Kurtuluş'a atılan adım: 19 Mayıs 1919 Atatürk’ün Samsun’a çıkışı

Mustafa Kemal Atatürk, 102 yıl önce İstanbul'dan bindiği Bandırma Vapuru ile Samsun'a çıkmış ve Milli Mücadele ateşini yakmıştı. İşte kurtuluşa giden yol...

Kurtuluş'a atılan adım: 19 Mayıs 1919 Atatürk’ün Samsun’a çıkışı
Kurtuluş'a atılan adım: 19 Mayıs 1919 Atatürk’ün Samsun’a çıkışı

ATATÜRK'ÜN SAMSUNA ÇIKIŞI ÖNCESİ OSMANLI

Atatürk Nutuk'un ilk sayfalarında Samsun'a çıkışının öncesinde Osmanlı Devleti'nin içerisinde bulunduğu genel vaziyet ve manzarayı şu sözlerle anlatıyor;

"Osmanlı Devleti'nin dahil bulunduğu grup, Harbi Umumi'de mağlup olmuş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir mütarekename imzalanmış. Büyük Harbin uzun seneleri zarfında, millet yorgun ve fakir bir halde. Millet ve memleketi Harbi Umumi'ye sevk edenler, kendi hayatları endişesine düşerek, memleketten firar etmişler.

Saltanat ve hilafet mevkiini işgal eden Vahdettin, soysuzlaşmış, şahsını ve yalnız tahtını temin edebileceğini tahayyül ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa'nın riyasetindeki kabine; ikiz, haysiyetsiz, korkak, yalnız Padişah'ın iradesine tabi ve onunla beraber şahıslarını
koruyabilecek herhangi bir vaziyete razı.Ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta ...

İtilaf devletleri, mütareke hükümlerine riayete lüzum görmüyorlar. Birer vesile ile, İtilaf donanmaları ve askerleri İstanbul'da. Adana vilayeti, Fransızlar; Urfa, Maraş, Ayıntap,ı İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya'da İtalyan askeri kıtaları; Merzifon ve Samsun'da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı subay ve memurları ve özel adamları faaliyette. Nihayet, söze başlangıç kabul ettiğimiz tarihten dört gün evvel, 15 Mayıs 1919'da İtilaf devletlerinin rızasıyla Yunan ordusu İzmir'e çıkarılıyor.

Bundan başka, memleketin her tarafında, Hıristiyan unsurlar gizli, açık, özel emel ve maksatlarının elde edilmesinin teminine, devletin bir an evvel çökmesine mesai sarf ediyorlar. Daha sonra elde edilen sağlam malumat ve vesikalar ile teyit olundu ki, İstanbUl Rum Patrikhanesi'nde teşekkül eden Mavri Mira heyeti  vilayetler dahilinde çeteler teşki ve idare etmek, mitingler ve propagandalar yaptırmakla meşgul.

Yunan Salibi Ahmeri, resmi Muhacirin Komisyonu; Mavri Mira heyetinin mesaisinin kolaylaştırılmasına hizmet etmekte. Mavri Mira heyeti tarafından idare olunan Rum mekteplerinin izci teşkilatları, yirmi yaşını aşmış gençler de dahil olmak üzere her yerde ik mal olunuyor.
Enneni Patriği Zaven Efendi de, Mavri Mira heyetiyle hemfikir olarak çalışıyor. Enneni hazırlığı da tamamen Rum hazırlığı gibi ilerliyor.Trabzon, Samsun ve bütün Karadeniz sahillerinde teşekkül etmiş ve İstanbul'daki merkeze bağlı Pontus Cemiyeti kolaylıkla ve muvaffakiyetle çalışıyor "
 

MONDROS ANTLAŞMASI 7. MADDE 

(Beş sayfalık Mondros Mütarekesi’nin ilk sahifesi)

(Mütarekenin tarafların imzalarının bulunduğu beşinci ve son sahifesi)

Atatürk'ün "Mondros Mütarekenamesi maddeleri ve bilhassa bu maddeler arasında yedincisi, beyni yakan ateşten bir zehirdi." sözleri ile bahsettiği bu tehlikeli madde İtilaf Devletleri'nin güvenliklerinin tehdit altında olduğunu öngördükleri stratejik yerleri işgal etmelerine zemin hazırlayarak Osmanlı Devleti’ni düşman işgaline açık bir hale getiriyordu.

(Mütarekenin İngilizce ve Türkçe metninin birarada bulunduğu müsvedde sayfalarından biri)

İNGİLİZLER MONDROS ANTLAŞMASININ 7. MADDESİNİ BAHANE EDEREK NOTA VERİYOR 

Bir hafta kadar Samsun'da kalan ve 25 Mayıs'tan 12 Haziran'a kadar Havza'da kaldıktan sonra Amasya'ya giden Mustafa Kemal Atatürk bu müddet zarfında bütün memlekette milli teşkilat vücuda getirilmesi gerektiğini bütün kumandanlara ve üst seviyedeki mülki memurlara tebliğ etti.
İzmir, Manisa ve Aydın'ın işgali ve icra olunan tecavüz ve zulüm hakkında henüz millet aydınlanmamış ve milli varlığa vurulan bu darbeye karşı alenen herhangi bir üzüntü ve şikayet ortaya konulmamıştı.

Mustafa Kemal, milletin bu haksız darbe karşısında sessiz ve hareketsiz kalmasının milletin aleyhinde olacağını düşünerek, milleti ikaz edip harekete geçirmek maksadıyla 28 Mayıs 1919 tarihinde, valilere ve bağımsız mutasarrıfllıklara, Erzurum'da 15. Kolordu, Ankara'da
20. Kolordu ve Diyarbekir'de 13. Kolordu Kumandanlarına, Konya'da Ordu Müfettişliği'ne şu sözlerle seslendi;

"İzmir'in ve maalesef bunu takip eden Manisa ve Aydın'ın işgali, gelecekteki tehlikeyi daha aleni hissettirmiştir. Ülke bütünlüğümüzün muhafazası için, milli tezahüratın daha canlı olarak gösterilmesi ve devam ettirilmesi lazımdır. Milli hayat ve bağımsızlığı yaralayan işgal ve ilhak gibi hadiseler bütün millete kan ağlatmaktadır. Üzüntülerin önü alınamıyar. Hazım ve tahammül edilemez olan bu ahvalin derhal giderilmesini bütün medeni milletlerle büyük devletlerin adalet ve tesirinden sabırsızlıkla beklemek zemininde, önümüzdeki hafta zarfında ve muhtelif vilayetlere göre
Pazartesi başlayıp Çarşamba günü müracaatın arkası alınmak üzere, büyük ve heyecanlı mitingler yapılarak milli tezahüratta bulunulması ve bunun bütün bağlı yerlere de yayılması ve bütün büyük devletlerin temsilcileriyle Babıali'ye tesirli telgraflar verilmesi ve yabancı olan yerlerde yabancılara da tesir yapılmakla beraber, milli tezahüratta adap ve sükunetin fevkalade korunması ve Hıristiyan halka karşı bir taarruz ve gösteri ve husumet gibi tavırlar alınmaması elzemdir. Zatıalilerinin bu fikirler etrafında hassas ve tesirli bulunmalan dolayısıyla işin iyi idaresinden ve muvaffakiyetten acizlerinde tam bir güven mevcuttur. Neticesinin bildirilmesini rica eylerim."

Verilen bu talimat üzerine dört bir yanda mitingler yapılmaya başlandı. Her tarafta tezahürat yapılması için yapılan tebligat tarihinden üç gün sonra Mustafa Kemal, Harbiye Nazırı'nın 31 Mayıs 1919 tarihli tebligatı ile karşı karşıya kaldı.

