Orkun Özeller
Orkun Özeller
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. PKK’lılar da askerlik yapacak mı?

PKK’lılar da askerlik yapacak mı?

featured

Orkun Özeller yazdı…

Terörü bitirmek adına elindeki silahı bırakıp gelen terörist amacından vazgeçmiş midir? Mücadelesini silahsız yapmaya devam edeceğini bizzat kendisi söylemektedir. Yani Türk bayrağını İstiklal Marşı’nı, resmi dilini kabul edeceğini ve kendilerinin başka bayrak tarafından temsil edilmeyeceğini söylememektedir.

Toplumun içine karışacak olan eli kanlı teröristleri ve onlara yardım edenlerin nasıl bir zihniyette olacaklarını bilerek gelişmeleri okuyabilmek gerekir.

Türkiye’nin önüne konulan yeni süreci izliyorum ve açık söyleyeyim:

Endişeliyim. Hem de ciddi anlamda endişeliyim.

Çünkü bazıları “kardeşlik” diyerek önümüze koydukları projenin Türkiye’yi nereye götüreceğini anlatmıyor. Sadece “barış” kelimesinin arkasına sığınıyorlar. Sen barış istemiyor musun? Şehitler gelsin mi istiyorsun sözlerinin arkasında nasıl bir tehlikenin bizi beklediğini ne duymak ne tartışmak istiyorlar.

Oysa bu milletin barışa itirazı yok.

Türk milletinin itirazı, terörle mücadelede elde edilen kazanımların siyasi hesaplarla heba edilmesine.

Kürt vatandaşlarımızla hiçbir problemimiz yok.

Bunu anlamak için sokaklara bakmak yeterli.

Kürt kökenli polisimiz var, askerimiz var, savcımız var, hâkimimiz var, doktorumuz var, öğretmenimiz var, subayımız var, esnafımız var, tüccarımız var. Evliliklerimiz var, bu evliliklerden doğan çocuklar var

Aynı bayrağın altında yaşıyor, aynı vergiyi ödüyor, aynı devletin vatandaşı olarak aynı hukuk düzenine tabi oluyoruz.

Bizim meselemiz Kürt vatandaşlarımızla değil, PKK terör örgütüyleydi.

Bunu birbirine karıştırmak isteyenlere de açık bir sorum var:

PKK KÜRTLERİ Mİ TEMSİL EDİYOR?

Hayır.

PKK bir terör örgütüdür.

Kürt vatandaşlarımızın tamamını temsil ettiğini söylemek, milyonlarca vatandaşımıza haksızlık etmektir.

O hâlde bugün “kardeşlik” adı altında PKK mensuplarının veya geçmişte örgüt içerisinde faaliyet göstermiş kişilerin topluma yeniden kazandırılması tartışılıyorsa, bunun bütün boyutlarıyla açıklanması gerekir.

Kardeşlik kiminle kuruluyor?

Kürt vatandaşlarımızla zaten kardeşiz.

Öyleyse mesele nedir?

ASIL SORU: PKK’LILAR NE OLACAK?

Hapisten çıkacak örgüt mensupları ne yapacak?

Dağdan inecek olanlar nasıl bir hayat sürecek?

Devlet bunları nasıl denetleyecek?

Nasıl istihdam edilecekler?

Hangi haklara sahip olacaklar?

Siyasi faaliyetleri nasıl düzenlenecek?

Ve en önemlisi:

Askerlik yapacaklar mı?

Bu sorunun cevabını millet bilmek zorunda.

Geçmişte silahlı bir terör örgütü içerisinde faaliyet göstermiş kişilerin Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde görev yapması ihtimali varsa, bunun yaratacağı güvenlik riskleri nasıl değerlendirilecek? Tekrar ediyorum teröristin sadece silahı olmayacak amacı düşüncesi değişmedi, Türk askeri hala onun düşmanı.

Bu durumda TSK’nın personel güvenliği, istihbarat güvenliği ve kurumsal bütünlüğü nasıl korunacak?

Bunları sorgulamak  “barış karşıtlığı” değildir.

Bunlar devlet aklının sorması gereken sorulardır.

GAZİ MECLİS’TE PKK’NIN ESKİ MENSUPLARI MI OLACAK?

Bir başka mesele daha var.

Örgüt mensuplarının siyasi ve sivil hayata katılımının önünün açılması hâlinde ortaya çıkabilecek siyasi tabloyu kim hesaplıyor?

Bugün “demokratik siyaset” adı altında atılan her adımın yarın hangi siyasi sonuçları doğuracağını öngörebiliyor muyuz?

Gazi Meclis’in koridorlarında Türkiye Cumhuriyeti’nin en hassas güvenlik meselelerinin konuşulduğunu hepimiz biliyoruz.

