1. Haberler
  2. Analiz
  3. Her hakkımız saklıdır, helal falan etmiyoruz!

Her hakkımız saklıdır, helal falan etmiyoruz!

featured

Onur Caymaz yazdı…

Hemen tabii hemen, hiç ara vermeden, hatalar karşısında kısa, küçük mahcubiyetlerle, henüz üç beş gebeş müteahhit dışında kimsecikler doğru dürüst yargılanmadan, sürecin özeleştirisi verilecek yerde, helallik isteniyor. Öyle ya, 15 Temmuz’dan sonra da “ne istedilerse verdik Allah affetsin” demişlerdi. Aynı davranış kalıpları… Hep istiyorlar. İstemekten vazgeçmezler. Tabii istenince de hemen helal ediliyor haklar.

Sonra, hiç duraklamadan, evlerin yapımına başlanacağı duyuruluyor. Maşallah. Bizim gibi zavallılar daha ne istesin! Evlerin yapımına geçiliyormuş. Helal edilen haklar, geride boynu bükük kalakalıyor… Öyle ya! Daha fazla kâr için çıkılan kaçak katların altında can veren gencecik hayatların hakları bunca kolay helal ediliyor?

Kaybetmemek için siyah torbadaki cenazesinin yanında uyuyan yaşlı teyzenin hakkı ne olacak? Kim bilir hangi akrabasının ölüsünü, motorunun arkasına attığı bir arkadaşıyla arasına tıkıştırıp şehirden çıkaran adamın hakkı? Kimdi o adam, nerede şimdi? Haberimiz yok. Unutulup gidecek birkaç gün sonra.

Henüz depremin birinci akşamı, betonun altında canlı canlı beklerken salasını dinlemek zorunda bırakılan Türk vatandaşının hakkı, kime, neden helal ediliyor?

Sokaklarda, bir mobil tuvalete delice ihtiyaç duyarken Melikgazi Belediyesi’nden gönderilen mobil mescidi görünce şaşıp kalan Anadolu köylüsünün hakkı ne olacak? Hani şu topraktan öğrenip kitapsız bilen, Hoca Nasreddin gibi ağlayan, Bayburtlu Zihni gibi gülen… Şimdi gülemiyorlarsa nasıl olacak? Hesabı kimden sorulacak?

Yas gününde gülerek fotoğraf veren yetkilileri, soğuktan donan bebelerinin acısıyla izleyenlerin hesabı hangi mahşere kalacak… Ya da acaba, öyle bir mahşer olacak mı? Depremin üçüncü akşamı sosyal medya erişime kapanmasa belki de kurtulacak olan yoksulların eş dost akrabası, haklarını helal edince, görevini yapmayanların dinecek mi iç sızısı?

Bir ay geçti neredeyse, ilahiyatçı olduğu halde, hiç böyle işlerden anlamazken mimarlık fakültesine atandığı için utanarak istifa eden adam dışında kimse koltuğunu bırakmadı… Orada ne işi vardı, neden istifa etti; umarım yine layık olmadığı bir yerlere atandı! Ona da yazıktı! Yirmi yıllık iktidarda, birinin bir şeyi olduğu için orada öyle olan ne çok adam / kadın vardı. Hepsinde de hakkımız saklı.

Sonra… Sonra asıl mühim konu. Anası babası öldüğü için birileri tarafından evlat edinilmesi gereken çocukların hakkı kimde kaldı? Yemeden içmeden, iki lokma gözyaşı döküp şefkat gösteremeden, ölümcül bir aceleyle hemen akıllarına gelip de “evlatlıkla evlenme” konulu fetva çıkaranlar, acaba Yunus’u ne kadar anladı? Yunus’un bize öğrettiklerinin, bu karanlık suratların ezberleriyle farkını hangi çağ, hangi iktidar, hangi hükümet kapatacaktı?

Unutmayacağım bir şey de şu: Kızı için günlerce bağırıp duran, yana yakıla iş makinesi arayıp da bulamayan tiyatrocu ağabeyimiz Orhan Aydın’ın hakkı, kime, kaç taksitte, nasıl ödenecek, kimi rahatlatacaktı… Sadece birileri istedi diye, helal edilir mi hak… Etmiyorum arkadaş. Kusura kalınmasın. Etmiyoruz. Çiğnerim, çiğnenirim hakkı tutar kaldırırım, denen yerden geliyorum ben. Arnavut hemşerim Mehmet Akif’in torunuyum.

