Tutuklanıp İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu’nun “yargı görevini yapan bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs” ve “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” suçlamasıyla cezalandırılması istenen davanın dördüncü duruşması İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 2 No’lu Duruşma Salonu’nda görüldü.
Jandarmalar eşliğinde saat 10.37 itibarıyla İmamoğlu salona getirildiğinde izleyiciler tarafından “Cumhurbaşkanı İmamoğlu” sloganı atıldı. Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’e el sallayarak “Bursa’ya çok selam” diye seslenen İmamoğlu, CHP İstanbul Milletvekili Ali Gökçek’e de “Ali Bey’ciğim ne güzel seni görmek” dedi.
‘İLGİNÇ BİR ZAMANA ŞAHİTLİK EDİYORUZ’
Daha sonra savunma yapan İmamoğlu, şunları söyledi:
“Öncelikle umarım arzu ettiğimiz gibi hem yüce Türk yargısına yakışan hem de adil yargılama kurallarına uygun bir duruşma geçiririz. Bu çerçevede sizin uyarı ve önerilerinize katılmakla birlikte bizim de tabii ki bazen anlamlandırmakta zorlandığımız ve bugünkü duruşma çerçevesinde de bana isnat edilen suçlar üzerinden son dönemde oldukça fazla, direkt bu duruşmayı ilgilendiren beyanlarım, tespitlerim ve düşüncelerim var. Bu çerçevede söz hakkımı kullanmayı düşünüyorum. Sayın hakim, elbette ki buradan milletimizi de saygıyla selamlıyorum. Çünkü biliyoruz ki bu kürsüde, sizin huzurunuzda konuşurken siz de Türk milletini temsil ediyorsunuz. Ben de aslında milletime sesleniyorum.
Tabii üzüntü verici bir dönemdeyiz. Tarihin gördüğü, hükümet eliyle tasarlanmış en büyük yargı saldırılarından biriyle karşı karşıyayım. Sayısını ve konularını sıralamakta zorlandığım, hakkımda hukuksuzca açılan davalardan biri için buradayım. İlginç bir zamana şahitlik ediyoruz. Bazı günler vardır takvimde herhangi bir güne düşebilecek sıradan bir gün gibi görünebilir ama öyle değildir ve derin iz bırakır. Aslında bugün de öyle bir güne tanıklık ediyoruz.
‘KENDİ İFTİRALARINDA BOĞULACAKLAR’
Silivri’de şu an bu salonda duruşmam devam ederken yine bu binada bir başka salonda da şahsıma ve yol arkadaşlarıma yönelik bir başka kumpasın, bir başka Ekrem İmamoğlu davasının yargılaması yapılıyor. Buradan o salonda haysiyet mücadelesi veren tüm arkadaşlarıma en içten selamlarımı gönderiyorum.
Tabii onları yalnız bırakmayacağım; bu duruşma bitiminde o mahkeme salonuna, duruşma salonuna geçerek onlarla birlikte mücadelemize devam edeceğiz. Hukuksuz olduğu kadar yalanla, uydurma beyanlarla, sahte belgelerle, kes kopyala sayfalarla ve gizli tanıklarla kurgulanan bu kumpasın altına imza atan bir avuç muhteris, bu senaryoyu yazan herkesle birlikte kendi iftiralarında boğulacaklarına inancım tamdır. Bu konuda hiç şüphe duymuyorum ve her zaman inancım tamdır ki hak yerini bulacaktır.
Tabii 4 bin sayfalık bir iftiraname var diğer salonda ve o iftiraname benim için bir çöptür, çöp olmaya da mahkûmdur. Tabiri caizse burada bugün bir ‘Ekrem İmamoğlu mesaisi’ yaşanıyor. Her köşe başında bir kumpas, her salonda bir pusu kurulmuş durumda. Böyle bir gündemle karşı karşıyayım. Bu duygularla kıymetli milletimize haykırıyorum. Bu kumpaslara karşı verilen mücadele sadece bireysel bir hak ve özgürlük mücadelesi değildir; tarihimizin en büyük demokrasi ve adalet mücadelelerinden birisidir.
‘MAHKEME FIRTINASIYLA KARŞI KARŞIYAYIM’
Sayın yargıç, açıkçası sayısını bile artık kestiremediğim, hatırlayamadığım, her saydığımda birkaç tanesini ıskaladığım bir mahkeme fırtınasıyla karşı karşıyayım. Bu fırtına öyle enteresan ki artık istatistiklere sığmıyor; hesaplamalarla bile anlayamayacağınız bir durumla karşı karşıyayım. Bazen bazı mahkemeler niye açıldı diye düşünmeden edemiyorum. Tabii yeni devreye giren birtakım kanunlarla da açıldığı gibi kapananlar da oldu. Çirkin davası vs. gibi çok komik duruşmalar tezgahlanmaya çalışıldı.
