Karmaşık denklem: Karadeniz

E. Orgeneral Ergin Saygun yazdı...

Karmaşık denklem: Karadeniz

Soğuk Savaş sonrasında, stratejik ağırlık merkezinin Merkezi Avrupa’dan doğuya kaymasıyla, ABD Avrupa’daki kuvvetlerinin konuşlanmasında bir takım değişiklikler yapacağını açıkladı. Biden yönetiminin, Trump yönetiminin bu planlamasına ne kadar uyacağnı zaman gösterecektir.

ABD’nin Avrupa’daki birçok karargahın birleştirilmesi ve bazılarının da kapatılması yoluna gideceği, Almanya’daki Amerikan birliklerinin sayısının 25,000 ile sınırlandırılacağı ve 6400 personelin ABD’ye döneceği, 5,600 kişinin ise diğer NATO ülkelerinde konuşlanacağı dile getirilmektedir.

Burada dikkat çeken husus, bazı birliklerin daha doğuya, Karadeniz bölgesi ve civarına konuşlandırılması ve Rusya’yı sıkıştırmak için bu bölgedeki tedbirlerin arttırılmakta olmasıdır.
Polonya ile imzalanmış olan Geliştirilmiş Savunma İşbirliği Anlaşması kapsamında, bu ülkede, mevcut 4500 personele ilave olarak, 1,000 ABD askeri daha konuşlandırılacaktır.

Rusya’nın Avrupa’daki son kalesi Belarus çökertilmeye çalışılmaktadır.
Ayrıca ABD'nin İtalya’ya İHA/SİHA, Yunanistan’a dört ayrı yerde asker ve silah konuşlandırması da dikkat çekicidir. Bunlardan, özellikle Dedeağaç’ta, sınırlarımızın hemen ötesinde bir üs kurması ve buradan Bulgaristan ve Romanya’daki mevcudiyetini takviye edici tedbirler alması, Türkiye açısından önem arz etmektedir.

ABD makamlarının Yunanistan’ı “ABD’nin tüm Avrupa’daki en güçlü askeri ilişkileri olan ülke” olarak nitelemesi, Soğuk Savaş döneminde, NATO’nun Güneydoğu kanadının kalesi olan Türkiye’nin yerini, Yunanistan başta olmak üzere, Bulgaristan ve Romanya’dan oluşan “NATO’nun Doğu Kanadı” kavramının almaya başladığını göstermektedir.
ABD Yunanistan ile Eddie’s Odysee, Stolen Cerberus gibi tatbikatlar yapmış, Girit’e bir uçak gemisi göndermiş, GKRY’e 33 yıldır uygulanmakta olan silah ambargosunu kaldırmıştır. Bunların Türkiye’ye mesaj vermek amacını da taşıdığı açıktır.

ABD’nin Karadeniz’de B-52 ağır bombardıman uçaklarını uçurması, Bulgaristan ile tatbikat yapması ve 10 yıllık Savunma İşbirliği Antlaşması kapsamında F-16 uçakları vermesi önemlidir.
Bulgaristan ve Romanya’nın NATO’ya girmesiyle Karadeniz’deki durum degişmiş, Türkiye, Karadeniz’e kıyısı olan tek NATO ülkesi olma özelliğini kaybetmiş, bu denizdeki tüm NATO faaliyetlerinden sorumlu olma hakkı da yok olmuştur.
İki yeni üye ülke, yeterli deniz kuvvetleri unsurları olmadığı halde, Türk Deniz Kuvvetlerinin Karadeniz’deki NATO denizaltı harekatının kontrolünü üstlenmiş olan COMSUBBLACK sorumluluğuna, araya ABD’yi sokarak, ortak olmak için ısrarcı olmuşlardır.
ABD’ye ülkelerinde üs imkanları vermekle açılacak yeni iş sahaları ile ekonomiye canlılık geleceğini düşünmektedirler.

Her iki ülkenin tutumu, Romanya daha fazla olmak üzere, ABD ile, NATO kapsamında veya ikili olarak, Karadeniz’de yakın işbirliğine girmeye istekli olduklarını göstermektedir.
Bölgede Bulgaristan ve Romanya’ya ilaveten, Ukrayna, Moldova, Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan gibi NATO Barış İçin Ortaklık ülkeleri de bulunmaktadır.
ABD’nin Karadeniz'deki faaliyetlerini, başka yerlerde olduğu gibi, NATO şemsiyesi altında icra etmeyi tercih etmesi beklenmelidir. Mesela” NATO isithbarat gayretlerini desteklemek” gerekçesi ile MQ-9 Reaper SİHA’ları keşif, gözetleme ve istihbarat toplamak için Karadeniz'de uçurmaktadır.
ABD, Kırım örneğinde görüldüğü gibi, Rusya’nın oldu bittilerine mani olmak ve bölge ülkelerini güvence altına almak için, 2016 yılında başlattığı Avrupa Caydırıcılık Girişimi (EDI) kapsamında 2019 yılında 6.5 milyar dolar ayırmıştır.

ABD’nin Romanya’daki faaliyetleri özellikle dikkat çekicidir. Romanya’daki üslerin geliştirilmesi için 60 milyon dolar tahsis etmiş, güney Romanya’daki Deveselu üssündeki Balistik Füze Savunma Sisteminin imkan ve kaabiliyetlerini arttırmıştır. Bu, doğu Avrupa’da faal olan tek sistemdir. Burada bulunan Aegis Balistik Füze Savunma yapılanması içindeki Searams sistemi ile seyir füzeleri, uçak ve insansız hava araçlarını da, balistik füzeler ile aynı anda önleme imkan ve kaabiliyeti kazandırılacaktır. 2016 yılından beri faal olan Aegis sistemi için ABD, bugüne kadar 800 milyon dolar harcamış olup, sistemin geliştirilmesi için 100 milyon dolara daha ihtiyaç duyulmaktadır.

