Enver Paşa ve Mustafa Kemal

featured

Osman Selim Kocahanoğlu yazdı… (1. Bölüm)

Bu yazıyı bazı okuyucu istekleri üzerine yazıyorum. Zaman zaman Mustafa Kemal-Enver Paşa ilişkisi soruluyor, dahası bu konuda benim bir değerlendirme yapmam isteniyordu. Burada verilen bilgiler ve kişisel yorumumuz, siyasi nedenlerle kafası karışık bazı gençleri sanırım aydınlatıcı olacaktır. Yakın tarihimizin bilinmeyeni çoktur ve acı şeylerle doludur. Bu sayfanın sınırı ve dar çerçeve içinde böylesi devasa bir konuyu her yönüyle ifade edebilmek elbette zordur. Arkadaşlara ancak bu kadar yardımcı olmaya çalıştım.

Öncelikle belirtelim, Mustafa Kemal Milli Mücadeleyi başlattığında Talat, Enver ve Cemal Paşalar yurt dışına kaçmış, Almanya ve Rusya’ya sığınmışlardı. Mustafa Kemal ile dışardan mektupla ilişki kurmaya çalıştılar. İçlerinde en mantıklısı ve lider pozisyonunda olanı gene Talat Paşa’ydı. Almanya’da bir büro kurup geride bıraktığı ülkesi için temaslar yapmaya başlamıştı. Mustafa Kemal’in desteklenmesi taraftarıydı, barıştan sonra nasıl olsa gene kendilerine ihtiyaç duyacaktı; savaş kazanılsa bile ülkeyi yönetmek kolay değildi.

CEMAL PAŞA, ENVER’DEN KOPUYOR

Cemal Paşa, biraz da Enver’in etkisiyle Afganistan’a geçmişti. Afgan ve Hindistan müslümanları ayaklandırılıp İngilizler arkadan vurulacaktı. Ancak Cemal Paşa bu Pan-İslamcılık davasının bir macera olduğunu anlayıp Almanya’ya döndü ve pişmanlık duyarcasına Enver’den koptu. Mustafa Kemal’e yaklaşarak bir nefer gibi emrine girmeyi kararlaştırdı. Mustafa Kemal de samimiyetine güvenerek kapılarını açtı. Ancak Türkiye’ye gelirken Tiflis’te öldürüldü.

İttihatçı trumvira içinde Mustafa Kemal ile en problemli ilişki Enver Paşa ile yaşanacaktır. Enver – Mustafa Kemal ilişkisi iki yaş farkı olmasına rağmen Harbiye yıllarına kadar indirilebilir. 1907’de Enver binbaşı Mustafa Kemal kolağasıydı. Ancak Enver meşrutiyete hürriyet kahramanı olarak girmişti. Anlaşıldığı kadarıyla aralarında gençlik yıllarına inen özel bir dostluk ilişkisi olmamıştı. İkisi de Trablusgarp’a giden gönüllüler arasındaydı, Enver onun komutanı olduğu halde sıcak ilişkileri yoktu, hatta aralarına soğukluk bile girmişti (1911).

Mustafa Kemal Trablusgarp’tan döndüğünde Balkan Harbi başlamış, Bulgarlar Çatalca’ya gelmişti. Mustafa Kemal Fahri Paşa’nın Bolayır kolordusuna verildi. Şarköy çıkarması günlerinde Enver-Mustafa Kemal ilişkisi düşmanlık seviyesine yükselecekti. Birinci Dünya Harbine kadar Sofya’da ataşe olan Mustafa Kemal, Savaş başlayınca geri dönüp görev istedi. Tekirdağ’daki 19. Fırkaya atanarak, muhtemel Gelibolu saldırısı için görevlendirildi (Ocak 1915).

ÇANAKKALE’DE MUSTAFA KEMAL’i ZİYARET ETMEDİ

Babıali Baskını ile öne fırlayan Enver, İttihat-Terakki’yi tam kadro iktidara taşımıştı. Daha savaş başlamadan iki rütbe birden atlamış genç yaşında İzzet Paşa yerine Harbiye Nazırı olmuştu. Savaşa onun zamanında girildi. Mustafa Kemal ile ilişkileri Çanakkale cephesinde yeni boyut kazandı. Enver Paşa savaşın en kızgın günlerinde Harbiye Nazırı olarak Çanakkale cephesini teftişe gelmişti. Herkese uğradığı halde emrinde üç alay bulunan fırka kumandanı Mustafa Kemal’i ziyaret etmedi. Ancak Liman von Sanders’in ricası üzerine mektupla özür dileyerek bunu telafi edebildi.

