Kara Kutu çarpıtmaları: İntiharlar ve Antidepresanlar

Semih Dikkatli yazdı

Kara Kutu çarpıtmaları: İntiharlar ve Antidepresanlar

Biliyorsunuz bir süredir Soner Yalçın’ın büyük kargaşası “Kara Kutu”yu incelemeye aldım. İncelediğim bazı bölümlerdeki çarpıtmaları, yanlışları ve abartıları daha önce paylaştım. Yakında hazır hale gelecek cevabi kitap çalışmalarım sürerken ara ara da inanılmaz bazı yanlışları sizinle paylaşmaya devam edeceğim.

O halde kitabın antidepresanlarla ilgili bir bölümünden bazı parçaları ele alabiliriz. Dediğim gibi satır satır inceleyip bulduklarımı sizinle paylaşmayı bir görev biliyorum. Hastalarımdan fırsat buldukça araştırmalarımı sürdürdüm ve şu anda yani dördüncü ayda ancak bu noktaya kadar gelebildim. Çünkü dediğim gibi Yalçın’ın kurduğu neredeyse her cümle de bir eksik, bir fazla, bir yanlış veya bir çarpıtma mutlaka var.

Başlayalım bakalım satır satır taramaya:

“Bu ilaçlar mutluluk hapı değil; kimi ağır yan etkilere sahip. Uzun süre kullanılması zorunlu olan antidepresan ilaçların bağımlılık yapma riski yüksek. İlaç kutularının içinden çıkan prospektüsü okursanız genellikle yan etki olarak kilo alımı, iştahsızlık, mide bulantısı, sürekli uyku hali, sersemlik, cinsel isteksizlik, ağızda kuruluk, kabızlık ve ishal gösterilir. Oysa yan etkileri saymakla bitmez…

Amerikan FDA bile kendisini kurtarmak için 2004’ten itibaren tüm antidepresan ilaçlara “siyah kutu” uyarısının konulmasını şart koştu. Sebebi özellikle 18-24 yaşları arasındaki genç yetişkinlerin intihar eğilimi riskinin artmasıydı… Meselenin şakaya gelir yanı yok.” [1]

Öncelikli olarak bu iki paragrafta antidepresanlarla ilgili yazılanlara uzun uzun cevapları ilerleyen bölümlerde veriyorum. O nedenle o noktalara şimdi girmek istemiyorum. Ben diğer iddialarına ise bu bölümde parça parça cevap vereceğim.

O nedenle FDA ve “siyah kutu uyarısı” ile ilgili iddiaları cevaplamayı sonraya bırakarak magazin haberlerine geçelim:

“Örneğin: Prof. Dr. Canan Karatay en yakınını kaybetti:

-Günümüzde peynir-ekmek gibi antidepresan kullanılıyor. Tabii ki işe yaradığı da oluyor ama kişiliği bozduğu, intihara sürüklediği de oluyor. Ben iki aile büyüğümü antidepresan yüzünden kaybettim. Biri abimdi, intihar etti” deyip sözlerini şöyle sürdürdü: “Abim depresyona girdi. Bu da normal. Normal olmayan, ‘depresyon yaşıyor’ diye dönemin en önemli hekimlerinin ona üç ayrı antidepresan vermesi! Bu ilaçlar onu kötü etkiledi, sonunda da intihar etti…”[1]

Önce bir hekim olarak Canan Karatay’ın ölmüş olsa bile ağabeyinin hastalığını afişe ederek onun üzerinden bir spekülasyon yaratması en başta abisinin anısına ve gizlilik ilkesine aykırı bir durum…

Ardından tek bir vakadan yola çıkarak genelleme yapmak biliminsanı mantığıyla asla bağdaşmaz. Ayrıca depresyona girmiş birine antidepresan başlamak yanlış değildir. Birden fazla doktora gittiğini söyleyip üç antidepresan başladılar demesinde de bazı abartılar var belli… Çünkü bir depresyon hastasına aynı anda 3 antidepresan başlamak pek alışıldık bir durum değildir. İlaç değişim dönemlerinde bazen birden fazla antidepresan çakışabilir ama o dönem geçicidir. Canan Karatay keşke böyle bir spekülasyonla antidepresanlara çamur atarak bazı hastalarımızın ilaç bırakmasına sebep olmasaydı. Bu süreçte ilaç bırakıp intihar eden hastaların ahı üzerindedir.