Bu mahkeme de başladığından beri yaşanan yargıç değişim süreçlerinden birine siz de muhatap oldunuz. Dolayısıyla bir ara yargıçla karşı karşıya gelinmişti, siz aslında 3. hâkim olarak burada bulunuyorsunuz. Ben de sizin huzurunuzdayım. Bu davanın konusu da bilirkişiyi ve adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs etmişim ben. Bu suçlamalarla yargılanıyorum. Ancak ortada izaha gerek bırakmayacak kadar açık bir gerçek var: Biz bir bilirkişiyi etkilemedik. Çünkü ortada etkilenecek bir süreç yoktu.
Karşımıza çok ilginç bir şahsiyet çıktı. Söz konusu bilirkişi raporlarını zaten tamamlayıp mahkemeye sunmuştu. Bizim yaptığımız, bu raporların içeriğini, sonuçlarını ve yarattığı etkileri kamuoyuna anlatmaktan ibarettir.
‘GÖRÜŞÜNÜ ÇOKTAN SUNMUŞTU’
İsmi geçen bilirkişi S. Bey, benimle veya Cumhuriyet Halk Partili belediyelerle ilgili dava dosyalarındaki görüşünü zaten çoktan sunmuştu. Biz de açıkçası o davaları ve duruşmalardaki dosyaları inceleyince ve farklı farklı dosyalara hep aynı arkadaşların baktığını görünce böyle bir ‘kişilikle’ karşı karşıya geldik. Açıkçası ‘kişilik’ demek bile bana zûl geliyor, o kadar ifade edeyim.
Suçlamaların temeli olan 27 Ocak 2025 tarihinde yaptığım konuşmada, bu şahsın şahsımla ilgili sunacağı yeni bir raporu yoktu; zaten bütün raporları aylar öncesinde sunmuştu. Tabii aynı kişi üzerinden yeni bir planlama var mıydı? Çünkü kişiye özel dosyaları birleştiren bir sistem vardı Cumhuriyet Savcılığı’nda. Bu çok net. Benim şahsıma dair yeni bir rapor planı var mıydı bilmiyorum ama bildiğim kadarıyla yoktu. Konuşmamda onu etkilemeye yönelik tek bir kelimem var mı? O da yok. Talimatım var mı? Ki mümkün değil. O da yok.
O günkü açıklamalarım, tamamen ifade özgürlüğü kapsamında eleştiriden ibarettir. Bu raporların sonuçları insanların hayatına mâl olacak seviyededir ve ben de tam olarak bunları anlattım. Örneğin Beylikdüzü davasında Danıştay, yani yüksek yargı; ‘İç denetim yeterlidir, belediye başkanının sorumluluğu yoktur’ diyor ancak bu bilirkişi, çıkıp bir rapor hazırlıyor ve ihale iptali olmadığı hâlde ‘Ekrem İmamoğlu suçludur’ diye yazıyor.
‘İFTİRAYLA BENİ SUÇLAMA GAYRETİNDE’
Ortada böyle bir denetçi raporu var mı? Yok. Yani bilirkişi, o dosyada yalanla, iftirayla beni suçlama gayretinde. Bunu ben anlatmayacağım, dert yanmayacağım veya toplumu bu konuda bilgilendirmeyeceğim de ne yapacağım? Bu benim en doğal hakkım. Hukuksuz yöntemlerle oluşturulmuş bu davaları tespit ettik. Özellikle beni ve Cumhuriyet Halk Partili belediyeleri hedef alan bu raporları kim yazmış diye baktığımızda hep aynı isim çıktı karşımıza. S. Bey. Evet, S. Bey. Böyle bir durumu eleştirdiğim için yargılanıyorum, gerçekten bu absürt bir davada. Ne yazık ki sizin de ifade ettiğiniz gibi iş yükü çok yoğun ve sayenizde böyle absürt bir davaya mesai harcamak zorunda kalıyorsunuz.
Ne yapmam gerekiyor? Milletin önünde bize kasıtlı iftiralar atılırken kendimizi savunmayıp ‘Ya Rabbi şükür’ diyecek hâlimiz yok yani. Biz milletin iradesiyle 16 milyonluk dünyanın en güzel ve en büyük kentlerinden birinin belediye başkanıyız. Bu iftiralara karşı dik duruşumuz hem bu şehrin belediye başkanı olarak hem de 86 milyon insanımızı yöneteceğine inanan bir aklı, mantığı ortaya koyarak, tarihte görülmemiş 15 milyon 500 bin insanın ön seçimde oy kullanarak yetki vermek istediği bir cumhurbaşkanı adayı var karşınızda.
