Ali Özkardaş yazdı…
Türk siyasi tarihinin tozlu raflarında, adalet ve insan hakları için verdiği mücadeleyle öne çıkan ama adı pek az anılan bir isim var: Esat Adil Müstecaplıoğlu. Hukukçu, siyasetçi, aydın… Onun hikâyesi, yalnızca bir siyasi kariyerin değil, bir ömrün adalet arayışının hikâyesidir.
1904 yılında İstanbul’da doğan Esat Adil, Ankara Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra sırasıyla savcılık, hâkimlik, cezaevleri müfettişliği, Cumhuriyet Başsavcılığı ve Ege Bölgesi Adalet Müfettişliği gibi önemli görevlerde bulundu. Belçika’da doktora eğitimi aldığı yıllarda cezaevleri üzerine çalışmalar yaptı. Cezaevleri müfettişliği döneminde ise İmralı Cezaevi’nin kurulmasında öncü rol oynadı.
İMRALI CEZAEVİ’NİN KURULUŞU VE İŞLEYİŞİ
Türkiye’de bir ada cezaevi yapma fikri meclis kürsüsünde tartışılırken, İmralı’yı ilk olarak öneren İzmir Valisi B. Fazlı Güleç olmuş, hatta bu nedenle adadaki tepelerden birine onun adı verilmişti. 8 Kasım 1935’te ada, cezaevi kurulmak üzere Adalet Bakanlığı’na teslim edildi. 24 kilometrekare büyüklüğündeki İmralı Adası, tarıma son derece elverişliydi. Zeytin, üzüm, susam, kavun, karpuz, hububat ve daha pek çok ürün yetiştirilebiliyordu.
İlk olarak İstanbul’dan 20, Mudanya ve Bursa’dan 30 mahkûm adaya gönderildi. Böylece İmralı Cezaevi’nin ilk 50 mahkûmu tarihe geçti. Zamanla bu sayı artarak binlere ulaştı. Mahkûmlar, başlangıçta harap haldeki binalarda barınırken, ilerleyen yıllarda değirmen, karakol, dokuma atölyesi, ambar, iskele, rıhtım, hatta cami ve kütüphane gibi yapılar inşa edildi. Bu binaların büyük kısmı, yine mahkûmların emeğiyle hayata geçirildi.
Cezaevinde disiplinli bir günlük düzen vardı. Sabah 5.30’da boru sesiyle uyanan mahkûmlar, kahvaltı sonrası spor yapar, ardından bayrak merasimine katılırlardı. Günde ortalama 8 saat ziraat, balıkçılık, demircilik, dokumacılık, marangozluk, kunduracılık gibi iş kollarında çalışırlardı. Akşamları ise eğitim saatleri düzenlenirdi.
Bir mahkûmun şu dörtlüğü, bu yeni anlayışı özetliyordu:
“Elimizde kalem, çekiç, mekik, keser, aksapan
Anladık ki bunlar imiş mutluluğu doğuran
Suçlu olan evladımda böyle duygu oldukça
Gözün aydın güzel vatan kapandı kanayan yaran”
EĞİTİM VE KÜLTÜREL FAALİYETLER
İmralı Cezaevi yalnızca bir tarım ve üretim alanı değil, aynı zamanda bir okul niteliği taşıyordu. Okuma yazma bilmeyenler eğitilirken, bilenler öğretmenlik yapıyordu. Günün sonunda konferanslar veriliyor, mahkûmlar ahlak, toplum ve din konularında tartışmalar yürütüyordu. Cezaevinde 4300 kitaptan oluşan bir kütüphane vardı. Ayrıca tiyatro oyunları sahneleniyor, güreş müsabakaları düzenleniyor, müzik icra ediliyordu.
1936’da Adalet Bakanı’nın ziyareti sırasında mahkûmlar tarafından sergilenen piyes ve komedi oyunları, dönemin basınında geniş yer bulmuştu.
YABANCILARIN GÖZÜNDEN İMRALI
İmralı Cezaevi, yabancı gözlemciler için de büyük bir ilgi odağıydı. Amerikan Elçiliği’nden bir yetkili, gördüklerinden duyduğu şaşkınlığı şu sözlerle dile getirmişti:
“Dünyanın hiçbir hapishanesinde mahkûmların yüzünün bu kadar güldüğünü görmedim. Burası yalnız Türkiye için değil, bütün dünya için bir muvaffakiyet.”