Bu davranışlar iki asker arasındaki ilişkinin soğukluğunu gösterir. Üstelik Mustafa Kemal’in Anafartalar ve Conkbayırı’nda gösterdiği direniş görülmemiş bir kahramanlıktı. Enver Paşa Harp Mecmuasının kapağına resminin konmasını bile engellemişti. Müttefik donanması Çanakkale’den çekilince Mustafa Kemal Şark Cephesine gönderildi Ancak terfisi geciktirilip verilmiyordu. Dr. Nazım bunun sebebini sorunca, Enver Paşa’nın söyledikleri:

– “…O’nu paşa yapsanız padişah, padişah yapsanız Allah olmak ister…”

‘ŞU ÇOCUĞUN YAPTIĞINI GÖRDÜN MÜ PAŞAM’

Mustafa Kemal şark cephesinde mirliva ve ordu komutanı oldu (1916). Savaşın ağırlığı Suriye cephesinde devam ediyordu. Ancak başlarında Falkenhein isimli Alman general vardı. Kumandanlar toplantısında Mustafa Kemal bu şımarık ve sömürgeci generalin savaş stratejisini yanlış bularak istifa edip İstanbul’a geldi. Bununla aynı zamanda Enver’e de kafa tutmuş oluyordu. O sırada Veliaht Vahdeddin Alman imparatoru II.Wilhem’in ziyaretini iade için Almanya’ya gidiyordu. Refakatçi olarak yanına Mustafa Kemal verildi. Vahdeddin için Sirkeci istasyonunda uğurlama yapılıyordu(Aralık 1917). Tüm vekil vükela oradaydı. Harbiye Nazırı Enver Paşa, herkesin elini sıkarken, ordu kumandanı Mustafa Kemal’in elini sıkmadan geçmişti. Sarışın Paşa törende bulunan Âyan Reisi Tevfik Paşa’ya tepkisini şöyle gösterdi: ” Şu mahalle çocuğunun yaptığını gördün mü Paşa!.”

Vahdeddin Almanya gezisinden sonra çok geçmeden padişah olmuştu (4 Temmuz 1918). Savaşın en hızlı günleriydi. Mustafa Kemal, Almanya dönüşü tekrar Suriye cephesindeki 7. Orduya atandı (Ağustos 1918). Enver Paşa bu tayinde de Mustafa Kemal ile hiç görüşmeden Vahdeddin’e emri vaki yaptırmıştı. Cepheye vardığında Osmanlı orduları çözülmüş, hatta dağılışa sürükleniyordu. Mütareke imzalanmış (31 Ekim 1918), Liman von Sanders Yıldırım Orduları’nı Mustafa Kemal’e bırakıp ayrılmıştı. Sadrazam İzzet Paşa onu geri çağırdı. Mustafa Kemal İstanbul’a döndüğünde (13 Kasım 1918) Enver Paşa ve arkadaşları yurt dışına kaçmışlardı.

İttihatçılar yurt dışında sağa sola dağılmışken Mustafa Kemal Anadolu’da Milli Mücadele lideri olmuştu. Kongreler dönemi bitmiş TBMM açılmıştı. Enver Paşa’nın yurt dışı hayatına gelirsek, idealizm ve ihtirasa sıkışmış talihsiz bir maceraya benziyordu. Talat Paşa’nın ölümünden bile medet umar hale gelmiş, Karl Radek’le kurduğu ilişki sayesinde Bolşeviklere sığınmıştı.. Enver artık Moskova’daydı. Amacı Anadolu mücadelesine lider olmaktı. Bolşevikler Doğu siyasetleri için onun şöhretini kullanıp, Mustafa Kemal’i baskı altına almak istiyordu.