ABD, her ne kadar bu sistemin NATO Balistik Füze Savunma Sisteminin bir parçası olarak İran’a karşı tesis edildiğini söylese de, Rusya bu sistemi kendine doğrudan tehdit olarak görmektedir.
ABD’nin Romanya’daki bu faaliyetleri, 1960’lı yıllarda Türkiye’ye yerleştirilmiş olan Jüpiter füzelerinin, daha sonra nasıl Küba Krizine dönüştüğünü ve dünyayı bir savaşın eşiğine getirdiğini hatırlatmaktadır.
Açık kaynak haberlerine göre, ABD Romanya’ya, rotasyonel olduğu değerlendirilen, F-15 uçakları konuşlandırmaktadır. Aynı şekilde, muhtemelen Aegis sistemi başta olmak üzere, önemli başka tesisleri korumak için de, çok sayıda Patriot bataryası yerleştirildiği yolunda haberler mevcuttur.
Romanya da, gemilere karşı kullanılmak üzere, ABD’den iki adet Kıyı Savunma Füze sistemi (NSM) alacaktır. Projenin maliyeti 166.5 milyon dolardır.

ABD yeni yönetimi, sorunların diplomatik yollarla çözülmesini tercih ettiklerini ve kurumsal ilişkilerin geliştirilmesine önem vereceklerini açıklamaktadır. Bu açıklamalar samimi ise, mevcut pek çok sorunun, kişisel tercih ve önceliklere göre değil de, uluslararası hukuk ve usullere uygun olarak, müzakereler yolu ile ele alınacağı düşünülebilir. Bunun, son derece sıkıntılı bir dönem geçirmekte olan Türk-Amerikan ilişkilerine nasıl yansıyacağını şimdiden kestirmek mümkün değildir.
Ancak Biden’ın “ Türkiye’deki yönetimi demokratik yollardan değiştireceğini” ilan etmesi, ABD Dışişleri Bakanının Türkiye’den “sözde müttefik” olarak bahsetmesi, PKK destekçisi ve savunucusu McGurk’ün yeniden Ortadoğu ile ilgili önemli bir göreve atanması, CAATSA, Doğu Akdeniz, Suriye, PKK/PYD/YPG'ye olan desteği ve devam etmekte olanlara ilave olarak muhtemel diğer krizler, Türk- Amerikan ilişkilerinin yeni dönemde de pek parlak olmayabileceğini düşündürmektedir. İki ülke ilişkilerindeki bu durumun, Karadeniz’e yeni bir kriz olarak yansımaması temennimizdir.
ABD, Karadeniz’de, Montrö Anlaşması hükümlerine tabii olmaktan rahatsızdır. Antlaşmayı delmek için, her fırsattan istifade etmeye çalışmış, mesela, tonaj limitini aşmak için, hastane gemileri ile antlaşmanın insani yardım hükümlerini devreye sokmaya çalışmıştır.
Karadeniz'in istikrarı için, her hal ve şartta, Montrö Antlaşmasının aşındırılmasına müsaade edilmemelidir.
Bölgemizde, eskiden beri son derece karmaşık ve hassas olan dengelerin, bugün geldiğimiz noktada, ülkemiz açısından daha da kırılgan hale geldiği açıktır.
Türkiye başka hiç bir NATO ülkesinde olmayan güvenlik sorunları ile karşı karşıyadır.
Rusya da bu güvenlik sorunlarından biridir. Rusya, NATO ve AB genişlemelerinden fevkalade rahatsızdır. Ukrayna’nın NATO üyeliğine şiddetle karşı çıkmıştır. ABD’nin Karadeniz bölgesindeki faaliyetleri, Rusya’yı mukabil tedbir almaya zorlamamalı, yumuşak karnı olan Karadeniz’deki hiç bir faaliyet gerginliğe yol açmamalıdır.

Rusya’nın ana vatanına yönelik tehditlere sessiz kalmasını beklememek gerekir.
Türkiye, bu nedenle, Karadeniz’de ABD ile Rusya arasında dengeli bir politika izlemek durumundadır. Türkiye’nin güvenliği açısından, NATO kadar, Rusya ile olan ilişkileri de, belki daha da fazla, önemlidir.
Karadeniz bölgesindeki ABD/NATO faaliyetleri, NATO’nun 5 nci madde görevleri olmayıp, sonraları kabul edilmiş olan “İsteğe Bağlı Katılım” ( Coalition of the Willing ) uygulaması kapsamındadır. Türkiye, Rusya ile olan hassas ilişkilerin zedelenmemesi bakımından, Karadeniz’deki her faaliyete katılmama tercihine sahiptir.
Nitekim, 5 Mart 2018’de yapılan ve ABD, Ukrayna, Romanya, Bulgaristan, Fransa ve Gürcistan’dan 1700 askerin katıldığı deniz tatbikatına (Spring Storm 18) Türkiye iştirak etmemiştir.
Ancak böyle bir durumda da, Karadeniz'deki gelişmelerde devre dışı kalmamak için, neler yapılacağına dair hareket tarzlarının şimdiden belirlenmesinde fayda görülmektedir.