Sıvas Vali Vekaleti'nden 2 Haziran i 919 tarihli aldığı tebligatta ise "bugün Miralay DömanjI imzasıyla alınan telgrafnamede 'Aziziye'de İzmir'in
işgali üzerine Hıristiyanların katledilmekle tehdit edildiği ve bu ise uygun olmayıp size vaziyeten haber veriyorum ki , bu haller Müttefik askerleri tarafından vilayetinizin işgaline sebep olur' mealinde bildirimlerde bulunulmaktadır" denilmekte idi

Hakikatte, ne Sivas'ta endişe verici bir hal vardı ve ne de Hıristiyanların katledilmekle tehdit edildiği...

Bölgede oluşan gerilim İngiliz Yüksek Komiserliği ve Karadeniz Ordusu Başkumandanlığı'nı rahatsız etti. Rumlara yapılan sözde saldırıları bahane ederek İstanbul Hükümeti'ne nota verdiler. Durumun kontrol altına alınmasını istediler. Aksi takdirde bölgenin işgal edileceğini bildirdiler. 

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN SAMSUN'DAKİ RESMİ GÖREVLERİ NELERDİR?

Hükümet, Anadolu'ya göndereceği Atatürk'e şu görevleri verdi:
  • Bölgede asayişin sağlanması,
  • Silah ve cephanenin toplanıp koruma altına alınması,
  • Şuralar varsa ve asker toplanıyorsa bunların derhal engellenmesi,
  • Şuraların kapatılması.

ATATÜRK'ÜN SAMSUN'A ÇIKIŞI 

16 Mayıs 1919'da Samsun'a hareket eden Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktı. İngilizlerin denetiminde olan Samsun'da milli mücadele hareketi için istediklerini gerçekleştiremeyeceğini anlayan Mustafa Kemal, 25 Mayısta Havza'ya geçti.

Samsun'a çıkışını Mustafa Kemal, Nutuk'ta şu şekilde anlatmıştır:

"1919 yılı Mayıs'ının 19'uncu günü Samsun'a çıktım. Genel durum ve manzara : Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu durum, Dünya Savaşı'nda yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, Şartları ağır bir ateşkes Antlaşması imzalamış, Büyük Harbin uzun yılları boyunca, millet yorgun ve fakir bir halde. Milleti ve memleketi Dünya Savaşı'na sokanlar, kendi hayatları endişesine düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilafet makamında bulunan Vahdettin, soysuzlaşmış, şahsını ve yalnız tahtını emniyete alabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa'nın başkanlığındaki hükümet aciz, haysiyetsiz, korkak, yalnız Padişahın iradesine tabi ve onunla beraber şahıslarını koruyabilecek herhangi bir duruma razı, Ordunun elinde silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta. İtilaf Devletleri, ateşkes Antlaşmasının hükümlerine uymağa lüzum görmüyorlar. Birer vesileyle itilaf donanmaları ve askerleri İstanbul'da Adana vilayeti Fransızlar, Urfa, Maraş, Gaziantep İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya'da İtalya askeri birlikleri, Merzifon ve Samsun'da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı subay ve memurlar ve ajanlar faaliyette. Nihayet başlangıç kabul ettiğimiz tarihten dört gün önce 15 Mayıs 1919'da itilaf Devletleri'nin uygun görmesiyle Yunan ordusu İzmir'e çıkartılıyor. Bundan başka, memleketin her tarafından Hıristiyan azınlıklar gizli, açık milli emel ve maksatlarını gerçekleştirmeğe, devletin bir an evvel çökmesine, çalışıyorlardı."

MUSTAFA KEMAL PAŞA İLE SAMSUN'A ÇIKANLAR

1. Kurmay Albay Kazım Dirik Müfettişlik Kurmay Başkanı
2. Kurmay Albay Mehmet Arif Ayıcı Kurmay Başkanı Yardımcısı
3. Kurmay Binbaşı Hüsrev Gerede Birinci şube müdürü
4. Binbaşı Kemal Doğan Müfettişlik Topçu Kumandanı
5. Dr. Albay İbrahim Tali Öngören Ordu Sıhhiye Başkanı
6. Dr. Binbaşı Refik Saydam Sıhhiye Başkan Yardımcısı
7. Yüzbaşı Cevat Abbas Gürer Müfettişlik Başyaveri
8. Üsteğmen Muzaffer Kılıç Müfettişlik ikinci Yaveri
9. Yüzbaşı Ali Şevket Öndersev Müfettişlik Emir Subayı
10. Üsteğmen Hayati, Kurmay Başkanı Emir Subayı
11. Yüzbaşı Mümtaz Tünay
12. Yüzbaşı İsmail Hakkı
13. Yüzbaşı Mustafa Süsoy Karargah komutanı
14. Üsteğmen Abdullah, İaşe Subayı
15. Birinci Sınıf Katip Faik Aybars Şifre Katibi
16. Dördüncü Sınıf Katip Memduh Şifre Katibi Yardımcısı
17. 3.Kolordu Komutanı Kurmay Albay Refet Bele
18. Üsteğmen Hikmet Gerçekçi Alb. Rafet Bey'in yaveri

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ASKERLİKTEN İSTİFA EDİYOR

İstanbul’un emrettiği gibi Türk direnişçilerini dağıtmayan ve silahlarını toplamayan, aksine halkı direnişe çağırarak silah dağıtan Mustafa Kemal Atatürk İstanbul tarafından geri çağrıldı.

Amasya Genelgesi’nin yayınlanmasından sonra 23 Haziran 1919’da Dahiliye Nezareti Atatürk’ün azledilmesine karar verdi. Dahiliye Nezareti 26 Haziran 1919’da milli ordu kurmayı yasaklayan bir genelge yayınladı.

Dahiliye Nezareti daha sonra Mustafa Kemal Atatürk’ü padişah adına yeniden geri çağırdı. Atatürk İstanbul’un çağrılarına uymayınca 8 Temmuz 1919’da İstanbul tarafından görevden alındı. Atatürk bunun üzerine askerlikten istifa ederek sine-i millete döndü. 
 

ATATÜRK'ÜN İSTİFA TELGRAFI

"Mübarek vatan ve milleti parçalanmak tehlikesinden kurtarmak, Yunan ve Ermeni isteklerine kurban etmemek için açılan milli savaşmalar uğrunda milletle beraber serbest surette çalışmağa askeri ve resmi sıfatım artık engel olmaya başladı. Bu gaye-i mukaddese (kutsal amaç) için milletle beraber sonsuza kadar çalışmağa mukaddesatım (kutsal şeylerim) adına söz vermiş olduğum cihetle, pek aşıkı bulunduğum yüce askerlik mesleğine bugün veda ve istifa ettim. Bundan sonra milli ve kutsal gayemiz için her türlü fedakarlıkla çalışmak üzere sine-i millette (milletin bağrında) bir ferd-i mücahit (savaşçı kişi) suretiyle bulunmakta olduğumu tamimen arz ve ilan eylerim."

ATATÜRK'E 'KATLİ VACİPTİR' DİYEREK ÖLÜM FETVASI ÇIKARDILAR 

Mustafa Sabri, Sadrazam Damat Ferit'i, Kuvayı Milliye'ye karşı yeterince sert olmamakla eleştiriyordu. Anadolu hareketini bastırmak için “silahın” ve “dinin” kullanılmasını istiyordu. Sonunda bu düşünceleri karşılık buldu. Damat Ferit Hükümeti, 18 Nisan 1920'de Kuvayı Milliye'ye karşı Kuvayı İnzibatiye'yi (Halifelik Ordusu)'nu kurdu ve bir hafta önce de 11 Nisan fetvasını yayımladı. Yani bu ihanet fetvasının fikir babalarından biri Mustafa Sabri'ydi. İngilizlerin baskısı, Sadrazam Damat Ferit'in isteği ve Padişah Vahdettin'in onayıyla Atatürk ve silah arkadaşlarının öldürülmelerinin “dinen caiz” olduğunu belirten ihanet fetvası, 11 Nisan 1920'de o zamanki Şeyhülislam Dürrizade Abdullah imzasıyla yayımlandı. 
 

