Gazetecilerin davasında tahliyeler

'MİT mensuplarının ifşa' edildiği iddiasıyla tutuklu gazeteciler Barış Pehlivan, Murat Ağırel ve Hülya Kılınç’ın da aralarında bulunduğu 8 sanıklı davada karar açıklandı. Mahkeme, Pehlivan, Kılınç ve Ağırel'in tahliyesine karar verdi.

Gazetecilerin davasında tahliyeler

VERYANSIN TV

'MİT mensuplarının ifşa' edildiği iddiasıyla tutuklu bulunan Odatv Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan, Muhabir Hülya Kılınç ve Yeniçağ yazarı Murat Ağırel’in de aralarında bulunduğu 8 kişinin yargılandığı davanın ikinci duruşmasında karar çıktı. Barış Pehlivan ve Hülya Kılınç’a "İstihbarat faaliyeti ile ilgili bilgi ve belgeleri ifşa etmek" suçlamasıyla 3 yıl 9 ay, Murat Ağırel, Aydın Keser ve Ferhat Çelik'e de 4 yıl 8 ay 7 gün hapis cezası verildi. Hükümle birlikte tutuklu gazeteciler Barış Pehlivan, Murat Ağırel ve Hülya Kılınç'ın, yurt dışı yasağı konularak, tahliyelerine karar verildi. 

TERKOĞLU'NA BERAAT

Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu ile Eren Ekinci'nin ise "İstihbarat faaliyeti ile ilgili bilgi ve belgeleri ifşa etmek" suçundan beraatlerine karar verildi. Mahkeme beraat eden Barış Terkoğlu'nun soruşturma aşamasında tutuklandığını ve sonra serbest bırakıldığını belirterek kararın kesinleşmesinin ardından tazminat isteminde bulunabileceğini belirtti. Mahkeme, Terkoğlu hakkındaki adli kontrol tedbirinin de kaldırılmasına karar verdi. 

Bütün sanıkların "devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama" suçundan ayrı ayrı beraatine hükmeden mahkeme heyeti, savunması alınamayan sanık Erk Acarer'in dosyasının ayrılmasına karar verdi.

İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada gazeteciler savcının esas hakkındaki mütaalaasına ilişkin son savunmalarını yaptı.

Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu savunmasında şu ifadeleri kullandı:

"Sayın Başkan, Sayın Üyeler;

Biliyorum, hakkımda karar vereceksiniz.

Beni doğrudan ilgilendirse de affedin ama merak etmiyorum. Hatta sonucu yine beni ilgilendirse de önemsemiyorum.

Çünkü seçilmiş sanıklar için yaratılmış böyle davaların bir özelliği var. Daha soruşturma bile açılmadan hakkınızda hüküm veriyorlar. Gözaltına bile alınmadan cezanız kesiliyor. Savcılar iddianame hazırlamak için gösterecekleri çabayı yandaşlarına evrak sızdırmaya harcadıkları için, duruşmaya çıkmadan iddia tüketiliyor. Haberlerin savcı bilgisayarında mı yoksa iddianamelerin bazı gazetelerde mi yazıldığını bilmediğimiz bu davada, özür dilerim ama hüküm anına bir şey bırakmadılar.

Öte yandan…

İnsan kendisine verilmiş ömrü kendi eylemleriyle dolduruyorsa asıl olan kendi yazdığı hükümdür.

Sayın Hakimler;

3 ay önce tahliye kararım okunduğunda bu salonu üzüntüyle terk ettim. Zira ardımda bıraktığım adaletsizlik, önümde açılan kapılara sevinmeme engel oluyordu. Çalışma arkadaşım Barış Pehlivan vedalaşırken, “sen buraya geri dönmeyeceksin ben çıkacağım ona göre” diye beni uyardı. Tekrar içeri girmedim ama 3 ay içinde yargının kimi unsurlarıyla yine karşı karşıya geldik.

Mutlaka okumuşsunuzdur. Yıllardır devlet protokolünde gördüğümüz, önemli kişilerin önünde eğildiği, elini öptüğü bir tarikat şeyhi 12 yaşında bir çocuğu istismar etmişti. Günlerce olayın izini sürdük. Şeyh öyle güçlüydü ki insanlar yaşadıklarını anlatmaya çekiniyordu. İstismar edilen çocuğun aynı tarikatın müridi olan babası jandarmanın önünde kemikleri kırılıncaya kadar dövülmüştü. Trajedi yaşayan aile tehdit ediliyordu.

Bir ses çıkarmak gerekiyordu. Haber yaptık, çığlık oldu. Bütün ülke duydu. Hakkımızda yine soruşturma açıldı ama biz “doğru yaptık, iyi ki yaptık” dedik.

Benim söylemek istediğim ise şu…

Tarikat şeyhinin istismarını itiraf ettiği telefon konuşmalarını yayınladık. İstismar ettiği çocuğun babasına bir kez değil, iki kez Odatv dediğini duyduk. “Odatv yazar mahvolurum” diye korkusunu anlatıyordu.

