Liberal köyün zevzek kavalcıları

Temel Borga Budak yazdı...

Liberal köyün zevzek kavalcıları

En son yazımı 29 Aralık’ta kaleme almıştım.

Uzun bir aranın ardından hem sizlerle yeniden buluşmak hem de artık bir başarı hikayesi olarak tanımlayabileceğimiz, gözbebeğimiz Veryansın TV'ye karşı yapılan gericilik destekli neo liberal saldırı karşısında tarafımızı belli etmenin bir tercih değil zorunluluk olduğuna yönelik inancımdan dolayı kelimeleri sayfalara dökme ihtiyacını hissettim.

Vatansever Cumhuriyetçi cephenin neferleri olan sizlerin ruhunun da benzeri duygularla dolup, taştığını biliyorum. İşte bizleri yalnızlığın karanlığında bırakmayan, gölgelerin arasında kaybolmamamızı engel olan ve umudumuza ışık olan bu duygudaşlıktır.

Bu uzun yazıyı sabır ve keyifle okumanızı temenni ediyor, yorumlarınızla vereceğiniz katkıların benim için büyük bir mutluluk kaynağı olacağını belirterek başlıyorum. Buyrunuz...

Metaforlardan beslenen güçlü bir anlatı;

Prusya’nın Hamelin köyünü fareler basar. Her yerde ama her yerde fareler vardır. Bu fareler bir yandan halkın yiyeceklerini, kaynaklarını tüketirken diğer taraftan birçok ölümcül hastalığı bulaştırmaktadır. Çaresiz kalan halk ne yapacağını bilemez ve bir çare aramaya başlar.

Ne büyük bir tesadüftür ki günün birinde bu köye bir adam gelir. Ve bir kese altın karşılığında köyü farelerden temizleyeceğini söyler. Köylüler o kadar çaresizdir ki ayaklarına kadar gelen bu kurtarıcıyı tanrının bir lütfu olarak görürler. Ve adamın teklifini kabul ederler.

Velhasıl kelam adam kavalını çıkarır, harika bir melodiyi çalar ve fareleri köyün yakınındaki dereye kadar götürüp boğulmalarını sağlar. Akabinde insanoğlunun fıtratı devreye girip, köylüler adamın altınlarını vermeyince kaval bir defa daha devreye girer.

Fakat bu sefer kavalcı köyün çocuklarını, gençlerini alarak kayıplara karışır.

İNSANOĞLU'NUN EN BÜYÜK PARADOKSU; AKIL, BİLİNÇALTI VE HAFIZA!

Bir sürü anlamsız bilgiye zihnimizde yer açmak için en sade hatta belki de en hayati olanları aklımızın mahzenlerine saklamayı nedense tercih ediyoruz. Öğrenmeye doymayan açlığımız ve sonsuz merakımız bir yandan bizleri Mars’a taşıyan müthiş fikirlere ilham verirken bir yandan da en büyük felaketlerimize sebep olabiliyor.

Son 20 yılda psikoloji ve nörobilim alanlarında gerçekleşen büyük gelişmeler sayesinde, algı bilimlerinin mühendisleri geliştirdikleri esrarengiz ezgilerle toplumun bilinç dışı aklına saldırarak; dezenformasyon, manipülasyon ve spekülasyon yetenekleriyle kitle davranışlarını ya da onların “duygusal güç” olarak tanımladıkları bu toplumsal histeriyi büyük bir yaratıcılıkla oluşturmakta ve yönlendirmektedirler.

Kavalcı, kaval ve fareli köy yani masalın ana katmanlarını oluşturan bu metaforlar; karmaşık ve geniş kapsamlıdır, ama bir kez dikkatlice dinlemeyi öğrenirseniz, artık o kadar da esrarengiz değildir. Güçlü metaforlarların evrensel gücü, sınırları ortadan kaldırır.

TOPLUMSAL HİSTERİNİN MASALLAŞMASI

Konumuza yeniden sert bir dönüş yapacak olursak; “Fareli Köyün Kavalcısı” bir çocuk masalı olarak günümüze kadar aktarılmıştır. Lakin Orta Çağ’da Avrupa’da kentlerin sıklıkla fare baskınlarına uğradıkları kentlilerin de fare sürüleriyle başa çıkabilmek için özel fare avcıları tuttukları bilinen ve yaşanmış bir gerçekliktir.

