Tutuklanıp İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu İBB Davası’nın duruşması 17. gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No’lu salonda, devam ediyor.
Beyoğlu Belediyesi’ne ilişkin aralarında Başkan İnan Güney’in de olduğu, 3’ü tutuklu 7 kişi hakkındaki dosyanın bu davayla birleştirilmesi kararı sonrasında, davadaki sanık sayısı, 92’si tutuklu 414’e çıktı.
Duruşmaya, Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Emrah Resul Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu, İBB Başkan Danışmanı ve MEDYA AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, İmamoğlu’nun kayınbiraderi Cevat Kaya ve İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan’ın da aralarında bulunduğu tutuklu sanıklar katıldı.
İmamoğlu’nun oğlu Mehmet Selim İmamoğlu, babası Hasan İmamoğlu, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, İBB Meclisi İştirakler ve Bağlı Kuruluşlar Komisyonu Başkanı Ertan Yıldız’ın da aralarında bulunduğu bazı tutuksuz sanıklar ve avukatları da duruşmaya geldi.
Ekrem İmamoğlu, salona getirildiği sırada CHP Milletvekili Sibel Suiçmez, İmamoğlu’na genel başkan Özgür Özel’in selamını iletti. İmamoğlu da “Genel başkanımıza benden de çok selam” diye yanıtladı.
Duruşmada, tutuklu CHP Bilgi İşlem Sorumlusu Orhan Gazi Erdoğan’ın savunması alınıyor.
CHP BİLGİ İŞLEM SORUMLUSU SAVUNMA YAPTI
Duruşma, CHP Bilgi İşlem Sorumlusu Orhan Gazi Erdoğan’ın savunmasıyla saat 10.45’te başladı.
Eylem 13 kapsamında “veri sızdırmak” iddiasıyla yargılanan Erdoğan’ın avukatı Egemen Ünal, dünkü duruşmada müvekkilinin ifadesinin dönemin savcısı tarafından baskı altında ve yönlendirici sorularla alındığını öne sürmüştü. Ünal, Erdoğdu’nun Naim Erol Özgüner’e herhangi bir seçmen ya da sandık verisi vermediğini savunarak, kişisel veri paylaşılmadığının ifadede açıkça yer aldığını belirtmiş ayrıca, müvekkilinin verdiği ifadelerin tamamının tutanağa geçirilmediğini iddia etmişti.
‘OLMAYAN BİR VERİYİ GÖNDERDİĞİM İDDİASIYLA BEŞ AYI AŞKIN SÜREDİR TUTUKLUYUM’
Erdoğan, 11 yıldır Cumhuriyet Halk Partisi’nde bilgi işlem sorumlusu olarak görev yaptığını, KVKK’ya göre kişisel veri sorumlusu olmadığını, çünkü siyasi partilerde veri sorumlusu olarak KVKK’nın, kişileri değil, parti tüzel kişiliğini esas aldığını belirtti.
Bilgi işlem sorumlusu olarak, partinin dijital altyapısını geliştirmek, parti yönetiminin ve parti örgütünün ihtiyaç duyduğu yazılımları yazıp geliştirmek ve kullanıcıların hizmetine sunmak görevleri bulunduğunu, aynı zamanda kısa adı SİPORT olan YSK Siyasi Parti Portalı’na da erişim yetkisi olduğunu anlatan Erdoğan, şunları söyledi:
“Bu yetki YSK tarafından verilmiştir. Bu portala girerek seçmen verisi dahil partinin talep ettiği ve YSK’nın kabul ettiği dosyaları ve listeleri indirip, partinin sistemlerine aktarmak, seçmen listesi dahil bu verileri örgütün kullanımına açmak görevlerim arasındadır. Her partide olduğu gibi, AK Parti, MHP ve CHP’nin de kendi örgütünün kullandığı bir sistem vardır. Bu sistemlere kullanıcı adı ve şifreyle girilir. Herkes yetkisi icabında bu listelere girer, görür ve ne yapması gerekiyorsa onu yapar. YSK, siyasi partilerle seçmen listelerini iki türlü paylaşır. Birincisi, seçim takvimi döneminde siyasi partilerin isteği olmaksızın bu listeleri partilerle paylaşır. Bu süreç muhtarlık askı listelerinden başlar, itiraz sonuçlarıyla devam eder ve kesinleşmiş sandık seçmen listeleriyle son bulur. Yani bu listeler, oy kullanmaya gittiğimiz zaman sınıfın kapısında asılı olan ve artık değişmeyen listelerdir. Bu sadece seçim takvimi içerisindeki veridir. İkinci olarak da partilerin talebi üzerine, iki seçim arasında partilerin belirli bir talep hakkı vardır. Partiler buna ihtiyaç duyduğu zaman bu hakkı kullanır. CHP olarak genellikle kurultay öncesi bu hakkımızı kullanırız. Dolayısıyla ikinci yöntem, dediğim gibi partilerin isteği üzerine listelerin alınmasıdır. Buradaki sandık numarası ayrıntısına lütfen dikkat ediniz. Bu ayrıntıya dikkat edilmemesi, hayatımın çok kıymetli 5 ayını, hatta 6. aya girdik, cezaevinde geçirmeme sebep oldu.”
