Nereden çıktı bu 'Piyasa Demokrasileri'?

Ahmet Müfit yazdı...

Nereden çıktı bu 'Piyasa Demokrasileri'?

Joe Biden’ın Avrupa çıkarması, 2. Dünya Savaşı sonrasına benzer bir dünyanın, yeniden doğuşunun habercisi mi?

Yerli yabancı gazeteler, haber siteleri, televizyonlar işi küresel ölçekli bir güç/çıkar mücadelesi olmaktan çıkarmış, adeta Biden-Putin boks maçına, Kenedy’nin 1963 tarihli Berlin çıkarmasına dönüştürmüş olsa da, bir haftalık çıkarmanın sonucu, en azından görüntüde beklentilerin gerisinde kaldı. Ne olduğunu tam olarak anlamak için biraz beklemek, ABD, AB, NATO, Rusya ve Çin cephesinde yaşanacak gelişmeleri, atılacak somut adımları izlemek gerekiyor.

Benim bu yazıda dikkatinize sunmaya çalışacağım konu, doğrudan söz konusu geziyle ilgili olsa da, çok daha mütevazı bir başlıkla ilgili.

Bu yazıda, Biden’ın söz konusu geziyle, gezinin ABD açısından hedefleriyle ilgili olarak Washington Post gazetesine yazmış olduğu yazı içerisinde yer alan, “Ticaret ve teknoloji ile ilgili 21. yüzyılın kurallarını Çin'in veya başka birinin değil, 'piyasa demokrasilerinin' -yazıda 'market democracies' olarak geçiyor- yazmasını sağlamaya odaklanacağız” cümlesini ele alacak, günümüz ve gelecek perspektifi içerisinde tartışmaya çalışacağım.

İlk bakışta çok da önemli görünmeyen söz konusu cümleyi, önemli kılan husus cümle içerisinde yer alan, demokrasi kavramını, doğrudan piyasa ekonomileriyle yani kapitalizmle ilişkilendiren “piyasa demokrasileri” kavramı.

Kavram, iki boyutlu olarak önem taşıyor.

Birinci boyut, en basit haliyle “yönetim erkinin doğrudan doğruya halkın ya da özgürce seçtiği temsilciler eliyle kullanıldığı yönetim biçimi” olarak tanımladığımız “demokrasi kavramını”, doğrudan kapitalizmle, piyasa ekonomisiyle yani özel şirketlerin varlığıyla ve ekonomideki ana unsur olmalarıyla ilişkilendiriyor oluşuyla ilişkili. Farklı bir şekilde, piyasa ekonomisi dışı ekonomik politika tercihlerini -karma ekonomiyi, ekonominin kamu mülkiyeti esaslı olarak yapılandırılmış olmasını esas alan sosyalist ekonomi politikalarını- demokrasi dışı seçenek olarak değerlendiren, demokrasi kavramını daraltıcı bir tanımlamanın söz konusu olduğunu söylemek de mümkün.

İkinci boyut, içeriği piyasa ekonomileriyle ilişkilendirilerek yeniden tanımlanan demokrasi kavramının, yeni bir kırılmanın eşiğinde olan uluslar arası düzen tartışmalarının tam da odağına yerleştirilmek isteniyor olması ile ilgili.

Demokrasi kavramının içeriği yeniden tanımlanarak, piyasa ekonomisi ve demokrasi kavramları arasında normalde var olmayan, kavramların köken ve içerikleri nedeniyle kurulması olası olmayan ilişki, “insan hakları” ve “özgürlük” gibi iki temel kavram manüpile edilerek, mülkiyet hakkıyla ve bu hakkın toplumsal, siyasal ilişkiler bağlamında koşulsuz dokunulmazlık kazanmasıyla ilişkilendiriliyor.