İSTANBUL HÜKÜMETİ DURMUYOR: KUVAYİ MİLLİYE'YE KARŞI KUVAYİ İNZİBATİYE 

Kurtuluş Savaşı'nda İstanbul Hükûmeti'nin Kuvâ-yi Milliye'ye karşı kurduğu bu askeri örgüt, Birleşik Krallık'ın Damat Ferit hükûmetine 7 Nisan 1920 tarihinde Hilafet Ordusu'nun kurulması için izin vermesi ile 18 Nisan tarihinde kuruldu.

VAHDETTİN'DEN ATATÜRK VE ARKADAŞLARINA İDAM KARARI
 

Padişah Vahdettin, Atatürk ve arkadaşları hakkında verilen dört ayrı idam kararını onaylamıştır. İdam kararlarının gerekçesi de karar kadar ihanet içermekteydi. Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları “Kuvayi Milliye adı altında ‘fitne ve fesat’ düzenlemek, halktan para ve asker toplamak” gibi gerekçelerden dolayı idama mahkum ediliyorlardı.  
 

SAMSUN'A ÇIKIŞ SONRASI GENELGELER VE KONGRELER 

AMASYA GENELGESİ

Havza'daki çalışmalarını tamamladıktan sonra Mustafa Kemal ve arkadaşları, 12 Haziran 1919'da Amasya'ya geçtiler. Milli Mücadele çalışmalarını sürdüren Mustafa Kemal, Hüseyin Rauf Orbay, Refet Bele ve Ali Fuat Cebesoy birlikte Amasya Genelgesi'ni hazırladılar. Hazırlanan bildiri, Erzurum'da 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir'e sunuldu. O'nun da onayının alınmasından sonra, bildiri, 22 Haziran 1919'da tüm mülki amir ve askeri komutanlara telgrafla Abdurrahman Rahmi Efendi tarafından ulaştırıldı.

Amasya Genelgesi, milli mücadelenin temel gerekçe, amaç ve yöntemini ilk olarak belirtmiş oldu. Amasya Genelgesi'nin yayınlanması İstanbul'da bulunan işgal güçlerinin tepkisini çekmişti. Özellikle İngilizlerin, Mustafa Kemal'i geri getirmek için İstanbul Hükümeti üzerindeki baskıları iyice artmıştı. Mustafa Kemal, İstanbul'a dönmediği için daha sonra görevinden alınacaktır.

O sırada İçişleri Bakanı olan ve Milli Mücadele'ye sıcak bakmayan Ali Kemal Bey, bir genelge yayınlayarak, Mustafa Kemal'in iyi bir asker olduğunu, fakat İngiliz baskısı sonucu görevinden alındığını duyurmuştur.

Amasya Genelgesi'nin içeriği şöyledir:

1- Vatanın bütünlüğü, milletin istiklâli tehlikededir.
2- İstanbul Hükümeti, üzerine aldığı sorumluluğu yerine getirememektedir. Bu hal, milletimizi âdeta yok olmuş göstermektedir.
3- Milletin istiklâlini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.
4- Milletin içinde bulunduğu bu duruma göre harekete geçmek ve haklarını yüksek sesle cihana işittirmek için her türlü tesir ve denetimden uzak milli bir heyetin varlığı zaruridir.
5- Anadolu'nun her bakımdan emniyetli yeri olan Sivas'ta bir kongre toplanacaktır.
6- Bunun için her ilden milletin güvenini kazanmış üç temsilcinin mümkün olduğu kadar çabuk yetişmek üzere yola çıkarılması gerekmektedir. Bu temsilciler, Müdafaa-i Hukuk, Redd-i İlhak cemiyetleri ve belediyeler tarafından seçilecektir.
7- Her ihtimale karşı, bu meselenin bir milli sır halinde tutulması ve temsilcilerin, lüzum görülen yerlerde, seyahatlerini kendilerini tanıtmadan yapmaları lazımdır.
8- Doğu illeri için, 10 Temmuz'da Erzurum'da bir kongre toplanacaktır. Bu tarihe kadar diğer illerin temsilcileri de Sivas'a gelebilirlerse; Erzurum Kongresi'nin üyeleri, Sivas genel kongresine katılmak üzere hareket edecektir.

ERZURUM KONGRESİ

Anadolu'da milli mücadele birliğinin kurulmasının ikinci adımı Erzurum Kongresi ile atıldı. Amasya Genelgesi'nden sonra İstanbul ve askerlikle ilişkisi kesilen Mustafa Kemal'e, başta Kazım Karabekir olmak üzere Anadolu'daki komutan ve mülki amirlerin büyük bir çoğunluğu verdikleri desteği sürdürmeye devam ettiler.

Amasya Genelgesi'nde yer aldığı gibi, Mustafa Kemal bu dönemde milli bir kongre toplayarak, milli mücadele ile ilgili tüm faaliyetleri birleştirmeyi planlıyordu. Kazım Karabekir, milli bir kongreden önce Doğu illeri için bölgesel bir kongre toplanmasının faydalı olacağı görüşündeydi. Mustafa Kemal, bölgesel bir kongreye karşı olmasına rağmen, Kazım Karabekir ve Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin ısrarları karşısında bir kongre toplanmasını ve kongreye katılmayı kabul etti. Kongre, 10 Temmuz'da toplanması kararlaştırılmış olmasına rağmen, 23 Temmuz'da bir okul salonunda 54 delege ile çalışmalarına başladı.

(23 Temmuz 1919 günü Erzurum Kongresinin toplandığı okul)

Mustafa Kemal'in davetli olarak katıldığı bu kongreye asil üye olabilmesi için, Erzurum delegesi Cevat Dursunoğlu istifa ederek, kendi yerine Mustafa Kemal'in seçilmesini sağladı. İlk gün, Mustafa Kemal kongre başkanlığına seçildi. Milli bir hal alan kongrede, genel değerlendirmeler yapıldı ve doğu illerinin durumu görüşüldü.

Milli mücadelenin temelleri açısından önemli kararlar alındı. Erzurum Kongresi'ne katılanlar, 17 çiftçi ve tüccar, 5 emekli subay, 4 emekli memur, 5 öğretmen, 4 gazeteci, 5 hukukçu, 2 mühendis, 1 doktor, 6 din adamı, 3 eski milletvekili, 1 general ve 1 eski bakan olmak üzere 54 delegeden oluşmuştu.

Alınan Kararlar:

1. Milli sınırlar içinde vatan bölünmez bir bütündür; parçalanamaz.
2. Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı millet top yekün kendisini savunacak ve direnecektir.
3. Vatanı korumayı ve istiklali elde etmeyi İstanbul Hükümeti sağlayamadığı takdirde, bu gayeyi gerçekleştirmek için geçici bir hükümet kurulacaktır. Bu hükümet üyeleri milli kongrece seçilecektir. Kongre toplanmamışsa, bu seçimi Temsil Heyeti yapacaktır.
4. Kuva-yı Milliyeyi tek kuvvet tanımak ve milli iradeyi hakim kılmak temel esastır.
5. Hıristiyan azınlıklara siyasi hakimiyet ve sosyal dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilemez.
6. Manda ve himaye kabul edilemez.
7. Milli Meclisin derhal toplanmasını ve hükümet işlerinin Meclis tarafından kontrol edilmesini sağlamak için çalışılacaktır.
8. Milli irade padişahı ve halifeyi kurtaracaktır.

