Türkiye, tarihinde ilk kez böyle bir kuşatmayı yaşıyor.
Toprakları işgal altında değil, ancak Cumhuriyetin Kuruluş Doktrini dinci-emperyalist bir işgal altında.
İki cepheli görünen siyaset yapılanması aslında aynı hedefe doğru yol alıyor. Cumhuriyetin kurucu değerlerini ortadan kaldırmakta kararlı görünüyorlar.
AKP’nin 20 yılda hazırladığı “Din Devleti” altyapısının son rötuşları 6’lı Masa tarafından yapılıyor.
Bölünme Projesini erteleyen AKP’nin yarıda bıraktıklarını, “1921 Anayasası referansı” ile 6’lı Masanın tamamlamak kararlılığında olduğu anlaşılıyor.
Hukuk Devletini yeniden inşa etmeyi vaadedenlerin tek yakınmadıkları konu, Cumhuriyet rejimine yönelik Anayasal ve yasal ihlaller.
Örneğin Hilafet çağrılarından hiç rahatsızlık duymuyorlar. Tarikatların egemenlik alanlarını genişletmelerini alkışlıyorlar hatta daha ileri vaadlerde bile bulunuyorlar. Laik eğitime ve karma eğitime yönelik fiili saldırıları görmezden geliyorlar. Diyanet İşleri Başkanının bir Şeyhülislama dönüşümünü kayıtsızlıkla izliyorlar.
Laiklik ve üniter yapının korunması siyaset gündemlerinden dışlanmış. “Laikliği demokrasi ile taçlandırmak” gibi anlamsız bir söylemin peşinde, laikliğin katledilişini izlerken, laikliğin olmadığı bir devlet sisteminde zaten demokrasinin yaşatılamayacağının farkında mı değiller?
6’lı Masa sürece “ideolojilerin sonu” tezini ortaya atan Daniel Bell ve Fukuyama’nın gözünden bakıyor. Masanın en güçlü bileşeni ve tek ideolojik partisi olan CHP’nin Kemalist ideolojisi ve partinin kimliği ile bütünleşen “devletin kuruluş doktrini”, Masada kaynayan neo-liberal kazanda eritiliyor. Ortada kimliğini ve ilkelerini yitirmiş bir CHP bırakılıyor.
Oysa ideolojilerin sonu tezi çoktan iflas etti. Aydınlanma devriminin ürünü olan ideolojilere karşı bir “karşı-devrim” hamlesiyle başlatılan post modernist mücadele, tarihin çöplüğüne atıldı bile.
Kuruluşun ve Devrimin Partisi, 20 yıldır Cumhuriyetin Aydınlanma Devrimine karşı açılan savaşa karşı ne yapıyor? Dünyanın imrenerek baktığı, mucize olarak nitelediği kendi onurlu tarihini reddetmek için siyasi rakiplerinin önünde koşuyor. Devrimin ve Aydınlanmanın partisine, kendi genel başkanı “ anti-reformcu” diyor, “statükocu” diyor. Çok partili sistemi kuran ve demokrasinin yolunu açanları “anti-özgürlükçülükle” suçluyor. “Biz değiştik, biz halkın partiyiz” diyor. Bunu söylerken Mustafa Kemal Atatürk’ün 18 Kasım’da Meclis kürsüsünden okuduğu “Halkçılık Beyannamesini” ve 1 Aralık 1921’de yine Meclis’te yaptığı konuşmada söylediği “Bizim hükumetimizi ifade etmek gerekirse, Halk Hükumeti deriz” sözlerini yok sayıyor.
“Türk Devletinin resmi ideolojisi olan Kemalizm, ölçüsüz bir endişe kaynağıdır” diyen Batı emperyalizmine göz kırpıyor. Hatta “Türkiye’nin geleceğinde Kemalizm ve benzeri rejimlere yer yoktur” diyen Cumhurbaşkanı ile de fikri bir uyum içinde olduğunu ortaya koyuyor.
Türkiye, “Atatürk’süzleştiriliyor”. Atatürk, sadece Kurtuluş Savaşını kazanan bir komutana indirgenerek O’nun en büyük eseri olan Cumhuriyetin tüm kazanımları, devrimler ve Kuruluş Doktrinini taşıyıcı kolonlarına darbe indiriliyor. Kemalizm tarihin sahnesinden silinmek isteniyor.