Enver Paşa’nın Moskova günleri üzerine üç temel kaynak var. Ali Fuat Paşa’nın Moskova Anıları, Şevket Süreyya’nın Enver biyografisi ve Enver Paşa’nın kendi mektupları temel alınarak yapılan bir doktora tezi…

BOLŞEVİK GÜNLERİ

Japon araştırmacı Masayuki Yamauchi şu analizi yapar:

“… Enver’in Mısır, Hindistan gibi ülkeleri İngilizlere karşı ayaklandırma amaçlı İslam İhtilal Cemiyetleri İttihadı adıyla benimsediği strateji, herhangi somut bir planı olmayan tutarsızlıklarla doluydu… Ancak onun bu birlikten çok beklentisi vardı. Enver’in kalbi esas olarak kahramanca bir karşılama beklediği Anadolu için atıyordu, Mustafa Kemal’in el koyduğu pozisyonunu tekrar kazanacaktı… Enver Paşa, Kasım 1920’de şerefli bir Bolşevik Paşası olarak onurlandırılmasını ve onu takiben bahar aylarında Anadolu’ya yürümesini Sovyet liderlerine cesaretle teklif etmişti… Kesin olan şu ki Sovyet Rusya Enver Paşa’yı Ankara ile pazarlıkta bir kart olarak kullanmaktaydı…”

Erzurum’da bulunan Karabekir de Enver Paşa’yı ondan farklı görmüyordu: “…Kâbusu hırs ve şöhretle milleti harbi umuminin felaket ve avakibine sürükledikten sonra, memleketi parasız, teşkilatsız ve bütün menabii kurumuş halde bırakıp kaçmış, şimdi de Rusların elinde vatanın bakıye-i izamını kemirmeye teşebbüs eden ve orduyu milis yapmak gibi cinnetlere kapılan fesat ve şer aleti olmuştur…”

Enver Paşa, Sovyet Merkez Komitesinden destek sözü almıştı: “… Ancak bu siyasetini uygularken Mustafa Kemal’in şüphesini çekmemek için Kemalist görünmüş, Sovyet ordusu desteğinde Anadolu’ya yapılacak muhtemel sefer hakkında Bolşeviklerin fikrini almaya çalışmıştır. Bu gaye uğruna kendini onlara Mustafa Kemal’den daha güvenilir bir solcu/yoldaş olarak tanıtmıştır…”

Enver Paşa amacını gerçekleştirmek için, Eskişehir ve Kütahya’nın düştüğü ordumuzun Sakarya gerisine çekildiği günlerde Batum’a gelmişti. İttihat ve Terakki’nin anlı şanlı Dr Nazım’ı da Talat Paşa’nın öldürülmesi ardından sıranın kendine geldiğini anlayarak Enver’in yanına gelmişti. Enver Paşa Batum’da Dr. Nazım, Halil Paşa, Küçük Talat ve dört yoldaşıyla İslam İhtilalleri İttihadı adına naylon bir kongre toplamıştı. Dr. Nazım’ın ara sıra Enver’i iğnelediği oluyordu:

– “… Ne kabahat yaptın da harbi kaybedip, bu hale düştük?”

YAHYA KAHYA GRUBU

Enver Paşa’nın planına göre, Trabzon Kayıkçılar kahyası (Yahya Kahya) hapishaneden çıkarılacak mahkumlardan gönüllü tabur oluşturacak, Enver bu taburun başında kahraman gibi Ankara’ya yürüyüp Başbuğ olacaktı. Batum’da bu hayaller kurulurken, Mustafa Kemal kanlı çarpışmalar sonucu Yunan ordusunu Sakarya gerisine atmış, hezimete uğramamıştı. Bunu duyan Enver’in umutları söndü. Masayuki Yamauchi şöyle değerlendirir:

“…Enver Paşa, Mustafa Kemal’i devirmek için Bolşevik liderlerden bıktırıcı taleplerde bulundu. Batum/ Acara bölgesindeki müslümanlar ve Trabzondaki taraftarlarıyla (Yahya Kahya grubu) Anadolu’ya girerek gerçekleştireceği hükumet darbesini gizlemek için oldukça ihtiyatlı davranıyordu.(…) İstanbul ve Ankara’daki taraftarları ( Küçük Talat ve Nail Bey) kendilerine destek bulmak için TBMM İkinci Reisi ve Adliye Vekili Celaleddin Arif’le de temasa gelmişlerdi…”

