Emekli Tümgeneral Özkasnak: Erbakan'ın ölmesini beklediler

Eski Genelkurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Erol Özkasnak, Yargıtay’ın 28 Şubat davasındaki cezaları onamasına ilişkin 'Sözün bittiği yerdeyiz' dedi. Valizini hazırladığını ve kimseden minnet beklemediğini söyleyen Özkasnak, 'Başbakan Erbakan yaşasaydı böyle bir dava açamayacaklardı' dedi.

Emekli Tümgeneral Özkasnak: Erbakan'ın ölmesini beklediler

“Bizim hiçbir yanlışımız, hatamız yok. Genelkurmay olarak, Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK) kararları çerçevesinde irtica ile mücadele ettik” diyen Özkasnak, “Çocuklarım geldi, valizimi hazırladım. Gelip almalarını bekliyorum. Ne yapacaklar yani, zaten 75 yaşındayım. Bundan sonra en fazla 5 sene daha yaşarım. Ama bu ülke, laik, çağdaş bir şekilde ilelebet yaşamalı” ifadelerini kullandı.

Sözcü’den Saygı Öztürk’e konuşan Erol Özkasnak’ın açıklamaları şöyle:

“Bizim hiçbir yanlışımız, hatamız yok. Genelkurmay olarak, Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK) kararları çerçevesinde irtica ile mücadele ettik. MGK'nın kararları doğrultusunda bütün Silahlı Kuvvetler, sivil kuruluşlar da görevini yaptı. İçişleri ve adalet bakanı irticaya karşı genelgeler yayımladılar. Hem de MGK'da alınan kararlarda yazılmayan ağırlıkta sert genelgeler. Darbe ile düşürülen hükümet, ‘Beni devirdiniz' der ve çeker gider. Oysa hükümet aylarca görevine devam etti. İstifa ettikleri dilekçeyi verdikleri gün, sadece başbakan değişikliğiyle iktidara tekrar talip oluyorlar. Yani zorla görevden alınan ya da görevden ayrılması için zorlanan bir hükümet yeniden hükümete talip olur mu?

‘HİÇ KİMSE ERBAKAN’IN AĞZINDAN BÖYLE BİR ŞEY DUYMADI’

Başbakan Erbakan gerek o dönemde, gerek görevden ayrıldıktan sonra hiçbir demecinde ‘Ben 28 Şubat'ta askerlerin zoruyla, baskısıyla görevi bıraktım' demedi. 2013'te Tayland başbakanı, ‘İstifa etmek zorundayım. Askerler bana baskı yapıyor' diyor. Hiç kimse Erbakan'ın ağzından böyle bir şey duymadı. Kimse, Erbakan'ın, Tayland başbakanı kadar cesaretinin olmadığını söyleyemez.”

‘VALİZİMİZ HAZIR BEKLİYORUZ’

Erol Özkasnak, “Valizimiz hazır, bekliyoruz. Bu arada, avukatlarımız Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na, ‘eksik soruşturma' gerekçesiyle itiraz etti ve daire kararının kaldırılmasını istedi” diye konuştu.

‘FETÖ’CÜ SAVCI YAZDI, HAKİMLERİN ÇOĞU TUTUKLANDI’

Yerel mahkeme kararı üzerine Yargıtay'a yaptıkları 1700 sayfalık itirazın okunmadığını düşündüklerini belirten Özkasnak, “Kozmik Oda'ya girmek isteyen ve halen FETÖ'den hükümlü olarak cezaevinde olan eski savcı Mustafa Bilgili'nin yazdığı iddianamedeki cümlelerin aynen kullanıldığını, hakimlerin de çoğunun FETÖ'den tutuklandığını, ihraç edildiğini” kaydetti.

‘İRTİCANIN GALİBİYETİ’

“Biz yaşa başa bakmıyoruz, ‘Biz yaşlıyız, bize ceza vermeyin' falan, asla böyle bir şeyimiz yok. Kimseden bir minnet beklemiyoruz. Olmayan bir suçun, yaratılmış bir darbenin haksızlığı, irticanın, laik cumhuriyete galibiyetinin sondan bir önceki şeyidir. İrticai düşüncenin, şeriatın, laik düşünceye galibiyetinin zaferinin sondan ikinci örneğidir” diyen Özkasnak, sözlerini şöyle sürdürdü:

'MGSB’Yİ DAVA DOSYASINDAN KAÇIRDILAR’

“Laik cumhuriyetin Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nde (MGSB), irticaya karşı mücadelede Genelkurmay Başkanlığı'na verilen yetki ve sorumluluklar belirtilmiştir. Aslında mahkemede bu esas delildir. MGSB'yi dava dosyasından kaçırdılar. Israrlı taleplerimize rağmen, işlerine gelmeyen belgeleri getirtmediler. Bunları başbakan imzalamış. Tansu Çiller döneminde o belge güncellenmişti. Onun içinde yer alan iç tehditte irticai faaliyetler, tarikatlar yazılmış.