Zonguldak’ta, Bülent Ecevit Üniversitesi’nde yemek verildi geçende depremzedeler için. Okulun ekabir takımı, ağalar beyler masada oturuyor. Diğer yanda depremzedeler, sefiller gibi yerlere sürülmüş. Onlar masada, ötekiler yerde… Sahnede bir de imam var. İmamlar dönemindeyiz zaten. Şarkının adı değişti, artık her yerde kar yok, her yerde imam var. Askeri vesayet kaldırılacaktı ya hani, o bitirildi bravo, başka türlü bir vesayet gündemde şimdi. Papaz müteahhit gördünüz mü hiç? Emekli din öğretmeni müteahhit olabiliyor ama hemen. Müteahhit, taahhüt eder, ne kolay görünüyor değil mi! Siz de edin, kaptırıp koyuverin boktan bir bina yapın, yıkılsın üzerine insanların! Can kaç para! Ardından helallik isteyin, bitsin gitsin.

Okulunuzda masa mı yok kardeşim sizin! Bize bir şey mi demek istiyorsunuz? Bizden yüksektesiniz öyle mi? İnsanların çektiği sıkıntı yetmez gibi, bir de bu neyin kibri! Kimsiniz! Kendinizi nerede görüyorsunuz! İngiliz uşağı, sömürge Hintliye yemek mi veriyor! Yunan gelmiş dayanmış da esir mi alınmışız, nedir! İşte son yirmi yılın bakiyesi budur ey okur. Her kurumda yaşanan liyakatsizliğin, kontrol edebilmek için her kuruma yeteneksiz, ferasetsiz, ifrit suratlı eş dostu yığmanın sonudur bu… Kültür geriye kalandır der Umberto Eco. Bize kalan da bu.

Siyasal İslam (ne demekse) adıyla AKP’de somutlaşan birikim, dağlar gibi yüce İslam medeniyetinden ya da herhangi bir medeniyetten ne alabildi bilemiyorum. Her iktidar kendi kültürünü yaratır. Hatta bu süreçte “devlet, devlet, devlet” diye kimilerini korumak için yerlere serilenler oldu. Devlet de böyledir. Platon’dan hatırlayalım: “Devletteki gücü ellerinde tutanların tutumu neyse, devletin tutumu da odur.” Bu yirmi yılda neler gördü Türk halkı AKP’den: Beton gördük, büyük harflerle yazalım: Bir BETON imparatorluğu. Sonra kötü yapılmış camiler, evler gördük, kötü yetiştirilmiş bir nesil ve ne olduğu, niye olduğu bir türlü anlaşılamayan salgınlardan 15 Temmuz’a dek bir sürü berbat olay. Parasını bile nereye harcayacağını bilemeyen, zarafetten, insanlıktan yoksun bir dolu yeni zengin gördük. Deprem olan yerlerin isimlerin baş harflerini birleştirip Hakka Doğum yazabilen kafadanbacaklılar gördük. Doğru dürüst bir ağıt bile bestelenmedi yirmi yılda. Doğru dürüst ölemedik bile. Meclisimiz bile gazidir artık! Gerisi boş, hak helal edilsin de…

Bu coğrafyanın muhtelif şefkat birikiminden ne alındı yirmi yılda, Mevlana’dan bize miras soylu insanlık değerleri; ruh ve gönül yakınlıkları; Çarşı’nın stadı donattığı o pankartta yazdığı gibi, bir çocuk gülüşünün güzelliği; Yunus Emre’nin insanı süt gibi ısıtan sözleri; Hacı Bektaş’ta somutlaşmış vicdan iklimi; Beyazıt’ta kimi yapıların arasına deresine sıkışmış kuş evleri, kuşları bile düşünen ecdadın yaptığı o çökmez binalar; genç kadın mezarlarının güzelim taş işçiliği; Süleyman Çelebi’nin şahikası Mevlit; kandil gecelerinde ellerinde mumlarla ev ev gezen Anadolulu çocuklar; Şeyh Galib, Itri’nin incelikli evrenselliği; Fuzuli’nin şiiri… Ne tam anlaşıldı?

