Ömer Kırlı yazdı…
Kadim toprakların rüzgârı, bazen sadece yaprakları değil, tarihin en asil sırlarını da fısıldar. Muğla… Nice medeniyetin izlerini bağrında taşıyan bu coğrafyada yürürken duyduğunuz o derin ses, sadece denizden esen bir esinti değil; o, bir asır öncesinden gelen hürriyet aşkının tok sesidir.
Şairin o meşhur mısralarında dile getirdiği o büyük ruhu hatırlayınca, ben de aynı derin hissiyatla diyorum ki: “Ah, şu çılgın Muğlalılar!”
Bu “çılgınlık,” yakıp yıkan bir öfke değil; esareti reddeden, özgürlüğe sevdalı bir ruhun şahlanışıdır. Bu topraklar kadim bir tarihe sahiptir; barışçıldır ama haksızlığa karşı dimdiktir. Esaretin gölgesini bile kabul etmeyen, vatanı için her şeyi göze alan bir vatanseverlik hikâyesidir bu.
MAKAM ODASINDAN YÜKSELEN YEMİN
Tarih 15 Mayıs 1919. Memleketin üzerine kara bulutların çöktüğü o zor günlerde, Muğla’nın vicdanı sessiz kalmadı. İstanbul suskun, Padişah suskun dururken, Belediye Reisi Ragıp Bey, sadece bir idareci değil, bir halkın haysiyetini omuzlayan bir önder olarak ayağa kalktı. Çağırdı… Ve Muğla’nın vatansever evlatları, o gün Muğla Belediye Başkanlık Binası’nda bir araya geldiler.
Orada sadece bir toplantı yapmadılar; bir gelecek kurdular. Belgeler bize o anı anlatıyor: “Kuran ve tabanca üzerine yemin ettiler!” Bu yemin, birilerine nefret kusmak için değil, bu kutsal toprakların özgürlüğünü korumak için edilmiş kutsal bir ahitti. Bu, Muğla’nın haksızlığa karşı en gür sesiyle verdiği bir yanıttı.
KOCA HAN’DAKİ BERABERLİĞİN ATEŞİ
O gün o odadan çıkan kararlılık dalga dalga yayıldı. Ragıp Bey’in sesi tellallarla sokaklara ulaştı; esnafı, köylüsü, genci ve yaşlısıyla herkes Koca Han meydanına aktı.
İşte orası, Muğla’nın bir yumruk olduğu andır! O gün o meydanda toplananlar, kimseye düşmanlık beslemek için değil, kendi evlerini, kendi bahçelerini, kendi istikballerini korumak için birleştiler. Hazırlanan o 4 maddelik bildiri, bir kavga çağrısı değil, hür yaşama iradesinin ilanıydı. Bu metin, Mutasarrıflık Binası’na ulaştırıldığında, tüm dünyaya şu mesaj veriliyordu: “Biz bu topraklarda hür doğduk, hür yaşayacağız!”
ÜÇ GÜNDE KENETLENEN BİR RUH
Muğla’nın bu eşsiz vatanseverliği, sadece sözde kalmadı. Mitingin hemen ardından, 16 Mayıs’ta “Menteşeliler Müdafaa-i Vatan Cemiyeti” kuruldu. Sadece üç gün içinde, 19 Mayıs’ta ise bu sivil irade, disiplinli bir milis kuvvetine dönüştü. Kaostan düzen, korkudan cesaret çıkaran bu hız, büyük bir milletin teşkilatlanma dehasıdır.
İşte bu yüzden, Muğla sokaklarında gezerken tarih size şanlı geçmişini fısıldar. Muğla kültürü, gelenekleri ve bu onurlu duruşuyla Milli Mücadele’nin en sarsılmaz kalelerinden biridir. Bu, bir gerçektir; bu, tarihin ta kendisidir.
Bu meseleyi idrak etmek, sadece bir tarih bilgisi değil, ortak bir vicdan meselesidir. O gün o yemini edenlerin mirası, bize sadece barışı ve özgürlüğü sevmemizi değil, bu değerlere sahip çıkmamızı öğütler.
Peki, ey Muğlalılar! Bu kadim toprakların bize fısıldadıklarını, o kutsal yeminin sesini bugün hala bütün ruhumuzla duyabiliyor muyuz?