Dr. Arsen Avagyan Moskova arşivlerinde Enver Paşa-Ardahanlı Hilmi arasındaki mektupları bulmuştur. Enver Paşa Hilmi’den, ” serseri mayın gibi ontada dolaşan İttihatçıların Ankara’yı Mustafa Kemal’e bırakmamasını, korkak değil cesur olmalarını istiyordu:

“ (…) Sen Ankara’ya giderek en doğrusunu yaptın. Trabzon’da Halil’e ve Küçük Talat’a nasıl muamele ettiklerini biliyorsun. Biz her zaman sessizliğimizi koruduk ve bazı şahsiyetlere dikkat ettik, yeter ki o SARI KÖLE sakinleşsin. Ama o bizi istemiyor.(…) Şükrü ile ve eğer uygun görürsen Eyüp Sabri ile buluşarak bizi bilgilendiriniz. Biz savunmanın; İstiklal Mahkemeleri, darağaçları ve kurşuna dizmeler şeklinde devam edemeyeceği kanaatindeyiz…”

‘SARI KÖLE’

Enver’in mektuplarında Mustafa Kemal’in adı SARI KÖLE diye geçer. Bu ifade Enver Paşa’nın içindeki nefret söylemidir. Ardahanlı Hilmi’nin nefreti Enver’den daha fazlaydı:

“… Hatırlıyor musun, bir seferinde Doktor Baha Merkezi Umumi’de, Mustafa Kemal’in ” eğer bir gün iktidarı ele geçirirsem, ben onların tümünü asarım” dediğini söylemişti. O cümle bugün ve yarın onun özünü teşkil etmektedir. Kırdığı cevizlerin tanesi bini geçiyor. Yunan süvarileri Ankara’ya yakın olduğunda, çokları vatan derdiyle tasalanıp susmak durumundaydık.

(…) Ben bu adamın neye dayandığını anlamıyorum. Bu ülkede hiçbir sadık arkadaşı yok. Buraya geldiğimde, ona en yakın olanlara ‘tek avantajımız bizim ahlakımız ve vatanseverliğimizdir. Eğer Paşa isterse, vatan namına her fedakarlığa hazırız’ diyordum. Biz bu adamın yumuşayacağı ve gerçeği anlayacağı zamana kadar beklemeyeceğiz…”

Mustafa Kemal bir ayağı Mecliste bir ayağı cephede iken arkasında bu vatanseverler de vardı. Enver Paşa’nın Mustafa Kemal için kullandığı SARI KÖLE metaforu, istisnai olarak aldığı iki rütbenin niteliksiz bir özentisi idi. Trablusgarp ve Edirne’ye girişine birer rütbe verilerek mirliva, genç yaşında da Harbiye Nazırı olmuştu. Mustafa Kemal ise Çanakkale ve Doğu cephesinde Ruslara karşı aldığı başarıdan dolayı mirliva yapılmıştı. Halep toplantısında ise, İzzet ve Cemal Paşa’lar sessiz kalırken, Alman general Falkenhein’in sömürgeci tavrı ve savaş stratejisine karşı çıkmış, gerekçesini de Talat Paşa’ya kadar göndermişti(1917). Bu tavır aynı zamanda Enver’e karşı bir direniş sayılırdı.

‘MUSTAFA KEMAL’DE ENVER, ENVER’DE MUSTAFA KEMAL KOMPLEKSİ’

Şevket Süreyya, Mustafa Kemal’de Enver, onda da Mustafa Kemal kompleksi olduğunu yazar. Ortada görünenler de zaten birbirini sevmedikleri hatta nefreti kucakladıklarını gösteriyordu. Tekrar Batum’a dönersek Enver Paşa, Sarı Köle’nin yumuşamasını boşuna bekledi. Mustafa Kemal, 13. Fırka Kumandanı eliyle Enver’in planlarını bozmuş, hastalık bahanesiyle orada bulunan Halil Paşa’yı Trabzon’dan çıkarmıştı. Enver Paşa, tren vagonunda topladığı beş kişilik naylon kongre ile İttihat-Terakki’yi diriltemeyeceğini görmüş, Moskova da zaten çapını anlayıp desteğini çekmişti.

