Nigehban Cemiyeti’nden Altuni Tarikatı’na

Yılma Başar Korkmaz yazdı...

Nigehban Cemiyeti’nden Altuni Tarikatı’na

Ranke’nin ünlü bir lafı vardır, bilir misiniz? “Gerçekten ne oldu?”. Almanca aslı ise “wie es eigentlich gewesen ist”.

Soruyoruz o halde, gerçekten ne oldu?

Bugünlerde uğraştığımız tüm sorunların köklerini basit ilişki ile geçmişte bulabileceğimizin kanaatindeyim. Belki duymamış olabilirsiniz ama yüzyıllardır karşılaştığımız, karşı çıktığımız, cepheleştiğimiz bir tarikat var, adı Altuni Tarikatı. Bu tarikat, popülasyonunda incelendiği zaman çıkar düşmanlıklarının ve insanların açıklarının birbirini sıkı sıkıya bağladığı garip bir tarikattır.

Popülasyonlarında, rivayettir ki çamaşırlarının çok kirli olduğu ve yıkanmadan çöpe atıldığı söylenir, koku yapmasın, çevre kendilerine yabancılaşmasın diye. Popülasyonlarından çıktıktan sonra topluma kokusuz bir şekilde karışırlar. İnsanları uyutup attıkları çamaşırları birilerine giydirmeye çalışırlar. Böylelikle ‘zaman’ içinde yanlarında kokanlar arttıkça etrafa pislemekten de çekinmezler. Aynı Black City filmindeki ayarlama yapan uzaylılar gibi. Malum, bu dertler ne yazık ki yüzyıllardır var ki o güzel cumhuriyetimize balta vurmak isteyenler ise bu tarikatın en şatafatlı üyelerindendir. Koyu, derin, insanın içini sızlatan ve midesini kaldıran cinsten kokularını örtmek için kendilerini pudraya bularlar, pudranın belli olmaması için de beyaz giyinmeye dikkat ederler. Bundan dolayı yaklaşık olarak 17. yüzyıldan itibaren akgiller ve şürekası adlandırmasıyla toplumun aklına mıh gibi kazınmıştır. Bu tarikatın kurduğu önemli uzantılardan bazıları şu şekildedir: Nigehban Cemiyeti, Tarikat-ı Salahhiye Cemiyeti, Osmanlı İ’la-yı Vatan Cem’iyyeti vb.

Nigehban Cemiyeti’nin kurucusu olan Kiraz Hamdi Paşa’nın hayatı sallantılıdır. Emin olduğu bir şey varsa, o da Milli Mücadele ve cumhuriyet prensiplerine karşı amansız bir savaş bayrağı açmasıdır. Bunun için çevresine ne kadar çok yolsuzluk yapan, vatana ihanet eden, ordudan kovulan personel varsa toplamıştır. Zor olmasa gerek ki, kişi kendinden bilir işi, değil mi?

Nigehban Cemiyeti’nin bilinen mensupları şu şekildedir: Hırsızlıktan dolayı ordudan kovulmuş Kurmay Albay Refik Bey, Halaskar Grubu’ndan Binbaşı Kemal Bey, Bandırma Sevkiyat başkanlarından topçu Binbaşı Hakkı Efendi ve ordudan atılan Kurmay Binbaşı Nevres Bey. Bu zatlar usulsüzlüklerden, yolsuzluklardan ve ahlaksızlıklardan başını kaldırmayan kişilerdi ki 23 Eylül 1919 tarihinde kendilerini iyi göstermek için İkdam Gazetesi’ne sözde vatansever bir bildiri yayımlattırdılar (Bkz. Nutuk ve Atatürk’ün Bütün Eserleri C.4). Atatürk’ün Harbiye Nazırı Cemal Paşa’ya telgraf çekmesi neticesinde bu kliğin kapatılması yönünde bir bildirim yollanmıştır fakat suya yazı yazmaya benzemiştir ne yazık ki. Sebebinin detaylarına geleceğiz, arkada kimler kimler var…  Bu zatların tek sorunu tabi ki de yolsuzluk ya da ahlaksızlık değildir.

Kiraz Hamdi Paşa’nın ‘asıl’ olarak kuruculuğunu yaptığı Tarikat-ı Salahiyye Cemiyeti 1919 yılında vücut bulmuştu. İstiklal Mahkemelerinde yargılanana değin yeraltı örgütlenmeleri olarak varlığını idame ettirmişti. Görünürdeki resmi kuruluş olan Osmanlı İ’la-yı Vatan Cem’iyyei’ne bağlıydı ve İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin masonik örgütlenme şemasını kendisine kopya ederek siyasal İslam farmasonluğu olarak görevini yürütmekteydi.

