İşçinin önündeki en yakıcı sorunlar

Yıldırım Koç, 'Milli Muhalefet Sorunu' tartışma dizimiz için yazdı...

İşçinin önündeki en yakıcı sorunlar

İşçilerin önünde çözüm bekleyen en sıcak sorunlar nedir?

Türkiye’de TÜİK’in son verilerine göre 19,9 milyon ücretli vardır. Bu kitle, ülkemizde gelir getirici bir işte çalışanların yüzde 70’ini oluşturmaktadır. 19,9 milyonun 3,5 milyonluk bölümü memurlar ve sözleşmeli personeldir. 16,4 milyon ise, kamu kesiminde veya özel sektörde bir işverenle iş sözleşmesi kapsamında çalışan işçilerdir. Resmi veriler birçok işçiyi kapsamamaktadır. Bu nedenle, işçilerin gerçek sayısı bu rakamın ve oranın da üstündedir.

İşçilerin günümüzde en önemli sorunları, işsizlik, yabancı kaçak işçiliğin (Suriyeli, Afgan, Özbek, vb.) yaygınlaşması, sendikalaşma girişimlerine karşı işverenlerin yasadışı davranışları, yargılama sürecinin pahalı ve uzun oluşudur.

İşçilerin gerçek ücretlerinde veya satınalma güçlerinde henüz büyük oranda bir azalma yoktur. Ücretlerdeki gelişmeyi, cumhuriyet altını fiyatları ve dövizle ölçme, gerçek durumu yansıtmaz. Altının ve dövizin fiyatları farklı dinamiklerle belirlenir. Döviz fiyatlarının tüketici fiyatlarına yansıması ise dolaylıdır ve tüketici fiyat endekslerinde görülür. Bu nedenle, simit, altın veya döviz temelli gerçek ücret analizleri iktisat bilimi açısından yanlıştır. Ancak, gerçek ücretlerde henüz önemli bir düşme olmasa da, artan işsizlik nedeniyle ailelerin gerçek gelirlerinde bir azalma söz konusudur. Ayrıca, özellikle son günlerde artan döviz fiyatlarının iç fiyatlara yansıması sonucunda yükselecek olan enflasyon oranı, işçilerin gerçek ücretlerini önemli ölçüde düşürecektir.

Asgari ücret düşüktür, ancak asgari ücret alanların bu miktarın artırılması için örgütlü ve kitlesel bir tepkileri de yoktur.

İşçilerin büyük bölümü, geçtiğimiz yıllarda, artan ihtiyaçlarını karşılayabilmek amacıyla işverenlerine karşı örgütlü bir mücadeleye girmek yerine yaygın biçimde tüketici kredisi ve kredi kartı kullandı. Günümüzde bu borçların taksitlerinin ödenmesinde büyük sıkıntı yaşanmaktadır. Artan faiz oranları, bu yükü daha da ağırlaştırmaktadır.

Borçlarının taksitlerini zamanında ödeyemeyenlere gelen haciz uygulamaları nedeniyle birçok işçi, kaçak çalışmaya yönelmektedir. İşsizlik ödeneğinden yararlanan işçiler arasında da kaçak çalışma yaygındır.

Emeklilerin gelirlerinin düşüklüğü nedeniyle birçok emekli, genellikle kaçak olarak çalışmakta, işsizliğin daha da artmasına yol açmaktadır.

Emekli aylığı bağlama oranları çok düşüktür. Birçok emekli, ancak Hazine yardımıyla 1500 lira emekli aylığı alabilmektedir.

Yaşlılık aylığı bağlanma yaşı ve ödenmesi gereken prim oranları yüksektir.

Özellikle küçük ve orta ölçekli bazı işletmelerde işçiler asgari ücretin de altında ücretlerle çalışmaktadır. Bu durumda işçinin ücreti bankaya asgari ücret düzeyinde yatırılmakta, ancak işverenin görevlisi bu parayı çekerek, işçiye daha düşük bir ücreti elden ödemektedir.

Gelir vergisi dilimleri yıllardır enflasyon oranında artırılmadığından, işçilerden kesilen gelir vergisi önemli bir yük oluşturmaktadır.

Türkiye’de dolaylı vergilerin yüksekliği nedeniyle, işçilerin gelirlerinin önemli bölümü vergiye gitmektedir.

Yürürlükteki İş Kanununun işçilere tanıdığı birçok hak, bu hakkın kullanılması talep edildiğinde işçinin işten atılmasına yol açması nedeniyle, kullanılamamaktadır. Birçok işyerinde fazla çalışma ücretleri ödenmemekte, yasada belirtilen çalışma süreleri işçinin onayı olmaksızın aşılmakta, işçilere baskı ve taciz uygulanmaktadır. Esnek çalışma modelleri uygulanarak, işyerlerinde işçiler üzerindeki baskılar artırılmaktadır.

