Ergin Saygun yazdı: Yeniden şekillenen Orta Doğu

Emekli Orgeneral Ergin Saygun yazdı...

Ergin Saygun yazdı: Yeniden şekillenen Orta Doğu

Tarih boyunca şekilden şekile girmiş olan Ortadoğu’nun, yeniden dizayn edilmekte olduğu görülmektedir. Eski sıkıntılar ve anlaşmazlıkların yerini, yavaş yavaş, diyalog ve anlaşmaların aldığını, ihtiyatlı bir iyimserlikle, söylemek mümkündür. Kartlar yeniden karılmakta ve yeni dengeler ortaya çıkmaktadır.

Bugüne kadar, Ortadoğu’daki düzenlemeler ve değişiklikler, genelde, bölge dışı ülkelerin istekleri ve müdahaleleri istikametinde gerçekleşmiş olsa da, bu sefer, dış müdahaleler yanında, bölge içi dinamiklerin de harekete geçtiğini söylemek mümkündür.

1967 yılında işgal ettiği topraklardan çekilmedikçe ve başkenti doğu Kudüs olan bir Filistin Devletinin kurulmasını kabul etmedikçe, İsrail ile diplomatik ilişki kurulmayacağı yolunda, Arap Birliği’nin 2002 yılında aldığı bir karar olmasına rağmen, İsrail ile BAE ve Bahreyn arasında imzalanmış olan ve şimdiden başka bir kaç ülkeye de yayılmış bulunan İbrahim (Abraham) Anlaşmalarının ve ilişkilerin normalleştirilmesinin, diğer Arap ülkelerinin İsrail’e olan yaklaşımında da değişikliğe yol açması beklenmelidir.

Yıllardan beri devam eden ve bir çözüm bulunması uzak bir ihtimal olan Filistin sorununun, Arap ülkeleri için, artık yüksek öncelikli bir mesele olmadığı anlaşılmaktadır.

Arap- İsrail yakınlaşmasının, Ortadoğu’daki ABD askeri varlığının azalması sonunda doğabilecek güvenlik boşluğunun, bir ölçüde, telafisini amaçlamış olabileceği de değerlendirilebilir.
Elbette ki İsrail’in de, daha fazla Arap ülkesi ile yakınlaşarak, Arap Birliğini zayıflatma çabasına girmesi, bu amaçla da dış politikasında daha da yumuşamaya gitmesi çok uzak bir ihtimal değildir.

Ortadoğu’nun en önemli oyuncularından olan ABD’nin, Suudi Arabistan ile ilişkilerini, Trump öncesi dönem seviyesine çektiğini söylemek mümkündür. ABD yönetimi, Suudi Arabistan’a, Yemen’deki çatışmalarda, saldırı amaçlı kullanılması muhtemel silah satışlarına yasak getirmiştir. Ancak, Rusya ve Çin ile ilişkilerini arttırmasına yol açmamak için, Suudi Arabistan ile işbirliğini devam ettirmeye gayret göstermektedir.

Suudi Arabistan’ın da, bir süreden beri, muhtemelen ABD’ye şirin gözükmek, belki de İran’ın bölgedeki etkisini dengelemek için, SDG (PKK/PYD/YPG) ile, maddi yardım yapmak ve siyasi destek sağlamak dahil, iyi ilişkiler içinde bulunma çabasında olduğu da gözden kaçmamaktadır.
Bütün bunların ötesinde, yeni oluşmakta olan dengelerde, İran-Suudi Arabistan yakınlaşması dikkat çekicidir. Katar’a ablukanın sona ermesi ve Irak'ın arabuluculuğunda, İranlı ve Suudi üst düzey yetkililerin görüşmeleri, İran'dan Suudi Arabistan'a ihracatın yeniden başlaması, bu yakınlaşmanın ilk adımları ve belirtileridir.

İsrail-Filistin meselesinde, iki devletli çözüm söylemleri, Filistinlilere insani yardım ve İsrail’e koşulsuz askeri ve diplomatik destek şeklinde özetlenebilecek klasik ABD politikaları devam etmektedir.

Ortadoğu’da iki devletli çözümü savunan ABD’nin, Kıbrıs’ta aynı formüle karşı çıkması ilginçtir.

ABD'nin Çin'e odaklanması ile, Körfez güvenliğindeki rolünü azaltma ihtimalinin, bölge güvenliğinde yaratacağı boşluğu Ortadoğu’da önemli bir aktör olmaya başlayan Çin’in doldurmakta olduğu görülmektedir.