Meclisteki Enverciler Mustafa Kemal’in altını oymak için elinden geleni yapıyor, Çerkez Ethem’i destekliyordu. Güya Sarı Paşa’nın “kurmay kafasını küçük zabit kafasına” ezdireceklerdi. Mustafa Kemal Ethem belasını ezmeyi de başarmıştı.

Mustafa Kemal bir ara Ardahan mebusu Hilmi Bey’i Moskova’ya aracı göndermeyi düşündü. İstek de Hilmi’den gelmişti. Güya Enver Paşa’yı bu maceradan geri çevirecekti. Eline bir mektup verilerek yola çıkarıldı. Durum Ali Fuat Paşa’ya da telgrafla bildirildi. Hilmi Bey Trabzon fırka Kumandanına şöyle çıkışıyordu:

” Siz kime dayanıp da Enver aleyhine bayrak açıyorsunuz. Biz TBMM’nde müttehid ve mütesanid kırk ittihatçıyız; istediğimiz anda Mustafa Kemal’i alaşağı eder, onun yerine Enver’i getirebiliriz.”

MUSTAF KEMAL DE AZ İSTİHBARATÇI DEĞİL

Hilmi Bey’in bu ikiyüzlü davranışını öğrenen Mustafa Kemal onu yoldan geri çevirtti. (Hilmi Bey Ankara İttihatçılar davasında asılmıştır). Mustafa Kemal de az istihbaratçı değildi, İttihatçıların Trabzon’da niye kümelendiğini biliyordu. Halil Paşa’yı oradan çıkardığı gibi, diğerlerinin tutuklanıp Ankara’ya getirilmelerini istedi. Enver, 16 Temmuz 1921 tarihli mektupla Sarı Köle’yi şöyle tehdit etti:

“… Trablusgarp’tan beri şahsi ahlakınızın hiç değişmediğini görüyorum. Diğer noksanlarınızı artık göze batacak kadar belli ettiniz…Bu nefy şeklindeki arzunuza ilelebet tahammül etmek bize pek ağır ve sefilane gelir…Başta Türkiye olmak üzere kurtarmaya çalıştığımız İslam alemi için, biz Anadolu’ya ne zaman gelmek icap ederse size danışmadan geliriz. İşte bu kadar!…”

Enver Paşa bir yandan Sarı Köleyi tehdit ediyor, bir yandan da Naciye Sultana içini döküyordu:

“…Sevgili Naciyeciğim! Şimdi Mustafa Kemal Paşa’ya yazdığım uzun mektubu bitirdim. Bunda baştan aşağı ne yaptığımı ve ne düşündüğümü ve kendisine rakip olacak kadar küçülmediğimi, muvaffak olmasından memnun olduğumu ilh. yazdım. Cidden, arkadaşlara adeta kudurmuş köpek gibi saldıran bu adama vakıa bunlar tesir etmez, fakat ben bir kere yazmayı borç bildim. Doktor Nazım’da bu fikirdedir…”

‘ANKARA’DA MUSTAF KEMAL VARSA BAKÜ’DE ENVER PAŞA VAR’

Mustafa Kemal hem Yunan cephesi hem Enverci ve Ethem’ci fesatlarla uğraşadursun, “zihin yorgunluğu ve baş ağrısı” bahanesiyle TBMM’den 45 günlük izin alıp Ezurum’a gelen Celaleddin Arif, yandaşlarıyla vilayeti işgal etmişti. Güya “Halk Hükumeti” kurulacak, Hüseyin Avni vali yapılacaktı. Utanmazlığa bakın ki hem TBMM ikinci reisi hem de Adliye vekiliydi. Ordu ambarlarında yolsuzluk yapılıyormuş. Meğe işler böyle yürümüyor denilerek, sınır ötesindeki Enver davet edilecekmiş. Rıza Nur arkasında Karabekir de sessizdi… Enver Doğu Halkları Kurultayı için Bakü’deyken, Karabekir ona bir mektup yazmıştı. Ankara’da Mustafa Kemal varsa, Bakü’de de Enver vardı. Kendini paşa yapan Enver’e hissettiği sıcaklığı Mustafa Kemal için hissetmiyordu. Enver’in omuzlarında büyük harbin felaketi olmasa huduttan daha kolay sızabilirdi.