BALIKESİR KONGRELERİ

Balıkesir Kongresi, bölgedeki milli kuvvetlerin sayılarının artması karşısında, bunların bir düzen altına alınması, beslenme ve teçhizatın sağlanması amacıyla düzenlendi. 28 Haziran - 12 Temmuz 1919 günleri arasında Hacım Muhittin Çarıklı başkanlığında toplandı. Balıkesir ve çevresinde Yunanlılar'ı Anadolu'dan çıkarmak için bir direniş hattı oluşturuldu.

26-30 Temmuz arasında, I. Balıkesir Kongresi'nde kurulan Merkez Heyeti, teşkilatı kuvvetlendirmek için Erzurum Kongresi sürerken, ikinci bir kongre topladı. Kongreye katılanlar bütün güçlerini birleştirmeyi, Yunanlılara karşı savaşmak için asker toplamayı ve gereken diğer bütün önlemleri almayı kararlaştırdı.

Kongre, direniş hareketinin meşruiyetini sağlayacak bir dil kullandı. Yöre halkına ve İstanbul'a yumuşak mesajlar göndererek, faaliyetlerinin ittihatçılık ve çetecilikle alakası olmadığını, amaçlarının saltanatın ve hilafetin korunması olduğunu belirtti. Ayrıca, mücadelelerinin Yunan işgalini bertaraf etmekle sınırlı olduğu ve herhangi bir iktidar kaygısına düşmedikleri vurgulandı.

Bu kongre, asker toplamanın yanında, bütün kongrelerde olduğu gibi, padişaha olan bağlılığını da bildirmişti. İşgal devletlerinin temsilcilerine telgraflar çekilmişti.

ALAŞEHİR KONGRESİ

Erzurum Kongresi sürerken, Ege'deki vatanseverler de Balıkesir'de büyük bir kongre toplamıştı. Erzurum Kongresi bittikten sonra, bu vatanseverler Alaşehir'de tekrar bir araya gelip yeni bir kongre topladılar. Bu kongrede, Balıkesir Kongresi ve Erzurum Kongresinin kararları görüşüldü. İki önemli konuda karar alındı.

Batı Anadolu'da Yunanlılara karşı direnilecek ve ölünceye dek bu direniş sürecekti. Bu amaçla silahlanma ve askere alma gibi her tür işlem yapılacaktı. Gerekirse İtilaf Devletlerinden yardım istenecekti. Kongreye katılanlar, mutlaka gerekli ise bölgelerinin Yunanlılar yerine İtilaf Devletlerince işgalinin daha uygun olacağını saptamışlardı.

SİVAS KONGRESİ

Sivas Kongresi, Amasya Genelgesi ile milli bir kongre olarak öngörülmüştü. Erzurum Kongresi'nden sonra kongre ile ilgili çalışmalar yapılıyordu. Bu arada, Fransızlar Sivas Kongresine karşı bazı önlemler alıyordu. Fransız Binbaşı Brunot, kongrenin toplanması halinde Sivas Valisi Reşit Paşa'ya şehrin işgal edileceğini söylemişti. Hatta, Elazığ Valisi Ali Galip, kongreyi basmakla görevlendirilmişti. Tüm engellemelere rağmen, kongre 4 Eylül 1919'da bugün lise olarak kullanılan binada saat 15:00'de toplandı. (Katılanlar) Mustafa Kemal'in Kongre başkanlığına seçilmesine kimi üyelerden itirazlar geldi. Ancak yapılan seçimde kongre başkanlığına Mustafa Kemal Paşa getirildi. Kongre ilk günlerinde, İttihat ve Terakki Cemiyeti ile ilişkisi olup olmadığını tartıştı. Daha sonra manda sorunu gündeme geldi. Sivas Kongresi, ilk milli kongre niteliğinde olduğu için kararlar da bu doğrultuda alınmıştır. Erzurum Kongresinde alınan kararların tümü kabul edilmiştir. Yurtta ayrı ayrı bölgesel olarak çalışan tüm cemiyetlerin birleştirilmesi ve tek yönetim altına alınması sağlandı. Yeni bir Temsil Heyeti oluşturuldu ve bu heyetin başına Mustafa Kemal getirildi.

(Mustafa Kemal Sivas Kongresi günleri)

Sivas Kongresi Kararları

1. Milli sınırları içinde vatan bölünmez bir bütündür; parçalanamaz.
2. Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı millet top yekün kendisini savunacak ve direnecektir.
3. İstanbul Hükümeti, harici bir baskı karşısında memleketimizin herhangi bir parçasını terk mecburiyetinde kalırsa, vatanın bağımsızlığını ve bütünlüğünü temin edecek her türlü tedbir ve karar alınmıştır.
4. Kuvay-ı Milliye'yi tek kuvvet tanımak ve milli iradeyi hakim kılmak temel esastır.
5. Manda ve himaye kabul olunamaz.
6. Milli iradeyi temsil etmek üzere, Meclis-i Mebusan'ın derhal toplanması mecburidir.
7. Aynı gaye ile, milli vicdandan doğan cemiyetler, "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adı altında genel bir teşkilat olarak birleştirilmiştir.
8. Genel teşkilatı idare ve alınan kararları yürütmek için kongre tarafından Temsil Heyeti seçilmiştir.

AMASYA GÖRÜŞMELERİ ve PROTOKOLÜ

Ali Rıza Paşa Hükümeti'nin temsilcisi Bahriye Nazırı Salih Paşa ile Sivas Kongresi Temsil Heyeti adına Başkan Mustafa Kemal Paşa, Rauf (Orbay) ve Bekir Sami (Kunduh) Beyler arasında Amasya'da görüşmeler yapıldı.

Amasya görüşmesi ve imzalanan protokoller, Anadolu'da başlatılan milli mücadelenin İstanbul Hükümeti'nce tanınması bakımından önemlidir. Yapılan toplantılar sonunda, önemli kararlar ve hükümler içeren, üçü açık ve ikisi gizli beş protokol hazırlanıp kabul edildi. 

ANKA

Atatürk tarafından kurulan gizli birim, onun havacılık alanındaki planlarını ve projelerini yerine getirmek adına ciddi şekilde uğraş vermiştir. Atatürk'ün “Bana vaad ettiğiniz işler yapılıp bitirildikten sonra imzamın geri kalan kısmını tamamlarım” demesi de bir bakıma bu gizli birimin varlığını kanıtlar niteliktedir.

Seçkin subaylardan kurulan ve havacılık ile alakalı önemli çalışmaların yapıldığı bu birimde subaylar sık sık yabancı uçak pilotları ile de bir araya gelmiş, bu sayede Türk havacıları önemli derecede bilgi ve deneyim kazanmıştır. Bu çalışmalar sonucunda Osmanlıca olarak, askere özel, az sayıda basılmış havacılık ve gelişmelerle alakalı kripto (şifreli) bir mecmuada şunlar yazılıydı:

“İstikbalde tayyareler öyle ileri gidecek ki, devletlerin ve milletlerin her hareketlerini gözetleyecek, dev gece görüşü teknikleriyle, şehirler ve milletler gece dahi gözetlenecek.” Atatürk ve arakadaşları, bu sistemi ANKA olarak adlandırmışlardı.

(1922 yılında yayınlanan bir dergideki ANKA Kuşu)

Resimlerdeki ANKA'lara dikkat edecek olursak, o dönemde hayal edilerek çizilmiş bu ANKA'lar, dönemin süper gücü İngiltere'nin Başkenti Londra'yı aydınlatarak gözetlemektedir. Buckingham Sarayı ve Thames Nehri de çizimlerde yer almaktadır. 