Sayın Hakimler;

Yıllardır halkımızın dini duygularını sömüren, insanları dini kullanarak peşinden sürükleyen bir şeyh büyük bir günah işliyor. Fakat Tanrı’dan korkmuyor.

Yıllardır kamu görevlilerinin en yakınında olan bir şarlatan büyük bir suç işliyor. Fakat yargıdan korkmuyor.

Buna karşın her türlü hakareti ettiği Odatv’den korkuyor.

Ben huzurluyum. “Çok şükür” diye iç geçiriyorum. “Gazetecilik budur” diyorum. Otoritelerle savaşmadan, yerleşik olanla kavga etmeden, güç sahiplerini karşınıza almadan çürümüş dallara baltayı vuramazsınız. Emin olun; sözün, harfin, kelimenin yayını her gerdiğinizde size “uslu dur” diyen bir savcı karşınıza çıkıyor.

Bugün yargılandığımız dava da bir uslandırma davasıdır. Benim için bu nedenle de hükümsüzdür.

SAVCILARIN YAZDIĞI İDDİANAMEDE İFŞA VAR

Sayın Başkan Sayın Üyeler;

Romantik filmlerde kırda el ele yürüyen sevgililer görürsünüz. Ayaklarına yıllar önce toprak altında kalıp işlevini yitirmiş demiryolu takılır. Unutulmuş o yolda demir ile toprak birbirine geçmiştir. Koyunlar, inekler otlar o yolda... İşte o yolda yürürken bize tren çarptı.

Ne demek istediğimi şöyle anlatayım...

Biz 1984 yılında Dündar Kılıç’ın MİT’te yapılan sorgusunun kayıtlarını gazetelerde okuduk. 1985’te Behçet Cantürk’ün MİT’teki ifadesini medyadan öğrendik.

MİT’in ASALA’ya yaptığı operasyonları bizzat MİT’çiler yıllarca gazeletelere çıkıp anlattı.

1.ve 2. MİT Raporu’ndan Türk Medyası olmasa kimsenin haberi olmayacaktı. Hatırlayın, Mehmet Eymür 2000’li yıllarda elinde MİT belgeleriyle ABD’ye yerleşti. Orada internet sitesi kurup gürül gürül istihbarat belgeleri yayınladı, okuduk.

2014’te keskinleşen MİT Kanunu milattır diyebilirsiniz…

Öyleyse çok daha yakını var.

Gazeteleri karıştırıyorum, biz tutuklanmadan sadece iki buçuk ay önce, şehit MİT mensubunu katledenlerin davası sonuçlanmış, fotoğrafı ve adıyla haber olmuş.

MİT Başkanı oğlunu evlendirmiş. Oğlu, adıyla ve fotoğrafıyla haber olmuş.

MİT Mensupları adli vakalara karışmış çarşaf çarşaf haber olmuş.

25 Temmuz 2018’de bir MİT mensubunun annesinin cenazesine devlet erkanı katılmış ve MİT Başkanı’nın da katıldığı cenaze fotoğrafı haber olarak yayınlanmış.

Hani şehit yakınlarını konuşuyoruz ya...

Şehit bir MİT’çinin amcası açık ismiyle hükümet medyasında programa katılıp yeğenini anlatmış. MİT, artık hayatta olmayan bir MİT mensubunun kızının anlatımlarıyla belgesel hazırlayıp kendi sayfasında yayımlamış.

Sayın Hakimler, öyle sıradanlaşmış ki...

Ben tutuklandığım gün Hükümet medyası bir MİT mensubuyla, adını ve soyadını vererek röportaj yapmış. MİT mensubu ifşa olmanın ne kadar kötü olduğunu anlatmış. Bunu anlatırken de kendi adı soyadı yayımlanmış.

Uzağa gitmeyeyim…

Suçlandığımız davanın savcıları kısa süre önce 7 Şubat MİT Kumpası’nın iddianamesini yazdı. Orada FETÖ tarafından mağdur edilen MİT mensubunun adını, soyadını, doğum yerini, anne-baba adını, hatta kimlik numarasını yayımladı. Açın bakın o iddianamenin 43 sayfası MİT’le ilgili yazı ve haberlere verilen referanslardan oluşuyor. Bir tanesi hakkında bile MİT Kanunundan soruşturma açılmamış.

Bütün televizyonlar canlı yayındayken MİT binası açılıyor, istihbaratçılar görünüyor, MİT binaları görünüyor. MİT’in yurtdışı operasyonlarını devletin Anadolu Ajansı servis ediyor.

Biz bile 2015 yılında çıkan Mahrem kitabımızda kumpas davalarına giren MİT belgelerine referans vererek FETÖ’yü anlatmışız.

Uzatmayayım…

Sayın Hakimler;

Mecelle’de “kötü misal emsal olmaz” der. Öte yandan “mücrim sayısı çoğalırsa suç ortadan kalkar” da der.

83’ten beri olan, 2014’te altı çizilen MİT Kanunu öyle bir hale gelmiş ki toprak altında kalmış. Görülüyor ki uzun süredir bizi cezalandırmak için kenarda bekleyenler, onu kazıyıp bizim için çıkardı. Yalnız bu davanın sanıklarına uygulanan bir hukuk yarattı.

