1. Haberler
  2. Siyaset
  3. Özgür Özel: Erdoğan’dan bir tek şey istiyoruz…

Özgür Özel: Erdoğan’dan bir tek şey istiyoruz…

CHP lideri Özgür Özel, "Erdoğan’dan bir tek şey istiyoruz. Sandık istiyoruz, erken seçim istiyoruz. Zira bu iktidarın sorun çözme kapasitesi kalmamıştır" dedi ve çarenin iktidar değişimi olduğunu söyledi.

featured

CHP’nin “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinglerinin 87’ncisi Niğde’de yapıldı.

Mitingde konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Buraya depremin üçüncü yılında deprem bölgesinde en ağır hasar alan 6 ilimizden, ilçelerimizden, o depremde yakınlarını kaybedenlerin yanından, konteyner kentlerden, sokaklardan, açlıktan, acıdan geliyorum” diyerek, şöyle devam etti:

“Bir kez daha milletimizin başı sağ olsun. Böyle acılar görmeyelim. Bir daha yaşamayalım diye diliyorum. Ve bu meydandan deprem bölgesine bir büyük selam yolluyoruz. Geçtiğimiz haftayı herkes sevdikleriyle geçirdi. Ben geçtiğimiz hafta Osmaniye’deydim. Kahramanmaraş’ta, Gaziantep’te, Adıyaman’da, Malatya’daydım. Konteyner kentlerdeydim. Depremzedelerle el eleydim, gönül gönüleydim.

‘NİYE REZERV ALANLA BU İNSANLARIN HAKKINI YİYORSUNUZ, ÜZÜYORSUNUZ?’

Sayın Erdoğan da geçen haftayı ‘eli kanlı katil’ dediği Suudi Arabistan prensi ile birlikte, ‘darbeci’ dediği Sisi ile birlikte geçirdi. Nihayet bütün Türkiye’ye geldi. Nihayet lütfedip Osmaniye’ye gitti. Bir büyük sahne kurdurdu. O sahnenin üstünden depremzedeye videolar izletip, sahneden inmeden, sokağa girmeden, konteyner kentlerdeki durumu görmeden, milleti dinlemeden, kendini dinletti. Olur olmaz şeyler söyledi, gitti. Oysa biz ona deprem bölgesinden hep birlikte seslenmiştik. Dedik ki: ‘Burada depremin 3. yılında bir yılda yapacağım’ dediğiniz konutları bir yılda yüzde 2’sini yapmışken, ikinci yılda yüzde 30’unu yapmışken, 3. yılda daha kendi rakamlarınızda yüzde 70’teyken, 270 bin kişi konteynerlerde kalıyorken artık bu işleri bir tarafa bırakalım.

‘ERDOĞAN’A ÇAĞRIMDIR: BOŞ SENETLERİ YIRTIP ATALIM’

Mademki motorlu taşıtlar vergisini iki sefer aldınız, KDV’yi ikiye katladınız, ÖTV’yi aldınız, yurt dışı çıkış harçlarını arttırdınız. Deprem için 71 milyar dolar topladınız. Artan vergilerden, kampanyalardan, bağışlardan. 40 milyara bu evler bitti diyorsunuz. O zaman madem bu para toplandı, bu depremzedeye anahtar vermeden önce niye boş senet imzalatıyorsunuz? Niye, 18 yıl bu insanlar para versin? Niye rezerv alanla bu insanların hakkını yiyorsunuz, üzüyorsunuz? Ve dedim ki gelin bu boş senet utancını bitirin. Faiz ayıbını ortadan kaldırın. Mücbir sebebi yeniden uzatın. Rezerv alan sıkıntılarını çözün. Konteyner çilesini bitirin. Kira destek olun, ev verin, başlarını sokacak bir yer verin. Bunları söylersen ‘teşekkür edeceğim’ dedim. Dün Osmaniye’de çıktı, hiç bunlardan bahsetmedi. Buradan deprem bölgesine sesleniyoruz. O evler, o yapılan evler eksiklikleri var, tadilat ister, güçlüğü var. Bu milletin ödediği vergilerle, bu milletin kampanyasıyla, bu milletin parasıyla yapıldı. Fazlasıyla da o paralar toplandı. Biz deprem bölgesine ne yaptıysak helali hoş oldu. Erdoğan’a çağrımdır. Boş senetleri yırtıp atalım. Depremzedeye senet imzalatmayalım. Helal hoş olsun.”