Bu noktaya lütfen dikkat çekiniz sevgili okurlar. Düşünün, ordu içerisinde varlığını daim kılmaya çalışan bir klik, mason örgütlenme şemasını ilke edinmiş ve siyasal İslam düsturuyla hareket kabiliyeti kazanmış ve erken dönem ajan çetesini meydana getirmişti. Gizli ve kapalı yapısı; orduyu, vatanseverleri, milleti yıldırmak için gerekli yeraltı çalışmalarını yürütmeye yarıyordu. Bu kliğin en büyük düşmanları Kemalistler ve İttihatçılar idi ki Atatürk bu ekibe karşı sonuna kadar savaş vermiştir. Cemiyet, tarikat usullerine göre yapılanmıştı: Salah-i Hal sınıfı (Hadim Mürit ve Sai’lerden meydana gelmekteydi), Salah-ı Nefs (Kâşif, Vakıf ve Arif’lerden meydana gelmekteydi) ve Salah-i Tam (Muallim, Muhakkik ve Mürşit’lerden meydana gelmekteydi) (bkz. Tarık Zafer Tunaya). Kategorilerin en yükseği İslam halifesine (Vahdettin) aitti. Amaçları İslam dünyası içinde Osmanlı Devleti’ni -ironik olarak- kurtarmaktı. Bunun için Rus Beyaz Ordusu’nun bakiyelerinden General Halilof’a bile başvurmuştur ki sadece başvuruyla kalmamış ve 300.000 lira teklifini de açıklamıştır. Atatürk’ün nutkunda nitelediği haliyle soysuzlaşmış Vahdettin tarafından fonlanan bu cemiyet ayrıca Çerkes Ethem ve kardeşinin milli davayı satarak Yunanistan safına geçtiği dönemde Yunanistan koruyuculuğunda suikastçı bir ihtilal komitesi kurma girişiminde bulunmuştur.

Konu dahlinin Yunanistan’a TSK bilgilerini satan FETÖ’cülerle ne kadar ilintili olduğunu anlamış olduğunuza kanaat getirmekteyim. Ayrıca bitmiyor, ileri tarihlerde Şeyh Sait İsyanı’nın büyümesinde de çalışmalar yürüttüğü İstiklal Mahkemelerince kanıtlanıyor. Ne kadar benzer öyle değil mi? Şeyh Sait’in mezarının bulunup sözde yüzleşme isteyen PKK ve FETÖ bakiyelerinin tek potada harmanlandığı yegâne nokta: Cumhuriyet düşmanlığı ve işbirlikçilik!

Orduya sızmaya çalışan gruplar her dönem TSK'mızın birliğine zarar vermiştir. 15 Temmuz'la bu sorun tam bitmiş değildir. Veryansın TV, tekkedeki amirali çıkarıp yayınlamıştır. Buna karşı olarak ise özel hayat denilerek yayın yasağı getirilmiştir. Burada birtakım sorular meydana çıkmaktadır:

1- Bunun özel hayat olarak basitleştirilmesi herhangi bir insan tarafından bile nasıl mümkündür?

2- Bir askerin ya da polisin tarikata gitmesi söz konusu bile olamazken, iktidar makamlarınca bu durum bilindiği halde buna nasıl izin verilir?

3- Üniformalı ve resmi araçlı bir şekilde tarikata gidebilecek rahatlığı kendinde nasıl bulabiliyor?

Hala Ergenekon kumpasına benzer kumpasların devam etmemesinin içinde ukde bıraktığı Cem Küçük gibi insanlar, yayınlanan “haklı” bildiriye karşı iç ve dış bağlantıları ya da ordu içinde uzantıları var mı gibi nifak dolu söylemlerde bulunmaktadır. Hatırlatayım, FETÖ’cüler için %99’unun alnından öpülesi insanlar olduğunu söyleyen Cem Küçük…

Yeni Nigehban Cemiyeti’nin ve bozguncularının türememesi için Türk Milleti’nin daima teyakkuzda olması gerekiyor! Altuni Tarikatı’nın bozguncu söylemleri ve şürekaları bir gün mutlaka cumhuriyet prensipleriyle buluşacaktır!