“Atanma ihtimali matematiksel hesaplara sığmıyor”
‘ATANMA İHTİMALİ MATEMATİKSEL HESAPLARA SIĞMIYOR’
Dolayısıyla ben burada sadece kendi hakkımı değil, yapılan hukuksuzluklara binaen aziz milletimin hak ve hukukunu savunmakla ilgili hamleler yapıyorum. İstanbul’da 8 binin üzerinde bilirkişi var. Çok enteresan. Bu kadar kişi arasından 4 ayrı dosyada da aynı ismin atanma ihtimali matematiksel hesaplara sığmıyor. Ben bir laf atayım ama aslında 100 katrilyonda 1. Ekrem İmamoğlu ile ilgili 4 dosyaya bu insanın girmesi 100 katrilyonda 1 iken diğer CHP’li belediyelere de aynı kişinin nokta atışı atandığını eklediğiniz zaman artık matematik buna yetmiyor. Ben bu imkansızlığı tespit etmişim, kamuoyuna duyurmuşum ve hakkında işlem yapılmasını istemişim ancak yargıya çöreklenmiş bir avuç kötü niyetli muhteris ne yapıyor? Dönüp bana dava açıyor. Ben ne derim onlara?
Hadi oradan derim. Ayrıca bu bilirkişi sadece rapor yazmıyor sayın hakim. Onlarca siyasetçinin ve bürokratın hayatını altüst ediyor. Bu yalan ve iftira raporlar, kıymetli dostum, değerli hocam, Esenyurt Belediye Başkanımız Sayın Ahmet Özer’in de hayatını etkiledi. Bilirkişi resmen üçkağıtçılık yaptı. O sistemin içinde onun yaptığı, 3 bilirkişiden 2’sinin ortak beyanına karşı sadece bu S. Bey’in beyanının kabulüyle kendisi 1 yıl 10 gün tutuklu kaldı. 1 yıl 10 günün hesabı verilmez mi? Onunla birlikte masum ve gerçekten mağdur olan, içinde birebir tanıdığım hasta kardeşlerimin de olduğu bürokratlar burada, Silivri’de yattılar.
‘HAKSIZLIĞA KARŞI SUSAN DİLSİZ ŞEYTANIN EN ÖNDEKİ NEFERİDİR’
Bu haince raporlarla insanlar tutuklandı, itibarları zedelendi. Yargı, bilirkişi ve medya iş birliğiyle ailelere haysiyet cellatlığı, itibar suikastları yapıldı. Ne kadar basit değil mi? Meseleye sadece bilirkişi diye bakmak ne kadar basit kalıyor… Bakın vardığı noktaya ve ona dayanarak verilen kararlara. Bu ülkenin saygın bürokratları, siyasetçileri ve emekçileri kelepçelerle sıraya dizildi. Onlarcası. Dronlarla havadan çekildi, fotoğrafları ve videoları medyaya servis edildi. Biz de ne yapacağız? ‘Ya Rabbi şükür’ diyerek izleyeceğiz. Biz? Bu milletin karakteri bunu yapmaz. Ben öyle bir milletin evladı değilim. Bana bu milletin, bu toprakların verdiği karakter, haksızlığa karşı mücadele etmeyi öğretmiştir. Haksızlığa karşı susan dilsiz şeytanın en öndeki neferidir. Öyle ifade edeyim.
Bir dava için duruşma salonu yaptırılır mı? Ne oldu işte, yargılanıyoruz yukarıda. 1,5 milyar lira, bir duruşma salonu için harcanır mı? Bunu ancak inşaatçılığa meraklı, gayrimenkule meraklı bir yargı mensubu akıl edebilir. Başka kimse akıl edemez yani. Ben o akla da akıl demem. Yargılama, davaya göre şekillendiriliyor. Artık mesele sadece bir kişi, bir dosya, bir dava değildir.
Artık mesele, yargının nasıl yönlendirildiğinin, nasıl şekillendirildiğinin açık açık gösterilmesidir. Burada kurulan düzen hukuka göre değil, beklentiye göre karar verenleri ödüllendiren, hukuka sadık kalanları ise cezalandıran bir düzendir. Ne kadar? Toplasan 50 kişidir, 100 kişidir bunlar. Bu millet onlara boyun eğecek? Hadi oradan. Cürümünüz kadar yer yakarsınız. Öfkem çok büyük sayın hakim. Ben buradan sizin huzurunuzda Türk milletine bakarak konuşuyorum. Siz de bu aziz milleti temsil ediyorsunuz ama aynı zamanda ailenizi temsil ediyorsunuz. Haysiyetinizi, onurunuzu, namusunuzu temsil ediyorsunuz. Ben de öyleyim.
‘YARGI ADINA BU NASIL YAPILIR’
Ben öfkemi akla, mantığa ve eyleme dönüştüren bir insanım; kine, nefrete değil. Açıkça söylüyorum. Bu düzen sadece yargıyı ve yargı mensuplarını değil, adalet duygusunu da sürgüne göndermektedir. Memleketin her yeri bizimdir. Hakkari de sürgün yeri değildir, Artvin de değildir. Allah’ın izniyle bizim dönemimizde bu cennet vatanın her köşesi İstanbul gibi olacak, İstanbul. Yani İstanbul kadar sevilecek, sahiplenilecek. Yoksa yağmacıların düzenine benzemeyecek yani. O bakımdan yargıdaki usulsüzlükler artık saptanamaz bir boyuta gelmiştir. Bu ülkede artık adil yargılamayı etkilemek ‘İstediğimizi vermezsen iddianameni yazmaz, seni aylarca tutuklu yargılarız’ anlayışıyla yapılıyor. Onlarca örneği var şu anda biliyor musunuz? Aklım almıyor. Düşünüyorum. Bunu bir insan nasıl yapabilir? Yargı adına bu nasıl yapılır?