Erdoğan, savcılıkta kendisine İBB Hanem projesini sorduğunu belirterek, “İBB Hanem projesini duyduğumu, sadece basına yansıyanları bildiğimi söyledim. Ben o ifadeye çağrılmadan yaklaşık 10 gün önce konu basına yansımıştı, İBB Hanem’in ne olduğunu çok merak ettik. Cep telefonumda ‘İstanbul Senin’ uygulaması yüklü ve İstanbul’a geldiğimiz zaman ‘Otobüsüm nerede?’ gibi özelliklerini gayet güzel bir şekilde kullanıyoruz. Fakat İBB Hanem’i hiç duymadım. Story’lere girip bakıyorum; ‘İstanbul Senin’ içerisindeki ürünlerde böyle bir uygulama var mı diye inceliyorum. Bu anlatımlarım karşısında savcı da aksi bir görüş belirtmedi, beni bağlayacak şüpheli bir şey söylemedi. Ben de açıkçası İBB Hanem’le ilgili bir şey yok diye düşündüm” dedi.
‘SEÇMEN VERİSİNİ PAYLAŞMAK GİBİ BİR DURUM SÖZ KONUSU OLAMAZ’
“Melih Geçek ve Erol Özgüner’e seçmen sandık listesi verir misiniz” diye sorulduğunu da aktaran Erdoğan, şöyle devam etti:
“Seçmen verisini paylaşmak gibi bir durum söz konusu olamaz; sonuçta KVKK var ve bu liste partinin emanetidir. Paylaştığımız veriler; anonimleşmiş veriler, demografik yapılar gibi seçmenin analiz edilmiş hali olan sayısal değerlerdir. Bir de daha çok seçim dönemlerinden önce ‘Hangi okulda hangi sandık kurulacak?’ gibi bilgiler paylaşılabilir. İstanbul’da yaklaşık 12.000-13.000 sandık var, bunların hangi okullarda olduğu bilgisini Melih Bey ve Erol Bey özelinde de paylaşabiliriz. Ayrıca seçim akşamı sonuçlar toplanmaya başladığında sandık bazlı sonuçları göndermekte bir sakınca yoktur; çünkü bunlar zaten gizli bilgiler değildir. Seçim sonrası bu sonuçların kesinleşmiş halini ya da istenirse son 5 seçimin karşılaştırmalı analizi gibi değerleri paylaşabiliriz. Kişisel veri niteliği taşımadığı ve biz de siyasi bir parti olduğumuz için bu tür çalışmaları, grafikleri sistemlerimizde bulundururuz.”
Savcılığın ardından Sulh Ceza Hakimliğine sevk edildiğini, Sulh Ceza Hakiminin de “Seçmen listesi göndermişsin iddiası var, gönderdin mi?” sorusunu yönelttiğini belirten Orhan Gazi Erdoğan, “Sayın Hakim’e, bunun teknik olarak mümkün olmadığını, savcılığın ısrarla listeyi sorduğunu ancak benim böyle bir listeyi göndermediğimi ve istesem de gönderemeyeceğimi, çünkü o içerikte bir verinin mevcut olmadığını söyledim. Sonra dışarı çıktık ve 15-20 dakika bekledik. 15-20 dakika sonra tutuklama kararıyla Silivri’ye gönderildim. Sayın Başkanım, olmayan bir veriyi gönderdiğim iddiasıyla 5 ayı aşkın süredir, 6 aya girecek şekilde dört duvar arasında günlerimi geçiriyorum” şeklinde konuştu.
‘BEN KİŞİSEL VERİ GÖNDERMEDİM’
YSK’dan talep edilen listeleri göndermekle suçlandığını dile getiren Erdoğan, şu beyanlarda bulundu:
“Ben kişisel veri göndermedim. Sandık numarası bu tür listelerde yer almaz, teknik olarak mümkün değildir. Seçmen listeleri ile sandık yerleşimleri ayrı süreçlerdir, önce okullar belirlenir, sonra sandıklar oluşturulur, sonra seçmenler dağıtılır. ‘Bu veride sandık bilgisi yok’ diyorum, diğer taraftan ‘gönderdin’ deniyor. O zaman hangisi doğru? İşlenmiş data dediğimizi şöyle özetleyeyim. ‘İstanbul Kartal’da kaç Karslı var, kaç Tokatlı var?’ Bu verilerdir. Kişisel veri değildir. Bu verileri seçim dönemlerinde başka aday adaylarına da vermişimdir. Örneğin aday adayı mahallelerde seçim çalışması yapacak, oradaki demografik yapıyı görmek ister. Bu iddianamede bahsedilen kişisel veriler değildir.
İBB Hanem meselesi. İBB Hanem ile ilgili ne bir arkadaşımın ifadesinde ne de başka bir belgede somut bir veri var. Sadece birisinin “duydum” diyebileceği bir durum söz konusu. Erol Özgüner, benden liste aldığı iddiasını dile getirirken “Hatırladığım kadarıyla bana bir link göndermişti” diyor. Ancak burada ‘Orhan Erdoğan, İBB Hanem projesine geçti’ diyen kimse yok. Gerçi projenin ne olduğu da belli değil, ben de burada öğreniyorum; ama aslında hiç var olmamış bir uygulama bu. Kendimi hiç olmamış bir şeyin içerisinde hissediyorum. Olmayan bir listeyi göndermek ve var olmayan bir uygulamaya dahil olmak iddiasıyla şu an buradayım.”