Peki, geçmişte silahlı bir örgütün içerisinde yer almış kişilerin devletin karar mekanizmalarında etkili hâle gelmesi ihtimali hiç mi tartışılmayacak?

Devlet, kendi güvenliğini garanti altına almadan böyle bir dönüşümün kapısını açabilir mi?

Benim sorum bu.

BÖLGESEL YÖNETİM TALEBİ GELİRSE NE YAPACAĞIZ?

Bugün “siyasi katılım” denilen şeyin yarın hangi taleplere dönüşebileceğini de düşünmek zorundayız.

Önce siyasi temsil…

Sonra yerel yönetimlerde daha fazla yetki…

Ardından bölgesel yönetim…

Ve nihayet Türkiye’nin üniter yapısını tartışmaya açacak talepler…

Bunların hiçbirinin gerçekleşeceğini iddia etmiyorum.

Ama devlet yönetmek, sadece bugünü değil yarını da hesap etmektir.

Bu ihtimalleri konuşmaya neden kimse yanaşmıyor?

Nitekim Tom Barrack’ın açıklamalarının da Türkiye’nin önündeki bu yeni siyasi denklem açısından dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Özellikle Terörsü Türkiye sürecinin dört ülkedeki Kürtleri bir araya getirme potansiyeli taşıdığını ifade etmesi sizi ürpertmiyor mu?.

TERÖRİST MEZARLIKLARI ŞEHİTLİK OLACAK MI?

Bir başka soru:

Terör örgütü mensuplarının defnedildiği bazı mezarlıklarla ilgili şehitlik statüsü talepleri gündeme gelirse devlet ne yapacak?

Terör örgütü mensupları için “şehitlik” tartışması başlarsa, bunun Türk milletinde yaratacağı infiali hesaplayan var mı? Analar ağlamasın söyleminden yola çıkarak teröristte bir ananın evladı o da asker anaları gibi hakları olmalı denilebileceği  hiç mi akıllara gelmiyor.

Şehit ile teröristi aynı kavram içerisinde değerlendirmek, bu milletin şehitlerine yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biri olmaz mı?

PKK’NIN SİVİLLEŞMESİ Mİ, SİYASALLAŞMASI MI?

Asıl tehlike burada.

Bir terör örgütünün silah bırakması başka şeydir, örgütün siyasi ve toplumsal gücünün başka bir alanda devam etmesi başka şeydir.

Silahın bırakılması, örgütsel zihniyetin otomatik olarak ortadan kalktığı anlamına gelmez.

Eğer örgüt mensupları sivil toplumda, siyasette, yerel yönetimlerde ve ekonomik hayatta örgütlü bir güç hâline gelirse ne olacak?

Bölgede devletin otoritesi ile örgütün toplumsal etkisi arasında yeni bir rekabet ortaya çıkarsa ne yapacağız?

Devletin otoritesi tartışmaya açılırsa?

Bölgesel bir siyasi yapı talebi yükselirse?

Plebisit gibi talepler gündeme getirilirse?

Bunların hiçbirini bugünden konuşmayacak mıyız?

Ben konuşacağım.

Çünkü yarın çok geç olabilir.

TÜRK BAYRAĞI VE İSTİKLÂL MARŞI

Bir de toplumun hassasiyetleri var.

Ligler başlamak üzere.

Amedspor başta olmak üzere, spor müsabakalarında Türk bayrağına, İstiklâl Marşı’na ve milli değerlere yönelik tutumların nasıl olacağı kamuoyunun dikkatle izleyeceği bir konu.

Benim beklentim çok açık:

Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde hangi takım sahaya çıkarsa çıksın, İstiklâl Marşı okunurken herkes ayağa kalkacak ve Türk bayrağına saygı gösterecek.

Bunun tartışması bile yapılmamalı. Amedspor yöneticileri bu konuda içimizi rahatlatıcı bir açıklama henüz yapmadı.

Bir maçın sonucunun siyasi veya örgütsel zafer olarak sunulması, hakem kararlarının sürekli bir gerilim unsuru hâline getirilmesi ve tribünlerin provoke edilmesi ise toplumdaki fay hatlarını daha da derinleştirebilir. Yugoslavya örneğinde olduğu gibi ülkemizde de büyük olayların başlamasına kıvılcım olabilecek tehlike olarak görüyorum.

Devletin görevi de bu gerilimlere daha ortaya çıkmadan müdahale etmektir.

PEKİ, CEZAEVLERİNDEKİ DİĞER MAHKÛMLAR?

Bir de adalet meselesi var.

Terör suçlarından hüküm giymiş kişilerin serbest bırakılması tartışılırken, daha hafif suçlardan ceza alan insanların cezaevinde tutulması nasıl açıklanacak?