KARARINIZDA BUNLAR OLSUN

Sayın Başkan, Sayın Üyeler;

Bir karar vereceksiniz. Ne olduğunu bilmiyorum. Dediğim gibi merak da etmiyorum. Fakat bir beklentim var.

Kararınızda 19 Şubat’tan 3 Mart’taki Odatv haberine kadar binlerce paylaşım, onlarca haber yapıldığı halde neden sadece iki haber, iki mesajın seçilip bu davadaki sekiz kişinin sanık yapıldığının yanıtı olsun.

Kararınızda 19 Şubat’tan 3 Mart’a kadar gerek Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarıyla, gerek Meclis’te yapılan basın toplantısıyla, sağır sultanın bile duyduğu Facebook-Twitter paylaşımlarıyla, Afrika medyasında bile haber olacak kadar aleni hale gelen bir bilginin nasıl gizli sayıldığının yanıtı olsun.

Kararınızda yüzlerce insanın katıldığı, protokolün poz verdiği, MİT Başkanı’nın çelenk gönderdiği, milletvekilinin de belediye başkanının da saf tuttuğu bir cenazenin nasıl sır görüldüğünün yanıtı olsun.

Kararınızda 19 Şubattan 3 Mart’a kadar hiçbir habere ya da paylaşıma erişim engeli bile istemeyen savcıların, 3 Mart gecesi bir anda harekete geçip sabahı bile bekleyemeden polisleri yataktan kaldırıp beni telefonla gözaltına aldırmalarının sebebi olsun.

Kararınızda kendi yazdıkları iddianamelerde bile MİT mensuplarının kimliğini açıkça yazan savcıların bir anda MİT Kanununu fark etmesinin sırrı olsun.

Kararınızda gizli diyerek avukatların bile uzak tutulduğu dosyadan savcıların yandaşlarına nasıl bilgi sızdırdıklarının yanıtı olsun.

Kendim için de bir şey söyleyeyim.

Kararınızda “Odatv Haber Müdürü” olmanın suçlu olmak için yeterli sayılmasının yanıtı olsun.

AÇIKÇA KONUŞULDUĞUNDA ONLAR UTANACAK

Sayın Hakimler;

Bir birkaç satırlık habere, bir de ona düşmanca bir cevap olan soruşturmaya, iddianameye, mütalaaya bakıyorum. 6 insanı aylarca tecrit altında tutan özel infaz sistemine bakıyorum. Gece yarısı yapılan bize özel kanun düzenlemesine bakıyorum.

Bu davanın suçu bulan değil, suçu üreten bir dava olduğunu görüyorum.

Bu dava kanunların kötüye kullanımıdır. Varlığı suçtur. Kanunun adalet ile karşı karşıya getirilmesidir.

Söyledim…

Biz gazeteciler gerektiğinde “Pro jure contra legem”, “adalet için kanunlara karşı” deriz. Kanunlarla çamurlaştırılan bu bataklıkta, nefes almak için dışarda tuttuğumuz başımızın üstünde adaleti taşıyoruz.

Anlattıklarımız var anlatmadıklarımız var.

Söylediklerimiz var, yarına bıraktığımız sözlerimiz var.

Hatırladıklarımız var, aklımızdan çıkarmamak üzere tuttuklarımız var.

Emin olun, bu soruşturmanın başından sonuna kadar yaşanmış tüm “olağanüstülükler”in bizde yanıtları var. Bir gün açıkça konuşulduğunda eminim ki utanan biz olmayacağız.

Sayın Başkan, Sayın Üyeler;

Bu mahkemede doğal olarak siz yukarıda biz aşağıdayız. Aklımı bu salonun dışına çıkararak, aynı ülkenin sizinle eşit bir yurttaşı olarak sesleniyorum.

Kumpas davalarına bakan hakim, savcı, polislerin herkesçe bilinen iftar buluşmasının fotoğraflarını haberleştirdiğim 2009 yılından bugüne, tam 11 yıldır, çeşitli bahanelerle ağır ceza mahkemelerinde yargılanıyorum. Hapis yattım çıktım, yine yattım yine çıktım, yine yatar yine çıkarım.

Kendim için değil, ülkem için, adalet için tek dileğim; kararınız başından sonuna suç olan bu soruşturmanın, bu iddianamenin, bu davanın, bu mütalaanın devamı olmasın. Bırakın bu suç, bu kağıttan kuleyi kuranların üstüne devrilsin."