İşte Milli Mücadelenin gerisinde ve Mustafa Kemal’e karşı oynanan oyunlar. Kimler neler peşindeydi ? Enver Paşa’nın Batum günlerine tekrar dönelim. O Anadolu mücadelesine Başbuğ olma planları yaparken, Mustafa Kemal, Duatepe tarassut kulesinde Fevzi ve İsmet Paşalarla Sakarya harbini yönetiyor, Yunan topçusunun şarapnelleri oralara kadar geliyordu. Halide Onbaşı da oradaydı. Şerife Bacılar kağnılarla mermi taşıyor, Sakarya kan akıyordu. Mustafa Kemal cepheden dönerken, Ankara’da yer yerinden oynamış, Hüseyin Avni bile karşılayıcı çıkmıştı. Fevzi Paşa’nın cepheden gönderdiği telgraf teklifi üzerine, TBMM savaşın Serdarına müşirlik ve Gazilik ünvanı vermişti.

SAKARYA, ENVER PAŞA İÇİN DE DÖNÜM NOKTASI

Sakarya harbi sade Yunanlılar için değil Enver Paşa için de dönüm noktası oldu. Enver Paşa Sarı Köle’nin bileğini bükemeyeceğini anlamıştı. Ruslar da birşey yapamayacağını anlayınca desteğini çekmişti. Buhara tarafından yeni dönen Kuşçubaşı Hacı Sami Enver’in akıl hocasıydı. Oralardan haberler getirmişti. Onun telkiniyle Batum’dan ayrılıp, güneşin doğduğu yerlere yöneldi(28 Eylül 1921). Cemal Paşa da İslam alemini İngilizlere karşı ayaklandırma hayalinden vazgeçip Almanya’ya dönmüştü. Enver’i uyaran mektuplar yazdığı halde sonuç değişmedi. Enver Paşa, Hacı Sami’nin hazırladığı raporun bir kopyasını Karabekir’e göndermişti. Karabekir’in okudukları:

“… Bu Hacı Sami Enver’i ikna ederek başladığı maceraya onu da iştirak ettirerek felaketine sebep olmuştur. Basit tahsili ve malumatı olan bu Hacı Sami’nin koca İmparatorluğu berbat ederek memleketten firar eden bir başkumandanı iğfal etmesi, Enver Paşa’nın da ne kadar basit düşündüğünü ve müthiş bir sükut neticesinde neye saldıracağını bilmediğini gösterir…”

(*) Not: Burada adı geçen Ardahanlı Hilmi ile Dr. Nazım, İzmir Suikastinde dahli olduğu gerekçesiyle İstiklal Mahkemesinde idama mahkum oldular(1926).

Devamı gelecek…

Enver Paşa ve Mustafa Kemal

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

3 Yorum

  1. 2 ay önce

    Ellerinize sağlık hocam!Enver Paşa ile yüce bilge Mustafa Kemal Atatürk farkı hukuk anlayışı farkıdır aynı zamanda.Biri bütün işini hukuk kavramı (insanın adalet duygusuna hitap) takip ve icra ederek diğeri ise hukuk katli ile yapmıştır.Hayat da hükmünü buna göre vermiştir.”Yok kanun yap kanun.Yaparım olur bozarım olmaz” diyen Enver’in zihniyeti böyledir.Bugünün hangi asrın! liderini! anımsatıyor?

  2. 2 ay önce

    iyi niyetli iyi insanların sadece vatan ve milletin bağımsızlık sevdasıyla her türlü zorluğa katlandığı o büyük ”Milli Kadro” ve onların aklındaki tek zafer milletin müreffeh geleceğiydi o kadro bir daha mümkün gelmediği için bugünleri yaşıyoruz. Dün bugünün aynası gibi. Ve Daha Kurtuluş Savaşı hemen sonrasında ”bir rüyada yaşıyoruz sanki ama hiç uyanmak istemiyorum” diyenler bugünleri görmüş olacak sanki!!!

    Cevapla
  3. 2 ay önce

    Ne mutlu varsınız değerli büyüğümüz,bilgilendirmenize saygılar..

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!