Bir tarafta ağır suçlardan hüküm giymiş kişiler için af veya tahliye tartışması yapılırken, diğer tarafta daha düşük seviyedeki suçlar nedeniyle cezaevinde bulunan insanların “Benim suçum daha mı ağır?” diye sorması kaçınılmaz değil mi?

Adalet, suçun niteliğine göre değil siyasi konjonktüre göre uygulanır hâle gelirse toplum devlete nasıl güvenecek?

Bu sorunun cevabı verilmek zorunda.

YAKLAŞAN ÇATIŞMA ORTAMI

Devlet attığı adımın sonunu düşünmek zorunda. Terörist başına imtiyazlar sağlayıp onu İmralı’da misafir konumuna getirilirse. Ülkeyi bölme düşüncesindeki eli kanlı teröristleri toplumun arasına sokarsa ….Türk milleti buna rıza gösterecek midir? Şahsen ben razı olamam. Toplumumuzda doğacak en küçük kıvılcım bir iç çatışmaya evrilmesi söz konusudur. Meclis çatısı altında milletin iradesinin sesi olan İYİ Partili milletvekilleri ile bazı vekiller arasında yaşanan fiziki kavgaya dönüşmek üzere olan gerilim bile toplumda nasıl bir tehlikenin beklediğinin göstergesidir.

ENDİŞEYLE TAKİP ETTİĞİM YENİ BİR İMZA

Özel olarak ele alınması gereken başka bir konu daha var.

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan savunma iş birliği anlaşmasının Türkiye’nin bölgesel güvenlik politikasına nasıl bir etkide bulunacağını dikkatle değerlendirmek gerekiyor.

Bu anlaşmanın Türkiye’yi İran veya Rusya ile yaşanabilecek muhtemel bir çatışmada nasıl bir pozisyona sürükleyebileceği konusunda ciddi soru işaretlerim var. Örneğin; İran Suudi Arabistan’ı vuracak olursa bizim İran ile çatışmamız söz konusu olmayacak mı?

Türkiye’nin dış politikada başka ülkelerin çatışmalarının parçası hâline gelmemesi gerekir.

Türkiye kendi savaşını kendi seçmelidir.

Başkasının hesabına risk almak, Türkiye’nin güvenlik politikasının temel prensibi olamaz.

Bu nedenle gelişmeleri endişeyle takip ediyorum.

GAZİLER KAHRAMAN, PİYON DEĞİLDİR!

Ve gelelim en fazla canımı yakan meseleye…

Gazilerimize yapılanlara bakıyorum.

Onlara yaşatılanları gördükçe utanıyorum. Sanki burası Türkiye değil. Gazilerimize başta emekli askerler olmak üzere Türk milleti olarak ne kadar sahip çıkabiliyoruz. Onlara sahip çıkmaya bile korkuyoruz. Ya başıma bir şey gelirse düşüncesi içinde olanları görüyoruz

Bu ülkede;

“Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyen teğmenlerin Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilişiğinin kesilmesi…

Milyonlarca sığınmacıyla ilgili yıllardır uyarılarda bulunan insanların çeşitli gerekçelerle tutuklanması…

Devletine bağlılığını ifade eden insanların kendilerini bir anda suçlu sandalyesinde bulması…

Bütün bunlar başka bir ülkede yaşansaydı, haksızlıklara karşı sokağa çıkardım.

Ama burası benim ülkem.

Devlet benim devletim.

Polis benim polisim.

Asker benim askerim.

Bu nedenle devletin güvenlik güçleriyle karşı karşıya gelemiyor insan. Gelmemeliyiz de.

Fakat bu, susacağım anlamına da gelmez.

Devlete olan bağlılığım, devleti yöneten siyasilerin her yaptığını kabul etmek zorunda olduğum anlamına gelmez.

Tam tersine…

Devletimi sevdiğim için soruyorum:

Bize bunları yaşatanların amacı nedir?

Gazinin hakkı nerede?

Şehidin hatırası nerede?

Türk askerinin itibarı nerede?

Devletin adalet duygusu nerede?

Ve en önemlisi:

Türkiye nereye götürülüyor?

Ben bu soruları sormaya devam edeceğim.

Çünkü susmak kolaydır.

Zor olan, kendi devletine bağlı kalarak yanlış gördüğün şeylere itiraz etmektir.

Benim tarafım bellidir:

Devletin yanındayım.

Milletin yanındayım.

Türk bayrağının yanındayım.

Şehidin ve gazinin yanındayım.

Ve Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter, demokratik ve güçlü yapısının korunmasından yanayım.

**Bunun adı kavga değildir.

Bunun adı, memleket meselesidir

 

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!