İstanbul’da tedavi gördüğü hastanede 100 yaşında hayatını kaybeden Hıfzı Topuz için İBB Şehir Tiyatroları Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde cenaze töreni düzenlendi. Saat 11.00’de başlayan törene, Hıfzı Topuz’un eşi Ayşe Topuz, yakınları ve sevenleri katıldı.
Hıfzı Topuz’un eşi Ayşe Topuz, tören sırasında gerçekleştirdiği konuşmada gözyaşlarına hakim olamadı. Saygı duruşu ile başlayan törende Hıfzı Topuz için hazırlanan kısa videonun da gösterimi yapıldı. Tören sonunda Topuz’un Türk Bayrağı’na sarılı cenazesi saygı geçidi eşliğinde salondan çıkarılarak Teşvikiye Camii’ne götürüldü.
Teşvikiye Camii’nde öğe vaktini kılınan cenaze namazına, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu da katıldı. Kılıçdaroğlu ve İmamoğlu birlikte, Topuz ailesine taziye dileklerini iletti. Cenaze namazı sonrası Topuz’un naaşı defnedilmek üzere Feriköy Mezarlığı’na götürüldü.

‘GİDİŞİYLE BENİ BÜYÜK ACININ İÇİNE HAPSETTİ’
Hıfzı Topuz’un eşi Ayşe Topuz törende gerçekleştirdiği konuşmada, “Hıfzı Bey’le yıllar su gibi aktı geçti, gidişiyle de zaman beni büyük acının içine hapsetti. Dayanmak çok zor ama yanına gideceğim tek tesellim bu. Sevgili, sevgili lütfen beni bekleyin ve yine el ele diz dize” dedi.
KILIÇDAROĞLU: BASIN DÜNYASININ YETİŞTİRDİĞİ EN ÖNEMLİ DEĞERLERDEN
Kılıçdaroğlu, “Türk basın dünyasının yetiştirdiği önemli değerlerden bir tanesidir. Bazı yazarlarımız onu anıt olarak tanımlarla gerçekten de basın dünyasının önemli bir kaybı, düşün dünyasının da önemli bir kaybı” dedi.