İngiliz hukukçu Clive Parry ise adayı ziyaretinde, gardiyansız ve parmaklıksız bir cezaevi sistemi karşısında hayranlığını gizleyememişti. Mahkûmların hem çalışarak üretim yaptıklarını hem de eğitim aldıklarını gözlemlemiş, bunun suçun önlenmesinde önemli bir rol oynayacağını belirtmişti.
1938 yılında Petit Parisien gazetesi muhabiri B. Willy Sperco, Adalet Bakanı Şükrü Saraçoğlu ile birlikte hapishaneyi ziyaret etmişti. Gazeteci, mahkûmlara yalnızca iki jandarmanın eşlik ettiğini görünce şaşkınlığa düşmüş ve bunun nedenini sormuştu. Saraçoğlu ise şu yanıtı vermişti: “Niçin kaçsınlar? Yakalanıp başka bir hapishane odasına tıkılmak için mi? Burada, adada yani temiz havada, kırda yaşıyorlar, geziyorlar.”
ESAT ADİL’İN VİZYONU VE SİYASİ MÜCADELESİ
İmralı’daki uygulamalar, Esat Adil’in adalet anlayışının sahadaki yansımalarıydı. Esat Adil Bey sahibi ve baş yazarı olduğu Savaş gazetesinde şu ifadelere yer vermiştir. Ona göre:
“Hapishanelerimiz suçluyu ıslah etmekten ziyade büsbütün bozan, azdıran, her türlü ilmi ve teknik şartlardan mahrum birer sefalet yuvasıdır… Hapishaneler, suç işleyenleri yeniden eğiten ve üretken bir birey haline getiren yerler olmalıdır.”
4 Mayıs 1945 tarihli belgelerde, Esat Adil Bey’in Türkiye Sosyalist Partisini kurmadan önce Dr. Tevfik Rüştü Aras, Dr. Adnan Adıvar, M. Zekeriya Sertel, Sabiha Zekeriya Sertel ve Sadrettin Celal ile birlikte Tan gazetesinde toplantılar yaptığı ve Demokrat Parti’yi kuracaklarına dair bilgiler yer almaktadır. Bu vizyon, çok partili hayata geçildiğinde onun siyasetteki duruşunu da şekillendirdi ve 1946’da kurduğu Türkiye Sosyalist Partisi, çok partili hayatın ilk sosyalist partisi olarak tarihe geçti. Parti programında ise, dönemin şartlarına göre öne çıkan ve diğer partilerden ayıran bazı maddeler şunlardı:
- Toplumsal eşitlik ve adalet anlayışı, her vatandaşın eğitim, sağlık ve sosyal haklara eşit erişimini garanti ediyordu; bu yaklaşım, Esat Adil’in cezaevinde uyguladığı eğitim ve üretim programlarıyla doğrudan paralellik gösteriyordu.
- İşçi haklarının ve emekçi sınıfın korunması, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve sendikal hakların güçlendirilmesi temel öncelikler arasındaydı.
- Toprak ve üretim reformu, tarımda küçük çiftçi ve köylülerin desteklenmesi ile üretim araçlarının adil dağılımını hedefliyordu; İmralı’daki üretim ve tarım faaliyetleri, bu vizyonun sahadaki bir yansıması gibiydi.
- Eğitim ve kültür programları, halkın nitelikli eğitime ve kültürel etkinliklere erişimini sağlıyor, mahkûmlara sağlanan eğitim fırsatlarıyla program arasında doğrudan bir bağ kuruyordu.
- Demokratik yönetim ve özgürlükler, bireylerin düşünce, basın ve örgütlenme özgürlüğünü güvence altına alıyordu; bu da partiyi diğerlerinden ayıran önemli bir fark olarak öne çıkıyordu.
Esat Adil’in cezaevi reformu vizyonu ile Türkiye Sosyalist Partisi programı, toplumsal refah, adalet ve bireylerin üretkenliğini artırma hedefleriyle iç içe geçmişti.
14.06.1952 tarihli mektubunda Esat Adil Bey, Başbakan Adnan Menderes’e parti programı hakkında bilgi verirken, bazı parti mensuplarının gizlice sorguya çekildiğini ve korkutulmaya çalışıldığını belirtmiştir. Bu durum, dönemin siyasi atmosferindeki baskıyı ve Sosyalist Parti’nin karşılaştığı zorlukları açıkça ortaya koymaktadır.
