Nihat Genç, Hasan Ali Toptaş'a övgüleri böyle eleştirmişti

Hasan Ali Toptaş’la ilgili taciz iddiaları sosyal medyada gündem olurken akıllara Necip Hablemitoğlu adına verilen "onur ödülünün" üç yıl önce Toptaş'a verilmesi geldi. Veryansın TV yazarı Nihat Genç'in, Toptaş'a ödül verilmesine ilişkin yazıyı tekrar hatırlatma ihtiyacı duyduk.

Nihat Genç, Hasan Ali Toptaş'a övgüleri böyle eleştirmişti

Sosyal medyada 20’yi aşkın kadın yazar Hasan Ali Toptaş’la ilgili yaşadıkları taciz ve cinsel saldırıya varan olayları anlattı. 

İddialarla ilgili sosyal medya hesabından açıklama yapan Hasan Ali Toptaş ise “İnsan eril failliğin ne olduğunu anlayana kadar karşı tarafta ne büyük yaralar açtığını bilmeden, fark etmeden, düşünmeden hatalar yapabiliyor” ifadelerini kullandı.

İlgili haber: Yazar Hasan Ali Toptaş'ın tacizleri ifşa oldu... Özür diledi

Liberal fikirleriyle bilinen Hasan Ali Toptaş, 2017 yılında Hablemitoğlu Ankara Enstitüsü tarafından 3’üncüsü düzenlenen “Toplumsal Duyarlılık Ödülü”nü alan isimler arasında yer almıştı.

Çankaya Belediyesi'nin ev sahipliği yaptığı törene çok sayıda CHP'li yönetici katılmıştı.

O dönem Odatv'de yazan Nihat Genç, Toptaş'a ödül verilmesini eleştirmiş ve "Nijerya’nın Nihat Genç’i Doğu’nun Kafka'sına karşı" başlıklı yazıda şu satırları yazmıştı:

Yine bir dava yine ifade vermek için adliye yolundayız. İfade vermek insanın bir iş gününe mal oluyor. Mecburen bir gün iptal. Gününü saatini unutmayayım diye ‘gel’ kağıdını aylardır cüzdanımda taşıyorum yine de unutmuşum. İkincisi geldi, gelmezsen zorla getiririz diye. Sabah kalkıp çabuk çabuk gazeteleri siteleri okuyor bir taraftan da alelacele hazırlanıyorsun. Durağa koştum taksiye atladım. Elimde cep telefonu trafik içinde birkaç yazı makale okuyayım bari. ‘İnsanbu’ sitesinde Kaan Arslanoğlu’nun bir yazısına denk geldim.

Şaşırdım kaldım, FETÖ'cülerin katlettiği değerli aydın Necip Hablemitoğlu adına onur ödülleri veriliyormuş, ödül verilenler arasında bir isim, romancı Hasan Ali Toptaş. Ne alaka? Hayatında bir kez Necip Hablemitoğlu’nu ağzına almamış bir yazara niye ve üstelik ‘onur ödülü’ verilir. Düşünme böyle şeyleri, boş ver, geç, dedim. Kaan Arslanoğlu’nun yazısı mızrak gibi sırtıma saplandı, başka yazılara geçtim ama zihnim geçmiyor. Takılı kaldım.

Necip Hablemitoğlu gibi katledilen aydınların ve ailelerinin bizler için kutsiyeti büyüktür kılçıklı bir mevzu üzerine konuşmak zordur. Şengül Hablemitoğlu hanımefendinin tek başına verdiği onur mücadelesine gözlerimizle şahidiz. Yıllarca ne kadar itilip kakıldığına susturulduğuna ve hakkını aramak için yola çıksa önünün kesildiğini bilmeyenimiz yoktur.

Hatırlatmak görevimiz, Necip Hablemitoğlu’nun ölümü sonrasında geçen beş-altı yıl gibi uzun yıllar Türk medyasında yazarlar korkudan Necip Hablemitoğlu ismini geçirmedi. Geçiremedi. Mesela öldürülen aydınlar Uğur Mumcu, Hrant Dink isimleri geçiyor ama Necip Hablemitoğlu ismi hiçbir haber yazı içinde yazılamıyordu. Yıllarca Necip Hablemitoğlu ismi yalnız bırakıldı ve insanlık gözleri bu topraklarda ismini anacak haykıracak soracak yazarlar-aydınlar aradı.

Sonra FETÖ savaşları başladı ve yaralı acılı ailesinin büyük gayretleriyle nihayet cümle içinde Necip Hablemitoğlu ismi geçmeye, beş altı yıllık suskunluktan sonra ekranlarda nihayet konuşulmaya ve ölümü üzerine sorular sorulmaya başlandı.

Bu uzun süreçte, hem Taraf gazetesinde yazıp hem Taraf ağzı kullanıp hem Taraf gibi kalan insanların-yazarların-menejerlerin ödülü almalarını kaldıramayız.

