Manavgat’ta yangın devam ediyor

Av. Onur Şahin yazdı...

Manavgat’ta yangın devam ediyor

Manavgat’ta yangın 28 Temmuz’da başladı. Cehennemi yaşadık. Zümrüt ormanlarımız, verimli tarlalarımız, pek çok sera, zeytinlik ve meyve bahçesi küle döndü. Börtüsü böceğinden büyükbaş çiftlik hayvanına, ağıllarca küçükbaştan kümesler dolusu hayvana telef olan canların sayısı belirsiz.

Yangın 6 Ağustos’ta Manavgat’ta tümüyle kontrol altına alındığında Gündoğmuş’a ve Alanya’ya sıçramıştı.

Manavgat’ta 1500’ün üzerinde ev, işyeri ve tarım arazisi yangından zarar gördü. Onbinlerin hayatı en trajik düzeyde doğrudan alt üst oldu. Tüm Manavgat dolaylı olarak darbe aldı.

Örneğin aileme ait dede yadigârı zeytinliğin kül olmasını hatırladıkça, baba evimin terasından seyretmeye doyamadığım çamlığın ancak korku filmlerinde rastlanabilecek kömürden bir iskelete dönmüş mevcut haline her baktığımda halen kahroluyorum. Fakat 29 Temmuz sabahı annemi ve babamı ev hayvanlarıyla birlikte alevlerin arasından komşularımız sayesinde tahliye edebildiğim için şükrediyorum.

İlçemde 1358 ev ve işyeri bir daha kullanılamaz düzeyde yandı. Komşu ilçeler Gündoğmuş ve Alanya ile birlikte 88 bin hektarlık ormanımız zarar gördü.

Ve maalesef yangınlar hem zamanlı olarak veya peş peşe pek çok ilde, ilçede Manavgat’la birlikte vatandaşa aynı cehennemi yaşatmıştı. Kabus sadece Manavgat’tan ve Antalya’dan ibaret değildi. Anadolu tarihinin Roma, Bizans ve Osmanlı devirleri dâhil kayıtlara geçen en korkunç yangın felaketiyle milletçe kavrulduk.

Elbette Manavgat’ta yangınla ilgili çeşitli gözaltılar oldu. Oysa İçişleri Bakanlığı veya Cumhuriyet Başsavcılığı yangınla ilgili yapılan soruşturmanın akıbeti ile ilgili henüz kamuoyuna herhangi bir bilgi vermiş değil.

Korkunç yangınların ekonomimize, yurttaşımıza, doğal varlıklarımıza, tarımımıza, hayvanlara verdiği zararla ilgili henüz resmi bir veri paylaşılmadı. Kaç can kaybı olduğu bile muamma. Ki en az yirminin üzerinde hemşerimizi yangınlarda yitirmemiz bir tarafa hayvanların hatta yanan ağaçların sesleri sanıyorum ki ölene dek taşıyacağımız manevi bir yük oldu ruhumuza…

Uzmanların ‘sabotaj’ olduğundan şüphe duymadığı, felaket bölgesinde seri kundaklamalarla ilgili vatandaşın pek çok delil bulup kolluğa teslim ettiği, pek çok zanlının yakalandığı yangınlar zincirinin adli boyutu henüz bir sis perdesiyle örtülü. ‘Terör’, ‘rant operasyonu’, ‘toplum mühendisliğine yönelik milli güvenliği tehdit eden saldırı’ gibi şayialar aydınlanıyor. Kimlerin bu felakete yol açtığı veya kimlerin görevini ihmal ettiği yönünde hangi soruşturmaların yapıldığı, nasıl sonuçlara ulaşıldığını bilemiyoruz.

BUGÜN VATANDAŞIN DURUMU NE?

Evi yanan vatandaşlara evlerindeki hasarın büyüklüğüne göre 10 bin lira ile 50 bin lira arasında değişen devlet yardımı yapıldı.

Yangın felaketi esnasında başka belediyelerden gelen itfaiye ve sivil savunma ekipleri dâhil belediye çalışanları, Jandarma, polis, Tarım ve Orman Bakanlığı personeli kimi önemli aksaklığa rağmen genel olarak canla başla gayret etmişti. Yine de sahadaki manzara Milletin elindeki devlet kırıntılarıyla canını, malını, doğasını, yaşam alanını savunma çabasından ibaretti. 10 gün boyunca yangın alanında benim gördüğüm buydu ve dileyen herkesle tartışmaya hazırım.

Afet sürerken ve afet sonrasında Türkiye’nin dört bir yanından pek çok vatandaşımız ilham ve umut veren bir dayanışma örneğiyle afet bölgesine hemen her türlü yardımı ulaştırdılar. Afetin o günleri atlatmak adına yaraları inanınız beklenenden çok daha üstün bir milli dayanışma sayesinde sarıldı.

Örneğin Zafer Partisi Teşkilat Başkanlığı’nın ve Ankara İl Başkanlığı’nın öncülüğünde ‘bizim mahalle’ de yardım TIR’ları ve araçlarıyla derhal imeceye dâhil olmuştu. Genel Başkan Yardımcımız Neslihan Seven beyaz eşyalar dâhil çok önemli yardımlarla sahaya bizzat gelmişti. Antalya Teşkilatı mensuplarıyla yaraların sarılmasına katkı sunmuştu. Nil Apaydın, Oğuzhan Türk, Kurucular Kurulu’ndan İmran Yaşa, Ankara teşkilatının öncülerinden Fatih Tosun enkazlara girdiler, sırtlarında yardım kolileri taşıdılar.