HEM CEPHEDE HEM MASADA SAVAŞ

SSCB İLE İLİŞKİLER

Dünya Savaşı sırasında Rusya’da Ekim Devrimi olmuş ve savaştan çekilmişti. Lenin önderliğindeki Bolşevikler, Çarlık Rusya zamanında İtilaf Devletleri arasında yapılan Türkiye aleyhindeki gizli antlaşmaları açıkladılar ve Çarlık Rusya’nın işgal ettiği Türkiye topraklarından çekildiler. Ankara Hükümeti Milli Mücadele boyunca S.S.C.B ile iyi ilişkiler kurarak maddi yardım ve silah, cephane desteği aldı. 

 
FRANSA İLE İLİŞKİLER

İngiltere ve Fransa arasındaki çıkar çatışmalarını iyi değerlendiren Ankara Hükümeti Fransa ile Ankara Antlaşması’nı imzaladı. Bu antlaşma ile İtilaf Devletleri cephesi bozulmuş, Güney Cephesindeki savaş sona ermiştir. Ankara Antlaşması aynı zamanda Fransa’nın Ankara Hükümeti’ni tanıması anlamına da gelmektedir. 


 İTALYA İLE İLİŞKİLER

Tıpkı Fransa gibi İtalya’nın da İngiltere ile arasında problemler baş göstermişti. 1. Dünya Savaşı sırasında İtilaf Devletleri tarafından İtalya’ya vaat edilen topraklar Yunanistan tarafından da isteniyordu ve Akdeniz’de İtalya’yı kendine rakip olarak gören İngiltere Yunanistan’ı destekliyordu. Ankara Hükümeti bu durumu da iyi bir şekilde kullanarak İtalya ile ilişkilerini geliştirdi. Sonuç olarak İtalya işgal ettiği topraklardan çekildi. 

DÜZENLİ ORDUNUN KURULMASI

Mondros Mütarekesi’nin uygulanışıyla birlikte başlayan işgaller karşısında Türk milleti silahlı gruplar oluşturarak örgütlenmeye başlamıştır. Genel olarak Kuva-yı Milliye denilen silahlı direniş örgütleri düzenli ordu biçiminde olmayıp; tümen, alay, tabur ve bölük olarak sistemli bir şekilde yapılanmış değildi.

Kuvayı Milliye, kendi bölgesindeki halkın can, mal, ve namus güvenliklerini korumayı amaçlamıştır. Bu kuvvetler, Batı Anadolu ile Güney Doğu Anadolu ve Akdeniz bölgesinde oluşturulmuştu. Sivas Kongresi sırasında Batı Anadolu’daki Kuva-yı Milliye’nin bir kumandana bağlanması konusunda alınan karar, kongre adına Mustafa Kemal tarafından 9 Eylül 1919’da Ankara’daki Ali Fuat Paşa’ya bildirmiştir.

Buna göre Ali Fuat Paşa, Batı Anadolu Umum Kuvayı Milliye Kumandanlığına getirilmiş ve o’nun Aydın Kuvayı Milliyesi’ne güçlü bir kumandan tayin etmesi de isteniyordu. Kuvayı Milliye’nin her türlü gereksinimleri bölge halkı tarafından çoğu kez de Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri kanalıyla karşılanıyordu. Öte yandan Mustafa Kemal ile İsmet İnönü arasında yapılan görüşmelerde 1920 yılının Ocak-Şubat aylarında Ankara’da yapılan toplantılarda ordunun kurulması, büyük silahlı çatışmalara hazırlanılması kararları alınmıştır.

16 Mayıs 1920 tarihinde Büyük Millet Meclisi Hükûmeti aldığı kararla Kuva-yı Milliye’yi Müdafaa-i Milliye teşkilatına bağlıyor, ihtiyaçlarının hükümetçe karşılanacağını kabul ediyordu. 26.6.1920 tarihinde Mustafa Kemal tarafından Batı Cephesi Kumandanlığına Ali Fuat Paşa atanmış, bunu Adana Cephesi Kumandanlığı Selahaddin Adil’in atanması izlemiştir.

Daha sonra Adana Cephesi Kumandanlığına 9 Aralık 1920 tarihinde İkinci Kolordu Kumandanlığına çevrilmiştir. Böylece Ankara Hükûmeti, cepheler oluşturarak hızla düzenli askerî örgütlenmeye yönelmiştir. Düzenli ordu kurulması konusundaki bu gelişmelerle birlikte “Kuvayı Milliye mi? Muntazam Ordu mu? Nizamî Kuvvetler mi? Mahalli Milis Kuvvetleri mi?” biçiminde ortaya çıkan düşünce ayrılıkları ortaya çıkmış, bunlar meclis içi ve dışı tartışmalara neden olmuştur. Düzenli ordunun subay ihtiyacını karşılamak amacıyla 1 Temmuz 1920 tarihinde Ankara’da Abidinpaşa Köşkü’nde çeşitli sınıf subay adayları talimgâhı açılmıştı.

İstanbul’dan kaçıp gelen Kuleli Askeri Lisesi öğrencileri burada eğitilmiştir. 24 Ekim 1920 tarihinde Yunanlılara karşı yapılan Gediz Taarruzu’nun Çerkez Ethem Kuvvetleri (Kuvayı Seyyare)’nin tutumu nedeniyle kaybedilmesi, düzenli orduya geçiş konusunda dönüm noktası olmuştur. 8 Kasım 1920 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla Batı Cephesi ikiye ayrılmış, kumandanlıklara İsmet (İnönü) ve Refet (Bele) beyler getirilmiştir. Bu yapılanmayla düzenli ordunun kurulmasında en büyük ve en önemli tepki Çerkez Ethem ve kardeşlerinden yani Kuva-yı Seyyare’den gelmiştir

(bk. Çerkez Ethem Ayaklanması) . Çerkez Ethem ve kardeşleri Tevfik ve Reşit Beyler cephe kumandanının emir ve komutasına geçmediler, birliklerinin (Kuva-yı Seyyare) düzenli orduya bağlanmasına karşı çıktılar. 23 Aralık 1920’de Ankara’dan gönderilen Nasihat Heyeti’nin Kütahya’da bulunan Çerkez Ethem ile yaptığı görüşmeden de bir sonuç çıkmadı. Bu sırada Çerkez Ethem’in ayaklanması üzerine, 27 Aralık 1920 tarihli hükûmet kararı çıkarıldı.

Bu karar Kuva-yı Milliye’nin -bunun içinde Kuvayı Seyyare de bulunuyordu- ortadan kaldırılmasını öngörüyordu. Kuvayı Seyyere’ye karşı yapılan askerî harekât sonucunda Çerkez Ethem yenilmiş, kardeşleriyle birlikte Yunanlılara sığınmışlardı. Bu arada Çerkez Ethem ve kardeşleri Ankara İstiklâl Mahkemesi’nce suçlu bulunarak idama mahkûm edilmiştir.

Diğer yandan Demirci Mehmet Efe’nin kuvvetleri de ortadan kaldırılmıştır. 16 Aralık 1920 tarihli baskınla kuvvetlerinin bir kısmı dağılan bir kısmı da ordu birlikleri içine alınan Demirci Mehmet Efe, 30 Aralık 1920’de teslim olmak zorunda kalmıştır.


DOĞU CEPHESİNİN KAPANMASI

Gümrü antlaşması Ermenilerle Doğu Cephesi'nde yapılan savaş sonunda imzalanmıştır. Gümrü antlaşması Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetinin ilk askeri ve siyasi başarısı olarak kayıtlarda bulunur. Ermenistan TBMM'yi ve Misak-ı Milli'yi tanıyan ilk devlet olarak karşımıza çıkar. Anlaşmanın maddeleri uyarınca Sevr Antlaşması'nın uygulanamayacağı ilk kez uluslararası bir anlaşma ile onaylanmıştır. Doğu Cephesi'nin büyük oranda kapatıldığı bu anlaşma sonucu sağlanmıştır. Buradaki ordu Batı Cephesi'nde kaydırılmıştır.