MURAT AĞIREL: AKILLANMIYORUZ, DERS ÇIKARMIYORUZ

Murat Ağırel savunmasında, “Sputnik'te kitabım hakkında yaptığım 15 dakikalık görüşme iddianamede yer aldı. Savcılık mütalaasında da aynısı yer alıyor. Ben bunları yaşadım. Ergenekon davasında da yaşadım. Biz bunları adaletle aşacağız. Siyasi gücün mahkeme salonlarına girmeseni engelleyerek yapacağız bunu. İnsanlık tarihi boyunca üzerinde durulan en önemli konulardan biri adalettir” dedi. “Akıllanmıyoruz, düşünmüyoruz, ders çıkarmıyoruz” diyen Ağırel, şu ifadeleri kullandı:

“Adil olanın güçlü, güçlü olanın da adil olmadığı sürece biz tekrar tekrar bu durumları yaşayacağız. Dün yargıda örgütlenen FETÖ’den bahsediyorduk. Bugün adaletten, yargının bağımsızlığından, hukukun üstünlüğünden bahsetmemiz gerekirken, oturmuş FETÖ’nün boşalttığı yere METÖ mü geldi, PETÖ mü geldi diye tahminler yürütüyoruz. Yarın daha başka bir yapıdan bahsedeceğiz. Yargı bağımsız, adil ve cesur olmadıkça yargıyı ele geçirmek isteyen siyasi güçlerin desteklediği yapılar ve bu yapıların emir eri olmuş savcı ve hâkimlerden bahsetmeye devam edeceğiz.” 

‘KUMPAS DAVALARI DÖNEMİNDE NE YAŞADIYSAK BU DAVADA DA AYNISINI YAŞADIK’

Amacının mahkemeyi töhmet altında bırakmak değil, aksine uyarmak olduğunu kaydeden Ağırel, şöyle devam etti:

“FETÖ kumpas davaları döneminde ne yaşadıysak bu dava sürecinde de noktası ve virgülü ile aynısını yaşadık ve yaşıyoruz. Kumpas davaları düzmece belge, sahte delil, gizli tanık, yalan ve iftiraya dayalı zorlama yorum ve varsayımlarla üretilmiş suçlamalardan oluşuyordu. Bugün yargılandığımız bu dava da aynı özellikleri taşıyor.

O günkü davalarda da masumiyet karinesi yok sayılıyordu. Bugün de yok sayılıyor. O gün de tutuklamalardan önce gazetelerde hedef gösterilip linç ediliyorduk bugün de. O gün iddianameler teknelerde, kapalı kapılar ardında hazırlanıyordu ki bu ortaya çıktı. Bugün de yalılarda hazırlandığı konusunda bir algı var. O gün gazeteler iddianame yazıyor, TV kanallarında yargılama yapıyor, köşe yazarları hüküm veriyordu bugün de böyle bir algı var. O gün de mahkemelerde savcılar, yargıçlar bizi dinlemiyor, dilekçelerimizi okumuyordu bugün de bizleri dinlemiyor ve dilekçelerimiz okunmuyor. O gün de kararlar kes kopyala yapıştır şeklinde veriliyordu bugün de böyle bir algı var. Yani biz aynı Kumpas davaları sürecini yaşıyoruz.

Ben ‘Devrimciliğe’, ben ‘Halkçılığa’, ben ‘Cumhuriyetçiliğe’ inanan bir Türk evladı olarak bunu yapmalıyım. Bozulanı düzeltmeli, yıkılanı ayağa kaldırmalı, toplumu ayrıştıran uygulamaları ortadan kaldırmalıyım. Hakkı, “hakkı olana” teslim ederek, adil olarak özgürlükleri getirerek bunu yapmalıyım. Özetle yaşadıklarımızı, tarihe havale etmeden, yaşadıklarımızı başka vatan evlatları yaşamasın diye, ülkenin adliyelerinde bir bozulma varsa bunu düzeltmek için ben ‘bu davanın savcısı, hâkimi, katibi, mübaşiri’ olmalıyım.”

‘İSTİHBARAT VE CASUSLUK BU KADAR KOLAY MI?’

İlk celsede yaptığı savunmasını tekrar kronolojik olarak özetleyen Ağırel, “Bir kitabın bir sayfasıyla tüm kitap hakkında yorum yapamazsınız ama sayın iddia makamı caseofficer ifadesiyle öyle bir anlam katmış ki ben caseofficer ile MİT demişim. Siz buna inanıyorsunuz ben bir şey diyemem ama buradaki vicdanları siz inandıramazsınız. İddia makamı case officer ifadesini, meslek memuru ifadesinin karşılığı olarak kullandığım gerçeğini göz ardı ederek MİT’in Libya’daki faaliyetlerinin yabancı istihbarat mensupları tarafından anlaşılması için kullandığımı iddia ediyor. Bu kadar ağır ve ciddi bir iddianın delillerle ispatlanması gerekmektedir. Gerçekten istihbarat ve casusluk bu kadar kolay mı? Yani istihbarat kurumları tüm önlemleri almış ama bir gazeteci resmi twitter hesabından bir kelime ile tüm Libya faaliyetlerimizi nedensiz yere ifşa etmiş. Buna inanmamızı mı istiyor iddia makamı?” diye sordu.

‘ŞİMDİ KİMLER KİMİNLE ÇARPIŞTIRILIYOR?’