Hem yıllarca ismini ağzına almaya bir röportajda bir makalede geçirmeye korkacaksınız ve fırtına dindikten sonra gidip onur ödülü alacaksınız.

Bu bir ‘haysiyet’ sorunudur.

Ucuz edebiyatın ucuz ayak oyunlarıyla birileri haysiyeti fiyatlandırıp piyasaya düşürmüş, haysiyet’in ‘piar’ı (PR: Halkla ilişkileri) olur mu, oluyor işte.

Bakıyoruz kimdir bu yazar, öteden beri tanıdığımız zavallı bir yazar, yazdıkları nedir, ‘eh işte’ ‘fena değil’, de gitsin, değil. Yazar mı yazar dişe dokunur bir şeyler yazmış mı, yazmış, burada kal, değerini hak ettiği yere saygıyla koyuver, değil, o yere göğe koyamayan abartmalar ne öyle, bu ne değneksiz piar çalışması?

Elif Şafak’ın da bir zaman adı henüz bilinmiyorken İslamcı muhafazakar kesimin kalkıp büyük Mevlana ödülü vermesi, hep aynı piar teranesidir, o gün susanlar bugün sonuçlarından utanıyor olmalı. Türk Ordusu tasfiye edilirken ses çıkartmayıp Fransız Ordu Nişanını alan Yaşar Kemal’in bu ödül düşkünü hallerini bir daha hatırlatalım, nedir bu ödül aşkı?

Onlarca yıldır başımızı kaldırıp bakacak zamanımız olmadı, ama bir şekilde önüne çıkıyor işte, menejer ve ‘piar’ çalışmasının edebiyatın önüne geçip algı ve beğeni oluşturduğunu görünce insanın kusası geliyor, bakın, piar’ın mottosuna: Doğu’nun Kafkası.

Doğu’nun Kafkasıymış?

Yazarımızdan bu saçma sapan benzetmeye tek itiraz da yok.

Bu abartılar denizinde ülkemiz bir rekorlar ansiklopedisini hak ediyor, bir zamanlar da Hilmi Yavuz için son iki yüz yılın en büyük şairi denmişti, başını mağrurca eğip kabul edip yan cebine koyuvermişti, sonrası malum FETÖ’nün gazetesinde suçüstü yakalandı, bu iki yüz yılın en büyük şairi(!).

Bir zamanlar da Nijerya’nın Nihat Genç’i vardı, pek gülmüştüm, bir yayıncı arkadaşım anlatmıştı, Nijerya’da bulunmuş bir arkadaşımızın canı sıkılmış bir Nijeryalı yazarın kitabını çevirmiş, yayınevine getirmiş, yazarını tanıtırken, bu yazar demiş nasıl anlatayım Nijerya’nın Nihat Genç’i.

Buradan da Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu’na sesleniyorum, bu yazımın başlığını Nijerya’nın Nihat Genç’i Doğu’nun Kafka'sına Karşı, diye koyun.

Üstelik piar çalışması yazarın eserinden çok yazarımızın ‘tevazusunu’ öne çıkarıyor, yazdıklarından çok tevazusu dile getiriliyor, kendisi maşallah pek mütevazi ama bu piar piyasasında menejerinin hırsı götünden fışkırıyor.

Okumuş yazmış bu işlerden anlayan kime sorsanız Doğu’nun Kafkası’ndan dört beş sayfayı zor okur. Henüz kitap tanımamış gençler pek heveslenir ama kitap tanıyanlar için bu kitaplar ‘işkencedir’. Türk Edebiyatı’nın çok gerisindedir. Felsefi siyasi edebi derinlikleri insanı utandıracak kadar ‘kasabalıdır’. Edebiyat değeri hiç yoktur demiyorum çok düşüktür. Yani bir enerjisi olmayan kuru yavan ölü bir edebiyattır, bu tür ‘heveslilerin’ de edebiyata katkıları az da olsa vardır ancak Türkiye’nin en büyük romancısı gibi saçma sapan sıfatları bu ülkenin edebi ortamına düpedüz tecavüzdür...

Yandaş medyanın entelektüel bir hassasiyeti hiç olmadığı için, bakıyorsun, Hasan Ali Toptaş’a dair yazıp çizdiklerine, ipin ucunu nasıl kaçırmışlar, mübarekler ellerine kalem almasın peygamber naat’ı gibi herkesi arşı alada ağırlıyorlar, aman Allah’ım, Türkiye’nin en büyük romancısıymış, romanın şahıymış sultanıymış, pek yakında cübbeli Ahmet hoca’dan bir Hasan Ali Toptaş vaazı gelirse şaşırmayın.

Zaten Doğu’nun Kafkası yazarımıza siyasi ve sosyal gerçekliğiyle bugün olup biten bu dünya sorulduğunda ‘benim bu ölümlü dünyayla işim yok’ diyor, diyor ama bu ölümlüler dünyasının ödüllerine manşetlerine holdinglerine koşuşturmaktan maşallah hiç geri hiç kalmıyor. Bozkırın tenekesi.