İMAMOĞLU: İSMİNİ YAŞATACAĞIZ
İmamoğlu, “Bir cumhuriyet çınarı, çok ilginç bir vefat anı, çünkü cumhuriyetimizin 100’ncü yılında 100 yaşında bir çınarı, çok kıymetli gazeteci, yazar, düşünür, cumhuriyetin simgesi isimlerden. Üzüntülüyüz ama bir taraftan da cumhuriyetimizin çok kıymetli insanları var ve bunları rahmetle minnetle anıyor olmak ve böyle bir toplum olmak bizim için kıymetli. Çok da özel bir İstanbullu, İstanbul’un her anını her semtini anılarıyla anlatıp bizlerle buluşturan muhteşem yazıları ve kalemiyle özel bir insandı. Çok özel anılarımız olmuştur kendileriyle, bu da benim için gurur ve mutluluk verici, ismini hem İstanbullular hem bize bıraktıkları anısına yaşatma konusunda elbette ki ailesiyle, eşiyle sohbet edeceğiz. Mutlaka özenli bir şekilde Hıfzı Topuz ismini İstanbul’da yaşatacağız” dedi.
HIFZI TOPUZ KİMDİR?
Hıfzı Topuz, 1923 yılında İstanbul’da doğdu. Topuz, 1942 yılında Galatasaray Lisesi’ni, 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Topuz, Strasbourg Üniversitesi’nde devletler hukuku ve gazetecilik alanlarında yüksek lisans ve yine Strasbourg Hukuk Fakültesi’nde gazetecilik alanında doktorasını yaptı. 1947-58 yılları arasında Akşam gazetesinde önce istihbarat şefi, sonra yazı işleri müdürü olarak çalıştı. İstanbul Gazeteciler Sendikası’nın kurucuları arasında yer aldı ve başkanlığını yaptı. Paris’te Unesco Genel Merkezi’nde Özgür Haber Dolaşımı şefi olarak çalıştı (1959-1983). Uluslararası gazetecilik örgütleri arasında mesleksel işbirliği, basın ahlâkı, gazetecilik eğitimi ve gazetecilerin korunması projelerini yönetti. Afrika ülkelerinde, Hindistan’da, Filipinler’de gazetecilik eğitimi seminerleri düzenledi.
Kara Afrika’da kırsal basın projesini oluşturdu. 1962 yılında Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin, o zamanki adıyla Basın-Yayın Yüksek Okulu’nun kuruluşu için, Paris’te Unesco’nun merkezinde ilk projeleri hazırladı. 1974-75 yılları arasında TRT’de Radyolardan Sorumlu Genel Müdür Yardımcılığı yaptı. 1986’da halen başkanlığını sürdürdüğü İletişim Araştırmaları Derneği’ni (İLAD) kurdu. Vatan, Milliyet ve Cumhuriyet gazeteleriyle çeşitli dergilerde diziler ve inceleme yazıları yazdı. Anadolu Üniversitesi, Galatasaray ve İstanbul Üniversiteleri iletişim fakültelerinde basın, radyo-televizyon tarihi, uluslararası iletişim ve siyasal iletişim dersleri verdi.
![]()
‘KAHVALTI ETMEDEN YAZMAK ÜZERE MASAYA OTURURDUM’
Hıfzı Topuz, 2019 yılında AA’ya verdiği röportajda, sabah uyanır uyanmaz kendini yazıya verdiğini belirterek, “Kahvaltı etmeden yazmak üzere masaya otururdum. Onu yıllarca sürdürdüm. Bütün romanlarımı o heyecanla yazdım.” demiş ve sözlerini şöyle sürdürmüştü:
“Şimdi biraz geç kalkıyorum. Onun için o heyecanla masaya oturamıyorum. Bazen hiç uyku tutmuyor, uyuyamıyorum. O felaket bir şey oluyor. Normal olarak 8 saat uyuyorum. (Yazmaktan) Hiç bıkmıyorum. Bazen yazmaya oturduğum zaman, saate falan bakmıyorum, akşam olmuş karım beni yemeğe çağırıyor, öyle kalkıyorum. Hiç farkına varmıyorum. Yazı beni öyle sürüklüyor ki hiç farkına varmıyorum. Çok zevkli bir iş.”
‘ATATÜRK’Ü GÖRMEYE GİTTİM, DOYAMADIM’
“Atatürk’e dair 4 kitap yazdım. Atatürk’ü gördüm tanıdım, çok sevdim.” diyen Topuz, Atatürk ile bağını şu sözlerle anlatmıştı:
“Ankara’da motosiklet geçişlerinde Atatürk geçiyor diye kenarda dururduk. Atatürk arabayla gelir, selam verirdi. Çok heyecanlanırdık. Cumhuriyet Bayramı’nın 10. yılında Atatürk’ü görmeye gittim. Doyamadım. Bir iki kere tribünlerin önünden geçtim Atatürk’ü göreceğim diye. Galatasaray’da okulun önünden geçerdi, orada görürdük. Haydarpaşa’ya geldiği zaman polisleri görürdük, ‘Atatürk geliyor.’ derdik ve beklerdik. Atatürk benim hayatımda çok önemli rol oynadı. Ben çok sevdim Atatürk’ü. Kumandanlığıyla hiç uğraşmadım. Benim alanım değil. Benim sevdiğim, insancıl bir Atatürk, herkesin düzeyine inen, herkesle dost olan, herkesi anlayan, devrimci bir Atatürk. Atatürk’ün en önemli tarafı bence, bilime inanması. Atatürk son kez İstanbul’a geliyordu, hastaydı. Pendik’e gittik karşılamaya, Atatürk pencereye çıktı, biz de alkışladık. İndi, el sıkıştık. Sohbet değil ama bu kadar bir temasım oldu Atatürk ile.”

‘NAZIM BENİM O ZAMANLAR DOSTUMDU’
Topuz, Nazım Hikmet ile yaptığı röportajla ilgili şunları söylemişti:
“(Kayıtta) Ben Nazım’ı takdim ediyorum otelinde. O da elindeki kağıtları okuyor. Ondan sonra bir ara dili sürçtü, ‘bunu sil’ dedi. Ben silmedim, onu da bıraktım, daha renkli olsun diye ve bunu ancak dostlarıma dinletiyordum. Hiç satışa çıkartmaya kalkmadım. Benim Nazım Hikmet kitabım çıktığı zaman, imza günlerinde gelen ve bana duygusal olarak davranan insanlara hediye ettim. Onun da sayısı herhalde 50-60 falandır sanıyorum. Şimdi çıkmasından memnun oldum. Sesini banda almış olmakla çok mutluyum. Nazım benim o zamanlar dostumdu ve kendisiyle Paris’te sık sık görüşürdük. O zaman onları İstanbul’da hiçbir yayınevine yahut stüdyoya vermek imkanı yoktu. Benim de içimde yoktu. Benim için bu kişisel bir anıydı.”
‘SAÇLARI SAMAN SARISI’
İçerikte iki röportajın yer aldığını aktaran 83 yaşındaki ünlü yazar Topuz, “Bantta uzun bir röportaj var, ‘Saçları Saman Sarısı’. Karısı Vera’yla karşılaşmasını anlatıyor. O çok tatlı ve duygusal bir röportaj. İkincisi yine uzun bir röportaj. Havana röportajı. Nazım, Havana’dan yeni dönmüştü. Gidip, Havana’da Castro’yla konuşmuştu. Onları da anlattı bana. Castro demiş ki Nazım’a, ‘Ben çocukluğumdan beri senin şiirlerini bilirim. Sen çakı gibi adamsın. Gençmişsin bayağı’. Onları anlattı uzun uzun. Bunları banda almadım. Bunlar da aklımda kaldı”