Karatay’ı bir kenara bırakalım biraz, çünkü iddiaları ve genellemesi saçmalık…

Şimdi Yalçın’ın diğer iddialarına bakalım:

“26 Ocak 2013… Bayburt Üniversitesi Rektörü Gökhan Budak, ailesinin de evde olduğu sırada intihar etti. Budak, antidepresan kullanıyordu…” [1]

Olayı o dönemin haber sitelerinden araştırdığımda karşıma çıkan şeye inanamayacaksınız…

Birbiriyle örtüşen bu haberleri özetlemek için Bayburt Postası adlı yerel haber sitesine bir göz atalım şimdi:

“Bayburt Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Gökhan Budak, kurtarılamadı. Bu sabah saatlerinde intihara kalkıştığı yönündeki şok haberin ardından kaldırıldığı hastanede yoğun bakıma alınan Rektör Budak’ın, tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadığı haberi geldi. Bayburt kamuoyunu derinden sarsan iddiaya göre Erzurum’da Atatürk Üniversitesi yerleşkesinde bulunan lojmanında önce bileklerini kesen Prof. Dr. Gökhan Budak’ın daha sonra oturduğu evin balkonundan atlayarak intihara teşebbüs ettiği haberi ulaşmıştı.

Sabah saat 10.00 sularında meydana geldiği öğrenilen olayda, intihara kalkışmadan önce acı duymamak için ilaç aldığı ileri sürülen Rektör Budak’ın önce bileklerini kestiği daha sonra evinin balkonuna çıkarak kendini 4. kattan aşağı bıraktığı belirtilmişti.

Ülke kamuoyunun da dikkatini çeken intihar ile ilgili çeşitli iddialar ortaya atıldı. Budak’ın bir süredir zayıflama ilacı kullandığı ve ilacı 3 gün önce bıraktığı ileri sürülürken, diğer yandan hastaneye götürüldüğü sırada “Baskı gördüm” şeklinde seslendiği iddia edildi.” [2,3,4,5,6]

Neymiş, eğer iddia doğruysa ortada bir zayıflama ilacı kullanımı varmış… Yine de her ne olursa olsun, bir gazetecinin iddiasını kanıtlamak adına hayatına son vermiş değerli bir biliminsanının ismini ve ölümünü kullanması en hafif tabiriyle ayıptır. Yalçın bununla da yetinmeyerek bir ayıba daha imza atıyor:

“18 Mart 2010… Erzincan Üniversitesi Rektörü Erdoğan Büyükkasap, evde yalnızken bir not bırakarak intihar etti. Rektörün antidepresan kullandığı ortaya çıktı.” [1]

Bu iddiayla ilgili de o dönemin haber sitelerini incelediğim zaman da bir antidepresan kullanımına rastlamadım. Cumhuriyet haberine bakalım şimdi:

“Erzincan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erdoğan Büyükkasap’ın intihar ettiği bildirildi.

Erzincan Üniversitesi Rektörlüğü’ndeki Yapı İşleri Daire Başkanlığı’na polis tarafından ısıtma sistemiyle ilgili ihalede yolsuzluk yapıldığı gerekçesiyle bir hafta önce operasyon düzenlenmiş ve olayla ilgili 10 kişi gözaltına alınmıştı.

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan,  Prof. Dr. Erdoğan Büyükkasap’ın intiharıyla ilgili soru üzerine, Erzincan Valisi Abdulkadir Demir ve Erzincan Üniversitesi Rektör Yardımcısı ile görüşerek konuyla ilgili bilgi aldığını kaydetti. Özcan, şöyle konuştu:

”Nasıl olduğuyla ilgili çok açık seçik bilgiler yok. Bir defa Rektör’ün kendisiyle ilgili bir problem yok. Dün akşamüstü arkadaşlarıyla beraber, hava da iyiymiş orada, yürüyüş yaptıklarını söyledi. Gayet mutlu bir şekilde evine gitmiş ama sabahleyin maalesef böyle müessif bir hadiseyle karşılaştık.