Amacının ‘ifşa’ olmadığını, sadece şehidi yad etmek olduğunu vurgulayan Ağırel, geçen aylarda AKP Medya İletişim Başkan Yardımcısı Emre Cemil Ayvalı’nın katıldığı bir programda sarf ettiği “Biz, Kemalistler ile Fethullahçıları birbiri ile çarpıştırdık” sözlerini de mahkemeye hatırlattı.

“O çarpıştırma dediği kumpas davaları oluyor” diyen Ağırel, şöyle devam etti:

“O davalarda Türk Ordusunun şerefli subayları, gazeteciler, yazarlar yargılandı hapsedildi. Murat Özenalp, Cem Aziz Çakmak, Kuddusi Okkır, Ali Tatar, Kaşif Kozinoğlu, Emcet Olcaytu, Türkan Saylan, İlhan Selçuk o günlerde hayatlarını kaybettiler. O davalarda ben de yargılandım. Soruyorum şimdi Sayın Başkan. Acaba şimdi kiminle kimler çarpıştırılıyor ki, biz yine böylesi bir davada yargılanıyoruz? Yine ‘düşmanımın düşmanı dostumdur’ diyerek bir uzlaşma sonucu mu tutuklandık? Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan ve ben FETÖ ile mücadele eden, kumpas davalarında yargılanmış ve yeni 15 Temmuzlar olmasın diye çalışan, yazan ve anlatan kişileriz. Şu anda yaşadığımız dava süreci ve yöntemler kumpas davaları ile aynı demiştim. Biz yine neyin bedelini ödüyoruz? Bu soruların cevabını kim verecek?”

‘HANGİ KAÇMA ŞÜPHESİNDEN BAHSEDİYORSUNUZ?’

Mahkeme heyetinin hakkındaki tutukluluğa devam kararına gerekçe olarak ‘tanık beyanları, delillerin karartılma ihtimali, kaçma şüphesi’ni sunduğunu anımsatan Ağırel, savunmasını şöyle tamamladı:

“Mahkemenizin değerli heyetine soruyorum. Benim hakkımda; paylaştığım tweet mesajı dışında var olan ve bizlerin bilmediği deliller nelerdir. Tek delil tweet mesajı ise ben bunu da kabul etmişken neyi nasıl karartacağım. Hakkımdaki tanık kimdir? İlk celsede biz bu tanığı neden görmedik, dinlemedik. Haftanın üç günü gazetede yazı yazan, iki günü TV’de program yapan, sabit ev ve iş adresi bulunan, iki defa kendi iradesi ile ifade vermeye gelen kişide kaçma şüphesini nasıl gördünüz?

Kaçma şüphesi gördüğünüz ben ile ilgili bir fotoğraf göstermek istiyorum size. Bu fotoğraf 05 Ağustos 2013 tarihine aittir. Yani Kumpas Davası Ergenekon’un karar duruşmasının olduğu gün. Saat 05:30. Fotoğrafta benimle birlikte bulunan kişiler gazeteci Fatma Sibel Yüksek ve eşidir. Bizler tutuksuz sanıklar olmamıza rağmen, elimizde valizlerle tutuklanacağımızı bile bile duruşmaya geldik. Tutuklanacağını bile bile duruşmaya giden az sayıdaki sanıktan biriyim. Siz hangi kaçma şüphesinden bahsediyorsunuz? Ben neden tutukluyum?"

BARIŞ PEHLİVAN'DAN 5 MADDEDE ÖZET 

Barış Pehlivan, esasa ilişkin savunmasında şunları söyledi:

"Somut gerçeği 5 maddede özetlemeliyim.

1- Şehit cenazesi haberi yayınlayarak suç işlediğim söyleniyor.

Biz… Libya’ya TSK ve MİT mensuplarının gittiğini, Libya’da şehitlerimiz olduğunu, şehitlerimiz arasında MİT mensuplarının da olduğunu, şehit olmalarının nasıl gerçekleştiğini, şehitlerin açık kimliklerini/ fotoğraflarını/memleketlerini/ mezarlarının nerede olduğunu, hangi görevlerde ne kadarsüre çalıştıklarını ve ailelerinin kimlik bilgilerini…

Sırasıyla…Cumhurbaşkanı Erdoğan, Muhtar Cemali Merter, onlarca sosyal medya hesabı, Milletvekili Ümit Özdağ ve onlarca haber sitesi ile gazeteden öğrendik.

Özetle; şehit MİT mensubuna dair fotoğraflar ve bilgiler, Odatv’den çok önce açıklandı, yayınlandı ve yayıldı. Yani bizim yayınladığımız haberde şehit MİT mensubuna dair bize özel hiçbir yeni olgu yok.

ODATV O BİLGİLERİ YAYINLAMADI

2- Bu gerçeğe rağmen biz hem şehidin ailesini hem de MİT Kanunu’nu düşünerek ekstra bir hassasiyet gösterdik. Ve daha önce ifşa olmasına rağmen, şehidin soyismini, ailesinin isimleri ile soyisimlerini, cenazenin kaldırıldığı köyün adını yayınlamadık.