 
İNÖNÜ MUHAREBELERİ

Türk İstiklal Savaşı’nda yapılan mücadeleler içerisinde İnönü Muharebeleri önemli bir yere sahiptir. 6-11 Ocak 1921 tarihleri arasında gerçekleşen Birinci İnönü Muharebesi ve 26-31 Mart 1921 tarihleri arasında gerçekleşen İkinci İnönü Muharebesi yeni kurulacak devletin oluşturduğu düzenli ordunun kazandığı ilk muharebeler olup, Türk İstiklal Savaşı’nın seyrini değiştiren önemli mücadelelerdir.

KÜTAHYA ESKİŞEHİR MUHAREBELERİ

Türk ordusunun I. ve II. İnönü Muharebelerinde elde ettiği başarılar, Türkiye Büyük Millet Meclisinde ve Anadolu’da büyük bir sevinçle karşılandı. Türk ordusunun kendisinden sayıca ve silahça çok üstün olan Yunan ordusunu dize getirmesi, aynı zamanda ulusun TBMM Hükümeti’ne olan güvenini arttırdı.İngiltere Başbakanı Lloyd George, yapılan kısmi değişikliklerle Sevr Antlaşması’nı kabul ettiremeyeceğini anlayınca taktik değiştirdi ve Yunanlılara her türlü yardımı sağlayarakTürklerin kesin olarak yenilmelerini sağlamaya çalıştı. Yunan kuvvetleri İtilaf Devletlerinin özellikle de İngilizlerin güvenini kazanmak ve Ankara’yı ele geçirerek direnişe son vermek üzere harekete geçti.

Yunanlılar II. İnönü Muharebesi’nden sonra durumun ciddiyetini anlamışlardı. Yunan Küçük Asya Ordusu Komutanı General Papulas, Türk ordusunun sür'atle düzene sokulduğunu ve güçlendiğini fark etmiş, Türk ordusunun daha çok güçlenmesine fırsat vermeden harekete geçmek gerektiğini Atina’ya bildirmişti. Yunan Hükümeti ve Genelkurmayı, General Papulas’ın bu raporunu ve Türk ordusunun Aslıhanlar-Dumlupınar Muharebelerindeki durumunu da dikkate alarak henüz taarruz yeteneğine erişmediği kanısına varmıştı.

Böylece Yunan Kralı Constantin, İngilizlerin de teşvikiyle kuvvetlerini bir kat daha artırarak Kütahya-Eskişehir mevzilerine yerleşmiş olan Türk kuvvetlerine karşı yeni bir taarruz kararı verdi. II. İnönü yenilgisinden sonraki üç ay içinde orduyu silah, donanım ve asker bakımından güçlendirmek için Yunanistan’da genel seferberlik ilan edildi, 18-45 yaş arasındaki tüm erkekler silah altına çağrıldı. Ayrıca Osmanlı vatandaşı olan Rumlardan da birçok kişiyi askere aldılar.

Yunan ordusunun bu hazırlıklarına karşılık Türk Genelkurmayı, Batı Cephesi’ndeki kuvvetlerini yeniden düzenlemeye çalışmış; Aslıhanlar ve Dumlupınar Muharebelerinden istenilen sonuç alınamayınca Batı Cephesinde Refet Paşa komutasındaki Güney Cephesi Komutanlığı kaldırılarak, bütün kuvvetler İsmet Paşa’nın komutasına verilmişti.

Batı Cephesi, kısmen yeni kurulan ve kısmen de diğer cephelerden getirilen birliklerle takviye edilerek tümen sayısı 20’ye (16 piyade ve 4 süvari tümeni ile 2 süvari tugayı) çıkarılmaya çalışılmıştı. Ancak, TBMM Hükümeti çeşitli siyasî ve ekonomik sebeplerle genel seferberlik ilanına olanak bulamadığından, birliklerin kadro ihtiyaçları tamamlanamamış, bu yüzden Yunanlılara karşı sayıca üstünlük elde edilemediği gibi bir denge de sağlanamamıştı.

Yunan ordusunun amacı, Bursa ve Uşak Gruplarını kuşatıcı bir manevra ile taarruza geçirerek kesin sonuç almaktı. Plan başarıya ulaşabildiği takdirde, Uşak Grubu, Afyon ve Kütahya üzerinden geniş bir kuşatma hareketiyle Eskişehir gerisine düşecek ve Ankara yolu açılacak, Yunan ordusunun bu geniş kuşatma hareketi, Türk ordusunun ya toptan yok edilmesi, ya da teslim olmasıyla sonuçlanacaktı. Yunan ordusu,8 Temmuz’dan itibaren Bursa-İnönü Eskişehir; Bursa-Tavşanlı-Kütahya-Uşak-Dumlupınar-Seyitgazi doğrultularında ileri harekâta geçerek, 10 Temmuz 1921’de Türk mevzilerine karşı genel taarruza başladı. 10 Temmuz 1921’de, Bursa’dan Kütahya ve Eskişehir’e, Uşak’tan Afyon’a doğru güçlü bir saldırı hattı oluştu.

14–18 Temmuz günlerinde Kütahya-Nasuhçal mevzilerinde çok şiddetli çarpışmalar oldu ve Yunan ordusu Kütahya’yı ele geçirdi. Kütahya’nın Yunan ordusunun işgaline uğramasıyla Türk ordusunun oluşturduğu savunma hattı bozuldu.

Hem yeni bir savunma hattı oluşturmak hem de personel ve lojistik bakımdan üstün durumda olan Yunan kuvvetleri karşısında bu mevzilerde kesin bir sonuç elde edilemeyeceğinin anlaşılması üzerine geriçekilmenin uygun olacağı düşünüldü. Böylece Kütahya’nın batısındaki ve güneybatısındaki Türk birlikleri cephenin önemli noktalarında Yunan ordusu ile ilişkiyi sürdürecek keşif kolları bırakarak geri çekilmeye başlamışlardı. Türk ordusunun geri çekildiğini gören halk büyük bir üzüntü yaşadı.

Yunanlıların çekilen Türk birliklerini takip edeceği düşünülüyordu. Batı Cephesi Komutanlığı büyük bir moral bozukluğu içindeydi.

Yunan ordusunun taarruzları sonucu Türk ordusunun yeni bir karara gerek duyduğu sırada, Mustafa Kemal Paşa 18 Temmuz’da Batı Cephesi Karargahı’na geldi. Durumu inceledikten sonra, Cephe Komutanı’na “Batı Cephesi birliklerinin Eskişehir’in kuzey ve güneyinde toplandıktan sonra, bunların güçlendirilmesi ve düzenlenmesi için düşman ordusuyla araya mümkün olduğu kadar büyük bir mesafe bırakılması, bunu sağlamak için de Sakarya’nın doğusuna kadar çekilmenin uygun” olacağını bildirdi.

Böylece İnönü Muharebelerinden beri uygulanan stratejik savunmaya devam edilecek, Kütahya Yunan ordusu tarafından ele geçirilmiş olsa da yeni bir savunma bölgesi oluşturmak üzere zaman kazanılacaktı.

Batı Cephesi birlikleri, 18 Temmuz 1921 akşamı Eskişehir’in doğusu-Seyitgazi hattına çekildi. Ancak düşman kesin sonuca ulaşmak için ileri harekâtını sürdürerek 20/21 Temmuz akşamı Eskişehir ve güney kesiminde Türk kuvvetleriyle temasa geçti. Yunan kuvvetlerinin aldığı mevzi durumu, Türk taarruzu için uygun bir durum olarak değerlendirildi ve Türk kuvvetleri 21 Temmuz’da Yunan güçlerine karşı Eskişehir istikametinde taarruza geçti. Taarruzun ilk saatlerinde Türk kuvvetleri başarılı olsa da Yunan birlikleri Türk taarruzunu durdurdu.