O yıllarda yaygın olan veba korkusu insanları delicesine sarıp adeta toplumsal bir histeriye dönüşünce, yöneticiler çocukları anne-babalarından ayırıp yeni yerleşim merkezlerine taşınması fikrini geniş kitlelere kabul ettirmeyi başarmış ve pek çok köy ve kasabada çocukları bir gecede ailelerinden kopararak, bilinmeyen yerlere göndermişlerdir.

Peki tüm bu anlatının arkasındaki asıl gerçeklik nedir derseniz; modern dönem tarihçilerinin belgelerle ispatladığı üzere bu çocuklar Haçlı Seferlerine asker olarak toplanmışlardır.

LİBERAL ROMA'NIN KAVALCILARI

Genel olarak Amerikan emperyalizmi, Atlantik ittifakı veya küreselciler olarak adlandırılan yazarınızın ise başka bir yazı da derinlemesine analiz edeceği ve “Liberal Roma” olarak tanımladığı düzenin kimi zaman sümüklü bir imam, kimi zaman etnik bir bölücü, kimi zaman bir demokrasi kahramanı, kimi zaman bir insan hakları savunucusu veya kimi zaman da bir iklim aktivisti olarak karşımıza çıkardığı kavalcılar tarafından çevrelenmiş durumdayız.

Ve bu kavalcıların en iyi çaldığı melodinin adı her zaman mağduriyettir.

Nitekim siyasal islamın vasat temsilcilerinin; başörtüsü, İmam Hatipler ve vesayet ezgilerini kullananlar ve sürekli mağduriyet edebiyatının sendromlarından beslenenler, etnik bölücüler ve yetmez ama evetçi liberallerle kurdukları ortaklıkla bu toprakların evlatlarını yeni nesil haçlı seferlerine asker yapmaya çalışmadılar mı?

Nagehan Alçılar, Rasim Ozan Kütahyalılar, Cem Küçükler, Nihal Bengisu Karacalar, Hilal Kaplanlar ve benzerleri yani güç merkezi değiştikçe dönmeye doyamayıp fırıldak olanlar ekranlarda, köşelerinde bu kavalcıların ezgilerini çalan dilli kavalları olmadılar mı?

Peki bugün Meral “Zevzek” Akşener ile bu dilli kavalları aynı çizgide buluşturan gerçekliği nasıl tanımlamalıyız? Her fırsatta insan hakları ve demokrasiden taraf olduğunu belirten ve ifade özgürlüğünü sonuna kadar savunma önermesiyle karşımıza çıkan Ekrem İmamoğlu’nun derin sessizliğinin sebebi ne olabilir?

Gergerlioğlu söz konusu olunca demokrasi kahramanlığı pelerinini kuşananlar; Ahmet Davutoğulları, Ali babacanlar ve Temel Karamollaoğulları bu toprakların Vatansever Cumhuriyetçilerinin şafak baskınlarıyla gözaltına alınması karşısındaki görüşleri nedir?

SONUÇ, HAREKET, TEPKİ, NEDEN VE SONUÇ

12 Eylül, 28 Şubat, 27 Nisan vb darbelerini veya girişimlerini sonuç olarak gören bu zihniyetin bitmek tükenmek bitmeyen mağduriyetleri üzerinden yaratmaya çalıştıkları algıları bir yana bırakıp tek evrensel gerçeklik olan “neden-sonuç ilişkisi” kapsamında durumu analiz edecek olursak karşılaşacağımız sebep vasat “denge politikaları” olacaktır. Gerçek budur!

Fakat tüm bu yaşananların arkasında ilkesizliği ilke edinmiş olan bu makyavelistlerin Orta Çağ’ın zifiri karanlık dönemlerine ait olan inanç, etnik köken ve feodal yaklaşımları olduğunu mutlak doğru olarak kabul edersek sebebin Balyoz ve Ergenekon operasyonları, sonucunsa 15 Temmuz kalkışması olduğunu görebiliriz.

Bir diğer ifadeyle bu toprakların aydınlanmacı, vatansever ve cumhuriyetçi değerleri tasfiye edilirken Liberal Roma’nın kavalcıları karşısında denge politikalarına sığınarak susanlar sebep, bugün içerisinden geçtiğimiz bunalım dönemi ise sonuçtur.

