Marx’ın Türklerle ilgili olumlu yazıları niçin çevrilmedi!

Tüm dünyada genellikle bir bilim kurulu tarafından bin bir özenle karşılaştırmalı olarak bir enstitü çevresinde yayınlanan Karl Marks ve Friedrich Engels külliyatı, diğer adıyla Marksist klasikler ülkemizde ne yazık ki özel yayınevlerinin kişilere dayalı çalışmalarıyla dağınık bir biçimde yayınlandı. Dev-Genç eski başkanlarından Mehmet Ali Yılmaz Marks ve Engels'in Türklerle ilgili olumlu görüşlerinin bilinçli olarak Türkçe'ye çevrilmediğini iddia etti.

Marx’ın Türklerle ilgili olumlu yazıları niçin çevrilmedi!

İki nedenden dolayı en kararlı biçimde Türklerden yana tavır almaktayız: Birincisi, çünkü biz ‘Türk köylüsünü’ Türk halk kitlesini inceledik ve onun kesinlikle ‘Avrupa’daki köylülüğün en becerikli ve ahlaklı temsilcisi’ olduğunu gördük. İkincisi, ‘Rusların yenilgisi, Rusya’da bir sosyal devrimi’, ki böyle bir devrimin öğeleri yığınla mevcuttur, çok hızlandırmış olacaktır.” (Karl Marx-Friedrich Engels, Collected Works, Volume 45, S.296, 208’inci Mektup.)

Mehmet Ali Yılmaz anafikir.gen.tr’deki yazısında yukarıdaki alıntıyı yaptıktan sonra, “93 Harbi olarak da bilinen 1877–78 Osmanlı-Rus savaşının cereyan ettiği dönemde Marx, Türklere ve Türkiye’ye bakışını, bu savaşın yaratacağı sonuçlar hakkındaki düşüncelerini 4 Şubat 1878’de W. Liebknecht’e yazdığı mektupta ortaya koyuyordu. Ama bizler, Türkiye’de devrimcilik yapmaya başladığımızda (1970’lerde) Marx’ın Türkler hakkındaki bu olumlu görüşünü bilmiyorduk. Bu durum karşısında şu soru ister istemez aklımıza takılıyor; ülkemizin aydınları, çevirmenleri-yayıncıları sosyalizmin bu büyük önderinin Türkler ve Türkiye ile ilgili görüşlerinin tamamını neden Türkçeye çevirip yayınlamamışlardı?” diye yazıyor.

Dev-Genç eski başkanı Mehmet Ali Yılmaz’ın konuyla ilgili yazısının bazı bölümleri şöyle:

“Marx ve Engels, özellikle 1876’dan sonra yazdıkları birçok mektupta Türkiye ve Türklerle ilgili (Marx ve Engels’in Osmanlı değil de Türk ve Türkiye kavramlarını kullanmaları dikkat çekici) 19. yüzyılda Avrupalı aydınlar arasında yaygın olan oryantalist değerlendirmelere aykırı tespitler yapıyorlar. Bilimsel sosyalizmin kurucuları 1870’li yılların ortalarından itibaren yazdıkları mektuplarında Türkiye’yi Rusya’nın işgal etme ve Batılı devletlerin sömürgeleştirme isteklerini eleştirirler.

“Marx, bu tarihten itibaren Leibniz, Voltaire, Kant ve Hegel gibi Avrupa’nın önemli filozoflarının oluşturduğu oryantalist düşüncelere aykırı görüşleri savunur. Bu tavrın belli başlı nedenleri; Doğu’yu daha yakından tanımaya başlaması, Rus çarlık yönetiminin yayılmacı eğilimlerinin büyümesi ve Avrupa burjuvazisinin gittikçe gericileşmesidir. Marx’ın ömrünün sonlarına doğru Cezayir’de bir yıl kadar kalması Avrupa merkezci düşüncelere sırt çevirmesinin son noktasıdır. Çünkü Cezayir’de Doğu toplumlarını daha yakından tanıma fırsatı bulur.

“Kırım Savaşından (1853-56 Osmanlı-Rus Savaşı) sonra, 1876’dan itibaren, özellikle de 93 Harbi ile birlikte  Marx, tüm Avrupa’nın kaderini etkileyecek olan bu savaş karşısında sessiz kalmadı. Türkiye’de devrimci gelişmeden/devrimden yana olan Marx ve Engels, Çarlık despotizminin Avrupa devrimi için en büyük engel olduğunu ve bu devletle savaş halinde olan Türkiye’nin, nesnel olarak, Avrupa’nın devrimci potansiyelinin harekete geçmesinde etkin olabileceğini düşünüyorlardı. Osmanlı-Rus savaşını hangisinin kazanacağı bu bakımdan önemliydi. Marx, Rusya’nın yenilgisinin ‘bütün Avrupa’daki dönüşümü de hızlandıracağı’ düşüncesindedir. Aynı mektupta Marx, ‘Türkiye’nin Avusturya’nın Rusya’ya karşı dalgakıran olduğunu’ söyleyerek soruna ne kadar stratejik baktığını da ortaya koyar.

