İlber Ortaylı'dan hükümete ‘imar çılgınlığı’ tepkisi: Artık Karadeniz kalmadı!

Tarihçi İlber Ortaylı “imar çılgınlığı ve betonlaşmanın” Karadeniz’e etkisini kaleme aldı.

İlber Ortaylı'dan hükümete ‘imar çılgınlığı’ tepkisi: Artık Karadeniz kalmadı!

Hürriyet yazarı tarihçi İlber Ortaylı, bugünkü yazısında “imar çılgınlığı ve betonlaşmanın” sonuçlarına dikkat çekti.  

“Gelen bilgilere göre yeni imar izinleri veriliyor” diyen Ortaylı, “Kimse Karadeniz yaylalarını sonsuz çöllere ve steplere benzetmesin.” uyarısında bulundu. 

Ortaylı’nın yazısındaki ilgili bölüm şöyle:

TABİATIN VE ŞEHİRLERİN DEĞİŞEN KİMLİĞİ

“TEK tek yazmak ve söylenmekle memleketteki imar çılgınlığı ve betonlaşma önlenemiyor ama neticeye bakmakta yarar var. Bizim nesil bunu gördü: 1960’larda hatta 1970’lerin başında Samsun Çarşamba’sını geçerek Rize’ye doğru gittiğimizde sonsuz bir yeşillik ama asıl önemlisi birbirinden şirin kasabalardan geçilirdi. Giresun ve Trabzon’un eski yapıları, konakları, kâgir evleri bir ustalık eseriydi ve bunu yapan ustalar da hâlâ hayattaydı. Ne oldu? Bu saydığımız şeritteki yerleşmelerde nüfus o kadar büyük patlama göstermiş değil. Zira genç nüfus oraları terk ediyor, büyük şehirlere göç ediyor. Öyleydi ve hâlâ da öyle. Etrafta yapılan acayip ve çirkin çok katlı binaların mesken ihtiyacına cevap vermesinden çok bir nevi yatırım olarak düşünüldüğü açık. Bir sürüsü boş kalacak, Karadeniz’in doğasına uymayan, kışın yağmurlu, yazın rutubetli iklimlerde sıkıntıyla oturulacak meskenler olduğu açık.

HOYRAT DAVRANIYORUZ

İnsanlar yaylalara çıkmak istiyor ama bu çok hoyratça bir davranışla oluyor. Endemik bitkilerin korunmasına ayrılmış sahalarda yayla şenlikleri yapılıyor ve her şenlikten sonra o saha tahrip oluyor ve oradaki bitkiler yok oluyor. Gelen bilgilere göre yeni imar izinleri veriliyor. Bilhassa turistlere ve yerleşimcilere yer yapmak için bu dar yaylalar yeni izinlerle dolduruluyor. Kimse Karadeniz yaylalarını sonsuz çöllere ve steplere benzetmesin. Hakikaten yüzölçümü itibarıyla çok sınırlı alanlardır. Mesele İsviçre’de, Bavyera’da veya Avusturya Alpleri’nde bu gibi alanların nasıl korunduğunu dikkatle incelemek lazım. Buralarda sadece arazinin kötü kullanımı değil, civardan geçen otobanların gürültüsünü ve kirletmesini önlemek için tedbir alınır.

Yarın bir gün Ortadoğu’dan gelecek turistlerin zevkleri ve hedefleri değişirse ne olacak? Yayla turizmi hassas koruma ister, yoksa gözden düşer. İstanbul’un tahribi hâlâ bitmedi, bizim nesil 1950’lerin sonundan 2020’ye kadar neredeyse 70 yıl bu tahribi seyrediyor. Diğer şehirler için aynı durum söz konusu. Bir zamanlar Ankara’da geleneksel adıyla “Dış Kapı” denen yeni adıyla Yıldırım Beyazıt Mahallesi ve meydanı için Kültür Bakanlığı’nın eski müsteşarı Murat Katoğlu’nun bir iğnelemesi vardır: “Dış Kapı’da dur, Ankara Kalesi’ne bak, yan taraftaki Atıf Bey Mahallesi’nin üstündeki gecekondulara bak, bir de İsmet Paşa Mahallesi’ne doğru yapılan binalara bak. O gördüğün feci manzara her yerde tekrarlanıyor”. Ciddi tedbir alamazsak bu şehirler insanların ruhi yapısını ve istirahati yok olacak ve yakın bir gelecekte kullanamaz hale geleceğiz. 

'ARTIK KARADENİZ KALMADI'

Karadeniz gezisi yaptığınız zaman burada artık Karadeniz kalmadığını görürsünüz. 1966’da buradan geçtiğimiz vakit rüya gibi bir yurt parçasıydı. Eski konaklar, kâgir yapılar, yeşillik birbirini izliyordu, bakmaya doyamamıştık. Hatta gezdirmekle mükellef olduğum Danimarkalı gazeteci çifte “Çok hızlı gidiyorsunuz, bunların tadını çıkarmadan nasıl yazacaksınız?” diye sormuştum. Gezinin sonunda Antep için de aynı şeyi söyledim. Çok iyi hatırlıyorum, onları Suriye’ye uğurlarken benden özür dilediler ve “Haklısın” dediler. Bugün ne ben böyle bir ihtarda bulunabilirim ne de onların fazla inceleyecekleri bir şey artık kalmıştır.

Kapadokya diye övündüğümüz yer Kapadokya olmaktan çıkıyor. Ege’deki güzellikler için konuşmama gerek yok. Yunan adalarıyla bizim sahillerin ortasından denizden bir tur yapın ve karşılaştırın görürsünüz.”