“Bununla beraber, memleketimizde, samimi surette antikomünist bir Sosyalist Partisinin dahi mevcudiyet ve faaliyeti şayanı arzu değilse, siyasi hayattan çekilmeye, kurucusu ve başkanı sıfatilede partimi kapatmaya amade bulunduğumu, derin bir elem içinde arz ederim.”
Sözleriyle Esat Adil Bey, yaşanan baskılara karşı duyduğu hayal kırıklığını dile getirmiştir. Bu mektubun ardından ise partisini feshetme kararı almıştır.
MİRASI
1958’de hayatını kaybeden Esat Adil Müstecaplıoğlu’nun adı bugün sıkça anılmıyor. Oysa hem cezaevi reformları hem de sosyal adalet mücadelesi açısından öncü bir isimdi. Dostu Aziz Nesin’in sözleri, onun kişiliğini en iyi özetleyen ifadelerden biridir:
“Siyasal tarihimizde çok önemli yeri olması gerekir; vardır demiyorum, gerekir diyorum. Bu yazı dizisinde açıklanması gereksiz nedenler yüzünden değeri gözden silinmek istenmiştir. Yaşadığımız çağın gerçek tarihini yazmak isteyenler, elbet onun siyasi savaşımına gereken değeri vereceklerdir. Gerçek dostlarımdan biriydi. Benden on yaş büyüktü. Çile çekmek denilince akla her ne gelirse, hiç yakınmasız, hepsini çekmiş, haksızlıklara yiğitçe direnmiştir. Yaşamı, baştan sona dramlarla doludur.”
Geçmişi hatırlamak yalnızca nostalji değil, geleceğe ışık tutmaktır. Esat Adil’in hikâyesi bize adaletin zamanlar ve iktidarlar üstü bir değer olduğunu hatırlatıyor. İmralı Cezaevi deneyimi ise, mahkûmlara yalnızca ceza vermek değil, onları üretken bireyler haline getirmek için nasıl bir sistem kurulabileceğinin en çarpıcı örneği olarak hafızalarda yerini koruyor.
Esat Adil Müstecaplıoğlu’nun öncülük ettiği İmralı Cezaevi uygulamaları, yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın da dikkatini çeken bir model olarak tarihe geçti. Disiplinle harmanlanmış üretim, eğitim ve kültürel faaliyetler, mahkûmları yalnızca cezalandırmakla kalmayıp topluma yeniden kazandırmayı hedefliyordu. Tarım ve zanaatla iç içe geçen bu sistem, suçlulara meslek ve sorumluluk bilinci kazandırarak onların hayata umutla bakmalarını sağladı.
Yabancı gözlemcilerin hayranlığını kazanan, dönemin basınında geniş yankı bulan bu yenilikçi anlayış, cezaevlerini karanlık ve umutsuz mekânlar olmaktan çıkarıp adeta birer okul ve üretim merkezi haline getirdi. Mahkûmların yüzlerinde beliren tebessüm, yalnızca özgürlüğün değil, yeniden insan olmanın da ifadesiydi.
Bugün geriye dönüp bakıldığında, İmralı Cezaevi uygulamaları, adalet sistemimizin en parlak reform adımlarından biri olarak değerlendirilmektedir. Esat Adil’in vizyonu ve gayretiyle şekillenen bu model, ceza infaz kurumlarının insana dokunan yüzünü göstermiş, cezanın yalnızca bir yaptırım değil, aynı zamanda bir iyileştirme süreci olabileceğini kanıtlamıştır.
KAYNAKÇA
-
- Akşam Gazetesi
- Haber Gazetesi
- Kurun Gazetesi
- Savaş Gazetesi
- Gerçek Gazetesi
- Aziz Nesin, Benim Delilerim
- Ceza İnfazında Sistemler ve İmralı Cezaevi
- Devlet Arşivleri Başkanlığı Cumhuriyet Arşivi
- Emin Karaca, Unutulmuş Sosyalist Esat Adil
- Ali Özkardaş, Tek Parti Dönemi Cezaevleri (1923-1950)
- Selçuk Gürsoy, Türk Siyasal Hayatında Esat Adil Müstecaplıoğlu ve Birinci Türkiye Sosyalist Partisi (1932-1946), Doktora Tezi