‘BUNLARIN HEPSİ DÖKÜLECEK’
Yani bir emekçi niçin yattığını bilmiyor aylardır, sıfır maaş alıyor. Hapse atıldığı için çat diye işten çıkarıldı, sıfır maaş. Çoluğu çocuğu evde aç. 30 yaşında bir baba, 35 yaşında bir baba. Gerçekten çok acı bir süreçteyiz. İBB dosyasında hâlâ tek bir satır bulunmayan, tek bir mantığı var; rehin. Rehin tutuluyorlar. Bu insanların avukatları her gün adliye kapısında soruyor, ‘İddianame nerede’; tutuklular soruyor, ‘Ben niçin tutukluyum’. Bunu derken o emekçi kardeşlerimiz gibi koca koca milletin iradesiyle seçilmiş belediye başkanları da var bunların arasında. Kimilerine jet hızında davranan yargı, bu insanların avukatları adliye kapısında, ailelerini ise cezaevi önünde bekletiyor. Bu insanlar aylardır hak mücadelesi veriyor aileleriyle birlikte. Aile Dayanışma Ağı var. Hâlâ iddianamesi olmayan emekçiler var. İnsan söylerken utanıyor. 1 yılı aşkın süredir iddianamesiz şekilde tutulan insanlar var. Ortada tek bir satır somut delil yok. Başka işler uyduruluyor! Bunlar konuşulmuyor, anlatılıyor, yazılıyor; bunların hepsi dökülecek.
‘TALİMATLA İFADELER ALINIYOR’
Yok efendim operasyonlar yapılıyor. İşte uyuşturucu operasyonu, bahis operasyonu, fuhuş operasyonu deniyor. O insanlara ‘Şuna çamur at, buna çamur at’ deniyor. Talimatla ifadeler alınıyor. Oradan bir beyanla bir başka kişi tutuklanıyor. Bunlar açık ve net. Kimsenin üç maymunu oynamaya hakkı yok bu ülkede. Hele hele siz, biz bu makamlardayken bunu yapamaz yani. Yapmaya hakkı yok. Bedelini ödemek zorunda. Çifte standart o kadar örnek var ki siyasi iktidar, yargı eliyle muhalefeti sindirme, milletin iradesine darbe yapma, tehditle belediye başkanlarını kendi partisine geçirip, bunu sırıtarak kutlayan zihniyet… Sırıtarak. Yani ideallerini satmamak vardır, değil mi? Mesela takımda takım arkadaşını satmamak vardır, takım oyunu oynamak vardır. Yani en basit mahalle kurgusundan her türlü milli karakterdir bu değil mi? Şimdi bunlar kırılıp kalmış yani.
‘AĞIN İÇİNDE YER ALAN HERKES TERFİ EDİYOR’
Şimdi bugün biraz ‘Korkut satsın, öbürü satsın’ diyen, bunlarla da sırıtan, onur duyan, gurur duyan bir zihniyet bu ülkeyi yönetiyor. Ben öyle adamın yüzüne bakmam. Ben milletin iradesine bakarım. Sandıkta seçilen milletine hizmet edecek, onu seçenler insanlara layıkıyla sonuna kadar hizmet edecek. Ayıptır; ister AK Partili olsun, yüzüne bakmam, insan yerine koymam. Yargıdaki ‘ahtapot kolları’… Bu ‘ahtapotun kolların’ deyişi sayın cumhurbaşkanına ait. Kişi kendinden bilir işi. Bu ülkede artık adil yargılamayı etkilemek, yargı içinde kurulan ilişkiler ağıyla gerçekleştiriliyor. O ağın içinde yer alan herkes, kısa süre içinde terfi ediyor. Çağlayan’dan Ankara’ya transfer ediliyorlar. Ne büyük mutluluk. Halbuki geçici bir bahar mutluluğu bu. Bu sistemde hukuka sadakat değil, beklentiye uyum ödüllendiriliyor. Allah hanemden, bu milletten uzak tutsun. Yalakalık ve dalkavukluk, bu milletin tek bir kişisine dahi yakışmaz. İnsana yakışmaz da hani bu milletin tek bir evladına hiç yakışmaz.