YÜKSELEN BİR DEĞER VE KILIÇDAROĞLU'NUN 'ZORUNLU' DÖNÜŞÜMÜ

Peki Parti sözcüsü Faik Öztrak’ın adeta Veryansın Tv’nin muhteşem haberine atıfta bulunarak “Türkiye'de darbe olmasın istiyorsanız, emekli değil, sarıklı amirallerden çekineceksiniz!" ifadesini ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Öztrak’ı alıntılayarak Amirallerin bildirisini ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirmesi ile beraber bundan önce adeta söylem birlikteliği içerisinde bulunduğu demokrasi ittifakındaki dostlarını ve 10 aralık hareketini ters köşeye yatırmasını nasıl analiz etmemiz gerekir?

Demokrasinin çoğulculuk ilkesinin yani çoğunluğun mutlak hakimiyetini reddeden, azınlıktakilerin siyasal ve kültürel haklarının kabul edilmesi gerektiğini ve azınlığın da bir gün çoğunluk olabilme hakkının verilmesini savunan demokrasi anlayışının mutlak savunucusu olduğunu iddia eden Oğuz Kaan Salıcı ve Canan Kaftancıoğlu’nun 10 aralık hareketinin aslen organize bir azınlık olduğu ve organize olmayan CHP üyelerini tahakküm altına alarak partinin politikalarını siyaset bilimiyle açıklamanın mümkün olmadığı bir yöne doğru sürüklediğini daha önceki yazılımlarımda sizlere aktarmıştım.

Yine tek evrensel gerçeklik olan “neden-sonuç” ilişkisi veya “etki-tepki” ilkesinin sonucunda 10 aralık hareketinin tam karşı cephesinde Parti'nin kuruluş değerlerini, altı ok ilkelerini ve Atatürk devrimlerini savunan Vatansever Cumhuriyetçilerin “Dip Dalga Hareketi” şemsiyesi altında bir araya gelerek örgütlü bir mücadele başlattığından bahsetmiştim.

Dip Dalga Hareketinin parti örgütü içerisindeki hızlı yükselişi ve bir çok il ve ilçede gördüğü karşılığın partinin seçmen tabanından gelen büyük isyanla birleşmesi Kılıçdaroğlu’nun yüzünü yeniden Vatansever Cumhuriyetçi cepheye dönmesini zorunlu kıldı.

Aslen CHP’nin Türk siyasal sisteminin tarihi dengesini-dengeleyici pozisyonun bir benzeri olarak Dip Dalga Hareketi’de, CHP’nin dengesini-dengeleyici konumunu güçlendirdikçe partinin söylem dilinin daha da sertleştiğini ve eleştirel muhalefetten uzaklaşarak Cumhuriyetçiliğin çözüm üreten aklını ortaya koyduğunu hep birlikte gözlemliyor olacağız.

En nihayetinde Montrö tartışmaları ve sonrasında gelen Amirallerin açıklaması üzerinden yaşanılan süreç bizlere bir kez daha göstermiştir ki AKP iktidarının tarihin karanlık koridorlarına doğru ilerlediği şu günlerde Türk siyasetinin geleceğini 10 aralık hareketinin dostlarıyla kurduğu sapkın fantezileri değil Dip Dalga Hareketinin Atatürk devrim ve ilkeleri temelinde oluşturduğu politik duruşu belirleyecektir.

Bu uzun yazıyı sabırla buraya kadar okuyan Veryansın TV’nin tüm Vatansever Cumhuriyetçi okurlarına teşekkürü ederek, Matrix’in Morpheus, Merovingian ve Neo arasında geçen efsane repliğiyle huzurlarınızdan çekiliyorum.

Güç sizinle olsun :)

Morpheus: Neden geldiğimizi biliyor musun?

Merovingian: Bilgi alışverişi yaparım ve her şeyi de bilirim. Asıl soru şu, siz neden geldiğinizi biliyor musunuz?

Morpheus: Biz anahtarcı için geldik.

Merovingian: Ah evet, tabi ya öyle, evet anahtarcı. Ama bu yüzden gelmediniz. Anahtarcı doğası gereği bir amaç ya da sonuç olamaz o yüzden onu aramak başka bir amaca hizmet etmeli, peki, eee?

Neo: Bu sorunun yanıtını biliyorsun.

Merovingian: Peki, ya sen bildiğini sanıyorsun ama bilmiyorsun. Buraya geldin çünkü gönderildin. Buraya gelmen söylendi ve itaat ettin ama işler, her zaman böyle yürür. Dinleyin bir tek değişmez var tek bir evrensel doğru var. Sonuç, hareket, tepki, neden ve sonuç.

Morpheus: Herşey seçimle başlar.

Merovingian: Hayır yanlış. Seçim güçlülerle güçsüzler arasında yaratılmış bir illüzyondur.