Özel yaşama müdahale!

featured

Kemal Anadol yazdı…

3 Kasım 1941 doğum günümdü. Rastlantıya bakın ki, 3 Kasım 2002 seçimlerinde AKP tek başına iktidara gelmiş, bir dönem önce baraj altında kalan CHP ise tek başına muhalefet konumuyla meclisteki sıralarına dönmüştü. Ben de son vekilliğimin üstünden geçen on bir yıl sonra, 61 yaşımda tekrar parlamentoya girmiştim. O günlerde AKP, dünyaya, Avrupa Birliğine ve Türkiye kamuoyuna verdiği mesajlarla değiştiğini, yenilendiğini anlatmak ve muhataplarını inandırmak istiyordu. Önce 3 Y ortadan kalkacaktı: Yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklar! Bu konularda ne kadar samimi olduğunu kanıtlamak için Başbakan Erdoğan 2003 yılında “Üstümüzdeki milli görüş gömleğini çıkardık” diyordu. Bu sözleri meclis kürsüsünden yanıtlamıştım: “Gömlek çıkarmak kolay ama deri değiştirmek imkânsız!”

Bugün 81 yaşımdayım. Bu, ömrümün yirmi yılının AKP iktidarında geçmesi demektir. Daha da önemli olanı, 2002 yılında doğan çocukların bugün yirmi yaşına girmiş olmalarıdır. Yirmi yıl sonra geldiğimiz yaşam koşulları ortada. Yolsuzlukla ilgili söylentiler ve savları bir yana bırakalım. İki küçük örnek ortada; Muğla ağzıyla durup duru! Bakanlığına deterjan satan bakan, mafyadan her ay on bin dolar alan eski veya yeni vekil! Ne Cumhuriyetin Savcıları soruşturma açtı ne de devletin denetleme kurumları.

Yoksulluğu ise hiç sormayın! Türk-İş’e bağlı TES-İŞ Sendikası rakamlarına göre 1 Mayıs 2022 tarihi itibariyle:

Açlık Sınırı: 6:017 TL. Mevcut asgari ücretin 1764 TL üstünde. Mutfak enflâsyonundaki artış, aylık %13, son 12 aylık %107 oranında.

Yoksulluk sınırı: 19.602 TL. Temel ihtiyaçları karşılamak çok güçleşti. Bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyeti 7.866 TL.

Yasaklara gelince… Bugün herkes konulan yasakları hayretle, dehşetle ve ibretle izliyor. İptal edilen festivaller, konserler. Üstü çizilen ve ambargo konulan sanatçılar. Parklarda spor yapılmasına çıkarılan engeller… “Hakkınızda CİMER’e şikâyet var!” Yani imzalı veya imzasız bir kişinin CİMER’e başvurması yasak için yeterli öyle mi? Yargı kararına filân gerek yok!

İktidar sözcüleri veya yandaş basın isteği kadar gerekçe sıralasın bu yasakların inandırıcılığı yok! O zaman sormazlar mı? “AB’ye girdik” diye gündüz vakti Kızılay meydanında fişek atarken bugünkü   yasaklar neredeydi?

Yasakların hukuksal tanımına gelince. Bu konuda yetkin bir ceza hukukçusu Prof. Dr. Ersan Şen’in 14. 02.2013 günü Haber 7 com. Sitesinde yayınlanan görüşlerine aynen katıldığımı söylemekle yetiniyorum:

“Sadece suçun işlenmesini önlemek, kamu düzen ve güvenini korumak ve kamu esenliğini korumak gibi soyut gerekçelerle temel hak ve hürriyetlere sınırlama getirilmesi mümkün değildir. Kişi hak ve hürriyetlerine Anayasa ve kanunla sınırlama getirilmesi doğrudur. Dayanağını Anayasa ve kanundan almayan sınırlama yetkisi kullanılamayacağı gibi, soyut ve geçici hükümler kullanmak suretiyle de insan hak ve hürriyetlerine sınırlama getirilemez.”

Bu durumda, Refah Partisi İstanbul İl Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 1993’te yayınlanan İkinci Cumhuriyet Tartışmaları adlı kitapta yer alan görüşleri çağrışım yapıyor: “Bize göre demokrasi amaç değil ancak bir araçtır. Hangi sisteme girmek istiyorsanız, bu düzenin seçiminde bir araçtır.”

Alkol ve sigara yasakları konusuna gelince… Gelecek kuşakların sağlıklı yetişmesi amacıyla devletin birtakım önlemler alması olağandır. Burada önemli olan şu soruya verilecek yanıttır. Mevcut iktidar alkole karşı caydırıcı uygulamaları toplumun esenliği açısından mı gerçekleştiriyor; yoksa ideolojik amaçla mı?