‘SANDIK İSTİYORUZ, SEÇİM İSTİYORUZ’

Özel, “Biz artık bu meydanlarda birazdan söyleyeceğim emekli için, emekçi için ya da bu meydanda Niğde için bu iktidardan bir şey istemekten vazgeçtik. Çünkü hiçbirini yapmıyorlar. Emekliye bin lirayı reva görüyorlar. Niğde’yi 30 senedir bekletiyorlar ve hiçbir sorunu çözmüyorlar. Onun için ne havaalanı, ne müze, ne başka bir şey, ne patatese fiyat, ne emekliye zam; bu iktidardan, Erdoğan’dan bir tek şey istiyoruz. Sandık istiyoruz, erken seçim istiyoruz” dedi.

İktidarın sorun çözme kapasitesinin kalmadığını belirten Özel, “Erdoğan’ın enerjisi, inancı, mücadelesi tükenmiştir. Bu ülkenin yeni bir enerjiye, yeni bir yola çıkışa, 100 yıl önce olduğu gibi milleti seven, kuşatan, halktan yana, haktan yana, eşitlikten yana, milletten yana, yoksuldan yana, emekliden ve emekçiden yana bir halkın iktidarına ihtiyacı var. Çare iktidar değişimidir” ifadelerini kullandı.

Özel’in diğer açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

‘CHP İKTİDARINDA KDV YOK, ÖTV YOK, MAZOT 35 LİRA’

Hepinizi çok seviyoruz Niğde, hepinizi çok seviyoruz! Niğde’nin AK Partilisini de, MHP’lisini de, İYİ Partilisini de… Öyle ya, Niğde’nin bütün demokratlarına sesleniyoruz. Bakın bu ay yıldızlı al bayraklara bakın. Bu bayraklardan alır rengini Türkiye İttifakı. İçinde sosyal demokratlar da var, muhafazakar demokratlar da; içinde milliyetçi demokratlar da var, Kürt demokratlar da. Yeter ki vatanı sevsin, bayrağıyla sorunu olmasın, ülkenin bölünmez bütünlüğünden yana olsun, Atatürk sevgisi olsun. Tüm demokratlara canım feda olsun!

Ayrıca, ayrıca sadece faiz silmek değil; çiftçinin kullandığı mazot… Bugün gemilerden adam armatör, 30 tane gemisi var; mazotu ÖTV’siz alıyor, KDV’siz alıyor. Armatörün koca gemilerine bedava, burada benle yaşıt traktör var; traktöre koymaya gelince ÖTV öde, KDV öde, mazot 60 lira! Buradan Niğde meydanından söz veriyorum: CHP iktidarında KDV yok, ÖTV yok, bundan sonra mazot 35 lira, 35 lira!

Çiftçiye mutlaka destekleme çok önemli. Planlı üretim önemli, fiyat garantili, alım garantili üretim önemli. Devletin kurumlarının planlama yapması, doğru ürüne yönlendirmesi, alım garantisi vermesi önemli. Bunların tamamı sosyal demokrat anlayışla hayata geçirilecek ve sorunları kökünden çözecek uygulamalar. Bunun için kaynak var mı? Var.

Örneğin bütçede kanuna göre gayrisafi milli hasılanın %1’i bu işlere verilmesi lazım. O para 772 milyar lira ama bu sene bütçeye 168 milyar koydular, yani binde iki! Buradan söylüyorum; Niğdeli patatesçi, Niğdeli soğan üreticisi, Niğdeli çiftçi… Oyu Cumhuriyet Halk Partisi’ne, oyu Türkiye İttifakı’na vereceksin; beşin birini değil, hakkının tamamını alacaksın, tamamını!