YAZMADIĞIMIZ ŞEYLE SUÇLANIYORUZ

3- İddia makamı da bu yadsınamaz gerçeğin farkında olarak, bizi asıl şehit cenazesinden bir kareyle suçladı. Gizli çekilmediği ortaya çıkan, şehidin tabutunun taşınma karesinde MİT mensuplarının da olduğunu iddia ettiler.

Ve biz, ilgili bir adet fotoğrafta MİT mensubu olduğu iddiasını ilk kez iddianameden öğrendik.

Yani ifşayı savcılar yaptı. Ki Odatv’nin haberinde; o fotoğrafta kaymakam, siyasi parti temsilcileri ve vatandaşların olduğu yazıyordu. Sözün özü, yazmadığımız hatta ima dahi etmediğimiz bir şeyle suçlanıyoruz.

SAVCILARIN KISTASI DA 'SUÇ YOK' DİYOR

4- Kaldı ki… Savcılar kaleme aldıkları iddianamede, MİT mensubu olduğunu bilmeden yapılan paylaşımları akladı. İddia makamının kendi oluşturduğu bu suçsuzluk karinesini ve kıstasını kullanıp net olarak söyleyebiliriz ki; Odatv’nin yayınladığı tabut taşıma karesinde de bir suç olmadığı tartışmasız bir gerçektir.

'PLAN VE KASIT OLMADIĞININ DELİLİ'

5- Nihayetinde basit denklem şu: Hülya Kılınç ya da şehidimiz Manisalı olmasaydı bu haber yapılmayacaktı. Diğer MİT mensubunun cenaze haberinin Odatv’de olmaması da bunun kanıtı. Bu ayrıca, savcıların iddia ettiğinin aksine bizim MİT mensubu ifşa etmek gibi bir planımız ve kastımız olmadığının da delilidir. Sadece gazetecilik saikıyla hareket ettik.

KİM NEREYE KAÇIYOR

Sayın Başkan, Değerli Üyeler…Tüm bunları, yani işlenen bir suçun olmadığını, şüphe bırakmayacak bir şekilde ilk duruşmada ayrıntılarıyla anlattım. Ancak… “Kuvvetli suçsuzluk şüphesi” varken aksi yönde karar verdiniz ve tutukluluğuma devam ettirdiniz. Hem de nasıl… İlk duruşmadan önceki tutukluluk incelemesini 4 Haziran’da yapmıştınız. Duruşma da 24 Haziran’da gerçekleşti. Arada 20 gün vardı. 4 Haziran’daki tutukluluğa devam kararında olmayıp, 24 Haziran’daki kararda olan bir gerekçe de mevcuttu: Kaçma ve saklanma girişiminde bulunma ihtimalim!

Şimdi…Aradaki o 20 gün içinde bir şey olmalıydı… Ben o sırada, yani 20 gün içinde Silivri Cezaevi’ndeydim. Acaba benim cezaevinden firar girişiminde bulunduğuma dair bir iddia mı ortaya atıldı? Acaba avludaki kameradan, kaçacağıma dair bir hareket mi görüldü?

Öyle ya…Yoksa 4 Haziran’da kaçmayacağımı ve saklanmayacağımı düşünüp, neden 24 Haziran’da kişiliğime çok ters bir suçlamayla beni karşı karşıya bırakasınız? Bir ben olmalı benim de bilmediğim…

Sayın Heyet…Tutuklanmaya bu adliyeye cezaevi çantamla, kendi ayağımla geldim. Ne kaçması ne saklanması!

TANIĞIN YERİNE Mİ HAPİS YATIYORUM

Tutukluluğa devam gerekçelerinden biri de tanık beyanı. Adını koyalım; Cemali Merter’in beyanı. Yani… Şehidin naaşının ne zaman ve nereden kalkacağını hem şehidin hem de babasının açık adıyla, yetmeyip şehidin fotoğrafıyla ilk kez internette ifşa eden, bunu yaparken herkesi de cenazeye davet eden köy muhtarının beyanı…Yani… İddianamenin bize isnat ettiği ve “suç” olduğunu vurguladığı tüm eylemleri ilk gerçekleştiren ama “tanık” olan kişinin beyanı… Biliyorsunuz; ilk duruşma için buraya bağlandı, dinlendi.

Ve… O gün bu salonda olan iddia makamının gözünün önünde, şehidin adını ve soyadını, babasının adını ve soyadını, yaşadıkları köyün adını açık açık bir kez daha tekrarladı. Bakın lütfen SEGBİS çözümlerinin 64. sayfasına, göreceksiniz. Yani tanık bize “suç” olarak isnat edileni burada yeniden yaptı, gitti. Ve iddia makamı “siz ne yapıyorsunuz” bile diyemedi. Ve ben o dinlendikten sonra, yani MİT mensubunun kimliği, babasının kimliği, ailenin şu an nerede yaşadığı, ben saklarken burada gözümün içine bakarak bir kez daha deşifre edildikten sonra, “tanık beyanı” gerekçesiyle tekrar tecrite gönderildim. Şimdi soruyorum; nedir bu “tanık beyanı?”