“Marx, Türkiye’ye Rus, İngiliz ve diğer Avrupa devlet adamları gibi bakmıyordu. O, Türkiye’yi Avrupa devlet düzeninin son kalelerinden biri olarak görüyor ve Türkiye’nin yıkılması durumunda Avrupa devlet düzeninin tamamen çökeceğini söylüyordu.”

marx (2)

TÜRKİYE’DEKİ YAYINCILARIN GÖRMEZDEN GELDİKLERİ YERLER

“28 Mayıs 1876 tarihinde Engels’in Marx’a yazdığı söz konusu dönemle ilgili üçüncü mektup Sol Yayınlarının 1996’da bastığı  K. Marx F. Engels, Seçme Yazışmalar 2, 1870-1895  isimli kitabın 97-99’uncu sayfalarında yer alıyor. Ancak bu kitapta Türkiye ile ilgili kısım üç nokta konularak geçiştirilmiş (s. 99). Marx’ın mektubunun tamamının yer aldığı Karl Marx-Frederik Engels, Collected Works, Volume 45, S.123’e bakınca mektubun bu kısmının çevrilmediği görülüyor. Buradan hareketle bazı mektupları inceleyince Marx – Engels’in Türklerin ve Türkiye’nin lehine olan ama çarlık Rusya’sının aleyhine olan yazılarının çoğunlukla Türkçeye çevrilmediği görülüyor!

“Sosyalizmin temel eserleri Türkçeye ilk kez büyük ölçüde 1960 ve 1970’li yıllarda çevrildi. O yılların devrimcileri sosyalist teoriyi esas olarak bu çevirilerden öğrendiler.

“Türkiye’deki bazı solcu politikacılar veya politik çevirmenler ve yayıncıların Marksist literatürü oluşturan eserlerden kendi politik görüşlerini desteklediğini düşündükleri parçaları öncelikle çevirip yayınladıkları, bu görüşlerine uygun buldukları makaleleri bir araya getirip kitaplaştırdıkları biliniyordu ama politik görüşlerine ve amaçlarına uygun olmayan yazıları görmezden geldikleri pek bilinmiyordu.

“1960’lar, 1970’ler ve sonrasında çeviri faaliyeti yürüten yayınevlerinin Marx – Engels’in 1876 ve sonrasında Türkler ve Türkiye ile ilgili yazdıkları mektupları yayınlamamalarının nedenleri üzerinde durmak gerekiyor. Sol, Bilim ve Sosyalizm, Birikim, Belge, Kaynak ve diğer yayınevlerinin Marx ve Engels’in söz konusu dönemde yazdıkları mektupları neden yayınlamadıklarını açıklamaları gerekir. Bunca zamandır bu ve benzeri yayın evlerini ayakta tutan okuyucularına karşı sorumlulukları var.

“Bizim kuşakların Marksist ideolojiyi öğrendiği en önemli eserleri Sol Yayınları’nın bastığı bilinen bir gerçek. Sol Yayınları’nın ilk cildini 1995’te, ikinci cildini 1996’da bastığı “K. Marx – F. Engels, Seçme Yazışmalar” adlı kitapta Türklerle ilgili bazı mektuplara yer verilmemiş olmasını yadırgamamak mümkün değil. “Bu bir seçme”dir ya da “çevirisi yapılan kitapta (Selected Correspondence) söz konusu mektup(lar) yoktu” veya “eksikti” denebilir. Ama Türkiye’de yayınlanan böyle önemli bir eserde en çok Türkiye ve Türklerle ilgili mektuplara yer vermek, hatta bu mektupların tamamını bularak çevirmek ve yayınlamak gerekmez miydi? Bu tavrı “yoktu”yla ya da “eksiklik”le izah etmek mümkün mü?

“Sosyalizmin bu büyük önderlerinin Türkiye ve Türklerle ilgili yaptıkları değerlendirmelere (özellikle de Türklerin lehine olan ifadelere, bölümlere) bu kitapta yer vermeyerek ne yapılmak istendiği sorusu, ister istemez aklımıza geliyor. Bu tavrın altında yatan asıl neden nedir? Türkiye insanına Marx ve Engels’in halkımız ve ülkemiz hakkındaki düşüncelerinin tam olarak-bütün yönleriyle- okutulması doğru çevirmenlik ve yayıncılık anlayışının gereği değil mi?

“Batı’dan kaynaklanan oryantalist önyargıların kırılması, Türkiye halkının kendine güveninin artması, sosyalizmin önderlerinin Türklere nasıl baktıklarının öğrenilmesi istenmiyor mu, amaç nedir?