‘EVLADIMIN NİKAH TARİHİNİ NETLEŞTİREBİLMEK İÇİN SİZİN VEREEĞİNİZ KARARI BEKLİYORUM’
Orhan Gazi Erdoğan, bu olaylar yaşanmadan önce çocuğunun nikah tarihini planladıklarını, tutuklu bulunması nedeniyle tarihi sürekli ertelemek zorunda kaldıklarını belirterek, “Bu tarihi netleştirebilmek için hala sizin vereceğiniz kararı bekliyorum” dedi.
Tahliyesini ve yargılama sonunda beraatini talep eden Erdoğan, “Sanırım Türkiye’de iddianamesi en kısa sürede hazırlanan kişi de benim. 7 Kasım’da tutuklandım, 11 Kasım’da iddianame düzenlendi. Avukatım iddianameyi getirdiğinde, metinde yer alan ‘itraf’ ifadesini görünce büyük bir şaşkınlık yaşadım. Ben neyi itraf etmişim? Olmayan bir şeyi gönderdiğimi nasıl itraf edebilirim? Bunu hâlâ anlayabilmiş değilim. İlk şokum da bu olmuştur” diye konuştu.
Duruşmada geçen hafta savunma yapan, babası Balyoz davasından 1,5 yıl tutuklu kalmış genç bir avukatın sözlerinin kendisini derinden etkilediğini söyleyen Erdoğan, “O genç hanım, ‘Babam 1,5 yıl yattı ama çıktıktan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı’ dedi. Şunu düşündüm, bu genç avukatın babası, evladının gençlik döneminde kaçırdığı ve bir daha telafisi mümkün olmayan ne kadar çok anı yaşamadan geçirmiştir? Ve muhtemelen bunu hayatı boyunca unutamayacaktır. Ben de kendi kendime sordum. ‘Peki ben bu süre zarfında ne kaybettim? Hayatımda artık eskisi gibi olmayacak ne var?’ Oğlumun, eşimin ve benim yaşadıklarımızın izleri zaten uzun yıllar silinmeyecek” ifadelerini kullandı.
İBB DİJİTAL YAYINLAR KOORDİNATÖRÜ YILMAZ: BİLGİLER HATALI, İŞLEM AÇISINDAN YETERSİZDİ
Erdoğan’ın ardından İBB Dijital Yayınlar Koordinatörü Ulaş Yılmaz, iddianamede “13. eylem” başlığı altındaki suçlamala ilişkin savunmasını yaptı.
Yılmaz, savunmasında, nüfusu 500 bine ulaşan Kadıköy’de yaptıkları araştırma sonucu ilçede vatandaşların İBB ile ilgili bilgi almak için en çok belediyenin web sayfasını ziyaret ettiklerini gördüklerini bildirerek, şunları söyledi:
“Aylık yaklaşık 100 bin kişi aktif olarak kurumun web sayfasını ziyaret ediyor ve bilgi almaya çalışıyordu. İlgili bilgiye ulaşabilmek adına, Bilgi İşlem Müdürlüğü’ne vatandaşların web sayfasının hangi kısımlarını ne sıklıkla ziyaret ettiğini öğrenme imkânımız olup olmadığını sordum. Bana verilen yanıt, bu takibin Google Analiz isimli bir kodla kolaylıkla sağlanabileceği yönündeydi. Bu tarihten sonra ilgili birim, düzenli olarak web ziyaretçi istatistiklerini ve analizlerini bizlere sundu.
Burada kamu iletişimi açısından dikkat çekici bir durumla karşılaştım. Vatandaşların yüzde 90’ının ziyaret ettiği bölümlerdeki bilgiler eksik, hatalı ya da iletişim açısından yetersizdi. Vatandaşlar, sayfanın en güncel ve doğru bilgi sunan bölümlerine değil, başka alanlara yöneliyorlardı. Bunu mimari bir örnekle açıklamak gerekirse; vatandaşların büyük çoğunluğu belediye binasına A kapısından girerken, belediye B kapısına yatırım yapmış ve burayı düzenlemişti. Analitik raporlar bu absürd durumu çok net şekilde ortaya koydu.
Ben bu verinin iletişim boyutuyla ilgilendim; yazılım ya da bilişim alanında hiçbir zaman yer almadım. TBMM Ödülü gibi ödüller de bu çalışmaların ardından geldi. İBB’ndeki görevim de bu çalışmalar doğrultusunda tercih edilmemle başladı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde de Kadıköy’de olduğu gibi kamusal iletişimin şeffaf, hızlı, verimli ve bütüncül bir şekilde ele alınması için çalıştım. İBB’nin kurumsal kimliğinin ve kullandığı mecraların güçlendirilmesini savundum ve görev aldığım birimlerde bu süreçlere katkı sundum.
Vatandaşın bulunduğu her yerde, yerel yönetimin aktif bir çözüm merkezi gibi konumlanması gerektiğini savundum. Elbette İBB çok büyük bir yapı ve geniş bir iletişim ekibine sahipti; ben de bu büyük ekibin bir parçası olarak görev yaptım. İçinde yer aldığım çalışmalarda, vatandaşı dinlemenin hem çözüm üretme hem de proje geliştirme açısından ne kadar verimli olduğunu İBB’de de deneyimledim.
Gelişen dijital imkânlar, yerel yönetim ile vatandaş arasındaki bağı güçlendirmektedir. İBB’de de tıpkı Kadıköy’de olduğu gibi çalıştığım birimlerde vatandaşın sesinin duyulduğu her mecranın değerlendirilmesine önem verdim. Çözüm merkezine gelen talepler, halkla ilişkiler ekiplerinin sahadan elde ettiği veriler, sosyal medya raporları ve web sitesi ziyaret istatistikleri bu değerlendirmeler için önemli veriler sunuyordu.