Eğer suçsa dedikleri, ki iddia makamı öyle diyor, tanığın suçunun diyeti bana mı ödetiliyor? Ben onun yerine mi hapis yatıyorum? Eğer öyle değilse, yani bu dedikleri suç değilse, ben kesinlikle başka bir şeyden dolayı tutukluyum. Bunu tanık da biliyor, o müthiş bir özgüvenle konuşuyor, ama bana söylenmiyor.”

‘ÇÜRÜMÜŞLÜĞE ALIŞMAYACAĞIM’

Pehlivan savunmasında “Anayasa profesörünün uyuşturucu baronunu serbest bıraktırmakla suçlandığı ve tutuksuz yargılandığı… Rüşvet alırken suçüstü yakalanan yargıcın tutuksuz yargılandığı… Suç örgütünün isteğiyle soruşturma dosyası kapatan savcıların tutuksuz yargılandığı… Beni 19 ay suçsuz yere tutuklu tutan, sonra kendisi 6 ay firar eden kumpas hakiminin tutuksuz yargılandığı…Yargı sisteminden adalet beklememeli miyim? Hayır. Ben alışmayacağım bu çürümüşlüğe. Biliyorum ki; asıl alışırsam ölürüm. Adaletsizlik hüküm sürse de her bir karış toprakta, adaleti aramaktan vazgeçmeyeceğim. İnadına soracağım, inadına itiraz edeceğim. Bu hem bir insan olarak kendime sözüm, hem de bir gazeteci olarak topluma karşı sorumluluğum” ifadalerini kullandı.

‘TALEBİM GERÇEĞİN SESİ OLMANIZ’

“Tutukluluğuma devam gerekçeleri de itiraf ediyor ki; bu davanın esası MİT şehidinin cenazesi değil” diyen Barış Pehlivan, savunmasını şu sözlerle tamamladı:

“Maalesef ki, cenaze toprağı asıl gerçeğin üzerine atılmak istendi. ‘Sır’ cenazede değil, taziye evinde sahte gözyaşı dökenlerdeydi. Ama işte tarihin de bir ahlakı var, kaldıramıyor böyle büyük yalanları, aklayacak beni. Evet, bu salondaki herkes biliyor ki; Burada, bu davada bir haber değil, tüm haberciliğim cezalandırılmak istendi. İnsan bilmediğinden korkar. Ben bunu, yani niye sanık sandalyesinde olduğumu bildiğimden dolayı korkmuyorum. Sizden de talebim; vereceğiniz kararda korkunun değil, gerçek neyse onun sesi olmanızdır.”

HÜLYA KILINÇ: YALNIZCA GAZETECİLİK YAPTIM

Hülya Kılınç, daha önce verdiği savunmasını tekrarladığını belirterek, “Haberi hangi bakış açısıyla okursanız okuyun sadece cenaze haberi olduğunu görürsünüz” dedi.

Haberde yayınlanan fotoğraflarda MİT mensuplarının olduğunu bilmediğini vurgulayan Kılınç, şehidin cenazesinde çekilen fotoğrafların da gizli çekilmediğini, Akhisar Belediyesi'nden temin edildiğini ifade etti. Kılınç, “Eğer cenazenin köylülerin taşıdığını gösteren bu fotoğraflarda MİT mensubunu deşifre etmek isteseydim, haberde 'şehidin mesai arkadaşları da cenazeye katıldı' ibaresi yer alırdı. Ben yalnızca gazetecilik yapmak kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla haberi hazırladım" diye konuştu. 

'BU ZİHNİYETİN SONU KENDİLERİNDEN ÖNCEKİLER GİBİ OLACAK'

Duruşma öncesinde meslek örgütleri ve siyasi partiler adliye önünde basın açıklaması yaptı. Burada konuşan Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu, “Yıllardır başka başka ellerin sergilediği bu filmin sonunu görebiliyoruz. Emin olun, gazetecileri kurdukları kumpaslarla, tezgahlarla susturmaya çalışan bu zihniyetin sonu kendilerinden öncekiler gibi olacak. Ama adımız ne olursa olsun, biz onların ortaya çıkmasını istemediklerini yazmaya devam edeceğiz” dedi.

Terkoğlu'nun açıklaması şöyle:

"Biz bu Adliye’nin önünde kaçıncı kez toplandığımızı bilmiyoruz. Kaçıncı kez adalet çığlığı attığımızı hatırlamıyoruz. Kaçıncı kez yasalar aracı kılınarak rehin alınmış gazetecilerin fotoğrafını taşıdığımızı sayamıyoruz.

Şikayet için söylemiyoruz. Gazetecileri sudan sebeplerle tutuklayan zihniyet ne kadar sıradan ise biz de o kadar kararlıyız. Bunu anlatıyoruz.

Bu kez hapisteki üç gazeteci arkadaşımızın dışarıdaki sesi olmak için buradayız.

Barış Pehlivan, Murat Ağırel ve Hülya Kılınç 6 aydır Silivri Cezaevinde tutuklu. Elbette sebebi onların ellerini kollarını bağlamak için bahane edilmiş bir haber.

