Eski Alman Büyükelçi'den skandal yazı: Erdoğan'ın nefesi kesilene kadar bekleyin!

İki ay öncesine kadar Almanya'nın Ankara Büyükelçiliği görevini yürüten Martin Erdmann skandal bir yazı kaleme aldı. AB'ye seslenen Erdmann "Avrupa Erdoğan'ın nefesi kesilene kadar sabırlı ve dikkatli olmalıdır. O gün geldiğinde Türkiye tekrar dostumuz olacak" dedi.

Eski Alman Büyükelçi'den skandal yazı: Erdoğan'ın nefesi kesilene kadar bekleyin!

GÖNÜL KENTER / VERYANSIN TV

Almanya'nın Temmuz 2020 tarihine kadar Türkiye'deki Büyükelçisi Martin Erdmann bu hafta Frankfurter Allgemeine Zeitung için kaleme aldığı tarafsızlıktan ve kısmen diplomasi dilinden uzak yazısındaki "Avrupa Erdoğan'ın nefesi kesilene kadar sabırlı ve dikkatli olmalıdır. O gün geldiğinde Türkiye tekrar dostumuz olacak" ifadesi şaşkınlık yarattı.

Mavi Vatan çıkışı germiş olacak, Erdmann'ın Yunanistan ile ihtilafta Türkiye'yi deniz hukukunu "ihlal ettiği" iddiasıyla acımasızca eleştiriken, Yunanistan'ın ihlal ve işgalini tek kelime ile anmaması dikkat çekiyor. Almanya'nın Atina Büyükelçisi Reichel da sosyal medya hesabından Türkiye'yi "AB sopasını yakında gösterecek" diye küstahça tehdit etmişti.

ALMAN FIRSATÇILIĞI

Türkiye-Yunanistan anlaşmazlığında "uzlaşıcı" rolüne neredeyse "atlayan" Almanya kendi çıkarlarını "savunduğu" yorumları Avrupa basınında yer almaya başladı. Türkiye'nin Suriye'ye yönelik operasyonları başlatmasından bu yana Merkel'in bölgede "güçlü TSK" istemediği sır değil. Alman Başbakanın Türk-Yunan gerginliğini fırsat bilerek bu sefer de Ege Ordusu'nun "lağvedilmesini" istemesi Berlin'in diplomasi yoluyla Türkiye'nin bölgedeki varlığı için hayati önemdeki kuruluşlarına karşı "faaliyet" yürüttüğünü gözler önüne seriyor. Geçtiğimiz günlerde başta Berlin ve Paris'in Ankara üstündeki ekonomik yaptırım tehdidi içeren baskılarının Beştepe üstünde etkili olması Avrupa Birliği merkezlerinde şimdilik "başarı" olarak değerlendiriliyor.

Şimdi Almanya'nın eski Ankara Büyükelçisi Martin Erdmann'ın söylediklerine dönelim.

ERDOĞAN'A SUÇLAMALAR

Erdmann makalesinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yönetimindeki Türkiye'nin gittikçe endişelendiren ve komşularına rahatsızlık veren bir noktaya geldiğini vurguluyor. Erdoğan'ın içeride gittikçe artan "baskıcılığı" ve dışarıda "savaş kışkırtıcılığı" içeren sözlerini hedef alıyor.

Erdman yazısında, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın baskıcılığına örnek olarak "demokratik özgürlüklerin geniş kapsamlı iptalini" "yargının siyasallaştırılmasını" "basın ve sivil toplumun" ortadan kalktığı iddiasını gösteriyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı "saldırgan dış politika" yapmakla suçlayan Erdmann, Erdoğan'ın Yunanistan'ı sözleriyle "bombardıman" etmesinden, Doğu Akdeniz'de uluslararası deniz hukukuna aykırı olarak deniz sınırlarını "tuhaf biçimde tek taraflı çizen" tutumundan, hatta "Kıbrıs'ın kara sularında sondaj" yaptırmasından çok şikayetçi. Erdoğan'ın "saldırganlık" listesine "Suriye ve Libya'da izlediği çizgiyi" de ekliyor!

'AKP ÜMİT VERİCİ BİR BAŞLANGIÇ YAPMIŞTI'

Alman Büyükelçi Erdmann, iç politikadaki "otoriterleşmenin" Erdoğan ve danışmanları her ne kadar "derin devlete ve Temmuz 2016'daki başarısız darbe girişiminin sempatizanlarına karşı yürütülen mücadele için hala gerekli" olduğunu iddia etseler de, "iktidarı sürdürmek" için olduğu kanaatinde.

Erdmann'a göre, bir zamanlar ümit verici bir başlangıç yapan AKP siyaseti 20 yıl sonra geldiği noktada "otokratik rejimlerin tipik hastalıklarıyla sallanmaya" başladı ve "akşam güneşinin son merhamet ışığıyla aydınlanıyor"...

ERDMANN'IN İKİ YANITI

Erdmann yazısında "Türkiye'nin komşularını bu kadar korkutan ve Avrupa'yı aslında istenmeyen tepkilere zorlayan dış politikadaki bu saldırgan tavır neden?" sorusunu yöneltiyor. Yanıt için iki bakış açısı dillendiriyor:

"Bazı gözlemciler saldırgan dış politikaya Yeni-Osmanlıcılık hayallerini gerekçe gösteriyor. Diğerleri ise modern Türkiye'nin kurucu belgesi olan 1923 Lozan Antlaşması'nın belirlediği sınırları kapsamlı bir şekilde hizalama çabası olarak görüyor!"