Eğer bir mailde ‘bilgim olsun’ amacıyla CC’ye eklenmişsem, bu durum kamunun faydasına yapılacak iletişime verdiğim önemden kaynaklanmaktadır. Daha önce de belirttiğim gibi yazılım ve bilişim alanında herhangi bir eğitimim ya da uzmanlığım bulunmamaktadır. Bu teknik alanlara özel bir ilgim de olmamıştır. Ben yalnızca iletişim boyutuyla ilgilendim.
Bir kodun web sayfasına nereye ve nasıl yerleştirileceğini bilmem. Ancak şunu çok iyi bilirim: Vatandaş bir hizmete erişimde sorun yaşıyorsa, doğru bilgiye ulaşamıyorsa, burada iletişime büyük görev düşer.
Bu iddianamenin en zayıf ve temelsiz kısmı da tam olarak burasıdır. Benim burada olmama sebep olan çelişki de burada başlamaktadır.
‘DEVLET KURUMLARININ İNTERNET SİTELERİNDE DE YER ALAN KODLAR NEDENİYLE BURADAYIM’
Bu absürtlüğü anlatabilmek için çoğunu tutuklandıktan sonra öğrendiğim bazı kavramları açıklamak istiyorum. Web sitesi ziyaretçi verisi nedir, anonim veri nedir, kişisel veri nedir ve bu konuda yasal düzenlemeler nelerdir gibi sorulara yanıt vermek gerekir.
Bu noktada ‘Anonim veri nedir?’ sorusuyla başlamak uygun olacaktır. Anonim veri, verinin ait olduğu gerçek kişinin belirlenemediği, yalnızca istatistiksel olarak tutulan veridir. Bunun daha iyi anlaşılması için bir örnek vermek isterim: Günlük hayatımızda trafik yoğunluğu haritalarına sıkça bakarız. Bu haritalardan biri de Google Maps uygulamasıdır. Bu uygulamadaki veriler, şehir trafiğinden elde edilen anonim verilerle oluşturulur.
Bir araç kullandığınızı düşünün. Trafik yoğunluğuna katkı sağlayan, isimsiz araçlardan birisiniz. Mecidiyeköy’de trafikte bulunuyorsunuz ve sizinle birlikte binlerce araç aynı yoğunluk içinde hareket ediyor. Bu durumda, trafik yoğunluğu haritasını oluşturan sistemler açısından bir veri üretmiş olursunuz.
Ancak bu sistemler için kim olduğunuzun, hangi aracı kullandığınızın, araçta kaç kişi bulunduğunun ya da plakanızın hiçbir önemi yoktur. Siz sadece bir istatistiksinizdir. Mecidiyeköy’de trafik yoğunluğuna sebep olan ya da o trafiğe dahil olan binlerce araçtan birisiniz; belirsiz ve kimliksizsiniz.
Buna karşılık, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün sahadaki bir kamera aracılığıyla kazaya karışan bir aracı tespit etmesi, plakasını tanıması ve araç sürücüsünü belirlemesi ise kişisel veridir. Çünkü kişisel veri sizi diğerlerinden ayırır ve istatistik olmaktan çıkarır. Günlük hayatta internete bağlı herhangi bir cihazı kullanmaya başladığınız anda ya da dijital bir işlem gerçekleştirdiğinizde anonim istatistik veriler üretmeye başlarsınız. Web sayfası istatistikleri de bu kapsamda kişisel veri değil, anonim veridir. Bir web sayfasını ziyaret ettiğinizde yukarıda sayılan kişisel bilgilere erişilmez ve bu bilgiler görünmez.
Dijital alandaki kişisel veriler ise ülkemizde KVKK, Avrupa’da ise GDPR gibi sıkı düzenlemelere tabidir. Bu düzenlemelerde anonim veri ile kişisel veri arasındaki fark çok net çizgilerle belirlenmiş; ihlaller ise ciddi yaptırımlara bağlanmıştır.
Görüldüğü üzere, bu tür kodlar kamuda yaygın olarak kullanılmakta ve elde edilen istatistikler doğrultusunda web sayfalarında iyileştirmeler yapılmaktadır. Bu da son derece doğaldır.
İBB bünyesindeki bazı web sayfalarında bu kodların bulunması, vatandaşların dijital mecralarda İBB ile olan temasının güçlendirilmesi ve doğru bilgiye daha hızlı ulaşabilmeleri amacıyla yapılan teknik bir uygulamadır.
Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü öğretim üyeleri Prof. Dr. Tuna Tuğcu ve Prof. Dr. Cem Ersoy tarafından hazırlanan incelemede dikkat çekici bir husus bulunmaktadır. Veri sızıntısına yol açtığı iddia edilen Google kodlarının; Adalet Bakanlığı, Millî Savunma Bakanlığı ve hatta İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı gibi devlet kurumlarının internet sitelerinde de yer aldığı belirtilmektedir. Bu bilimsel mütalaayı savunmama ek olarak dosyaya sunuyorum.”