‘BEN BUNA ‘İLİŞKİLER AĞI’ DİYORUM’
Normal bir hukuk devletinde bir hakimin ya da savcının tek referansı hukuk olmalıdır. Başka ne olabilir? Ben hukukçu değilim. Biz ailemizden öyle gördük. Bir hakim dendiğinde, dedemizden bize büyük saygı duyulur; başka bir şeydir. Bakın vali demiyorum, kaymakam demiyorum. Efsane olan insanlar vardır kasabalarda, ilçelerde, şehirlerde. Yargıçlar böyle titretir. Dosyaya bakar, delile bakar, vicdanına danışır ve kararını verir ama bugün öyle bir noktaya geldi ki kararların ardından tesadüf diyemeyeceğimiz bir tablo ortaya çıkıyor. Belli yönde kararlar alanların hızla yükseldiği, kritik görevlere getirildiği, Ankara’da daha etkili pozisyonlara taşındığı bir sistemle karşı karşıyayız. Bu hukuka göre karar vermek değil; siyasi iradenin talimatına, beklenene göre karar vermektir. Bu kadar net. İşte bu yüzden ben buna ‘ilişkiler ağı’ diyorum. Çünkü bu ağ, sadece yargı mensuplarının değil; süreci yönlendiren, beklenti oluşturan ve sonuçları takip eden daha geniş bir mekanizmayı kapsıyor. Bu mekanizma içinde olanlar korunuyor, kollanıyor, ödüllendiriliyor; dışında kalanlar ise ya görmezden geliniyor ya da sistemin dışına itiliyor.
‘KİMLER YOK Kİ BU SİSTEMİN İÇİNDE’
Kimler yok ki bu sistemin içerisinde? Yakın zamanda Adalet Bakanlığı’nda yaşananlar çok net. Önce hakim, sonra Adalet Bakan Yardımcısı; yani siyasi bir görev. Sonra İstanbul’da Cumhuriyet Başsavcısı iken hakkımızdaki iftiranameleri zalimce hazırlayıp Adalet Bakanı olarak ödüllendirilen bir bakan. Onun döneminde İstanbul’da bakanın her şeyi olan bir başsavcı vekili, bakan yardımcısı. Bizim iftiranamelerde çok emeği geçmiştir. Diğer Adalet Bakan Yardımcısı çok enteresan. Beni ve daha önemlisi anayasal haklarını kullanıp tutuklanmamı protesto eden gençlerimizi -ki yüzlerce, 3-5 ay sonra hepsi beraat etti, hiç suçları bile yok dendi- gözünü kırpmadan tutuklayan hakime hanımın eşi, ödülü çok güzel yerden alıyor ve o da bakan yardımcısı oluyor. Bu mu yani? Ne kadar tesadüf. Allah Allah.
‘5-6 KİŞİ BUNLARLA BAKANLIK OYNANIYOR’
Koca yüce Türk yargısında, bu memleketin Ankara’sında, İstanbul’unda, Türkiye’nin her köşesinde milletin evlatları var ama hepsi sıkıştılar 7. kata, toplanmışlar oraya. 5-6 kişi bunlarla bakanlık oynanıyor. Ne büyük bir yetenek havuzu toplanmış 7. kata! Bu millet de bunu yiyecek, yemez. Geçici bahar, yalancı bahar, bir fırtına alır hepsini götürür. Avukatım Mehmet Pehlivan dahil onlarca arkadaşımı tutuklatan savcıyı da unutmayalım. Hepsine girmeyeceğim. Bu da benim ifademi aldı. Personel Genel Müdürü olmuş. Ben insan kaynakları master’ı yaptı. İnsan kaynakları master yaptım ve insan kaynağı master’ına ne zaman karar verdim biliyor musunuz? 94 yılında. O zaman personel yönetimiydi, sonradan insan kaynakları birimine dönüştü. Çok inanıyordum, çok güveniyordum; o alanda ihtiyaç olduğunu hissettim, niye biliyor musunuz? Ben aile şirketindenim. Yani neredeyse 100 kişinin çalıştığı, ‘benim şirketim’ dediği bir şirketin içinde aile işi zordur yani.
‘MASASINDAKİ ARABA MAKETİNİ FALAN GEÇTİK’
İstanbul Büyükşehir Belediyesi tıkır tıkır bu millete hizmet etmeye devam ediyor. Niye, biliyor musunuz? Milletin evlatları var. Liyakat. Burada tutuklananlar aynı. Gurur duyuyorum hepsiyle. Perşembe günü Raylı Sistemler Daire Başkanı öyle bir savunma verdi ki ‘Kardeşim seninle gurur duyuyorum. İyi ki sen benim yol arkadaşımsın’ dedim. Tanımam. Benden önce 2011 yılında AK Partili belediyede işe girmiş bir mühendis. Nasıl girdi, onu bilmem. Aldık şube müdürü, bilmem ne falan filan; daire başkanı. Ben almadım. Bakın sistem. O sistem nedir? İnsan kaynakları… Bakın; Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürü; herhalde 100 bine yakın çalışanı vardır Adalet Bakanlığı’nın. Bilmiyorum ama vardır yani. Benim dilimin kemiği yoktur sayın hakim. Yani saygı çerçevesinde her şey şeffaf milletin önündedir. O bilinçte olmalıdır. Meseleye o kadar ulvi bakmalıdır ki, o kadar bilimsel bakabilmelidir ki yeteneği buna haiz olmalıdır yani. Beni masasındaki araba maketi, bilmem ne falan filan; onları geçtik yani. O ayrı rezalet, onları geçtik. İbretlik anlar yaşadık.