Üniversitede zannediyorum bir müddet önce 100 milyon liralık bir ihale olmuş. O ihaledeki bazı problemler yüzünden, o daireden bir mühendis arkadaş ile bir memur arkadaşı içeri almışlar sorgulamak için. ‘Bununla alakası var mı?’ diye sordum. O da Rektörle çok uzaktan alakalı bir şey yani bizzat kendisinin içinde olduğu bir şey değil.”

Erzincan Valisi Abdülkadir Demir, ”İntihar sebebiyle ilgili herhangi bir tespitimiz yoktur. Bir not bırakmış. Notta sadece ailesine ve çocuklarına selam söylemiş” dedi.

Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı, bazı ulusal basında Erzincan Üniversitesi’ndeki ihaleye ilişkin yürütülen soruşturmayla Erzincan Üniversitesi Rektörü Rektörü Prof. Dr. Erdoğan Büyükkasap’ın vefat olayı arasında bağlantı kurulmaya çalışıldığı, ancak Büyükkasap’ın bu olayla bir ilgisinin bulunmadığını duyurdu.

Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı’nın internet sayfasından yaptığı yazılı açıklamada, Rektör Büyükkasap’ın ikametinde kendini asmak suretiyle intihar ettiğinin bildirilmesi üzerine, Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı’nın derhal olaya el koyduğu belirtildi.

Tüm bilim dünyası ve Erzincan halkı gibi kendilerinin de Rektörün vefatından derin üzüntü duyduklarını belirttikleri açıklamada, şu bilgilere yer verildi:

”Her ne kadar ulusal basında, Erzincan Üniversitesindeki bir ihaleye ilişkin Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülen soruşturmayla Sayın Prof. Dr. Erdoğan Büyükkasap’ın vefat olayı arasında bağlantı kurulmaya çalışılmış ise de, ‘ihaleye fesat karıştırma’ konusunda yürütülen soruşturmanın Sayın Prof. Dr. Büyükkasap ile ilgisi bulunmamaktadır. Sayın Rektör, dosyanın şüphelisi ya da herhangi bir şekilde tarafı da değildir. Soruşturmanın kapsamı ihale komisyonunda görev alanlar ve ihaleye katılan müteahhitlerle sınırlıdır.” [7,8,9,10]

Büyük ihtimalle onuru için yaşamına son vermiş bir biliminsanının ismini iddiasına konu etmek yalnızca Yalçın’a yakışır. Oysa soracak daha ciddi bir soru var ve Yalçın bunu sormamış. Onun yerine ben sorayım:

O dönem soruşturmayı yapanlar kimdi?

Ayrıca bir soruda Yalçın’a sormalıyız:

Bu insanların intiharlarını kitabınıza konu ederek onların ailelerine ve manevi şahsiyetlerine saygısızlık ettiğinizi hiç mi düşünmediniz?

Bununla da yetinmeyen Yalçın antidepresanlara çamur atabilmek için utanmadan, sıkılmadan eski başbakanlarımızdan Sayın Mesut Yılmaz’ın oğlunun intiharını da kullanacak kadar işleri ileriye taşımış…

“Eski başbakan Mesut Yılmaz’ın oğlu Yavuz Yılmaz’ın “Temporal Lob Epilepsi” tedavisi gördüğü ve ağırlaşan komplikasyonlar nedeniyle ağır stres altında olduğu için intihar ettiği açıklaması yapıldı. Hangi antidepresan ilacı kullanıyordu acaba? Bu ilacın intiharında etkisi var mıydı? Hiç üzerinde durulmadı!”[1]

İnsan bu özel konulara girince üzülüyor ama madem Yalçın konuyu açmış, bari biz doğrusunu söyleyelim.

