İktidar ve muhalefetin İzmir depremiyle sınavı

Engin Balım yazdı...

İktidar ve muhalefetin İzmir depremiyle sınavı

ENGİN BALIM

Elazığ ve İzmir depremlerinde şu çok net olarak görüldü; deprem artık, hem iktidara, hem de muhalefete bir PR malzemesine dönüşmüş durumda...

İzmir’de kolonu kesilen apartmanlara dokunulmaz iken; deprem riski yüksek olmayan Ankara’daki, Hacettepe Beşevler konservatuvarı'nın binası “riskli” denilerek, Diyanet için, geçtiğimiz günlerde yıkılıverdi. Yerine Anıtkabir yakınındaki bu alana AVM ve Cami projesi varmış...

Ankara Büyükşehiri CHP aldı. Çankaya ve Yenimahalle Belediyesleri de zaten yıllardır CHP'de. Peki tarihi öneme sahip konservatuvar binasının yıkılmasına engel olunamaz mıydı? Bildiğim kadarı ile olunabilir idi...

Geliyorum yeniden asıl meselemiz olan depreme. AKUT ile AFAD, yani elma ile armut, siyasete malzeme yapılarak, sosyal medyadaki troll orduları mensuplarınca, karşılıklı olarak atılan, sert tweetlerle, günlerdir kıyaslanıyor. Kutuplaşmadan bu iki güzide kurum da maalesef nasibini alıyor. Twitter’da iktidar ve muhalefet destekçilerinin, açtıkları hashtagler bile ayrı. Bir grup, AKUT’u öven tweetler dizerken, karşı mahallenin mensupları, AFAD’ı öven tweetler atıyor! Oysa AKUT da bizim AFAD da bizim...

Siyasetten tamamen uzak duran AKUT, AFAD'dan çok eski, yani bir anlamda AFAD'ın ağabeyi gibi. Büyük acıların yaşandığı, 1999 depremi sonrası, görüldü ki; sadece bağışlar ve gönüllülerle ayakta kalan, AKUT gibi kurumlar ile depremle mücadelede yeterli olunmuyor. 2009’da AFAD kuruldu ve 2011 yılındaki Van depremi sonrasında da, ihtiyaç hasıl olduğu için, kadrosu ve kapsamı genişletildi...

AFAD devlet kurumu, dolayısıyla ellerindeki malzeme ve personel gücü, AKUT'un çok çok üzerinde. AKUT ise, kurum kültürü köklü ve güçlü olan, gönüllülerinin idealist hislerinden, motive olan eğitimli ekiplerden oluşuyor. Üstelik sonradan kurulan, çeşitli isimlerdeki bir çok arama kurtarma amaçlı STK gibi de, hükümet tarafından desteklenmiyorlar.

O nedenle; sosyal medyada AKUT-AFAD tartışmalarını görünce çok üzüldüm.

İkisi de çok değerli ve stratejik kurumlarımız, ikisi de siyaset üstü...

SİYASETÇİLERİN ENKAZ ÜZERİNDEKİ KARANLIK GÖLGELERİ

Belediye başkanlarının öne çıkma ve PR mücadelelerini Elazığ depremi sonrası, bu kez İzmir'de de görerek rahatsızlık duydum. Keşke PR için sarfettikleri çabanın, onda birini imar rantı ve müteahhit terörüne karşı verseler...

Bir enkazın üzerine en fazla, güvenlik gereği, çöküntü vs yaşanmasın, ses olmasın diye 15-20 kişi çıkabilirken; 50-60 kişinin aynı anda yıkıntıların üzerinde olduğu görüntüleri, tv'den şaşırarak seyrettim.

Üzerinde AFADçılar var, AKUTçular bazen var, bir çok büyükşehirin itfaiye ekipleri var, yeni kurulan başka STK'ların görevlileri var. Kısaca var oğlu var!

Canlı yayın araçlarının önlerinde sanki örtülü bir görünme mücadelesi hakim! Selden kütük kapma yarışı demek istemiyorum ama biraz can sıkıcı tabloydu.



Bakın gerek Elazığ, gerekse İzmir depremleri, şiddetine göre sonucu açısından; ölü-yaralı ve yıkılan bina sayısı anlamında, devletimizin başa çıkabileceği ölçekteki depremler.