‘BENİM ‘İSTANBUL SENİN’ UYGULAMASINA HİÇBİR ŞEKİLDE ERİŞİMİM YOKTUR’
Ulaş Yılmaz, dosyada veri sızıntısının kaynağı olarak gösterilen “İstanbul Senin” uygulamasının İBB hizmetlerinin tek çatı altında düzenli ve erişilebilir biçimde sunulmasını amaçlayan, ilk adımları merhum İBB Başkanı Kadir Topbaş döneminde atılmış mobil bir uygulama olduğunu belirtti ve şöyle devam etti:
“Benim açımdan önemli olan husus ise şudur: Bilgi İşlem Daire Başkanlığı, Erol Naim Özgüner ve ilgili personel, kendilerine yöneltilen sorulara bu veri sızıntısı hakkında herhangi bir bilgilerinin olmadığını ifade etmişlerdir. Daha sonra ise bu durumun Google kodlarından kaynaklanmış olabileceğini belirtmişlerdir. Aynı beyanlarda, bu kodların iletildiği kişilerden birinin de ben olduğum ileri sürülmüştür.
Öncelikle şunu açıkça ifade etmek isterim: Dosyada yer alan mailler incelendiğinde, yazışmaların web sayfalarına ilişkin olduğu görülmektedir. İstanbul Senin ise bir mobil uygulamadır ve bu uygulamaya ilişkin tarafıma gönderilmiş herhangi bir mail bulunmamaktadır. Ayrıca, kişisel veri ihlali teşkil edebilecek ve benim ilettiğim herhangi bir mail de mevcut değildir.
Erol Naim Özgüner, ilk ifadesinde Google kodlarının istatistik amaçlı olduğunu belirtmiş; ancak sonraki ifadelerinde bu görüşünü değiştirerek veri sızıntısının kaynağının burası olabileceğini ifade etmiştir. Oysa USOM raporunun hiçbir bölümünde Google’a ilişkin bir tespit bulunmamaktadır.
Bu nedenle söz konusu beyanlar mesnetsiz ve geçersizdir. Aksine, USOM raporu bu iddia ile tutuklanan kişileri aklayan bir nitelik taşımaktadır. Raporda yer almasına rağmen, yaklaşık altı aydır neden tutuklu bulunduğumun bir açıklaması ise ortaya konulamamaktadır. Benim İstanbul Senin uygulamasına hiçbir şekilde erişimim yoktur ve hiçbir zaman olmamıştır. Uygulamanın resmî sorumlusu ve tüm yetki ile erişime sahip olan Erol Naim Özgüner’e, zaten erişebileceği bir veriyi iletmemin hiçbir mantıklı açıklaması yoktur.
İddianame aslında masumiyetimi ortaya koymaktadır. USOM raporu da bu konuyla hiçbir ilgimin bulunmadığını açıkça göstermektedir. Buna rağmen, soyut ve gerçek dışı bir iddia üzerine tutuklandım.
‘NE BİR ÖRGÜTE ÜYE OLDUM NE TALİMAT ALDIM NE TALİMAT VERDİM’
Yıllarca kamuyu güçlendirmek için çalışan biri olarak, bugün kamuyu zayıflatacak bir eylemle suçlanıyorum. Hiç kimsenin kişisel verisini ele geçirmedim, kaydetmedim, işlemedim ve paylaşmadım.
İsimler ve iddialar, adeta kopyala-yapıştır yöntemiyle dosyaya yerleştirilmiştir. İstanbul Senin uygulamasında hiçbir sorumluluğum olmadığı gibi İBB Hanem projesini de ilk kez kolluk ifadem sırasında duydum. Bu projeye dair hiçbir bilgim ya da ilgim bulunmamaktadır.
Hakkımdaki örgüt üyeliği isnadının ise somut bir gerekçeye dayanmadığı açıktır. Bu iddia, hiç tanımadığım bir kişiyle kurulan zorlama bir bağ üzerinden oluşturulmuştur. Ne bir örgüte üye oldum ne talimat aldım ne de talimat verdim. Bu ağır suçlamayı kesinlikle kabul etmiyorum.
‘YAKLAŞIK 6 AYDIR ÖZGÜRLÜĞÜMDEN MAHRUM BIRAKILMAM, HUKUK GÜVENLİĞİ İLKESİYLE BAĞDAŞMAMAKTADIR’
Benim burada bulunmam, yaklaşık altı aydır özgürlüğümden mahrum bırakılmam, hukuk güvenliği ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Bu durumun tek nedeni, özensiz bir soruşturma ve varsayımlara dayalı bir iddianamedir.
Ailemden, sevdiklerimden ve 2,5 yaşındaki kızımdan uzak bırakılmak vicdani olarak kabul edilemez. Kızıma en çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde babalık yapamamak, benim için ağır bir manevi yük ve adeta bir cezadır.
Peki ben neden işimden ve ailemden ayrıldım? Neden günlerce sağlıksız koşullarda bekletildim? Neden aylarca cezaevinde yerde yatmak zorunda kaldım?
Neden 28 kişilik koğuşta 55 kişiyle birlikte, son derece ağır şartlarda yaşamaya mecbur bırakıldım? Neden 10 metrekarelik alanlarda insanların neredeyse üst üste yattığı, aynı tuvalet ve banyoyu kullandığı bir ortamda tutuluyorum?
Neden sadece haftada 10 dakika ailemle telefonla görüşebiliyorum? Neden büyümekte olan kızıma bir dakika daha fazla zaman ayırabilmek için onlarca dilekçe vermek zorunda kalıyorum?
Bu soruların hiçbirine ikna edici bir cevap verilemediğini biliyorum. Altı aya yaklaşan bu sürenin telafisinin mümkün olmadığının da farkındayım.
