Küresel üretimdeki paylaşım

Küresel üretimdeki paylaşım

Satın alma gücü paritesi ile Çin, Hindistan, Rusya, İran ve Brezilya 2017’de dünyada üretilen toplam gelirin yüzde 33.6’sına sahip. Bu verilerde Yani bu ülkeler küresel gelirin üçte birini üretiyorlar. ABD’nin payı ise yüzde 15. Almanya’nın küresel üretimdeki payı yüzde 3.3. 

Ayrıca iç pazarın gücü açısından; Çin, Hindistan ve Rusya’nın dünya nüfusunun yüzde 38.6’sını oluşturduğunu da belirtelim.

DIŞ TİCARETTEKİ PAYI

Gelelim dış ticaretteki güç dağılımına; 2017’de küresel çapta ticaret hacmi 74 trilyon dolar oldu. Çin, Hindistan, Rusya, İran ve Brezilya’nın küresel ihracattaki payı yüzde 18, küresel ithalattaki payı 15.4. Buna “yeni bir ödeme sistemi kurulsun” diyen Almanya’yı ekleyince bu ülke grubunun ihracat payı yüzde 26.2’ye, ithalat payı 21.9’a yükseliyor. ABD’nin toplam ihracattaki payı yüzde 8.7. İthalatta ise yüzde 13.8.

TEKNOLOJİDEKİ AĞIRLIK

Dünya Bankası 2017 verilerine göre ihraç edilen sanayi ürünleri içinde yüksek teknolojiye dayalı ürün oranında Çin yüzde 25 ile dünya birincisi. Yani Çin’in dünyaya ihraç ettiği sanayi ürünlerinin yüzde 25’i yüksek teknolojiye dayalı ürünler. İkinci yüzde 20 ile ABD. Almanya yüzde 16, Rusya yüzde 11. Elbette tek kriter bu olamaz. Buluşçuluk, araştırma geliştirmeye ayrılan pay, dünya biliminde cazibe merkezi olmak da kriterler arasında. Ancak bu veri sonucu gösterdiği için, tek başına oldukça anlamlı. 

PETROL VE DOĞALGAZ YATAKLARI

OPEC 2016 verilerine göre; İran, Rusya, Çin ve Kazakistan’ın dünyada kanıtlanmış petrol rezervleri içinde payı yüzde 18’in üzerinde. Bu sıralamaya Kazakistan dışındaki diğer Türk Cumhuriyetlerini ekleyince oran biraz daha artıyor. Petrol gibi dünya üretiminin en önemli enerji kaynaklarından birisinde ABD ise yüzde 1.57’lik paya sahip. Tam bu noktada yıllık petrol tüketimine de bakmakta fayda var. Dünya petrol rezervinin yüzde 1.57’sine sahip olan ABD, dünya petrol tüketiminin yüzde 21’ini gerçekleştiriyor. Çin ise yüzde 15’le tüketimde ikinci sırada. Petrol alış-verişinde dolar kullanıldığını hatta petro-dolar deyimi üzerinden Suudi Arabistan ile ABD arasındaki ilişkilerin incelendiği akıllarda kalsın. 

Dünyada kanıtlanmış doğalgaz rezervinde Rusya birinci sırada. İkinci sıradaki İran’la beraber bu iki ülke dünyada toplam kanıtlanmış doğalgaz rezervin yüzde 44’üne sahip. Yine Türk cumhuriyetlerini katınca oran yüzde 48’in üstüne çıkıyor. Doğalgaz yataklarında ABD’nin payı yüzde 4.6. Bu alanda Katar da yüzde 12 ile önemli bir aktör. Tüketimde AB ülkeleri, başta Almanya, İtalya, Fransa olmak üzere toplam yüzde 35’lik paya sahip. Almanya tek başına Görüldüğü kadarıyla dünyanın hala en önemli yeraltı zenginliği olan petrol ve doğalgazda saydığımız ülkelerin birleşiminde büyük bir zenginlik ortaya çıkıyor. 

FİNANSAL PİYASALAR

Üretim, teknoloji ve doğal kaynak paylaşımında Atlantik karşıtı cephe güçlü. Dünya üretim, dış ticaret ve doğal kaynak ticaretinde söz sahibi. Bu verilere Türkiye ve Türk Cumhuriyetlerini de ekleyince hem ekonomik, hem siyasal gücün artacağını söylemeye gerek bile yok. Finansal piyasalara ise açık ara ABD hakim. Onunla hareket eden İngiltere ve Japonya ve Avustralya gibi ülkeleri katınca resim iyice netleşiyor. Ayrıca küreselleşme ile dünyaya dayatılan kumarhane kapitalizmi, finansal işlemlerden yaratılan zenginlik reel ekonomiden tamamen kopmuş ve patlarcasına şişmiş bir balon gibi dünya dengelerini tehdit ediyor. Gelir dağılımını bozuyor, istihdam yaratmada yetersiz kalıyor. Dünya sürdürülmesi mümkün olmayan bir ekonomik sistem içinde debeleniyor. 

Sonuç olarak; sermaye kontrolleri uygulayan, kur politikasını serbest dalgalanan kur değil, kontrollü aralık içinde dalgalanan kur olan Çin’in tek başına Yuan’ı rezerv para durumuna getirme hedefinin gerçekçi olmadığı görülüyor. O hedefe varmak için kaldıracağı sermaye kontrolleri ve uygulayacağı dalgalı kur sistemi ise Çin’i kumarhane kapitalizmine dahil eder, kur politikasını bozar ve üretime dayalı gelişmesini durdurur. Ancak dolar ve ABD saldırganlığının dizginlenmesi yaşamsal bir mecburiyettir. Verilerin gösterdiği üretim, dış ticaret, doğal kaynaklar açısından güç sahibi ülkelerin bir araya gelip ortak bir rezerv para yaratmasıdır. Bu rezerv para için IMF’nin kullandığı SDR güzel bir örnek teşkil etmektedir. Bu rezerv para, katılan bütün ülkelerin dış ticaretlerinde kullanılır. Ülkeler kendi para birimlerinden vazgeçmezler. Çin’in SWIFT’e alternatif yarattığı CIPS bu rezerv para ödemelerinde kullanılır. Böyle bir oluşum için ABD zulmüne ve tehdidine uğrayan ülkelerin daha yakın ve güvenilir ilişkiler kurması, ana stratejiler üstünde anlaşmaları önemlidir. Bu ne gerçekçi, ne kabul görecek bir hedeftir. Bu bir başlangıçtır, geliştirilmesi gereken bir fikirdir. Dünyanın yeni bir ekonomik modele, finansal sisteme ve dengelemeye gitmesinin acil ihtiyaç olduğu açıktır.