Oysa Mustafa Kemal Atatürk ne demişti? “Benim iki büyük eserim vardır. Biri Türkiye Cumhuriyeti, diğeri Cumhuriyet Halk Partisi”.
Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı sadece partisinin onurlu tarihini değil, yıllarca ona sadakatle bağlı olan ve her koşulda destek veren Atatürkçü tabanını da umursamaz görünüyor. Onların yaşadığı duygusal çalkantıları ve incinmişlik duygularını önemsemiyor. İktidar olma umudu ile onları teslim aldığını zannediyor.
Konu iç siyasete odaklı bir gündemle tartışılırken gerçekler gözardı ediliyor. Yaşanılan durum, seçimi kimin kazanacağını merak etmekten çok daha vahim. Sorulması gereken sorular şunlardır;
“Bu senaryonun arkasında kimler var?” “Kuşatmanın gizli aktörleri kimlerdir?”
20 yıllık AKP iktidarının anti-demokratik Tek Adam yönetimi, yoksulluk, yolsuzluklar, hukuk dışı uygulamalar, baskılar, din devleti yapılanması vs ile ezilen, soluksuz bırakılan, çaresizlik içindeki halk kitlelerinin kurtuluş arayışı kuşkusuz boşuna değildir.
Ancak bu sıkışmışlık halinin, toplumu sorgulamadan alıkoymasını beklemek de kimsenin hakkı olmamalıdır.
Türkiye’nin yeniden dizayn edilmekte olduğu bir süreç yaşanmaktadır. Anlaşılan odur ki bu süreçte Cumhuriyetin Kuruluş ilkelerine sahip çıkacak bir siyasi irade de bulunmamaktadır.
Türkiye’yi yeniden dizayn edenleri anlamak için gözlerimizi emperyalizmin vahşi tarihine çevirmek ve Türkiye için biçilen rolleri hatırlamak yeterlidir.
Türk siyasetçisine, seçmenine ve aydınına düşen görev ise, tehlikenin farkına varmaktır.
Sanırım toplumun her bir bireyi bu korkunç tehlikeyi görmesine rağmen ne yapacağını bilemediği için görmezden gelmeyi tercih ediyor. Bu kadar ağır bi sorumluluk dengeli ve örgütlü bi şekilde paylaşılmalıdır.
cok dogru
Yazının altına imzamı atıyorum.
İçeriğine katılıyorum ancak 6.masanın eylemsizlik duruşu değerlendirmemize katılmıyorum.
Hocam, yazının altına imzamı atıyorum. Kuşatma 2011’de başladı…
Ülke içten ve dıştan kuşatılmıştır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sözü dür.
Muhtan Olduğun Kudret Damarlarındaki Asil Kanda Mevcuttur.
Sözünü unutmayalım. Türk milleti derin
uykudan uyan.
‘Laiklik çağdaş Turkiye’nin sigortası ise önce ondan kurtulmak gerekir,’ bu hedef dogrultusunda dizayn edilen senaryo gecmisten günümüze bölümler halinde sergileniyor, bizler de çaresizce izliyoruz. Siyasi hataların ve işbirlikçi tutumların bedelini elbette çürümekte olan halk yığınları ödeyecek, ödüyor da. Dileyelim uçurumun kenarından aşağı kayıp gitmeden bir şansımız daha olur.
Cok dogru bir anlatim. Ancak bu olumsuz donusumun 11 Kasim 1938’de basladigini gormemiz lazim. Ulkeyi, once Marshall antlasmasi ile Abd’ye baglayanlar, sonra da Nato’ya girerek tabuta son çiviyi cakanlari dogru teshis edemezsek, cikis yolunu da bulamayiz.
Ne yazık ki tamamen haklısınız. Ama bu işe son vermenin bizzat halkın iradesi ile kısır parti çekişmelerinin üstüne çıkılarak olabileceği anlaşılıyor. Bunu yapabilme gücü halktadır ve gücü gösterme alanı da seçim sandıklarıdır. Bu olur. Yeter ki yol göstericiler yılgınlığa düşmesin.