Hakkımdaki mesnetsiz isnatlara karşı sunduğum savunmaların dikkate alınmasını, adaletin tecelli etmesini ve adil yargılanma hakkının yalnızca teoride kalmamasını talep ediyorum.
Aileme ve işime kavuşmak istiyorum. Bu çerçevede tahliyemi ve beraatimi arz ediyorum.”
Yılmaz’ın savunmasını tamamlamasının ardından duruşmaya bir saat ara verildi.
‘LİSTENİN İÇERİSİNDE SEÇMEN SANDIK VERİSİ YOK’
Duruşmada savunma yapan CHP Bilgi İşlem Sorumlusu Orhan Gazi Erdoğan, savunmasının ardından soruları yanıtladı. Mahkeme Başkanı’nın, “işlenmiş data verisi”ne ilişkin sorusu üzerine, Erdoğan, “İşlenmiş veri dediğim zaman, şöyle söyleyeyim, bir örnek vereyim Sayın Başkan: Mesela diyor ki; ‘İstanbul Kartal’da yaşayan veyahut da şu mahallelerde yaşayan işte kaç tane Karslı var, kaç tane Erzurumlu var, kaç tane Tokatlı var?’ Bunlar sayısal olarak hani bu TÜİK’te de olan veriler zaten çoğu bunlar. O tip veriler istatistik; tamamen istatistik, bu kişilerle bir alakası yok” diye konuştu.
Mahkeme Başkanının, Erol Naim Özgüner’in, “Hatırladığım kadarıyla, 2023 yılının Eylül veya Ekim ayı gibi Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi’nde bilgi işlem sorumlusu olarak çalışan Orhan Erdoğan’dan son seçmen verisini vermesini talep ettim. Tam olarak nasıl olduğunu hatırlamamakla beraber WhatsApp’tan raw dosyası içerisinde ya da bana tanımlayıp göndermiş olduğu linkten bu verileri bana verdi. Söz konusu verileri Sezgin veya İsmet’e WhatsApp üzerinden gönderdim” şeklindeki ifadesini hatırlatması üzerine de Erdoğan, “Hiçbir bilgim yok Sayın Başkanım. Bir kere Cumhuriyet Halk Partisi dediği zaman muhatap olduğu kişi benimdir. Zaten o listenin içerisinde seçmen sandık verisi yok” ifadesini kullandı.
NECATİ ÖZKAN’DAN ERDOĞAN’A: SİZDEN ŞAHSEN HERHANGİ BİR SEÇMEN VERİSİ TALEBİM OLDU MU?
Ekrem İmamoğlu’nun iletişim danışmasını Necati Özkan da Erdoğan’a sorular yönelitti. Özkan’ın, “Biz şahsen ne zaman tanıştık?” sorusuna karşılık Erdoğan, “9 Mart sanırım… Ben sizi basından tanıdığım için aşağıda bir araya geldiğimizde gelip kendimi tanıttım. Siz de ‘Orhan Erdoğan sen misin?’ deyip orada bir selamlaştık” dedi.
Orhan Gazi Erdoğan, Necati Özkan’ın, “11 yıldır bilgi işlem sorumlusu olarak çalışıyorsunuz. Bu süre içerisinde benim sizden şahsen herhangi bir seçmen verisi talebim oldu mu?” sorusuna da “Hayır, bir temasımız olmadığı için zaten böyle bir şey olmadı” yanıtını verdi.
Necati Özkan, “Aday adaylarına veya adayların danışmanlarına talep gelmesi durumunda istatistiki veri verdiğinizi belirttiniz. Benim ya da ekibimden herhangi birisinin sizden bugüne kadar herhangi bir istatistiki veri talebi oldu mu?” sorusu üzerine de hiçbir zaman böyle bir talep olmadığını söyledi.
Özkan’ın, “Doğrudan benden olmasa bile, adaylardan, parti görevlilerinden ya da parti adına kampanya yürüten herhangi birinden, seçmen verilerine dayalı manipülasyonla ilgili bir talep geldi mi ya da böyle bir şey duydunuz mu?” sorusuna da Erdoğan, “Kesinlikle hayır diyebilirim. Manipülasyon amaçlı bir veri alalım, bunu şöyle kullanalım gibi bir çalışma içinde hiçbir zaman bulunmadık. Bizim dışımızda insanlar ne yapıyor bilmiyorum ama bizde böyle bir şey yok” diye konuştu.
Orhan Gazi Erdoğan, dün duruşmada, “Verileri CHP’den alıp ilçe aday adaylarıyla paylaşıyormuş” gibi bir iddiada bulunulduğunu belirterek, “Bu çok komik bir iddia. Cumhuriyet Halk Partisi’nin çok geniş ve yaygın bir sistemi vardır. Eğer parti, aday adaylarıyla paylaşacağı veriyi birileri üzerinden gönderiyorsa o zaman vay halimize. Tabii ki böyle bir şey yok” ifadesini kullandı.
Erdoğan’ın avukatı İnaltay: “İddia edilen fiil, baştan sona kurgulanmış ve teknik olarak imkansız bir senaryodan ibarettir”
Erdoğan’ın avukatı Egemen İnaltay da savunmasında, müvekkilinin, “İBB Hanem uygulaması kapsamında seçim sandık verilerini hukuka aykırı şekilde temin ettiği, bu verileri konum bilgileriyle eşleştirerek işlediği ve nihayetinde yurt dışına sızdırılmasına iştirak ettiği” iddialarıyla yargılandığını belirtti.