O dönem haber sitelerinde çıkan haberlerin özeti şu:

“38 yaşındaki Yavuz Yılmaz’ın icra kurulu üyesi olduğu İstanbul Kent Üniversitesinden, “Temporal Lob Epilepsi hastalığının doğal süreci çerçevesinde oluşan, son dönemde giderek ağırlaşan ve felce doğru ilerleyen komplikasyonları nedeniyle ağır stres altındaydı” açıklaması yapıldı.

Bu açıklamanın ardından akıllara, temporal lob epilepsi hastalığı neden kaynaklanır, nasıl belirtiler verir, tedavi ile ilerlemesi ve yaratacağı hasarlar önlenebilir mi, felce neden olur mu?” soruları sıkça sorulmaya başlandı.

NTV’de yer alan habere göre, Türk Nöroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Şerefnur Öztürk, Temporal Lob Epilepsinin belli bir odaktan oluşan epilepsi türü olduğunu söyledi. Öztürk, “Bu epilepsi türü felç yapabilir. Beynin motor alanına yakın bir lezyon ise felç ortaya çıkabilir ve hatta ani ölümlere yol açabilir” dedi.

“Geçici veya kalıcı felç yapabilir”

Felcin genellikle geçici olarak, nöbet sırasında hastanın lezyonun olduğu bölgedeki kol ve bacağını oynatamaması, bazen de hareketin tamamen kısıtlanması şeklinde olabildiğini belirten ve “Bunlar genellikle geçicidir” diyen Prof. Öztürk, felcin kalıcı olabileceğini söyledi, “Ancak nöbete neden olan lezyon beynin motor alanına yakınsa hem felç oluşturur hem de nöbet yapabilir. Ve bu felç lezyonun durumuna göre kalıcı olabilir” dedi.

Temporal lob epilepsinin belirtilerini, ani korku, daha önce olmuş bir olayı olmamış gibi veya olmamış bir olayı olmuş gibi hissetme, bulantı, uçuşan kelebekler hissi, midede boşluk veya sıkışma hissi, rüyada gibi olma, anlık geriye dönüş, yabancı olaylara aşinalık duygusu (dejavu) ya da daha önceden deneyimlenmiş bazı olaylara yabancılaşma hissi (jamaisvu) ve depresyon şeklinde özetlemek mümkün.

Yanı sıra nöbet esnasında bilinç bozukluğu, donakalma, dalma, yüzde morarma, çiğneme, yutkunma, dudak şapırdatma ve değişik el hareketleri görülebiliyor.”

Yani ciddi bir beyin hastalığının sonucu intihar eden birinin antidepresan kullanıp kullanmadığı üzerine spekülasyonda bulunmak gazetecilik değil, safsatacılıktır.

Yalçın’a tekrar sormalıyım:

Bu insanların intiharlarını kitabınıza konu ederek onların ailelerine ve manevi şahsiyetlerine saygısızlık ettiğinizi hiç mi düşünmediniz?

Kaynaklar

1- Yalçın S., Kara Kutu

2- http://www.bayburtpostasi.com.tr/yasam/rektor-budak-kurtarilamadi-h5405.html

3- https://www.haberler.com/bayburt-universitesi-rektoru-intihar-etti-3-4279783-haberi/

4- https://www.memurlar.net/haber/332611/?print=true

5- http://www.bayburtgundem.com/guncel/bayburt-universitesi-rektoru-hayatini-kaybetti-h1748.html

6- https://t24.com.tr/haber/bayburt-universitesi-rektoru-intihara-kalkisti,222377

7- http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/intihar-etmeden-once-bir-not-birakti-128178

8- https://www.milligazete.com.tr/haber/1028006/rektorun-intiharisupheliymis

9- https://www.haberturk.com/yasam/haber/501662-erzincanda-sok-intihar

10- https://www.hurriyet.com.tr/

11- https://t24.com.tr/haber/eski-basbakan-mesut-yilmazin-oglu-yavuz-yilmazin-hastaligi-temporal-lob-epilepsi-nedir,515213