Bunların karşısında, insanını sadakaya muhtaç dilenci gibi gören bir kibir sadece! Depremzede çocukların buz gibi ellerine toka edilen iki yüz lira: Şu dünyada görüp görülebilecek en acı şey yahu. Bir siyasi liderin, vatandaşına elden para dağıtması. Yirmi bir yıldan geriye kalan bir padişah kompleksi belki? İbni Sina’dan gelinen yer, durmaksızın bilimsel yayınlar yapan Fatih Altaylı’nın programına ara sıra nedense çıkabilen Cübbeli Ahmet mi olacaktı? Yoksa gelinen şuncacık yol da diyanetin lüks arabalarıyla mı alındı?

Ya cumhuriyet? Yüz yılı deviren cumhuriyet birikimi ne kattı iktidara? Kimsesizlerin kimsesi cumhuriyet kurumlarıyla bütündü, öyle vardı. Her şeyi kendimizden bekleriz şiarıyla aşıp geçti nice zorlu yılları bu ülke. Kağıt gerekti memlekete. SEKA vardı. Kim bitirdi? Orman yangını olduğunda uçak gerekti. THK vardı bir zamanlar? Kimler yok etti? Pandemi oldu, aşı gerekti. Hıfzıssıhha’nın köküne kibrit suyu dökenler kimdi? Depremde çadır gerekti. Orada da Kızılay diyeceğim… Bir ara da uzun uzun Kızılay’ı yazmak gerekli. O hikâyeye iki satır yetmeyecekti…

Evet imdat çağrıları da bitti sonra, artık sosyal medya sabah hep bomboş, ölenlerin yedisi de tamam, kırkları da çıkar üç beş güne. EYT’miz de geldi, seçim sathı mahalli falan… Tamam işte. Çadırlar da satış matış, bir şekilde ayarlandı. Felaketi yaşayan şehirlerden cesetler temizlendi. Şimdi de evler hazırlanıyor! Her şey unutulup gidecek. Neler unutulmadı ki! Hem inşaat iyi şey değil mi? Eş dost çevresine nefis ihale kapıları açılır böylece. Demiri, betonu, kumu, çimeni… Dur hele, çimene de gerek yok. Yerlere oturtulan, ellerine para tutuşturulan, gerektiğinde azarlanan, taraftarına bile bir maçta olsun slogan atma izni verilmeyen Türk halkı için ruhsuz grilikler dikilir, bırakılır öyle. Evle ocak, vatanla yurt arasındaki fark bilinmediğinde, insana önem verilmediğinde olur böyle. Zengin bir siyasal İslamcının Akif’in “sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak” dizesinden bir şey anlayabileceğini düşünmüyorum ben, varsa yalan diyen, gelsin beri!

Nankörlük ediyorsun Caymaz mı dersin, evsiz ne yapacak insanlar. Doğru, evler şart, tabii. Fakat büyük felaket sadece evleri mi yıktı? Neyle karşı karşıya olduğumuzun farkında mıyız? İnşaat eyleyip, üç beş bebenin eline iki yüzlük sıkıştırınca; kışın ortasında çadırda yaşayan çocuklara, dışarıda soğuktan donarak ölen Kibritçi Kız masalını hediye edince bu iş bitecek mi? İyilik, sadece kişisel doyum mu? Eviniz tamam, girin oturun, daha ne istiyorsunuz ulan! Öyle mi! On şehri yıkıldı Türkiye’nin, on… On koca şehir. Bu şehirler sadece evden mi ibaret ki yeniden yapılınca her şey tamam olsun.