İleri sürülen bu iddianın hem teknik hem de hukuki zeminde ciddi çelişkiler barındırdığı, suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığı ve isnadın somut delillerle desteklenmediğinin açıkça görüldüğünü söyleyen İnaltay, “Sayın Başkan, iddia edilen fiil yalnızca ispatlanmamış değildir; baştan sona kurgulanmış ve teknik olarak imkansız bir senaryodan ibarettir. Bu imkansızlığı sanık çok net bir şekilde açıklamıştır” dedi.
Avukat İnaltay, 68 yaşındaki müvekkilinin 6 aydır tutuklu olduğunu, diğer sanıklarla herhangi bir irtibatı, organik bağı, hiyerarşik ilişkisi veya birlikte hareket ettiğine dair somut bir veri bulunmadığını söyledi.
‘SOMUT DELİL DAHİ MEVCUT OLMADIĞI AÇIK’
Somut olayda müvekkiline isnat edilen tek fiilin, “sınırlı bir verinin Erol Naim Özgüner’e iletilmesinden ibaret olduğu”nu belirten avukat İnaltay, şöyle devam etti:
“Bunun dışında müvekkilin İBB Hanem uygulamasıyla, İBB’nin veri tabanlarıyla veya dosyadaki diğer sanıklarla herhangi bir bahsetmiş olduğumuz gibi hiyerarşik, fiili ya da organizasyonel bağı bulunmadığı ve bu noktada somut delil dahi mevcut olmadığı açıktır. Biz bu dosyada Eylem 13’ün mimarı sebebiyle bulunuyoruz. Bu mimar Erol Naim Özgüner’dir. Şimdi efendim, Erol Naim Özgüner hakkında bir soruşturma başlatılıyor. Kendisinin 29.04.2025 tarihli ifadesi alınıyor. Bu ifade alındığı zaman kendisinin bu dosyada son haliyle isnat edilen eylemler yok. Ve savcılık, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Erol Naim Özgüner’in ifadesini beğenmemiş ki kendisini tutukluyor. Erol Naim Özgüner 2 hafta sonra tekrar savcılık tarafından çağrılıyor ve tekrar ifadesi alınıyor. Bu arada müvekkilimizin ismi geçmiyor. Savcı tarafımdan eksik bulunuyor ki aynı gün tekrar çağrılıyor. Erol Bey tekrar gidiyor, tekrar beğenilmiyor. Aynı gün yine çağrılıyor, Erol Bey tekrar gidiyor, tekrar dosyayı daha da detaylandırıyor. Ve nihayetinde etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanabilecek bir konuma ya kendi getiriyor ya da getirtiliyor. Bu yüzden de kurgulanmış diyoruz.”
AVUKATI, ORHAN GAZİ ERDOĞAN’IN SORUŞTURMA AŞAMASINDA BEYANLARINI REDDETTİ
Avukat Egemen İnaltay, Orhan Gazi Erdoğan’ın soruşturma aşamasındaki beyanlarını hiçbir şekilde kabul etmediklerini de dile getirerek, şunları kaydetti:
“Bu koşullar altında alınan beyanların serbest iradeye dayandığını, baskıdan uzak olduğunu veya hukuken geçerli bir ikrar niteliği taşıdığını kimse söyleyemez. Müvekkil, savcılık sorgusunda kişisel verileri paylaşmadığını açıkça belirtmesine rağmen bu beyan esas alınmamış, ısrarlı ve yönlendirici sorulara devam edilmiştir. Bu durum bizi şu noktaya getiriyor: Bu iddianame, varılmak istenen bir hedef doğrultusunda mı hazırlandı? Somut deliller ışığında kişilere mi suç isnat ediliyor, yoksa önce bir suç kurgulanıp sonra kişiler mi bu suça uyduruluyor? Sayın Mahkeme, yönlendirilmiş bir ifade delil değil, ancak yönlendirenin niyetini gösteren bir araçtır. Müvekkilin açıklamalarının tamamı tutanağa geçirilmemiş, yalnızca iddia makamının yorumuna elverişli kısımlar seçilerek kayda alınmıştır. Bu durum, ifade tutanağının bütünlüğünü ve güvenilirliğini ortadan kaldırmaktadır.
‘TALEBİMİZ MÜVEKKİLİMİN ÖZGÜR BİR ORTAMDA VERDİĞİ BEYANLARI DİKKATE ALMANIZ’
Sayın Heyetten talebimiz; savcılıktaki o baskı altındaki ifadeyi değil, bugün müvekkilimin özgür bir ortamda verdiği beyanları dikkate almanızdır. Müvekkilimin gerçek beyanı son derece açıktır: Kendisi bilgi işlem sorumlusu sıfatıyla, yalnızca seçim dönemlerine ilişkin çalışmalar kapsamında, kişisel veri içermeyen veya anonimleştirilmiş veri setleri üzerinde değerlendirmelerde bulunmuştur. Söz konusu veriler; yoğunluk haritaları, örnekleme bazlı analizler ve seçim günü sonuç değerlendirmeleri gibi istatistiki verilerdir. Bu veriler kişisel veri niteliği taşımaz, belirlenebilir bir kişi içermez ve isnat edilen suçun konusunu oluşturamaz. Anonimleştirilmiş veri üzerinden kişisel veri suçu kurulamaz. Eğer ifade süreci sağlıklı yürütülmüş olsaydı, bu teknik ayrımların tamamının tutanağa yansıtılması gerekirdi. Ancak bu yapılmamış; ifade parçalanarak ve yorumlanarak dosyaya dahil edilmiştir. Soruşturma aşamasında alınan eksik, yönlendirilmiş ve bağlamından koparılmış hiçbir beyanı kabul etmiyoruz.”
