İstanbul'un papağanları

Temel Borga Budak yazdı...

İstanbul'un papağanları

Şehri bir kaç gündür kaplayan kara bulutlar dağılıp, güneş yeniden gökyüzünü ısıtmaya başlayınca martılar, güvercinler, serçeler, kargalar ve size çok ilginç gelecek olsa da papağanlar salgın sebebiyle de nispeten tenha olan İstanbul sokaklarının keyfini sürüyor.

Martıları, güvercinleri, serçeleri, kargaları anladıkta bu papağanlar nereden çıktı, İstanbul’da papağan sürülerinin ne işi var veya yazar evde çok sıkıldığı için artık hayal gücünün sınırlarını mı zorluyor acaba? ve benzeri sorularınızın tamamı bu nokta da mantık sınırları içerisindedir.

Bu kırmızı gagalı ve yeşilin en güzel tonunu taşıyan tatlı yaratıklarla ilk olarak Üsküdar’da karşılaşmıştım. Fakat yaklaşık 15-20 civarında mensubu olan sürüyü fotoğraflama imkanı bulamadan kendileri olay yerini terk etmişti. Ben de eve dönüp eşime şaşkınlığımı anlattığım zaman ufo görmüş masum köylü muamelesiyle karşı karşıya kaldığımı dün gibi hatırlıyorum.

Kıssadan hisse papağan bu noktada nesnel bir gerçekliği tanımlayan bir kelime muhtemelen bu kelimenin karşılığı her insanın aklında tek bir tür canlanıyordur. Fakat elinizde herhangi bir belge veya fotoğraf olmadığı takdirde size en yakın olan insanları bile ikna etmeniz neredeyse olanaksız. Hepinizin bir çok farklı konuda benzeri durumları yaşadığınızı düşünüyorum.

Peki nerden çıktı bu papağanlar?

Bu sorunun cevabını ararken birçok şehir efsanesi ile karşılaşıyorsunuz. En çok kabul gören efsane hayvan kaçakçılığı yapan bir kamyonetin devrilmesi sonucu serbest kalan bu tatlı yaratıkların şehre dağılması, ikinci en popüler cevap ise bir gemiden kaçtıkları fakat asla alamadığınız cevap küresel iklim değişikliğinin etkisiyle göç ettikleri gerçekliği.

Zira bu türün anavatanı Pakistan, Afganistan ve Hindistan gibi Asya ülkeleri ve insanlar zihinlerinde papağanları narin ve nadir bir tür olarak kodladıkları için ne kadar anlatırsanız anlatın gerçeğe ikna olmayarak şehir efsanelerini kabul ediyorlar.

Bunun sebebi insanoğlunun henüz tamamlanmamış bir proje olmasıdır.

Evet bildiğimiz hiçbir canlıda olmayan umut edebilme yetisine sahibiz. Ve aklımızın hayal kurabilme gücü muazzam. Bizi daha da mükemmel bir tür haline getiren etken ise şüphesiz ki kurduğumuz hayalleri gerçekleştirebilme yeteneğimiz.

Lakin hayali gerçeklerimizi hakikate dönüştürebilmek için diğer insanlarla işbirlikleri kurmamız, ortak bir güven ortamı yaratmamız ve tüm bunları uygun bir zaman dilimi içerisinde gerçekleştirmemiz gerekiyor. Bugün hukuk, devlet, para hatta inanç sistemleri bu insan aklının üretim sistematiğinin sonuçlarıdır. Tüm bunları “hakikat” kelimesiyle tanımlıyoruz.  

Yazımızın özelinde kalacak olursak papağan tür olarak nesnel bir gerçeklik iken insanların zihninde papağan kelimesi ilk olarak nesnel gerçeklik olarak değil; ta uzak diyarlarda, petshoplarda veya hayvanat bahçelerinde görülebilecek narin, tatlı ve güzel bir hayali gerçeklik (hakikat) olarak kurgulanır. Zihnimizin yarattığı bu çatışma bazen bizi gözümüzün önünde olan gerçekleri net olarak tanımlayabilme kabiliyetinden uzaklaştırır.

