerine iki devletlilik vurgusunu da artırmak gerekiyor.

DOĞU AKDENİZ SINAVI

Tüm bunların dışında, Türkiye’nin yakın döneme kadar derin denizlerde keşif-arama çalışmalarında pek bulunmadığı ve denizleri göz ardı ettiği de, son yıllarda alınan sismik ve  sondaj gemileriyle bu ihmalkarlığı kırdığı da bir gerçek. Ancak Ankara’nın Libya ile imzaladığı deniz yetki anlaşmasından sonra 2020 itibariyle Birleşmiş Milletler nezdinde resmen ilan ettiği Kıta Sahanlığı çerçevesinde 26. Boylama kadar ‘navtex’ ilan edip Oruç Reis gemisini bu alana göndermesi zorunluluk addediliyor.

Sonuçta, Doğu Akdeniz’de tek metre küp gaz bulunmasa bile, Türkiye’nin ulusal çıkarları açısından bölgenin son derece hassas olduğu ve iktisadi zorluklara rağmen jeopolitik bakış açısının ön planda tutulması şart. Nihayetinde ekonomik zorluklar aşılabilir ama jeopolitik hataların telafisi yoktur. Önümüzdeki dönem, şu an itibariyle AB ile ilişkilerde statükonun devamını tercih eden Ankara’da hükümetin zorlu Doğu Akdeniz sınavını başarıyla geçip geçmeyeceğini gösterecektir."