On şehir yıkıldı. AKP, şehir denen şeyi sadece ev sanıyor belki. Yarattığı kültürel iklim böyledir çünkü. Fakat yaşam ayrıdır. Yaşam sıcaklıklarla, insanlıkla, gülüşler, gözyaşları, dokunuşlar, hatıralar, aşklar, nefretlerle büyür. Enkazın altından çıkarılan, gövdesi kayıp insan kolları ve bacakları; üstü işli mendillerle örtülü su şişeleri; babaların eski çakmakları, gelinlerin işlemeli yastık yüzleri, annelerin sıcak hatıraları, her evin yatak odasının bir dolabında eski zarflarda saklı asker mektupları, saksı çiçekleri, çerçevesinde solmuş düğün fotoğrafları ve kısacası insanların ömürlerini hayat yapan şeylerin tümü moloz yığınına dönüştü be! Anadolu, kendisine kalan bu büyük boşlukla nasıl yaşayacak. TOK’İ, karın doyuracak mı? Biraz şefkat, biraz ruh, biraz incelik gerekmeyecek mi?

On şehir yıkıldı on. Öğretmen yaşasa öğrencileri öldü. Öğrenci okula gitse, diyelim ki okul yıkılmadı, öğretmeni başka şehirde artık. Kimi nişanlısını, kimi hamile karısını kaybetti. Kiminin ahırındaki hayvanlar telef oldu. Göller, ovalar, dağlar, molozla doluyor; daha da dolacak. Her yana asbest yayıldı. Bu öyle para dağıtmayla, milleti azarlamayla geçiştirilecek kadar basit iş mi! Türkiye’nin bir kocaman parçası savaş alanına döndü. Arkeolojisi, geleneği, göreneği, çevresi, insanı, travması, ruh acısı, can acısı…

Yağma yok arkadaş. Bu iş senin sandığın gibi olmayacak bu kez. Hayatı yeniden filizlendirmek gerek. Bu iş, senin elindeki akraba, eş dost birikimiyle, AKP’nin boyunu birkaç kalem aşacak belli! Lenin’in lafı mıydı o: Yenilgi en büyük öğretmendir. Her çatlaktan bir şey öğreniriz. Ama bu dersler, bu sınıf, bu kez çok zorlu!

6 Şubat 2023’ü hiç unutmayalım diye, bu hafızasızlığı, ihmalkârlığı, ceberrutluğu yenebilmek ve hep hatırlamak için, yaşadığımız felaketi UTANÇ GÜNÜ ya da işte ne bileyim, TÜRKİYE DEPREM GÜNÜ ilan etmemiz gerekmez mi?

Her yıl, 2023’te yüz bine yakın insanımızı kaybetmiştik derken bu acıyı ve deprem ülkesi olmanın bilincini çelikleştirmek, daha temiz, daha namuslu, daha ahlaklı binalar inşa edebilmek, daha organize olabilmek için böyle bir andaç? Bence önemli. Felaket olur tabii, tabiata karşı çıkılmıyor. Ama önlem, plan, liyakat, namus; bu sözleri hatırlamak için, hiç değilse!

Hakkımız mı dediniz, ben hakkımı dişimle tırnağımla aldım hep ülkemde, kimseye helal etmiyorum. Bu da böyle biline!

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

6 Yorum

  1. Güzel yazı, teşekkürler.

  2. Sadece bunlara değil,bunlara oy verenlere de hakkımız helal değildir.

  3. 3 Mart 2023, 01:28

    Ben vatandaş olarak depremden direk etkilenmedim ama sonsuz üzüntü içindeyim. Destek de gönderdim. Daha da…Bir dr olarak aynı anda 50 kişi gelse sanırım çoğuna elimi bile süremem. 1-2 belki 3..
    Milyonlarca bina ve insan. Yapılamayanlar elbette olacak. Oradaki vatandaş bile devlet elinden geleni yaptı diyor. Yaptı, yapıyor ve yapacak da. Bize düşen görev birkaç olumsuz olayı yazmak değil. Sadece madem vicdanımız yok susacağız o zaman..

  4. 3 Mart 2023, 03:09

    Duygu ve akıl ile harmanlanmış mükemmel bir başkaldırı yazısı olmuş. Onur Caymaz günümüzün Mehmet Akifidir, Nazım Hikmetidir, Attila İlhanıdır.

  5. 3 Mart 2023, 08:32

    Acıdan baska bir sey yok..tezce sarilsa da izler hep kalacak..yüreğine saglik..

  6. Güzel yazı eline fikrine sağlık
    14 mayısta halk helalleşecek

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!