‘LAHANANIN BENİM İÇİN BİR ANLAMI VAR’

Eskiden ne vardı? TEK. Yani Türkiye Elektrik Kurumu. TEK ne düşünüyordu? Her şeyi düşünüyordu ama bir tek şeyi düşünmüyordu TEK: Tarlada domates var, sulanacak; sulamazsan yanacak, TEK gelip o gün elektriği kesmezdi. Lahana suluyorsun; gelip elektriği kesmezdi. Ne yapardı biliyor musun? Ne yapardı? Yazsa yazın sonundaki hasadı, kışsa günü gelip ürün satılınca paranın alınacağı zamanı bekler, yılda iki kere para alırdı ve Türkiye Elektrik Kurumu Türkiye’nin çiftçisini desteklerdi.

Şimdi her yerde başka bir adı var; DEDAŞ, GEDAŞ, EDAŞ, BEDAŞ… Bunlar her ay para isterler. Günlük faiz uygularlar, biraz geciktin mi elektriği keserler, ürünü yakarlar. Bu meseleyi kökünden halledeceğiz; geldiğimizde tarımsal elektriğin ödemesi ürünün parası geldikten sonra olacak. Söz veriyoruz!

Şimdi bu lahananın benim için bir anlamı var. Benim dedem Abdullah Ağa 104 yaşında öldü. 99 yaşına kadar kendi ürettiği lahanasını, ıspanağını, pırasasını kışın gider Manisa’da pazarda satardı. Bu lahanalar kışın olur, kocaman bir havuz olur, havuz buz tutar. Dedem beni çıkartır, ben elimde bir taşla havuza önce atardım, buzu kırardım; üstüne bu lahanaları atardık. Dedem bunları çıkarır çıkarır yıkar, arabaya dizerdi. Sonra da onları satardık.

Dedemin parmakları; sonradan öğrendik, dedem ‘mafsal romatizması’ diyordu; eklem romatizması, romatoid artrit… Parmaklar dönmüş, kıvranmış. Dedemin beş tane bir halam, dört amcam var. Dedeme diyordum ki –bir tek babam okumuş– ‘Dede senin parmakların niye böyle yamulmuş?’ Böyle gösteriyordu; ‘Aha bu Telat’ı okuturken oldu’ diyordu. ‘Telat’ı okuturken oldu’ diyordu. Elleri nasırlı, dirsekleri çürümüş, gözlük camı büyümüş; çalışa çalışa parmakları terse dönmüş bütün emeklilerin, bütün büyüklerin ellerinden öpüyorum.

‘BEŞ EMEKLİ BİR OLSA BİLE YOKSULLUKTAN KURTULAMIYOR’

Emekliye 20.000 lira verdiler. Asgari ücretliye 28.000 lira verdiler. Çiftçi ortalama 19.700 lira kazanıyor. Oysa açlık sınırı 31.000 lira. Yoksulluk sınırı 102.000 lira. Beş emekli, beş emekli bir olsa, paraları bir yere koysa, birine verse, biri bile yoksulluktan kurtulamıyor. Hiçbir zaman, hiçbir zaman asgari ücret ilan edildiği gün açlık sınırının altında değildi; bu sene öyle oldu. Beş emekli birleşse yoksulluktan kurtulamıyor, bu hale getirdiler.

ERDOĞAN’IN 2005 YILINDAKİ SÖZLERİNİ HATIRLATTI

Ve buradan size soruyorum; bunların sebebi kim? Erdoğan. Buradan, Niğde’den ilk kez Erdoğan’a hatırlatıyorum. 2005 yılı… Gazetelerde manşet. Demişsin ki: ‘3 yıl öncesine göre daha az ekmek alıyorsanız bana beddua edin.’

Bakın bugün 2026; en düşük emekli maaşı 20.000 ve 1.300 ekmek alabiliyor. Oysa üç yıl önce –diyor ya, ‘üç yıl öncesine göre azalıyorsanız’– üç yıl önce en düşük emekli maaşı 7.500 liraydı ve 1.500 ekmek alıyordu. Üç yılda 200 ekmek kayıp. Hele hele o sözü söylediği 2005 yılında en düşük emekli maaşı 640 lira; 2.100 ekmek alıyor. 2.100 ekmek alan maaştan 1.300 ekmeğe düşmüşüz. ‘Üç yıl öncesine göre azsa beddua edin’ diyor ya; 1.500’den 1.300’e, son üç yılda 200 ekmek kaybetmişiz.