“Aklımıza ister istemez Türkiye’deki “ulusal sorun”la ilgili yönlendirme yapılmak istendiğine dair sorular geliyor. Birincisi, genç devrimcilerin Türkiye’nin uluslaşma sürecinin başlangıç dönemlerini (I. Meşrutiyet’in ilanı ve sonrası) Marx ve Engels’in yazılarından öğrenmeleri istenmemiş olabilir. Böylece köklü bir geleneğe sahip olan Türkiye’deki uluslaşma sürecinin ömrü kısaltılırken, 19. yy sonlarında verilen mücadeleler ‘Batı taklitçiliği’ değerlendirilmesiyle sınırlandırılarak itibarsızlaştırılmaya çalışılmış olabilir. Sorunun bir başka yönü de bazı çevirmen ve/veya yayıncıların solu etnikçi kavgaların mücadele alanı ve aracı haline getirmek istemeleri olabilir. Bu düşünceyle bağlantılı olarak, Marx-Engels’in Türkiye ve Türkler yönünden olumlu değerlendirmeler içeren mektuplarının ülkemiz devrimci gençliği üzerinde pozitif etki yaratmasından çekinilmiş olabilir.

“İki başka mektupla bitirelim: Marx’ın 4 Şubat 1878’de Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin önde gelenlerinden W. Liebknecht’e yazdığı ve bu yazının girişine koyduğumuz alıntının yer aldığı mektuba K. Marx – F. Engels, Seçme Yazışmalar adlı kitapta yer verilmemiş olması yukarıdaki düşüncemizin doğruluğunu desteklemektedir. İkincisi, Marx’ın 11 Şubat 1878’de yine W. Liebknecht’e yazdığı mektuba bu kitapta yer verilmiş ancak Türklerle ilgili kısımlar görmezden gelinmiş. Seçki yapan yabancılar Türklerin lehine Rusların aleyhine olan kısımları görmezden gelmiş olabilirler ama bu mektup Türkçe olarak basılırken neden tamamı çevrilip basılmadı, sorusunu sorma hakkına da sahibiz. Bu mektubun İngiliz işçi sınıfı, sendikalar ve burjuva partileriyle ilgili kısmı çevrilmiş ama Türklerle ilgili kısımlarına yer verilmemiş. (Üstelik bu mektubun Türklerle ilgisinin olduğu Açıklayıcı Notlar-284’ten de anlaşılıyor.)

“Söz konusu mektubunda Marx, Polonyalıların daha önce Rusların safında Türklere karşı savaştığını, o tarihlerde (1878) Türklerin Polonyalılara karşı savaşmalarının sağlanmaya çalışıldığından söz ettikten sonra; Avrupa’nın en cesur iki soyu olan Türkler ve Polonyalıların aşağılanmalarının öcünü Avrupa’dan alacaklarını’ yazıyor. Marx bu mektubunda Batı’da yaygın olan aşırı Helen severliğe karşı da mesafe koymaktadır. (Onur Bilge Kula, Batı Felsefesinde Oryantalizm ve Türk İmgesi, s.436-37, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2005.)

“İkincisi, Marx’ın 11 Şubat 1878’de yine W. Liebknecht’e yazdığı mektuba bu kitapta yer verilmiş ancak Türklerle ilgili kısımlar görmezden gelinmiş.

“Seçki yapan yabancılar Türklerin lehine Rusların aleyhine olan kısımları görmezden gelmiş olabilirler ama bu mektup Türkçe olarak basılırken neden tamamı çevrilip basılmadı, sorusunu sorma hakkına da sahibiz. Bu mektubun İngiliz işçi sınıfı, sendikalar ve burjuva partileriyle ilgili kısmı çevrilmiş ama Türklerle ilgili kısımlarına yer verilmemiş.

“(Üstelik bu mektubun Türklerle ilgisinin olduğu Açıklayıcı Notlar-284’ten de anlaşılıyor.) Söz konusu mektubunda Marx, Polonyalıların daha önce Rusların safında Türklere karşı savaştığını, o tarihlerde (1878) Türklerin Polonyalılara karşı savaşmalarının sağlanmaya çalışıldığından söz ettikten sonra; “Avrupa’nın en cesur iki soyu olan Türkler ve Polonyalıların aşağılanmalarının öcünü Avrupa’dan alacaklarını” yazıyor. Marx bu mektubunda Batı’da yaygın olan aşırı Helen severliğe karşı da mesafe koymaktadır. (Onur Bilge Kula, Batı Felsefesinde Oryantalizm ve Türk İmgesi, s.436-37, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2005.)

“Marx ve Engels’in mektuplarının tamamını, özellikle de 1876 ve sonrasında Balkanlar, Rusya, Türkiye ve Türklerle ilgili yazdıkları (mektupları) olduğu gibi çevirip basacak bir yayıncı aranıyor!”