‘İNŞALLAH KADIN BİR CUMHURBAŞKANI DA OLACAK’
Cumhurbaşkanı nedir, biliyor musunuz? Cumhurbaşkanı, çok önemlidir. Bir eve bakalım, inşallah kadın bir cumhurbaşkanı da olacak. Bir eve baktığınızda babadır, annedir. Benim için öyledir. Demokrasi elbette, taraf elbette, parti elbette ama bir cumhurbaşkanı, seçildiği an itibarıyla bir baba hüviyetine geçer yani. Kaşları çatık, kızgın, öfkeli; ona oy vermeyen terörist ama ona oy verenlere ‘hahaha hihihi’ sırıtan bir yüz… Hani ayartmışsa, atmışsa bir başka partiden bir belediye başkanı, o elini ayağa kaldırmalara falan, şarlatan bir milletvekili falan… Ne kadar mutlu oluyor, ben anlamıyorum. Ben öyle adamın yanına yaklaşamam. Vallahi yaklaşamam. Yanıma yaklaştırmam. Allah uzak tutsun. Bundan keyif alan bir insan olur mu? Bir ülkenin cumhurbaşkanı herkesi sevecek. Bana göre cumhurbaşkanı adalettir, vicdandır, şefkattir, merhamettir.
‘CUMHURBAŞKANI ATATÜRK’TÜR’
Bana göre cumhurbaşkanı, Atatürk’tür. Öfke değildir, nefret değildir, kindar nesil yetiştirmeyi hedefleyen değildir. Çocukları sevecek, bebeği sevecek, anayı sevecek, kendine oy vereni değil; herkesi sevecek, 86 milyon insanı sevecek. Hakkımızda neler demiş? 2019’da biz arkadaşlarımızla verdiğimiz büyük bir mücadeleyle, bütünüyle el konulan sistemler, iptaller… Anadolu Ajansı devreyi kapatmış, gece 23.00’de İstanbul bir anda afişlerle donatılmış, sanki seçimi kazanmışlar gibi. O ortamda büyük bir mücadeleyle, 13 bin 600 oyla seçimi kazandığımızı YSK ifade etti. Mazbatamızı aldık. Bu ülkenin cumhurbaşkanı ne dedi biliyor musunuz, kelimesi kelimesine: ‘13 -14 bin oy farkla kimsenin kazandım deme hakkı yoktur’ dedi. Bu kayıtta var. Seçim kurullarının başında meslektaşlarınız var, öyle değil mi? 1 oyla bile seçim kazanılır, öyle değil mi? Hatta eşitse kura atılır. Bunu hangi akıl, hangi vicdan diyebilir yani? Milletini seven, demokrasiyi seven, demokrasiyi bilinecek tramvay yerine koyan bir akıl ancak bunu diyebilir; seven diyemez. Demokrasiye, adalete saygı duyan diyemez, demez.
‘HANİ TRT’DE YAYINLANACAKTI’
Yıl 2025… ‘Bizim icraatımızın ulaştığı yerlere senin hayallerin bile ulaşamaz Ekrem’ dedi. Onlara cevap vermedim, icraatle cevap verdim. Onun hayal dediğini biz gerçeğe dönüştürdük. Önce insan… 19 Mart 2025 sonrası ‘Gerek diploma gerekse yolsuzluk, hırsızlık meselesinde yargının iddialarına asla cevap veremiyorlar’. Bana diyor. Hani TRT’de yayınlanacaktı? Kendi ağzıyla söyledi, ‘Sayın Bahçeli demişse doğru demiştir’ dedi. Sayın Bahçeli de öyle söyledi. Hani biz kameraların önünde konuşacaktık? Tabii ki kurala göre diyorsunuz ‘görüntü yok’ vs. ama konuşuldu. Türkiye burayı izliyor. O mahkeme salonunda o iddiaların, o iddianamenin nasıl iftiraname olduğunu, nasıl çöp olduğu tane tane herkes görecek. Şu 3 haftada bile yaşananlar bir trajedi. Böyle bir dosya olmaz. Şimdi bir de ne yapıyorlar? Boca ediyorlar dosyaya. Beyoğlu Belediyesi’ne bir suç uydurdular, bizim dosyaya koydular.