Erdmann dış politikada son bir yıldır kaydedilen "saldırgan" ses tonunu, demokratik ilkelerin ortadan kaldırıldığı iç siyaset güdülerine uygun olarak safları Erdoğan liderliğindeki AKP'nin arkasına çekmek için denediği "ümitsiz bir girişim" olarak değerlendiriyor ve not düşüyor: Sonuç olarak muhalefetteki CHP'nin tabanını bile etkileyen dışarıdaki "tüm düşmanlara kılıç sallayan" "milliyetçi" ve Yunanistan'a karşı savaş kışkırıtıcılığı içeren bu "zehirli söylem" onyıllardır her lazım olduğunda "güvenilir etkisini" gösteriyor.

NASIL BAŞA ÇIKILIR?

Erdmann, bunların ardından asıl soruya geçiyor:

Türkiye'nin Avrupa Birliği ve NATO'daki "ortakları" bu durumla nasıl başa çıkmalı?

Erdmann şöyle diyor: "Önümüzdeki süreçte AB Konseyi Brüksel'de bu soruya yanıt bulmak zorunda. Çok çeşitli görüşler göz önüne alındığında kolay iş değil! Paris ve Viyana AB katılım müzakerelerinin tamamen "çökmesini" ve "ikiyüzlülük" politikasının ve Ankara'ya karşı sessizliğin sona ermesini talep ediyor. Atina, Lefkoşe ise "sert yaptırımları" tercih ediyor. Ancak bu önerilerin AB için de istenmeyen yan etkileri var. Her iki öneri de etkisiz bir şekilde sönmeyecek veya Ankara'nın "Türkiye düşmanları" propagandasına hizmet edecek."

GEREKİRSE SINIRLARI GÖSTERMELİ

Erdmann tekrar soruyor: "Peki ne yapmalı?

Ve devam ediyor: "Cevap yalnızca şu olabilir: Erdoğan sisteminin geriye kalan ömrünün ufkunun ötesine bakmak, olumsuzluklarını ve mantıksızlık taleplerini yönetmek ve daha fazla tırmanışı hafifletmek için mümkün olan her şeyi yapmak. Gerekirse aynı zamanda sınırları açıkça göstermek!"

Erdmann: "Öneri çok iddialı değil ve kendi amaçlarını reddetmeyi gerektiren gerçek bir Sisifos görevi. Böyle bir yol AB saflarında ve ilgili iç politikalarda da ateşli tartışmalara neden olacak. Güdülen Türkiye politikaları bazı yerlerde duygusallaştığı için bu kararlılığa ihtiyaç var."

"Stratejik dikkat Türkiye'nin şu an ki liderinin gücünün tükendiği güne odaklanmalıdır. Bunun için bir tarih yok, ancak mevcut sistemin çürümüşlüğü elle tutulacak kadar aşikar."

"X gününden sonra da Türkiye, dünyanın en huzursuz bölgelerinden birinde komşumuz, ortağımız ve istikrarın çapası olarak kalacak. Ve Türkiye'deki insanlar bugün olduğu gibi gelecekte de aynı olacak. Bu günün kızgınlığı ile Avrupa ile Türkiye arasında uzun vadeli işbirliği için onların umut ve özlemlerini hayal kırıklığına uğratmamalıyız."

MAKALENİN YORUMU

Martin Erdmann'ın her cümlesini "ikiyüzlülük" açısından mercek altına almak bizim gibi uzun süredir Berlin'in Türkiye politikalarını yakından izleyenler için zor değil. Alman siyasiler bugün "Türkiye'de demokratik özgürlükler bitti" diye yakınıyor, oysa çok geriye gitmeye gerek yok, yirmi sene öncesindeki "Eğer Orta Doğu'da söz sahibi olmak istiyorsak Türkiye'de siyasal İslamı desteklemeliyiz, Atatürkçülerden alınacak taviz yok" sözlerini hâlâ unutmuş değiliz.

Erdoğan'ı o zamanlar yerlere göklere sığdıramıyor "barış ve demokrasi" ödüllerine boğuyorlardı. Palazlandırdıkları AKP rejimi ile Suriye'de, Irak'ta yol da aldılar, Türkiye'de federasyonu gündeme oturtabildiler. TSK vesayetinden "kurtulun" dayatmasıyla hamiliğini yaptıkları sivil vesayeti öne çıkarttılar. Şimdi ne oldu da bu kadar anti Erdoğancı kesildiler? Nihai hedefe ulaşmak için oluşturdukları muhalefet cephesinin hazırlıkları tamamlandı mı? Yazının başlığına belki de Türkiye Cumhuriyeti'nin tepesine iyice çullanabilmek için "Pusu Önerisi" demek daha doğru olabilirdi. O beklenen X gününe kadar kapalı kapılar arkasından yine de "çürüdü" dedikleri geminin kaptanından gerekli tavizleri kopartmak için ekonomik yaptırımlar dahil ellerinden geleni yapacaklarından eminiz. Ölüsü de dirisi de iyi "para" onlar için!