Bu öyle bir haber ki Cumhurbaşkanı milyonlarca insana açıkladığı halde “devlet sırrı” oldu!

Bu öyle bir haber ki bir köy muhtarından eski silah arkadaşlarına kadar binlerce kişi paylaştığı halde “ilk kez ifşa olmuş” oldu!

Bu öyle bir haber ki MİT Başkanı “Teşkilat Başkanı” diye çelenk gönderdiği halde “fark edilmez” oldu!

Bu öyle bir haber ki yüzlerce insanın eliyle kaldırılan bir cenazeyi anlattığı halde “saklı” oldu!

Bu öyle bir haber ki cenazeye katılan protokolün verdiği poza rağmen “gizli çekim” oldu!

Bu öyle bir haber ki Millet Meclisi’nde bir milletvekili tarafından açıklandığı halde “görünmez” oldu!

Biliyoruz, gazetecileri tutuklamak için senaryo yazanlar, herkesin gözü önünde verdikleri röportajlara bile manalar yükleyerek suç üretenler, kendi iddianamelerine bile inanmıyor.

Biliyoruz, cezaevine giren arkadaşımızı yumruklayanlar, salgın şartlarında onları hapiste tutanlar, 6 aydır tecrit işkencesiyle teslim almaya çalışanlar ülkemizde yolsuzluklar, hukuksuzluklar, istismarlar bir daha yazılmasın istiyor.

Birazdan duruşma salonuna gireceğiz. Bilekleri kelepçelenerek sanık sandalyesine oturtulan gazetecilerin yargılayanları yargılamalarını izleyeceğiz.

Karar ne olursa olsun, yıllardır başka başka ellerin sergilediği bu filmin sonunu görebiliyoruz. Emin olun, gazetecileri kurdukları kumpaslarla, tezgahlarla susturmaya çalışan bu zihniyetin sonu kendilerinden öncekiler gibi olacak. Ama adımız ne olursa olsun, biz onların ortaya çıkmasını istemediklerini yazmaya devam edeceğiz.

Dün, bugün, yarın…"

SAVCI TUTUKLULUĞUN DEVAMINI İSTEMİŞTİ

Dün, savcı esas hakkındaki mütalaasını dosyaya sunmuştu. Mütalaada, tüm sanıkların "Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken bilgileri açıklama" ve "İstihbarat faaliyeti ile ilgili bilgi ve belgeleri ifşa etmek" suçlarından toplam 8'er yıldan 19'ar yıla kadar hapisleri talep edildi. Yakalamalı sanık Erk Acerer hakkındaki dosyanın ayrılmasını talep eden savcı, tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin de devamını istedi.

"Sanıkların savunmalarının kendilerini suçtan kurtarmaya yönelik olduğu" öne sürülen mütalaada, "Sanıkların üzerine atılı bulunan Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı mensubu olan şehitlerin kimlik bilgilerinin ve dolayısıyla da ailelerinin kimlik bilgilerinin, çalıştıkları görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgilerin yayımlanmak, yayılmak ve açıklanmak suretiyle 2937 Sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu'nun 27/3. fıkrasında tanımlanan suç ile TCK'nın 329'uncu maddesinde tanımlanan 'Devletin Güvenliğine ve Siyasal Yararlarına İlişkin Bilgileri Açıklama' suçlarını işledikleri" iddia edildi.

Dava avukatı: Ne suç var ne suçlu!

NE OLMUŞTU?

Libya’da şehit düşen bir MİT görevlisinin cenaze töreninin Oda TV’de haber olmasının ardından MİT, site hakkında suç duyurusunda bulunmuştu.

Suç duyurusunun ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında Oda TV Haber Müdürü Barış Terkoğlu, Oda TV Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan, Yeniçağ yazarı Murat Ağırel, muhabir Hülya Kılınç, Yeni Yaşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ferhat Çelik ile Yazı İşleri Müdürü Aydın Keser tutuklanmıştı. Akhisar Belediyesi basın biriminde sözleşmeli memur olarak çalışan Eren Ekinci ifadesinin ardından serbest bırakılırken, dava dosyasında şüpheli olarak yer alan Erk Acarer ise bulunamamıştı.

Gazeteciler hakkında, “Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken bilgileri açıklama” ve “istihbarat faaliyeti ile ilgili bilgi ve belgeleri ifşa etmek” suçlarından 9’ar yıldan 20’şer yıla kadar hapis istemiyle dava açılmıştı.

İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ilk duruşmasında duruşma savcısı gelecek celseye kadar esas hakkındaki mütalaanın hazırlanması süre verilmesini istemişti.

3 GAZETECİ TAHLİYE EDİLMİŞTİ

Gazeteciler Barış Terkoğlu, Mehmet Ferhat Çelik ve Aydın Keser’in yurt dışı yasağı konularak tahliyesine karar veren heyet, Barış Pehlivan, Hülya Kılınç ve Murat Ağırel’in ise tutukluluk hallerinin devamına kararlaştırmıştı. Duruşma 9 Eylül'e ertelenmişti.