‘İBB ADAYLIĞINI EŞİM İSTEMEMİŞTİ’
1 yıl önceki cesaretimi katrilyonla çarpın. 1 yıl önceki kararlılığımı sayısız çarpın. Tarif edemem yani, bedeli ne olursa olsun. Daha önce burada oturuyordu. Şimdi galiba öyle bir kural konmuş; eşim, babam arkada. Getirmediler, koymadılar. Söylemedik. Belki siz kabul ederdiniz ama çok önemli değil. Ben İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne adaylığı kabul ettiğimde eşim istememişti, Allah var. Son anda bu gelişti. Nasıl bir çeteyse son anda gelişiyor yani. Hani 2018’in Kasım’ında geçiyor. Onlara göre biz 2014’te tasarladık her şeyi. ‘İstanbul’u ele geçireceğiz. Biz önce Beylikdüzü’nü, sonra İstanbul’u, sonra Türkiye’yi ele geçireceğiz ve zengin olacağız’. Tasarıma bakar mısınız? Ben de diyorum ki kişi kendinden bilir işi. Vallahi niye zengin olmak için ben İstanbul’u ele geçireceğim ben, onu bilmiyorum yani ama ben ticaret yaptım. Ben 3 bine yakın konut yaptım. Bir ilçe kadar insanı ev sahibi yaptım. 500’e yakın iş yeri, 200’e yakın villa yaptım. Yaptım derken babamla birlikte, ailecek yaptık. Şimdi ‘Zengin olmak için Türkiye ele geçirildi’. İfadeye bakar mısınız? İddianamede bu yazıyor.
‘2018’DE AİLEME ‘HELALLEŞELİM’ DEDİM’
Son anda kabul ettik ve hani o dönemin genel başkanı, hatta eve ziyaret edip bunu çok istediğini dile getirdi eşime ve babama, anneme dönüp ‘Helalleşelim’ dedim. ‘Bu yolculukta her şey insanın başına gelebilir’ dedim. Sene 2018’in Aralık. ‘Helalleşelim’ dedim. ‘Gözyaşı istemiyorum’ dedim. Aslanlar gibi çarpışan, daha doğrusu evlatların, annelerin, kadınların, kızların, ailelerin hakkını savunan bir eşim var; gurur duyuyorum. Burada oturmasa da bizim kalplerimiz bir. Onun için yani bu kadar ağır ifadeleri bir cumhurbaşkanı kullanırsa; ‘Yolsuzluk, hırsızlık, irtikap meselelerine asla cevap veremiyorlar’… Bunu defalarca kürsüden söyler mi yani cumhurbaşkanı? Masumiyet karinesi vardır. Ben şimdi yargılanıyorum. Her şeye rağmen bu absürt davada bile yargılanıyorum ama bu suç kesinleşene kadar masumum ben, değil mi? Bunu kim diyebilir? Birine ‘Sen suçlusun’ diyebilir miyim? Benim haddim mi, hakkım mı bu? Makamı ne olursa olsun…
‘CUMHURBAŞKANI BAŞSAVCIYLA GÖRÜŞÜR MÜ?’
Ben soruyorum o zaman. ‘Muş’ demiyorum, soruyorum. Bu davanın sürecinde başsavcıyla görüşmüş mü cumhurbaşkanı o süreçte? Ne konuşmuş? Ne talimat vermiş? Ürettikleri yalanlara nasıl ‘Aferin’ demiş? Soru soruyorum. Bunu ben söylemiyorum. Bakanın bile en yakınlarına anlattıklarından duyduklarımı anlatıyorum. En yakınlarına anlattıklarını, duyduklarımı anlatıyorum. AK Partililerden, anlatanlardan anlatıyorum. Bunlar açık. Cumhurbaşkanı, başsavcıyla görüşür mü yahu? İstanbul’da bu yargı saldırılarının planlama görevinin üstüne; siyasi bir makam olan bakan yardımcılığından gelip başsavcı cübbesi giyen bir profille karşı karşıya kaldık. Önce ağır ceza hakimi olarak vicdanları yaralayan, asla affedilmeyecek kararlara imzalara atmıştır. Bellidir bunların hepsi tek tek. Sonra 2024 yerel seçimlerinin sonra 19 Mart darbe süreci başlatıldı. ‘Ben yaparım Sayın Cumhurbaşkanım, ben yaparım. Bana görev verin ben yaparım’ demediyse namerdim.
‘ASRIN HUKUKSUZLUĞU YAPILIYOR’
Asrın hukuksuzluklarına imza atıldı. Düşünün, hazırladığı iftiranameyi daha yargılama başlamadan basına sızdırıyor. Böyle bir rezillik olur mu yahu? Biz mahkemeye girdik; mahkememizde karar çıkmadan o 23 Mart akşamı bile bunlar yaşandı. Daha biz mahkemeye girmeden ‘tutuklandı’ haberlere çıktı gazetelerde. ‘Asrın yolsuzluğu’ cümlesini bir başsavcı kullanır mı? Aynı sözü bakanken bile kullandı. ‘Asrın yolsuzluğu’ dedi. Ben size ‘asrın arsızı’ dedim mi, ‘asrın hukuksuzu’ dedim mi… Asrın hukuksuzluğu yapılıyor. O makamda bu söylenir mi? Bu, öfkesini ve hırsını dizginleyemeyen bir anlayıştır. Şimdi çıkmış Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı’nı da tehdit ediyor, öyle değil mi? Yaşıyoruz değil mi? Muhittin Böcek’i tehdit ediyor. 2 şoförü Antalya’dan İstanbul’a, özel kalem çalışanı, yok başdanışmanı… Bunu görmüyor muyuz ya? 10 binlerce hakim, savcı bunu görmüyor mu? Bu ülkenin muhalefet partilerinin liderleri bunu görmüyor mu? Bu nedir ya? Bunlar yargıya müdahale değil, müdahaleye teşebbüs değil mi?
