Macron’un kirli çamaşırları ve dedelerinin Doğu Akdeniz’deki oyunları

Macron’un kirli çamaşırları ve dedelerinin Doğu Akdeniz’deki oyunları

Türk düşmanlığı genlerine işlemiş Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Yunanistan’a olan sevdasının nedenlerinden biri, diğer Avrupalılar ile aynıdır.

Yunan’ı, kendi uygarlıklarının kaynağı, daha doğru bir deyimle BABALARI olarak görür, dikkati buna çekerler. Böylelikle de, asıl neden olan maddi çıkarı gizlediklerini sanırlar.

Türkiye’nin, Doğu Akdeniz’de bulacağı petrol ve doğal gaz için kendisiyle değil de Rusya ile işbirliğini çok önceden ayarladığını bilen Fransa, enerji pastasından pay kapmak için Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi ile anlaşmalar imzalamıştır. 

Eski gücünden çok ama çok kaybeden, ekonomisi zayıflayan, buna rağmen kuyruğu dik tutmaya çalışırken gülünç durumlara düşen Fransa’nın yaptığı bu anlaşmaların merkezinde Fransız petrol şirketi Total vardır. 

İşte zurnanın çok sert ses çıkardığı nokta da buradadır, ama foyalarının ortaya çıkmasını istemeyen Fransız medyasını bir kenara bırakıp, kendine gazeteci, köşe yazarı, televizyon yorumcusu diye satan bizimkilerin bilmediği, bulamadığı ilişkiyi ortaya koyalım. 

Delikanlı Macron, bir önceki Türkiye düşmanı Cumhurbaşkanı Francois Hollande döneminde, 2016’da Ekonomi Bakanı idi ve bu görev öncesinde ise petrol şirketi Total’ın en büyük maaşı alan danışmanıydı. 

Macron ayrıca Fransa, Libya’da Total’i yeni bir sözleşmenin dışında tutmak isteyen Kaddafi’yi devirirken, darbeyi planlayan ekibin ortasındaydı. Bilmem konuyu anlatabildim mi?

Fransa için zurnanın istenmeyen ses çıkardığı bir noktayı daha hatırlatalım.

Fransa, Manş Denizi kıyılarına çok yakın İngiliz adaları için 1970’li yıllarda kıta sahanlığı sorunu yaşadığını unutturup, bir tükürük mesafesindeki Meis adası için bize ders verme utanmazlığını yapmaktadır.

O dönemde İngiltere, Fransız kıyılarına yüzme mesafesindeki adalar için kıta sahanlığı öne sürünce, Fransız hükümeti ve medyası ayağı kalkmış, haklılıklarını kabul ettirmek için uluslararası mahkemelerden karar çıkana kadar bağırmışlardı.

Macron ve adamlarına bu konuyu hatırlatın ve Meis’i anlatın, alacağınız yanıt: “O başka bu başka” olacaktır.

Sömürgeci reflekslerinden hiç kurtulamayan Fransa’nın bugünkü tavrını daha iyi anlatabilmek için gelin sizi Macron’un dedelerine götüreyim. 

Osmanlı-Venedik Savaşı olarak bilinen 1645-1669 dönemindeki savaş, sadece Girit’te değil Ege adaları ve Dalmaçya kıyılarında da yaşanmıştır.

Malta Şövalyeleri ve Fransa da Venediklilerin yanında savaşa katılmıştır.

Fransa Kralı 14. Louis daha çocuk yaşta olduğu için ülkeyi annesi Kraliçe Anne ve Başbakan konumundaki Kardinal Jules Mazarin yönetmektedir.

Girit’in Türklerin eline geçmesinin Fransa’nın Akdeniz’deki çıkarlarına, ticaretine zarar vermesinden endişe eden Kardinal Mazarin, Fransız donanması ile ordunun önemli subaylarını bölgeye göndermiş, Maltalı korsanları ve şövalyeleri desteklemiştir.

Venedikler, 1669 yılının Nisan ayında Kandiye’yi savunmakta zorlandıklarında Fransa Kralı 14. Louis’e, Papa 9. Clement aracılığıyla başvurup, yardım istediler.

Çocuk Kral adına ülkeyi yöneten Kardinal Mazarin, Papa’nın çağrısını karşılıksız bırakmaz ve Duc De Beaufort komutasında 45 gemi ile 7 bin askerden oluşan bir gücü Kandiye’yi savunan Venediklilere destek için Girit’e gönderir.