Türk kuvvetleri, mevzileri tutmakla birlikte, Yunanlıların cephenin yan ve gerilerinde gittikçe etkili olmaları üzerine, geri çekilmek zorunda kaldı. 21 Temmuz’da başlayan Eskişehir Muharebeleri, Batı Cephesi birliklerinin 25 Temmuz’da Sakarya’nın gerisine çekilmesiyle sona erdi. Ancak bu çekilme kararıyla Yunanlılara, Türk ordusunu yok ederek kesin sonuca gitme olanağı verilmemiş oldu.

Kütahya, Eskişehir Muharebelerinin Türk ordusunun geri çekilmesiyle sonuçlanması İstiklâl Harbini, en kritik noktasına getirmiş bulunuyordu. Bu nedenle ileride verilecek muharebeler, Türk ulusu için ölüm kalım savaşı olacaktır.

Kütahya, Eskişehir ve Afyon gibi önemli şehirlerin Yunanlılara bırakılması, Türk kamuoyunda moral bozukluğuna sebep oldu ve Mecliste sert tartışmalar yaşandı. Özellikle Meclisin, Kayseri’ye nakli konusu ve Heyeti Temsiliye’nin bu yönde almış olduğu karar, Mecliste gerginliğin artmasına neden olmuştur. Mebusların bir kısmı Meclisin Ankara’dan Kayseri’ye naklinin ordu üzerinde olumsuz etki yaratacağını düşünerek ve bu teklife karşı çıktılar.

SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİ

Sakarya Meydan Muharebesi, Türk milleti için bir ölüm kalım mücadelesi olmuştur. Bu meydan muharebesi, Türk ordusunun taktik geri çekilmeleri bırakıp büyük çaptaki bir geri çekilme sonunda stratejik savunmayı uygulamaya koymasının en güzel örneklerinden birisidir.

Birinci ve İkinci İnönü Muharebelerinde yenik duruma düşen Yunanlılar, Kütahya-Eskişehir Muharebelerindeki (10 – 24 Temmuz 1921) başarılarından elde ettikleri moral ve İngilizlerin de teşvikiyle Anadolu’da ilerlemelerine devam etmek ve Ankara Hükûmeti zor duruma sokmak istemişlerdir. Esasen İngiliz Başbakanı Lloyd George’un İngiltere Parlamentosunda “Millî Türk Kuvvetlerini yenmiş bulunan Yunanistan’ın Sevr Anlaşması esaslarıyla yetinemeyeceği” şeklindeki kışkırtıcı vaatleri de Yunanistan’ı bu konuda cesaretlendirir ve barışa değil taarruza teşvik eder.

Yunan Genelkurmayı, Sakarya Nehri’nin doğusuna çekilen Türk ordusuna son darbeyi vurmak için bütün hazırlıklarını tamamlayıp harekete geçer. Öte yandan, Kütahya-Eskişehir Muharebelerinden sonra askerî mevcudunun ve silah  gücünün önemli bir kısmını kaybetmiş olan Türk ordusu da kesin sonuç alınabilecek bir meydan muharebesi için tüm birliklerini Sakarya Nehri’nin doğusunda, yaklaşık olarak 100 km genişliğinde bir cephe hattında toplar.

Sakarya Meydan Muharebesi sonucu, askerî harekât yön değiştirmiştir. Sakarya Muharebesi sonuna kadar stratejik savunma yapılırken Sakarya'dan sonra stratejik taarruza dönülmüştür. Zira Yunan ordusu stratejik saldırı yapma gücünü kaybetmiştir. Sakarya Zaferi, Büyük Taarruz (26 Ağustos 1922) ve Başkomutan Meydan Muharebesi’nin (30 Ağustos 1922) hazırlıkları için gerekli zamanı kazandırmıştır.

Sakarya Zaferi’nden sonra vefa duygusu ile dolu olan Türk milleti, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’ya TBMM aracılığıyla 19 Eylül 1921 tarihinde Gazi unvanı ve Mareşal rütbesini vermiştir. Sakarya Meydan Muharebesi’nin askerî sonuçları yanında siyasî sonuçları da Türk milleti için çok önemli kazanımlar sağlamıştır. Sakarya Zaferi’nden bir ay sonra, 13 Ekim 1921 günü Sovyetler Birliği Hükûmeti’nin aracılığıyla Ankara Hükûmeti ile Güney Kafkas Cumhuriyetleri arasında Kars Anlaşması imzalanmıştır.

Bu anlaşmayla; Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan daha önce yapılan Moskova Anlaşması’nı kendileri için de geçerli saymışlardır. Böylece Türkiye'nin doğu sınırları kesinlikle güvenlik altına alınmıştır. Fransa, Sakarya Zaferi'nden sonra bekle - gör tutumunu bırakarak İtilaf Devletlerinden kopmuş ve TBMM Hükûmeti ile 20 Ekim 1921’de Ankara Anlaşması'nı imzalamıştır.

Bu anlaşma ile Fransa tarafından Hatay-İskenderun dışında bugünkü güney sınırımız tanınmıştır. Güney Cephesi güvenlik altına alındığından oradaki Türk birlikleri de Batı Cephesi'ne kaydırılmıştır. Batı Anadolu'daki Yunan egemenliğini hiçbir zaman kabullenemeyen İtalyanlar ise Sakarya Zaferi'nden sonra 1921 yılı sonuna kadar işgal ettikleri yerleri boşaltmışlardır.

Sakarya Zaferi, İngiltere'yi de TBMM Hükûmeti’ni tanımaya zorlamış ve 23 Ekim 1921’de “Tutsakların Serbest Bırakılması Anlaşması” yapılmıştır. Anlaşmaya göre; İngilizler ellerinde bulunan Birinci Dünya Savaşı tutsağı Türk komutanları ile Malta Adası’na sürdükleri Türk devlet adamları ve aydınlarını, Türkler de Mustafa Kemal Paşa’nın tutuklattırdığı Anadolu’da bulunan İngiliz uyrukluları serbest bırakmışlardır.

Sakarya Zaferi, İtilaf Devletlerinin Yunanlılara güvenini azaltmış, bu devletler Sevr Anlaşması ile kendilerine sağlanan çıkarları tekrar silahlı çatışmalara girmeden diplomasi yoluyla koruma çabası içine düşmüşlerdir. İtilaf Devletleriyle yapılan bu siyasî anlaşmalar Sevr Anlaşması’nın da geçerliliğini yitirmesi sonucunu doğurmuştur. Türk ordusunun Sakarya Meydan Muharebesi’ni kazanması, Yunan dış politikalarında da köklü değişikliklere sebep olmuştur.

Sakarya’dan sonra, Yunanlıların “Ankara'nın alınması” ve “Büyük Bizans’ın kurulması” gibi düşleri Sakarya'nın bulanık sularına gömülecektir. Hatta, Batı Anadolu'daki isteklerini bile unutmuş görünüp bu kez yerli Rumların kuracağı bağımsız bir “İyonya Devleti” görüşüne ağırlık vererek, Avrupa'da da bu görüşe destek arayacaklardır. Sonuç olarak Sakarya Zaferi, 1683 yılında Osmanlı Devleti’nin Viyana önlerinde yenilmesiyle başlayan bozgunu durdurmuş, haçlı düşüncesini ve gücünü kırmıştır.