‘YARGILAMA BAŞLAMADAN HÜKÜM DAĞITAN KİM’
Sonra utanmadan ‘Mahkeme salonları siyaset arenası değildir’ diyorlar. O hâlde sormak lazım. Daha yargılama başlamadan hüküm dağıtan kim? Dosyayı değil, manşeti esas alan kim? Savcı cübbesiyle ‘asrın yolsuzluğu’ deyip bakan koltuğunda aynı cümleyi kuran kim? Bana ‘asrın yolsuzu’ diyeceksin. Bana? Ah benim Yozgatlı amcam; kurban olayım senin o güzel emek kokan yüzüne. O güzel toprak kokan ellerinden öpüyorum senin. ‘Turpla, şalgamla devlet idare edilmez; adaletle, hukukla idare edilir’. Atasözü öyle çıkar. O yalan atasözlerinin acilen silinmesi gerektiğini düşünüyorum. Nedir? İşte ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ yani. Kim demişse onu bu topraklardan defederim gitsin.
‘BURADAKİ İNSANLARIN AİLESİ YOK MU’
İnsanlar kesinleşmiş hüküm olmadan, deliller tartışılmadan, savunma alınmadan televizyon ekranlarında soruşturmalar; gizli olduğu halde medyaya bilgi, belgesiz basın açıklamaları… Sonra birisi çıkacak, ‘Annem üzülüyor, babam üzülüyor, ayıp oluyor’. Aferin ya. Ah benim garibim ya. Ah benim mini minnacığım ya. Buradaki insanların babası, evladı, çocuğu, karısı, kızı, annesi yok mu? Bu yapılan zulmü kim kaldırabilir? Bugün burada yargıyı etkilemekten söz ediliyorsa asıl bakmamız gerekenler işte bütün bunlardır. Algı operasyonları, kürsülerden yapılan açıklamalardır, manşetlere verilen talimatlardır. Televizyonlarda dünyanın en rezil sistemidir Türkiye’de. Hem de devletin televizyonu üzerinden hem de sizin, bizim, burada bulunan insanların cebindeki paralarla yapılıyor bu iş. Vergilerle yapılıyor bu işler. Devlet eliyle, hükümetin başındaki zihniyetle, araçsallaştırılmış yargının içindeki bir avuç muhteris aracılığı ve medya eli ile yargıyı etkilemek tam da budur.”
SAVCI MÜTALAASINI AÇIKLADI: BİR SUÇLAMA DÜŞTÜ
İmamoğlu’nun savunması yaklaşık 1 saat 45 dakika sürdü.
Mütalaasını açıklayan savcılık, eksik hususların giderilmesini isteyerek ek dosya talebinde bulundu. Mahkeme, “yargı görevini yapan bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs” suçun oluşmadığını, “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” maddesinin oluştuğunu belirtti.
Duruşma 13 Temmuz’a ertelenirken söz konusu suç, ön ödeme kapsamında yer aldığı için İmamoğlu’nun, yeni duruşma tarihine kadar ön ödeme yapması halinde davanın düşebileceği belirtildi.
NE OLMUŞTU?
Tutuklanıp İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu, 27 Ocak 2025’te Saraçhane’de düzenlediği “Turpun Büyüğü” konulu basın toplantısında bir bilirkişinin adını vererek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a şu sözlerle seslenmişti:
“Siz de böyle maharetli bilirkişi S. Beyler oldukça, siz de binlerce bilirkişi arasından nokta atış S. Bey bilirkişisini bulan yargı mensupları oldukça bir davanın öncesinde ya da yürüyen sürecin öncesinde heybenizde büyük turplar taşıdığınızı düşünebilirsiniz. Ne var ki sizin turp zannettikleriniz bu milletin gönlünde zerre yer etmez. Sayın Cumhurbaşkanı, turpun büyüğü senin heybenden çıktı. Aslında işin çok kolay. Bu kadar heybe sırtında taşımana gerek yok. Bu kadar yük taşıyacağına kendini sadece milletin sandıktaki vicdanına emanet ettiğin an rahatlayacaksın. Yastığa başınızı koyduğunuzda huzurla uyumak kadar güzeli yoktur.”
Söz konusu basın toplantısından kısa süre sonra İmamoğlu hakkında bilirkişiyi hedef gösterdiği iddiasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından re’sen soruşturma başlatılmıştı.