TSK, bu MGSB'nin kendisine verdiği yetki ve sorumlulukları kendi bünyesi içinde uyguladı. Dışarıdaki sivil şeylere biz karışmadık. İçişleri bakanı, adalet bakanının kendi ünitelerine yazdığı genelgelerde, türban mürban meselesinin de TSK ile alakası yok. Anayasa Mahkemesi'nin vermiş olduğu kararlar doğrultusunda YÖK, diğer müesseseler, okullar, Milli Eğitim Müdürleri uygulamışlar, TSK da kendi içinde uyguladı. Bunlar kafadan, keyfi şeyler değil, hepsi yazılı dokümanda var.”

'HÜKÜMETE DEĞİL, İRTİCAYA KARŞI'

“Sivil toplum kuruluşları, sendikalar, üniversiteler, yargı… Bunların hepsi laik cumhuriyete karşı o dönemde yapılan taarruzları, hücumu önlemek, laik cumhuriyeti korumak için kendi bünyelerinde, basın vs. yapılması gerekenleri yaptılar. 14 kişi mi yapmış bu kadar şeyi? Böyle bir şey olur mu? Bu tamamen hayali bir şeydir” diyen Özkasnak, şöyle devam etti:

“Laik kesim sadece TSK'dan ibaret değil ki. Ülkenin büyük çoğunluğu o dönem laikti. Üniversiteler, sendikalar, basın, sivil toplum kuruluşlarının bir kısmı vardı. Büyük çoğunlukla o dönemde yapılan irticai faaliyetlere karşı vatansever olarak yapılması gerekenleri yaptılar. 28 Şubat hükümete karşı yapılan bir mücadele değildi. İrticaya karşı yapılan bir mücadeleydi. O da sadece TSK tarafından değil, bakanlıklar, valilikler, kaymakamlıklar, üniversiteler tarafından yapılan bir mücadeledir.

‘ERBAKAN YAŞASAYDI BÖYLE BİR DAVA AÇMAYACAKLARDI’

Rahmetli Erbakan eğer hükümete baskı ile zorla istifa ettirilmiş olsa en büyük zararı kendisi görürdü. Bir kere olsun ağızından ‘Ben 28 Şubat'ta yapılan baskılar yüzünden veya ortağıma yapılan baskılar yüzünden hükümeti idare edemez hale geldim' demedi ki. Tamamen aksini söyledi. Ölmesini bekledirler. Ölür ölmez yani 28 Şubat 1997'den 16 sene sonra dava açtılar. Başbakan Erbakan yaşasaydı böyle bir dava açamayacaklardı.

‘ÇİLLER'E VERİLSEYDİ…’

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Erbakan ve Tansu Çiller'in verdiği dilekçeler doğrultusunda hükümeti kurmayı Tansu Çiller'e verseydi böyle bir darbe davası olacak mıydı? Olmayacaktı. Başbakanlığın Çiller'e verilmesini TSK mı engelledi? Vermeyen Cumhurbaşkanıdır. Bu konuda demeçleri var.”

‘ŞABLON DİLEKÇELER’

O dönemde 11-14 yaşında olanların da bulunduğu 1148 müşteki bulunduğunu hatırlatan Özkasnak, “Dilekçilerin tek elden çıkan şablon dilekçe” olduğunu öne sürdü. Özkasnak, şunları kaydetti:

“Bunlar yıllarca mahkeme salonda ‘Katiller, hainler' diye bağırıp algı yarattılar. Mahkeme adeta panayıra çevrildi. Mahkeme başkanları siyasi otoriteden çekindikleri için birkaçı hariç bunları dışarıya çıkaramadı.

Ceza verildi ama vallahi hiç umurumda da değil Saygı Bey. Bizim başımıza gelenler en fazla beni ilgilendirir ama ülkenin başına gelenler, bütün ülkeyi, herkesi ilgilendirir. Tarihimizde böyle şeylerin örnekleri çok. Onun için en ufak bir sıkıntı içinde değilim.

‘BU ÜLKE İLELEBET YAŞAMALI’

Çocuklarım geldi, valizimi hazırladım. Gelip almalarını bekliyorum. Ne yapacaklar yani, zaten 75 yaşındayım. Bundan sonra en fazla 5 sene daha yaşarım. Ama bu ülke, laik, çağdaş bir şekilde ilelebet yaşamalı. Bizler faniyiz, gelir geçeriz. Böyle bir duruşma, böyle siyasi şey dünyanın hiçbir yerinde olamaz.”