Ve şehir efsanelerine, komplo teorilerine inanmak bizler için bir nevi sahte konfor alanı yaratırken, kendimizi güvende hissetmek için bu alanlara sığınmayı tercih ediyoruz.

İster bir kusur ister bir üretim hatası olarak tanımlayın türümüzün bazı mensupları beklenen davranış kalıplarının dışında hareket ederler. Konfor alanlarının içerisinde kalmayı tercih eden diğerlerimiz ise bu anomallikleri, aykırı kişilikler hatta paranoyak olarak tanımlar.

Fetöcüler, Sorosçular ve sahte Liberaller senelerce zihinleri sömürebildikleri kadar sömürdüler. Ülkenin aklı ve vicdanı hür insanlarını paranoyak olmakla suçladılar.

Bu durumun son örneği de Buğra Kavuncu meselesidir.

Veryansın TV ekibi belki de yayına geçtiği günden bu yana Buğra Kavuncu, Ali Babacan ve benzerlerini yani bu türü deşifre etme mücadelesi verirken küresel propaganda makineleri bunları geniş kitlelerin zihinlerine tatlı, güzel ve narin papağanlar olarak kodladı.

Şu papağının güzelliğine dikkatinizi çekmek isterim; 33 yaşında Avrupa’nın en büyük şirketlerinden birine CEO olma şerefine erişmiş bir deha, bir çok derneğin üst düzey yöneticiliğini yapabilecek yetenekte bir iş insanı, aktivist, İstanbul’u 25 yıl sonra yenilmez denen lideri devirerek kazanan bir kahraman tek kelimeyle altın çoçuk.

Bu tür aynen küresel iklim değişikliği nedeniyle göç etmek zorunda kalan ve kendilerine yaşam alanı arayan İstanbul’un papağanları gibi küreselcilerin çöken politikaları nedeniyle yaşam alanlarını kaybedip kendilerine yeni organizasyonlarda yer arayan yaratıklar.

Bunların renkli tüyleri ve güzellikleri insanlara hoş gelebilir fakat Ege başta olmak üzere Akdeniz’i isgal eden zehirli balon balıkları neyse bunlar da tam olarak odur.

Nasıl ki bir papağanı yem tuzağıyla yakalayıp, kafeslemek hatta eğiterek 3-5 kelimeyi kolaylıkla öğretmek rahatlıkla yapılabilirse, bunlarda para, servet, şöhret, ego gibi tuzaklara küreselciler tarafından kolayca yakalanmış, kafeslenmiş, eğitilmiş, demokrasi, insan hakları, hukuk kelimeleri öğretilerek uygun yaşam alanlarına yerleştirilmişlerdir.

Serengeti zor bir coğrafyadır. Avcı ve av arasında geçen amansız yarışın kazananı hayatta kalanı belirlerken türlerin yaşam hakkı mücadele güçleri kadardır. İstanbul’un gökyüzünü de o kadar vahşi olmasa dahi benzeri bir mücadele alanı olarak tanımlayabiliriz.

Güvercinler serçeleri, kargalar güvercinleri, papağanlar kargaları martılar da papağanları kovalarken, bu durum sadece havaalanlarında değişkenlik gösterir. Uçak motorlarını kuş sürülerinden korumak için yetiştirilen tek bir kartal bütün bu türleri uzaklaştırmak için yeterlidir.  

İktidar, muhalefet partileri ve ittifaklar her ne kadar küreselcilerin evcil papağanları tarafından işgal edilmiş olsa da kuvvet, zaman ve mekan biz vatansever cumhuriyetçilerden yanadır.

Tıpkı 100 önce başardığımız gibi;

Tam bağımsızlık hayalimize tutunmak, birbirimize güvenmek ve işbirliği içerisinde mücadele etmek zorundayız. Biz Anadolu’nun pes etmeyi kabul etmeyen kartallarına tarihin bu kırılma noktasında bir kez daha düşen zorlu görev gökyüzümüzü bu işgalci türlerden temizlemektir.

CUMHURİYETİMİZİN 97. YILI KUTLU OLSUN

Dipnot; papağanları metafor olarak bile kullanmak iflah olmaz bir hayvansever olan yazarınızı rahatsız etmiş olsa da durumla tam olarak eşleşen bu nesnel gerçekliği pas geçemedim.