2008 krizi sonrası ABD kentlerini dolduran evsizlerin, mülksüzlerin/bankalar tarafından mülksüzleştirilenlerin barınma hakkını insan hakkı olarak değerlendirmeyenler, mülkiyet hakkı ve sözleşme hürriyeti/özgürlüğü adı altında, demokrasi kavramını mülkiyet hakkıyla ve bu hakkın toplumsal ilişkiler bağlamında koşulsuz kullanımıyla, dokunulmazlık kazandırılmasıyla ilişkilendiriliyor. ABD Başkanı Biden’la İngiltere Başbakanı Johnson’ın, yaptıkları görüşme sonrasında “İkinci Atlantik Şartı” diyerek, “Demokrasi”, “İnsan Hakları” ve “Yolsuzlukla Mücadele” konularının, NATO’nun yeni “şartı” haline gelmesi gerektiğiyle ilgili yaptıkları açıklama bu açıdan büyük önem taşıyor. Bir zamanlar, Bush-Blair ikilisi tarafından terörle mücadele ve “kitle imha silahı var” yalanıyla savunulan askeri müdahaleler için yeni “meşrulaştırma" gerekçesinin “demokrasi” kavramı manipüle edilerek sağlanacağı/sağlanmaya çalışılacağı anlaşılıyor.

Yapılmaya çalışılan şeyi, ilki 1970’lerin ikinci yarısından başlayarak -Birgül Ayman Güler'in tanımlamasıyla “küreselci reformlar” eliyle- ve ABD’nin küresel patronajı altında organize edilecek neoliberal-küreselleşmeci yenidünya düzeni projesine, 2008 krizi sonrası büyük ölçüde kaybettiği ivmesini yeniden kazandırmak, ikincisi ise 14 yıla yaklaşan bu süreci kendi bağımsız güçlerini artırma yolunda başarıyla kullanan Çin ve Rusya’yı yeniden kontrol altına almak şeklinde birbiriyle ilişkili iki temel başlıkta tanımlamak da mümkün.

Sonuç olarak, küresel ölçekte, demokrasi bazı temel kavram ve değerlerin değiştirilen, yeniden tanımlanan içerikleriyle, manipülasyon aracı ya da manivela olarak kullanılacağı, yeni bir saldırının hazırlıklarının yapılıp, tohumlarının atıldığı bir sürecin başlangıcında olduğumuzu söylemek mümkün. Konuyu ulusal ölçekte değerlendirdiğimizde, bu gelişmeleri, 70’lerin ikinci yarısından itibaren büyük sermaye, sermaye medyası, liberal kandırılmışlar ve laiklik, ulus devlet gibi kavramlara kökten karşı dini ve etnik referanslı siyasi yapılar eliyle/işbirliğiyle gerçekleştirilen deformasyon sürecine benzer yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendirmek sanırım yanlış olmayacaktır.

80’li yılların başından itibaren Neoliberal küreselleşmeciliğin ülkemiz basınındaki Amiral Gemisi misyonunu üstlenmiş olan Hürriyet Gazetesi’nin, ulus devletin deformasyonu yıllarının değişmez Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’ün, “Dirsek dirseğe, kol kola, yüz yüze, baş başa Avrasyacılığın sonu mu” başlıklı, adeta Nazım Hikmeti’in “Güneşin sofrasında Söylenen Türkü” isimli şiiriyle dalga geçer bir başlıkla ve “sevinç” nidalarıyla süslü yazısının, Yargıtay’ın Balyoz Davası kararının bu anlamda önemli referanslar olduğu kanısında olduğumu da söyleyerek bitireyim.

Kaynaklar:

  1. https://www.washingtonpost.com/opinions/2021/06/05/joe-biden-europe-trip-agenda/

  2. https://sbfdergi.ankara.edu.tr/dergi/pdf/76/2/1-----1791-Birgul-Ayman-Guler.pdf

  3. https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ertugrul-ozkok/

  4. https://kitapeki.com/11-siiriyle-gunesin-sofrasinda-turku-soyleyen-sair-nazim-hikmet/

  5. https://www.dailymotion.com/video/x2gwsmb