Hemen her siyasi partiden, her kesimden yurttaştan aynı milli dayanışmayı görmüştük. Fakat geçen iki ay zarfında özellikle evi, işyeri yanan afetzedeler acı gerçeklerle karşılaştılar.

EN BÜYÜK SORUN: AFETZEDE KONUTLARI YAPILMIYOR!

Şu an için evini yitirenler halen imeceyle kiralanan evlerde veya sığıntı gibi akrabalarının, komşularının konutlarında yaşıyorlar. En büyük dert, konut ve barınma sorunu!

Ak Parti Genel Başkanı’nın “en kısa sürede afetzedelere evlerini yapacağız” demesinin üzerinden iki ay geçti. Günümüz inşaat teknolojisiyle normalde 10 günde yaşanılır bir evin inşası devlet kararlılığı söz konusu olsa gayet mümkün.

Fakat Erdoğan’ın ziyaret ettiği ve tamamı yanan Kalemler Köyü’nde inşa edilen göstermelik 2 – 3 yapı dışında henüz başlanan konut inşaatı yok.

Bunun en önemli sebebi iktidarın, Cumhuriyet’in temel yasalarından olan Köy Kanunu’nu değiştirip yitirecekleri yerel seçimlerin hesabıyla Büyükşehir Belediye Yasası’nı çıkarmasıdır. Zira halen köy yaşantısı sürdüren mahallelerde artık yapılaşma İmar ve Şehircilik mevzuatına bağlı.

Dahası pek çok mülkiyet problemi var. Acele kamulaştırma kararıyla Gündoğmuş’ta afetzede konutu inşası için belirlenen şahıs arazisi dışında henüz konutların nerelere ne şekilde inşa edileceği belli değil!

“2 yıl geri ödemesiz 20 yıla dek kredi ile konut bedellerinin yüzde 60’ını afetzedenin ödeyeceği kalanını ise kamunun karşılayacağı” bir finansmandan bahsedildi. Fakat Erdoğan’ın bahsettiği yeniden inşa süreci bir türlü başlayamadı.

Büyükşehir Belediye Kanunu değişikliğinden ve Köy Tüzel Kişilikleri sona erdirilmeden önce geçerli olan Köy Yerleşim Alanları ile bu alanların 500 metreye kadar civarında kısmi imar bağışıklığı tanınan ‘tip proje’ seçimlik konut planları hazırlanmıştı. Her bir projenin maliyeti halen belirli değil! Vatandaşa “hangi tip ev yapalım” diyen olmadığı gibi kamunun somut bir önerisi ve yol haritası bulunmuyor.

Özellikle evi tümden yanan afetzedeye miktar kısmı boş feragatnameler imzalatılıyor. Vatandaşın bir kısmı çaresizlik hissiyle bunları imzalarken bir kısmı da duruma ve belirsizliğe büyük tepki gösteriyor.

Milli Emlak memurları, Tapu ve Kadastro personeli, Kaymakamlık, Sosyal Yardımlaşma Vakfı çalışanları, İmar ve Şehircilik Bakanlığı ekipleriyle birlikte harıl harıl çalışıyorlar. Siyasilerin oy için, yarınları umursamadan değiştirdikleri mevzuatla ortaya çıkan ve vatandaşın derdine dert katan sorunları çözebilmek için! Ve afetzedeye görünen bir arpa boyu yol gidilemediği…

İmar Barışı olarak lanse edilen ve köyden mahalleye dönüştürülen yerlerdeki mevzuata aykırı yapılaşmayı güya legalize edeceği savunulan garabet ise elbette afetzedeyi korumadı. Çünkü o dönemde dişinden tırnağından arttırarak ‘usulsüz’ binasına yüksek kayıt harcı ödeyen kırsaldaki vatandaşa İmar Barışı kapsamında yapı kayıt belgesi verilmişti. Fakat bu belge kaydedilen yapıların yıkılıp tekrar yapılması izni vermeyip idari para cezalarına ve belediyelerin olası yıkım kararlarına karşı “yapının ömrüyle sınırlı” bir himaye sağlıyor. Yani evini, ahırını İmar Barışı uyarınca kayıt altına alan vatandaş o yapı yandığı takdirde yenisini yapamıyor.

Kış yavaş yavaş kendisini hissettirirken huzurlu yuvasına kavuşmayı bekleyen gönlü kırık, mağdur yurttaşın durumunu gündemde tutacağız. Zafer Partisi Milletvekilleri Genel Başkan Ümit Özdağ’ın ve Genel Sekreter Sayın İsmail Koncuk’un TBMM’de konuyu gündeme getireceğinden de tüm Zafer Partililer’in afetzede ve millet adına iktidara hesap soracağından da kuşku duymuyorum.

Bir diğer kuşku duymadığım konu ise bol keseden vaatte bulunurken afetzedeye çay poşeti fırlatanların sandıkta acı gerçeklerle yüzleşecekleri…