Bu karar, Kanuni Sultan Süleyman döneminde aldıkları kapitülasyonlar sayesinde Osmanlı topraklarında rahatça ticaret yapan Fransızlar arasında tartışma yaratır.

Kardinal Mazarin ise yapacakları askeri yardım karşılığında, Fransız tacirlerin Venediklilere artık vergi ödemeyecekleri konusunda anlaştıklarını söyler. Ayrıca, Venedikli tacirlerin ise Fransa toprakların ödedikleri vergileri arttırmayı kabul ettiklerini belirtir.

Fransız tüccarların, çıkarlarının zarar göreceğini ısrarla söylemesi üzerine Kardinal Mazarin, “Merak etmeyin, savaşın sonuna gelindi. Türkler Girit’i alacaklar. Bizim desteğimiz de Venediklileri kurtarmaz. Birkaç yüz asker kaybederiz, ama Maltalı korsanların yaptığı soygunun Hristiyanların başına bir savaş belasını sardığını anlamamakta direnen Papa’nın da çağrısını geri çevirmemiş oluruz. Müdahalemiz savaşın seyrini değiştirmeyeceği için de Türkleri kızdırmayız. Hem Türkler çabuk unuturlar. Ama hepsinden önemlisi Türkler, Girit’te Venedikliler kadar hüküm süremezler” yorumunu yapar.

Haziran 1669’da Girit’e ulaşan Fransız ordusunu Türkler yaptıkları bir gece baskını ile yenilgiye uğratacaktır.

Yaklaşık bin Fransız askeri ölecek, birçok gemi de batacaktır. Ölenler arasında, komutanları Duc De Beaufort da vardır.

Sonuçta 25 Haziran 1669 tarihindeki bu ağır yenilginin ardından Türklerin baskısına daha fazla dayamayacağını anlayan Fransızlar, ağustos 1669’da Girit’ten ayrılarak Fransa’ya dönecektir. 

Kardinal Mazarin’in, Paris’e geldiklerinde kendisini ziyaret eden Fransız komutanlara söyledikleri de ilginçtir.

Şöyle der Mazarin, “Merak etmeyin, siz gerekeni yaptınız, kahramanca savaştınız. Ancak Kıbrıs, Rodos gibi Girit de Türklerin elinde sonsuza kadar kalmayacak. Hepsini birer birer bırakıp gidecekleri zaman da gelecek. Denizcilik Türklerin işi değil. Ana karadan uzaktaki adaları ellerinde tutmayı başaramazlar. Denizcilik biz Avrupalıların işidir.”

Komutanlar ise yenilgiye neden olarak Mazarin’e, Venedikliler tarafından adaya vali atanmış Francesco Morisini’nin, “Kuşatmaya karşı koyamıyoruz, çünkü Yunan mimar Bercher kalenin planlarını Türklere vermiş. Ayrıca adanın yerli Ortodoks halkı Türk ordusuna çok yardım etti” sözlerini aktarır. 

Girit’te Türklere karşı savaşmak üzere Venediklilere yardım giden Fransız sadece Duc De Beaufort değildir. 

Fransa’nın o dönemde önde gelen Le marquis de Saint-Embrun, le duc de la Feuilllade, le duc de Navailles gibi tanınmış isimleri de savaşa bizzat katılmıştır.  

Fransa’nın devlet adamlarının çoğu komik tiplerdir demiştim, daha önceki bir yazıda.

Uluslararası finans çevrelerinin adamı Mocron, Hazreti Muhammet’in karikatürlerini bir kez daha yayınlayan tahrik gücü yüksek dergi Charlie Hebdo’nun bu tutumu için, “Ülkemizde ifade özgürlüğü var” demiş. 

Bu zavallıya hadi bilmem neyin…. diyeceğim, ama terbiyem el vermiyor. 

Sevsinler senin ülkendeki ifade özgürlüğünü.

Utanmaz herif, senin ülkende “Ermeni soykırımı olmadı” demek yasak ve suç kapsamına giriyor.

Sen ve senin gibi zavallılar, Türkleri katliamcı, soykırımcı ilan eden yasalar çıkaracaksınız, biz de kendimizi bu iftiraya karşı savunmak istediğimizde yasak diyeceksiniz.

İş Fransa’nın Cezayir’deki soykırımı tanımasına geldiğinde, “Bu konuyu tarihçilere bırakalım” diyerek sıvışacaksınız.

Sondaki N harfini okumadan adını telaffuz ettiğim Macron zavallısının dedelerinin Doğu Akdeniz’deki pisliklerini yazmayı sürdüreceğim.