‘Mavi gözlü başkumandan baktı saatına’… Nazım Hikmet’in kendi sesinden 30 Ağustos Bayramı

Nazım Hikmet 30 Ağustos 1961'de Budapeşte’den yayın yapan Bizim Radyo’da spiker Togay Benderli’ye yaptığı konuşma metninin tamamı.

‘Mavi gözlü başkumandan baktı saatına’… Nazım Hikmet’in kendi sesinden 30 Ağustos Bayramı
Adana’da 46 veli, çocuklarını bilimsel gezi için İsviçre’ye götürme vaadiyle para topladığını ancak program iptal edilmesine rağmen geri ödeme yapmadığını ileri sürdükleri emekli öğretmen hakkında şikayetçi oldu. Velilerden Ali Aslan, açıklama yaptı. (AA)\n

30 Ağustos 1961
Nazım Hikmet, Budapeşte’deki Bizim Radyo’da Spiker Togay Benderli’ye konuşuyor. 

Spiker: Bugün 30 Ağustos. Sizin ve dolayısıyla Türkiye halkının en büyük bayramlarından biri. Bu münasebetle hem size, hem bütün Türkiye halkını candan tebrik ederim. Acaba bize bu münasebetle bir şeyler söyler misiniz?

Nazım Hikmet: Evvela tebrikinize teşekkür ederim. Cidden, 30 Ağustos bizim Türkler’in en büyük bayramlarından biri ve zannediyorum ki yalnız bizim değil insanlığın bayramlarından biri.

Çünkü 30 Ağustos’ta ilk defa biz Türkler insanlığa, sömürgeciliğe karşı ve emperyalizme karşı muzaffer olabilmenin yollarından birini gösterdik. Bu da sömürgeciliğe karşı silah elde çarpışmakla olur.

Ve sömürgeciliğin her şeye rağmen yıkılmaya mahkum olduğunu gösteren milletlerden biri de benim milletimdir.

Bunun için cidden bu bayram büyük bayramdır. Ve bir daha tekrar ediyorum: Yalnız Türk milletinin bayramı değil, insanlığın da bayramlarından biridir.

Ben, yalnız izin verirseniz bu bayram günü benim “Milli Kurtuluş Destanı” ismindeki şiirimden kısa bir parçayı okumak istiyorum.

Zannederim bu şiirden size muhtelif parçalar okumuştum zaten. Şimdi kısa bir parçayı okumak istiyorum. Büyük Taarruz’a takaddüm eden son saatleri, en son dakikaları okumak istiyorum.

(Nazım Hikmet konuşmasının ardından şiiri okuyor…)

Dağlarda tek

tek

ateşler yanıyordu.

Ve yıldızlar öyle ışıltılı öyle ferahtılar ki

şayak kalpaklı adam

nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden

güzel, rahat günlere inanıyordu

ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,

birden bire beş adım sağında onu gördü.

Paşalar onun arkasındaydılar.

O, saati sordu.

Paşalar `”üç” dediler.

Sarışın bir kurda benziyordu.

Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.

Yürüdü uçurumun kenarına kadar,

eğildi durdu.

Bıraksalar

ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak

ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak

Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlayacaktı…

(…)

 

Nazım Hikmet

(Kuvayi Milliye, Adam yayınları, Ekim 1991, s. 82-83)