Çin ve İran, beş yıl süren görüşmelerden sonra, Kapsamlı Stratejik Ortaklık Antlaşması imzalamışlardır. Antlaşma, iki ülke arasındaki ticaret hacmini 600 milyar dolara çıkarmayı ve Çin’in, İran petrol, gaz, petrokimya ürünleri, yenilenebilir enerji ve nükleer enerji alt yapılarına, 25 yıl içinde 400 milyar dolar yatırım yapmasını öngörmektedir.

Kuşak Yol Projesinde (BRI) önemli bir kavşak olmaya namzet olan İran’ın, Şangay İşbirliği Örgütü'ne tam üye kabul edilmesi, Orta Asya ile ilişkilerini ve irtibatlarını da artırmaktadır.

Aynı şekilde, İsrail de Çin'in önemli bir ticaret ortağıdır ve BRI projesinin deniz bacağında, liman kolaylıkları sağlamak dahil, önemli bir yeri bulunmaktadır.

ABD’nin, Güney Kıbrıs ile ilişkilerini geliştirmesi meyanında, GKRY’nin Uluslararası Askeri Eğitim ve Öğrenim Programı’nın (IMET) bir parçası olacağı anlaşılmaktadır. ABD’nin bu girişiminin Doğu Akdeniz enerji kaynakları ile adadaki İngiliz üsleri üzerinden Ortadoğu’yu kontrole devam edeceği anlamına geldiği düşünülmektedir.
Suriye ile de ilgili önemli gelişmeler gözlemlenmektedir.
Mısır’ın öncülüğünde, Suriye’yi Arap Birliğine geri alma girişimleri başlatılmıştır.
Mısır, Ürdün ve BAE, Şam’daki sefaretlerini yeniden faaliyete geçirmiş veya geçirme aşamasındadırlar. Türkiye’den sonra en fazla mülteci barındıran ülke olan Ürdün, Suriye ile olan sınırını açmıştır.

Suriye Cumhurbaşkanı Esad ile Abu Dabi Veliaht Prensi, Suriye ile BAE arasındaki işbirliğinin genişletilmesini de kapsayan bir görüşme yaparak, bu amaca yönelik ortak çabaları ele almışlardır.
2011'de patlak veren iç savaşın başından beri Suriye, ABD, Türkiye, Rusya ve İran gibi oyuncularının mücadelesine sahne olmuş ve olmaya da devam etmektedir. 2021 yılı itibarı ile, Beşer Esad ülkesinin büyük kısmında kontrolu sağlamış, ancak kuzey ve kuzey doğuda, ABD tarafından hem siyasi hem de askeri bakımdan desteklenen ve bu destekle de uluslararası hüviyet kazanmaya çalışan yapı ortaya çıkmıştır.

Türkiye için, Fırat'ın doğusundaki Kürt devleti oluşumunun önlenmesi birinci öncelikli meseledir . Rusya için ise, İdlib’in ilk sırada olduğu görülmektedir.
Suriye konusunda, Rusya ve Türkiye arasındaki gerginlik zaman zaman tehlikeli boyutlara tırmanmakta ancak üst düzey toplantılarla, kriz geçici olarak çözülmektedir. İki ülke arasında, ana güzergahların açık tutulması ve terör örgütlerinin temizlenmesi dahil, önemli konulardaki anlaşmazlıklar devam etmektedir.

Esad’ın gitmeyeceği anlaşılmıştır. Yapılan açıklamalarda ve varılan anlaşmalarda , Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunacağı ısrarla vurgulanmaktadır. Bunun en önemli adımı, Fırat’ın doğusundaki SDG’nin temizlenmesidir. Bunu hem Türkiye ve Rusya hem de Esad istemektedir. ABD’ye rağmen bunun nasıl yapılabileceği düşünülmelidir.
1998 yılında imzalanmış olan Adana Mutabakatı ile, Suriye, komşularına tehdit teşkil edecek şekilde, topraklarında terör örgütlerini barındırmamayı taahhüt etmiştir. Benzer yükümlükler başka anlaşmalarda da mevcuttur. Ancak bu anlaşmaların uygulanmasının Suriye ile koordine edilmesi gerektiği düşünülmektedir.
Netice olarak, Ortadoğu, çok kapsamlı ve etkileri başka bölgelere de yayılmakta olan yeni bir değişim geçirmektedir. Bu değişimin dışında kalmamak için, bölgeye yönelik politikaların da aynı dinamizm içinde sürekli revize edilmesine ihtiyaç bulunmaktadır.