Avrupa’da özellikle İsveç’te alkole karşı koruyucu modeller uygulanıyor. 18 yaşından küçüklere satış yapılmaması. İçki satan büfelerin Pazar ve tatil günleri yasaklanması; ülke içi satışların ülke dışı satışlardan daha pahalı olması gibi. Devlet sivil toplum örgütleriyle iş birliği yaparak bu görevini yerine getiriyor. Ama devletin, yerel yönetimlerin, kooperatiflerin ve özel sektörün lokantalarında içki yasağı yok! Trafikte polis alkole karşı mutlak acımasız. Ama içkili yerleri kent dışına çıkartma, onlara baskı yapma amacıyla yerli yersiz ceza kesme yok!

Recep Tayyip Erdoğan 31 Mayıs Dünya Tütünsüz Günü Gençlik Buluşmasında yaptığı konuşmanın bir yerinde şunları söylüyor:

“(…) Vergiyi artırıyoruz, bundan da rahatsızlar. Hem suluda hem sigarada artırıyoruz. Hayret! Aç, sefil geziyor ama rakıyı almaktan geri durmuyor.”

Bu sözler birçok gerçeği ortaya çıkarıyor. Erdoğan’ın yakın zamanda söylediği “Ülkede aç filân yok. Vicdansızlık etmeyin” sözleri kendi ifadesiyle gerçek dışı demek ki. Demek, ülkemizde aç ve sefil gezenler varmış! Demek, içki tüketimine karşı özellikle vergileri yükseltip, içenlere parasal engel çıkartılıyormuş. Lâik, demokratik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nde alkol tüketimi tamamen yurttaşların tercihine bırakılmıştır. Yasak söz konusu değildir. Alkol gereksinimi belirleyen tek ölçü yurttaşların özgür iradesidir. İsteyen içer istemeyen de içmez. O kadar. Zaman ve mekâna göre konan kısıtlamalar da ancak yasa ile belirlenir. Seçim ve nüfus sayımı kısıtlamaları, işyerleri ve kamu görevindeki yasaklar gibi.

Son zamlarla birlikte ortaya çıkan rakamlar, alkole uygulanan dolaylı bir cezadan başka bir anlam taşımıyor: 70’lik rakı 375, 35’lik rakı 200, 100’lük rakı da 500 TL. 70’lik rakının bayi kârı ve diğer giderleri: 85,65 TL. ÖTV: 189,78 TL. KDV: 49,57 TL. Toplam vergi tutarı: 239,35 TL. Kutu biranın fiyatı ise 26 ile 31 lira arasında değişiyor.

4.253,40 yani, dört bin iki yüz lira kırk kuruş asgari ücret alanlar, çalışan nüfusun %41’ini oluşturuyor. Yani sigortalı her 10 her on kişiden dördü asgari ücretle çalışıyor. Bu zamlarla asgari ücretlilere dolaylı ve fiili olarak içki yasaklanmış oluyor. Zamların anlamı budur. Bu da bal gibi özel yaşama müdahaledir!

AKP iktidara geldikten sonra Vilayetler evi, polis ve öğretmen evleri, belediyeler sosyal tesislerindeki yasaklar, amacın toplumun sağlığını korumak değil bal gibi ideolojik olduğunu gösteriyor. Ayrıca alkol satışından para kazanan büfe ve işyeri sahiplerinin durumu da hiç dikkate alınmıyor ve onlar ötekileştiriliyor. Muhalefet partileri de durumu şaşılacak bir sessizlikle izlemekle yetiniyorlar. Oysa durum oy hesabından öte anlam ve tehlike taşımaktadır.

Toplum sağlığı açısından gerçek tehlike şimdi başlıyor. Esnaf birliklerinin yöneticileri, doktorlar, büfe sahipleri, akşamcılar, arada bir içenler hepsi yöneticileri uyarıyor. Bu zamlar ve uygulamalar merdiven altı üretimi teşvik ediyor. Sağlıksız ve denetim dışı üretilen alkol toplum sağlığı için en büyük tehlikedir. Bu tehlikeyi “Ölürlerse ölsünler” vicdansızlığı ile hafife alamazsınız. Dördüncü Murat kafası ve zehir hafiye anlayışı ve önlemleri ile de önleyemezsiniz.

Dikkatli olalım. Toplum sağlığını korumak gerekçesiyle yapılan zamlar bumerang gibi geri dönecektir. Gerçek tehlike de o zaman kendini gösterecektir. Şimdiye kadar sahte rakı ile ölenler yeterli örnek değil mi?

Özel yaşama müdahale!

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!