Sosyal Güvenlik Kurumu, işçilerin sağlık sorunlarının çözümünde katkı paylarını artırmaktadır.

Sosyal devlet anlayışından uzaklaşılması nedeniyle, eğitime devlet katkısı azalmış, ailelerin eğitim gideri artırılmıştır. Bu da işçiler açısından ek gider anlamına gelmektedir.

Yüzbinlerce işçi, evlerde parça başı ücretle üretim yapmaktadır. Bu işçiler, yürürlükte mevzuat dikkate alınmadan, en temel haklarından mahrum bırakılmış durumdadır.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda büyük sıkıntılar yaşanmaktadır. Çalışan işçi başına iş kazası sayısı yüksektir. İşyerlerinde gerekli önlemler alınmamakta, işyerleri gerektiği gibi teftiş edilmemektedir. Türkiye’de meslek hastalıkları konusunda büyük bir duyarsızlık söz konusudur. İşyerlerinin büyük bölümünde meslek hastalıklarını önleyici önlemler alınmamaktadır. Birçok işçi, meslek hastalığına yakalandığını tahmin ettiğinde, işten çıkarılma korkusuyla bu konuyu gündeme getirememektedir.

İş güvencesi mevzuatı yetersizdir. İşe iade davaları işçileri mağdur edecek şekilde uzun sürmektedir.

Sendikalaşma nedeniyle işten çıkarılanların açtığı davalar çok uzun sürmekte, işçilerin ancak bir bölümü yasanın öngördüğü tazminatı alabilmektedir.

Türkiye’de 2004 yılında Anayasanın 90.maddesine yapılan eklemeyle, usulüne uygun olarak onaylanmış insan haklarına ilişkin sözleşmeleri doğrudan uygulanır hale getirmiştir. Diğer bir deyişle, örneğin, onaylanmış ILO sözleşmelerinin hükümleriyle iç mevzuatımızın çelişmesi durumunda, çelişen iç mevzuat hükümleri “YOK” (zımnen mülga) sayılmakta ve uluslararası sözleşmenin hükümleri doğrudan uygulanmaktadır. Anayasanın bu emredici hükmüne rağmen, iç mevzuatımızda onaylanmış uluslararası sözleşmelerle çelişen birçok düzenleme, sendikal hak ve özgürlüklerin ve işçi haklarının uygulanmasını olağanüstü biçimde zorlaştırmaktadır. 

TÜİK’in tüketici fiyatlarındaki artışa ilişkin verileri (TÜFE), işçilerin, memurların ve emeklilerin gelirlerinin belirlenmesinde temel alınmaktadır. Ancak bu verilerin hazırlanması sürecinde bu kesimlerin temsilcileri gözlemci olarak bile yer almamaktadır. Alternatif enflasyon hesapları ve bireysel gözlemler, bu verilerin güvenilirliğini ortadan kaldırmıştır. Ayrıca, TÜFE hazırlanırken tüm ülkede tüm gelir gruplarının harcamalarının ortalaması temelinde çeşitli malların fiyat artışlarının ağırlıkları belirlenmektedir. 16,4 milyonluk işçi kitlesinin tüketim kalıbında, fiyatları daha hızla yükselen gıda ürünlerinin payı, Türkiye ortalamasının üstündedir. Bu da işçiler açısından yaşanan enflasyonu, Türkiye’de yaşanan enflasyonun üstünde olmasına yol açmaktadır.

Milli muhalefetin işçi-emekçi politikasının temeli ne olmalı?

Türkiye’de işçiler kısa vadeli çıkarlarını çok iyi bilen, yaşadıklarından ders çıkarabilen, örgün eğitim düzeyleri geçmiş yıllardakinin çok üstünde, ellerindeki akıllı telefonlar aracılığıyla bilgiye anında ulaşabilen, sırtlarında yumurta küfesi taşıdıkları için olağanüstü biçimde ihtiyatlı ve gerçekçi insanlardır. Siyasal tercihleri de bu temelde biçimlenir. İşçilerden siyasi destek almak isteyen örgütlenmeler işçilerin sorunlarını yakından öğrenmeli ve bu sorunların çözümü konusunda net ve inandırıcı politikalar formüle ederek, işçilere iletmelidir.

Gündemdeki yeni anayasa tartışmalarının emekçiler açısından bir anlamı var mı?

Yeni anayasa tartışmaları henüz somut bir biçim almadığından bu konuda bir değerlendirme yapmanın mümkün olmadığını düşünüyorum.