1. Haberler
  2. Analiz
  3. Komutanlar- liderler ve öncü kişilikler üzerine

Komutanlar- liderler ve öncü kişilikler üzerine

featured

Av. Ayça Sezer Naz yazdı…

Okuyunca birbirlerine yakın duruyorlar değil mi?

Ama aslında hiç alakaları yok birbirleriyle.

Göreceksiniz ki bu başlıktaki üç çeşit adamı tek bir adamda birleştirebilmek; tarihte bile eşine az rastlanan bir şey.

***

Bu yazıda; ne kişileri, ne milletleri ne de inançları hedef alacağız.

Bu yazı, kâinatın evrensel yasalarının; kendisini yenileyemeyenlere, kibir sahiplerine, saplantılı hırsları olan insanlara ve yaşamı kendi ekseninde görenlere ne yaptığını anlatacak. 

***

Bilen bilir sakalsız, sert, heybetli bir de sarıklı bir padişahtır Sultan Selim’ dir. Selim deyip geçmeyin. O asker doğup asker ölenlerdendi. Bilirsiniz vardır böyleleri..

En sadık veziri Cafer’i, ucuz bir itibar meselesi için iftiralar atarak ve beddualar alarak vartaya getirmesini saymazsak, büyük bir liderdi de denebilirdi belki kendisine. Ama en sadık komutanını böyle ucuza verenlerden lider olmaz.

***

Selim siyasi, dini ve şahsi bazı sebeplerle İran’la savaş istiyordu. 1514 tarihinde şartları oluşturdu ve hepimizin bildiği malum sefer başladı.

İlk hedefi Memlukleri, eşit şartlarda, askeri istihbarat dehası ile ve Safevileri ise ateşli silahların gücüyle yenmesi bir tesadüf değildi. Bu zaferler; çağını yakalamış bir komutan olmasının ürünüydü.

Tarihteki en yüce komutanlardan biriydi Sultan Selim.

***

O tarihlerde İran’da Safevi tahtında Şah İsmail oturmaktaydı. Değişken, cesur, mert biriydi. Büyük bir komutan değildi. Ama iyi bir savaşçıydı. 

Zira bu ikisi de aynı şey değil ne yazık ki..

Nereden mi anlıyoruz?

1453 Tarihinde İstanbul’un surlarını top atışlarıyla döven toplar er meydanına çıkalı neredeyse 70  yıl olmasına rağmen kendisine top satmaya gelen Venediklilere çıkışmış, ‘..Türk soylu yiğit cengaverlerinin , Osmanlı’nın Araplaşmış savaş nedir bilmez olmuş softa askerlerini 1 saatte perişan edeceğini…’  söylemişti. Ve Venedikliler onu ‘…şu dudak büktüğünüz toplar önünde hepiniz can vereceksiniz’  diye uyararak ayrılmışlardı Şah’ın huzurundan.

Devamını bilirsiniz hiçbiri de lider vasfına uygun olmayan kibir dolu bir alay mektuplaşma.

***

Osmanlılar arasında özellikle yobaz ve dervişler her yerde ‘..bir tek  şiinin katlinin Allah ve Peygamber nazarında, 70 Hristiyan’ın katline eş derecede sevap olacağı’ yönünde fetvalar çıkıyor hutbeler okunuyorken Şah İsmail kendi deyimiyle Osmanlı ordusunun artık soysuz ve melez bir topluluk olduğunu anlatıyordu.

Ve elbette genç Selim; dinamik, zeki ve kanatları toplarla örülü ordusuyla Şah İsmail’i arıyordu. Buldu da nihayetinde.

Türk geleneğine uyarak düşmanı kendi çemberinde mağlup etmeyi  hedefleyen Şah İsmail Venediklilerin kehanetine uğradı ve at kuyruklu yiğitleri kısa sürede bir bir toprağa düştüler. Hezimet büyüktü. Şah İsmail iyi bir komutan değildi. Çünkü iyi bir komutan olmasını sağlayacak askeri öngörüden yoksundu. Ne yazık!

 ***

Canını zor kurtaran Şah İsmail’ in en gözde zevcesi savaş meydanında esir düşmüştü. Elçiler gitti bir hanım sultanın ganimet edilemeyeceğini anlattı durdu.

Fakat Sultan Selim, Şah’ın eşini iade etmediği gibi bir komutanıyla bu kadını evlendirdi üstelik.

Ne büyük bir hakaretti bu. Ne büyük itibarsızlıktı… Ama yaptı işte!

Durmadı elçilerin dokunulmazlığı ilkesini çiğneyerek gelen 4 Mirzayı zindana attırdı.

Selim savaşta olduğu kadar zaferde de zalim olmuştu artık.

‘…devletleri yıkan tüm hataların altında nice gururun gafleti yatar…’  diyen Selim gitmiş yerine artık devlet adamı olamayacak ahvalde bir kişi gelmişti.

Maalesef Selim öncü bir kişilik olmak fırsatını da kaçırmış oldu böylece.

****

Şimdi gelelim Sakarya Meydan Muhaberesine. Orada da bir komutan vardı malum.

Darmadağın ve bitik haldeki Anadolu’da bölgesel direniş örgütlerinin tek çatı altında; hem düzenli ordu hem Türkiye Büyük Millet Meclisi iradesi altında birleştirmek çok önemli bir başarıydı. Ve bunu başardı. Demek ki Mustafa Kemal büyük bir liderdi.

****

Ve dedi ki; “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!”  Her yönden bizden üstün durumdaki (silah, asker, donanım, uçak) düşman güçler karşısında kazanmanın başka yolu yoktu. Ama kazandı.

O halde Mustafa Kemal Büyük de bir komutandı.

İzmir’e girdi. Önüne Yunan bayrağını serdiler. Çiğnetmedi.

Esir komutan Trikopis’i onurunu çiğnetmeden iade etti.

Çanakkale’de yatan yüzbinlerce isimsiz Anzak çocuğunu dahi sahiplendi.

Cezayir, Hindistan gibi ülkelerde bağımsızlık savaşlarının esin kaynağı 30 Ağustos Zaferi’nin öncüsü yüzyılımızın fikir babası oldu..

“Efendiler, millî egemenlik öyle bir ışıktır ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur..’ diyordu. 

Emperyalizme bir bayrak açıyordu. Taçlara ve krallara meydan okuyordu. Zincirleri kırıyordu. Erdemlerin en büyüğünü gösteriyordu.

Tüm bunlardan anlıyoruz ki; Mustafa Kemal gerekli ahlaki fazilete sahip bir öncü kişilikti de aynı zamanda…

Yazının başında da belirttiğim gibi. Tarih sandığınız gibi; aynı anda hem iyi bir komutan, hem iradeli bir lider ve aynı anda erdemli bir öncü kişilik olabilmiş insanlarla dolu değildir aslında.

Bu işler için; zekâ lazım, akıl lazım, kültür lazım, birikim lazım, cesaret ve öngörü, terbiye ve mütevazilik, ahlak ve ideal lazım. Adalet ve irade lazım. Disiplin ve güven lazım.

Atatürk gibi adam olmak için öyle çok şey lazım ki bunun için de sayfalar dolusu da bir köşe lazım.

Sevgiyle kalın.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2 Yorum

  1. 👏🏻👏🏻👏🏻

  2. 19 Eylül 2023, 14:57

    Elinize sağlık Ayça hanım. Hem tarihin bilmediğimiz sayfalarında alıntılarla bir tarih aktarımı, hem de liderlik, komutanlık ve devlet adamlığı dersi. Başka yazılarınızı de bekliyoruz.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!