‘YSK BU TARİHLERDE SEÇMEN SANDIK VERİSİ VEREMEZ’
Ayrıca, iki seçim arasında siyasi partilerin Yüksek Seçim Kurulu’ndan (YSK) hiçbir şekilde seçmen sandık verisinin talep edemeyeceğini, edilse bile Seçim Kanunu çerçevesinde YSK’nın bu tarihlerde seçmen sandık verisi veremeyeceğini belirten İnaltay, “İddia makamının belirttiği tarihlerde Orhan Gazi Erdoğan tarafından YSK’dan seçmen sandık verisinin alınması teknik ve hukuki olarak imkansızdır. Bu durum, iddia makamının isnat ettiği soyut beyanı çürütmektedir. Ayrıca tarafımıza ne bu veriler ne bir RAR dosyası ne de bir link paylaşımı gösterilmiştir; dosyada hiçbir somut delil bulunmamaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi’nde görev yapan Orhan Gazi Erdoğan tarafından bu verilerin verilemeyeceği gerçeğiyle, suçlamanın imkansızlığını ortaya koymuş olduk” dedi.
‘MÜVEKKİL BİR HACKER OLMADIĞINA GÖRE…’
Müvekkilin sabit ikametgahı bulunduğunu, emekli olduğunu, hakkındaki iddialara konu delillerin tamamının dijital ortamda adli kurumlarca muhafaza altında bulunduğunu aktaran Avukat İnaltay, “Müvekkil bir ‘hacker’ olmadığına göre, bu delilleri karartma ihtimali söz konusu değildir. İsnat edilen suçun üst sınırından ceza verilmesi halinde dahi müvekkilim infaz süresini çoktan tamamlamıştır” diye konuştu. İnaltay, Erdoğan’ın dosyasının tefrik edilerek Ankara Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesini, müvekkilinin tahliyesine ve beraatine karar verilmesini istedi.
‘SEPETLEDİĞİMİZ BİR BEYEFENDİ ŞU ANDA BİZİM YÖNETİCİMİZ OLARAK BURAYA KONDURULDU’
Duruşmada savunma yapan İBB Dijital Yayınlar Koordinatörü Ulaş Yılmaz’ın, savunmasının ardından, çapraz sorgusuna geçildi. Çapraz sorgu sırasında “Casusluk” ve “İBB” davalarından ayrı ayrı tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu’nun Kampanya Direktörü Necati Özkan, Yılmaz’a, iddianamede “örgüt yöneticisi” olarak yer alan sanık Hüseyin Gün ile ilgili soru yöneltti.
Yılmaz ile Özkan arasında geçen diyalog şöyle:
Necati Özkan: “Sanık Hüseyin Gün, daha doğrusu ‘örgüt yöneticisi’ Hüseyin Gün, o günkü toplantıda İBB’ye ve İBB’nin temsilcisi olan kamu görevlilerine bir proje satmak üzere geldi ve bir sunum yaptı. Sunumun sonunda siz bu sosyal medya analiz programının yeterince İBB için uygun olmadığını, fiyatının da uygun olmadığını gördünüz ve kendi kanaatinizi bildirdiniz. Doğru mu?”
Ulaş Yılmaz: “Kanaatimi olumsuz olarak bildirdim. Ya sizinle konuştuğumuzu hatırlıyorum, telefonlaştık mı onu hatırlamıyorum; direkt olumsuz olarak bildirmiştim. Zaten beyefendinin bir üslubu da çok rahatsız ediciydi, çok böyle tepeden bakan bir şeyi vardı. Ama sunduğu şey de çok amiyane tabirle, ‘tırttı’ yani.
Necati Özkan: “Peki sonuçta ne karar verdik ki biz o sunumla ilgili?”
Ulaş Yılmaz: “Kabul edilmediğini biliyorum. Çünkü ben de şey demiştim, ‘Bunu Türkiye’de çok daha ucuza, çok daha verimli bir şekilde yapacak şirketler var.’ Ve aynı zamanda İBB’nin elinde zaten çok iyi veriler var. Şöyle veriler var, insanlar 153’ü arayıp zaten şikayetlerini bildirmişler. Ben şu an hangi mahallede hangi vatandaş hangi şikayeti bildirmiş, çukur mu var, çökme mi var, sosyal yardım talebi mi var… Bunlar zaten var. Bunun için ayrıca bir tarama takip programına ihtiyaç yok. Böyle bir geri dönüşte bulunmuştum. Sonra da zaten bir daha çalışılmadı diye biliyorum.”
Necati Özkan: “Peki yani özetle; amiyane tabirle ‘sepetlediğimiz’ bir beyefendi, burada şu anda bizim yöneticimiz olarak buraya konduruldu. Doğru mu?”
Ulaş Yılmaz: “Evet. Hatta savcılıkta da ifademi vermiştim. Yani ‘Şu adam bir sunum yapsa da kurtulsak’ falan diye bir algımız vardı sadece.”
Necati Özkan: “Sadece o değil Sayın Başkan. Bildiğiniz gibi aynı beyefendi casusluk davasına neden oldu ve ben casusluk davasından dolayı da tutuklandım.”