O nedenle bizi asıl ilgilendiren, 1999'daki gibi, kaos ve krize yol açacak olası büyük depremdir. Kesinlikle İzmir ve Elazığ facialarını küçümsemiyorum, ama yaklaşan büyük tehlikeyi de ciddiye alıp, önemsiyorum...

İşte bu sebeple; ne bakanın, elinde cep telefonu ile enkazın üzerine çıkıp, göçük altındaki yaralı ile kafasında baretsiz, yanında cep telefonu ile kendisini danışmanına videoya çektirmesini tasvip ediyorum, ne de ''Halkın belediyeleri iş başında'' diye tweet atan, CHP İstanbul İl Başkanı hanımefendinin, sadece kendi partisinin belediyelerinin arama kurtarma görüntülerini paylaşmasını.
AKPli, CHPli bazı belediye başkanlarının da, kendi itfaiye görevlilerinin fotoğraflarının bulunduğu, kurtarma çalışmaları anlarını, PR malzemesi gibi görüp, sürekli olarak, tweet atmalarını da yadırgıyorum.

Görülen köy kılavuz istemez, CHP Yerel Yönetimden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, “Belediyeler İzmir’de 11 binin üzerinde binayı denetlemiş. Bayraklı Belediyesi, yıkılan 3 bina dahil, Bayraklı’da 208 çürük bina tespit edip Çevre Bakanlığı’na bildirmiş. Neden gereği yapılmadı” dedi...

Hükümet kanadından ise, “Elinizi kolunuzu bağlayan mı vardı, gereğini yapsaydınız” yanıtı gecikmedi! Karşılıklı olarak her iki taraf da topu, taça atarak, konuyu savuşturdular.

Nereden bakarsanız bakın; devlet aklının tatile çıktığı aşikar! Kutuplaşma ve kavga, deprem gibi, siyasi kavgaların ortadan kalkarak, milli birlik ve beraberlik duygusunun en çok ihtiyaç duyulduğu anlarda bile maalesef ortada yok!

Filler tepişirken olan gariban vatandaşa oluyor..

Bir başka dikkatimi çeken husus ise İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Tunç Soyer’in, yıkılan binalarda, bazı dükkan sahiplerinin, yer açılsın diye, kolonları kestiklerini tespit ettikleri yönündeki beyanatıydı.

Bu beni hem açgözlü dükkan sahipleri, hem de belediyenin bu tespiti gecikerek yapması yönünden hayrete düşürdü! Böyle bir tespit yapmak için, depremin gelmesini mi beklediniz? İzmir ve bir çok ilçe belediyesi yıllardır CHP’de. Bugüne kadar, acaba ciddi bir denetim yapılmadığını mı Sayın Soyer, selefleri açısından itiraf etmiş oldu? Yoksa ben mi yanlış anladım?

Yapılması gerekenler belli: Depremde PR yapan iktidar ve muhalefet mensubu siyasetçiler, bu sevdalarından derhal vazgeçmeli.

Başta, Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve hükümet arasında, ciddi bir koordinasyon ile olası büyük deprem için şimdiden ciddi bütçelerde yatırımlar arttırılarak yapılmalı.

AFAD’ın ve AKUT benzeri STKların, arama kurtarma köpekleri ve nitelikli personel sayıları arttırılmalı. Uluslar arası, arama kurtarma ekipleri ile iletişim ve protokoller güçlendirilmeli. Telsizcilik ve kullanımı, üniversitelerdeki öğrenci toplulukları ile temasa geçilerek yaygınlaştırılmalı (olası büyük depremde telefon ağı çökecek.)

Deprem gerçeği her gün TV ekranlarında kamu spotu ile en az 24 saatte her kanalda 12 kez olmak üzere hatırlatılmalı. Arama kurtarma çalışanlarının yaşamlarını anlatan, reyting alabilecek, belki bir dizi film, ulusal bir kanalımızda, belki de TRT’de yayınlanmalı... Her okul, senede 2 kez AFAD ve AKUT ekiplerini zorunlu olarak davet edip, öğrencilerinin deprem konusunda bilinçlendirilmeleri sağlanmalı.

Deprem artık, bir beka sorunu olarak görülmeli, siyaset üstü kararlar alınıp, harekete geçilmeli.

Bunlar aklıma ilk gelenler, depremin bana düşündürdükleri...