 
BÜYÜK TAARRUZ

Büyük Taarruz, Türk Kurtuluş Savaşı sırasında Türk ordusunun Yunan kuvvetlerine karşı başlattığı genel saldırıdır. Bakanlar Kurulu taarruz kararını almış ve 14 Ağustos 1922 tarihinde kolordular taarruz için yürüyüşe geçmiş, 26 Ağustos'ta saldırı başlamış, 9 Eylül'de Türk Ordusu İzmir'e girmiş ve 18 Eylül'de de Yunan Ordusu'nun Anadolu'yu tamamen terk etmesiyle savaş sona ermiştir.

CUMHURİYETİN İLANI

24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması imzalanmış, yeni Türk devletinin bağımsızlığı kabul edilmişti. Saltanat'ın kaldırılması ve Lozan Barış Antlaşması'nın imzalanmasından sonra artık Milli Mücadele dönemi kapanmış ve geriye Yeni Türkiye Devleti'nin siyasal devlet şeklinin ne olacağı sorunu kalmıştır. 

Yeni Türkiye Devleti'nin siyasal rejiminin Cumhuriyet olacağı Milli Mücadelenin başlangıcından itibaren belli olması ile beraber tüm Milli Mücadele süresince milli irade fikri her zaman ön planda tutulmuştur. 

 
13 Eylül 1920 tarihli Halkçılı programı taslağı ise 18 Kasım 1920'de Meclis'te görüşülmüş, komisyon programın ikinci bölümünü TBMM'nin aılmasından sonra 20 Ocak 1921 Teşkilat-I Esasiye Kanunu olarak benimsemiştir.

Kanunun 1.maddesindeki "Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir İdare usulü halkın kendi kaderini fiilen kendisinin idare etmesi ilkesine dayanır."cümleleri Cumhuriyete doğru gidişin en bariz kanıtlarındandır. 

Mustafa Kemal Paşa 6 Aralık 1922'de ülke için yararlı olacak barışın sağlanmasının ardından halkçılık ilkesine bağlı Halk Fırkası adı ile siyasi bir fırka kurma amacında olduğunu belirtmiştir.Dokuz umdeyi yayımlayarak Halk Fırkasının seçim programını açıklamış 23 Ekim 1923'de de Cumhuriyet Halk Fırkası'nın kuruluşu Dahiliye Vekaletine bildirilerek resmi hale getirilmiştir.


11 Eylül 1923 günü Mustafa Kemal Paşa'nın başkanlığında Fırka grubu toplanmış,Fırka Nizamnamesi'nin imzalanmasının ardından Mustafa Kemal Paşa, Avusturya'da yayınlanan Neue Freie Presse muhabirine verdiği demeçte, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nda yapılacak değişikliklere değinmiştir. 

Türkiye'nin rejiminin Cumhuriyet ve başkentinin de Ankara olacağını belirttiği bu demecin bir kısmı 24 Eylül tarihli gazetelerde yerini almıştır. 

Haberin yayınlanması ile alevlenen Cumhuriyet tartışmaları Falih Rıfkı Atay'ın o günlerdeki tartışmalar karşısında düşüncelerini şu şekilde getirmesine neden olmuştur;

 
"Mecliste kimse Cumhuriyet kelimesini azına almazken Mustafa Kemal Paa, _smet Paşa ve fikirdaşları, sık sık rejimdeki bu gayr-i tabiliğin çabuk nihayet bulması gerektiğini ileri sürmektedirler. Yabancılara göre Türkiye’de rejim askıdadır. Bir günde Mustafa Kemal, galiba Avusturyalı bir gazeteci ile görüştüğü sırada “Cumhuriyet” kelimesini ağzından kaçırması üzerine Meclisin ve İstanbul gazetelerinin yüreği oynamıştır.Meclis Reisinin küçük odasına koşuşan bir takım milletvekilleri Mustafa Kemal’in bu dil sürçünü düzeltmesini istemişlerdir.”

İkinci dönem Türkiye Büyük Millet Meclisinin (TBMM) toplanmasından 2 ay sonra 13 Ekim 1923'te Ankara, Türkiye devletinin hükümet merkezi oldu. Artık mevcut rejimin isminin de bütün açıklığı ile konulması, yeni devletin başkanının seçilmesi gerekiyordu. 

 

O güne kadar Devlet Başkanlığı görevi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olarak Mustafa Kemal Paşa tarafından yürütülmüştü. Diğer taraftan bazı yabancı ülkeler de Lozan Antlaşması'nı onay için Türkiye'deki yeni devlet rejiminin daha açık şekilde belirlenmesini istiyordu.

Bu sırada, 27 Ekim 1923’te İcra Vekilleri Heyeti'nin istifası ve Meclisin güvenini kazanacak bir kabine listesinin oluşturulamaması da bu soruna acil bir çözüm gerektirdi.

 
28 Ekim 1923 akşamına kadar hükümetin kurulamaması üzerine Mustafa Kemal Paşa, Çankaya Köşkü'nde arkadaşları için Latife Hanım'a bir sofra hazırlattı.

İsmet Paşa, Ali Fuat Paşa, Halit Paşa, Kemalettin Sami Bey'in de yer aldığı akşam yemeğinde yaşananları Mustafa Kemal Paşa Nutuk'ta şöyle anlattı:

"Gece olmuştu... Çankaya'ya gitmek üzere Meclis binasından ayrılırken, koridorlarda beni beklemekte olan Kemalettin Sami ve Halit Paşa'lara rastladım. Ali Fuat Paşa, Ankara'dan hareket ederken bunların Ankara'ya geldiklerini o günkü gazetede 'Bir Uğurlama ve Bir Karşılama' başlığı altında okumuştum. Daha kendileriyle görüşmemiştim. Benimle konuşmak üzere geç vakte kadar orada beklediklerini anlayınca, akşam yemeğine gelmelerini, Milli Savunma Bakanı Kazım Paşa vasıtasıyla kendilerine bildirdim. İsmet Paşa ile Kazım Paşa'ya ve Fethi Bey'e de Çankaya'ya benimle birlikte gelmelerini söyledim. Çankaya'ya gittiğim zaman, orada, beni görmek üzere gelmiş bulunan Rize Milletvekili Fuat, Afyonkarahisar Milletvekili Ruşen Eşref Bey'lerle karşılaştım. Onları da yemeğe alıkoydum.

 
Yemek sırasında: 'Yarın Cumhuriyet ilan edeceğiz' dedim. Orada bulunan arkadaşlar, derhal düşünceme katıldılar. Yemeği bıraktık. O dakikadan itibaren, nasıl hareket edileceği konusunda kısa bir program yaparak arkadaşları görevlendirdim. Yaptığım programın ve verdiğim talimatın uygulanışını göreceksiniz.

Efendiler, görüyorsunuz ki Cumhuriyet ilanına karar vermek için Ankara'da bulunan bütün arkadaşlarımı davet ederek onlarla görüşüp tartışmaya asla lüzum ve ihtiyaç görmedim. Çünkü, onların da aslında ve tabii olarak benim gibi düşündüklerinden şüphe etmiyordum. Halbuki o sırada Ankara'da bulunmayan bazı kişiler, yetkileri olmadığı halde, kendilerine haber verilmeden, düşünce ve rızaları alınmadan Cumhuriyet'in ilan edilmiş olmasını bize gücenme ve bizden ayrılma sebebi saydılar."

Mustafa Kemal Paşa o gece İsmet Paşa ile 1921 Anayasası'nın bazı maddelerini değiştiren kanun tasarısını hazırladı. "Türkiye devletinin hükümet şekli cumhuriyettir" hükmünün yer aldığı tasarı üzerinde TBMM'de yapılan konuşmalardan sonra Cumhuriyet'in ilanı kabul edildi.

Türkiye Cumhuriyeti 97 yaşında...