Buradan Erdoğan’a sesleniyorum: ‘Daha az alırsam bana beddua edin’ demişsin. O kötü söz… Beddua bize yakışmaz, beddua Niğde’ye yakışmaz, beddua emeklinin ağzına yakışmaz. Ama dua ediyoruz, dua: ‘Allah’ım sen bu emekliyi bu Erdoğan’ın yoksullaştırmasından, Erdoğan’ın iktidarından, AK Parti’nin kara düzeninden kurtar. Allah’ım sen bu asgari ücretliyi açlık sınırına mahkum eden AK Parti’nin kara düzeninden kurtar’. ‘Allah’ım bunların olması için bu ülkeyi sağ salim bir erken seçim sandığına kavuştur ya Rabbim!’…

‘EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞI 1,5 ASGARİ ÜCRET OLACAK’

Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında önce şunun sözünü veriyoruz, her yerde bilin; CHP iktidarında en düşük emekli maaşı önce bir asgari ücret, sonra 1,5 asgari ücret olacak. Bunda inanmayacak, şaşacak, şaşıracak, tartışacak bir şey yoktur. Niye?

Çünkü o beğenmedikleri, dalga geçtikleri, ‘Yaşlısın deyip görevi bırak, ölünce mi bırakacaksın?’ dedikleri rahmetli Ecevit’in, Mesut Yılmaz ve Sayın Bahçeli ile kurduğu 1999-2002 arası iktidarda en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. Bunu hiç ellemeseler, bugün bu meydanda en düşük emekli maaşı alanlar 20.000 lira değil, 42.000 lira alıyor olacaklardı.

Hemen şurada kuyumcu var, hemen şurada. Gidin o kuyumcuya sorun: Tayyip Bey geldiği gün çeyrek altın kaç para, sizin maaş kaç para? En düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyordu; şimdi sizin 20.000 liranız 1,5 çeyrek altın alıyor. Öyle böyle değil; emeklinin öfkesi boşuna değil. 8 çeyrek altından 1,5 çeyrek altına geriletmek öyle alım gücü kaybı falan değildir. Türkiye’deki 16 milyon emeklinin geleceğini çalmaktır, huzurunu çalmaktır, ekmeğini, aşını çalmaktır!

İBB DAVASI İÇİN CANLI YAYIN TALEBİNİ YİNELEDİ

Aslında siyaseten tükendiklerini, tek ümitlerinin o Başsavcı’nın yapacağı operasyon olduğunu itiraf ettiler. Bakın; 19 Mart’tan beri Niğde’nin güzel insanlarının vicdanına sığınırım. Bakın; 560 milyar lira yolsuzluk dediler, 560 kuruşunu ispat edemediler. 1200 cep telefonu alındı dağıtıldı dediler, yalan olduğunu itiraf ettiler. Parkelerin altında 2 milyon Euro para bulundu dediler, iddianameye koymadılar; ‘Yanlış duymuşum’ dediler. Ekrem İmamoğlu’nun lüks araçları diye bir garaj gösterdiler, MHP’li milletvekilinin çıktı. ‘Para dolu valizler’ dediler, içlerinden çamur çıktı. Gaziosmanpaşa Belediyesi’ni bastılar, kasadan dolar gösterdiler; baktık ki gerçek arama kaydında içerden bir tek resmi mühür çıktı. TRT’ye sorduk ‘Bu görüntü nerden çıktı?’ diye; ‘Orijinalini bulamadık, stoktan kullandık’ dediler.

Tamamı yalan çıktı, tamamı yalan! Bakın; iddianamede bahar geçti, koca yaz geçti, sonbahar geçti; üstünde tepindikleri ne varsa yalan çıktı, sahtekarlık çıktı. Hiçbirisi iddianamede çıkmadı. O günlerde ‘Güçlü bir iddianame gelecek’ diyorlardı; ben arkadaşlarıma güvendim, canlı yayın istedim. Devlet Bahçeli de bana destek çıktı, ‘Millet Hanya’yı da görür Konya’yı da’ dedi. Ama iddianame çıkınca canlı yayında Devlet Bahçeli’nin sözüne karşı Erdoğan ‘Uygun olur’ demişti; bu sözü de yalan çıktı. Buradan Erdoğan’a soruyorum: Savcına güveniyorsan, deliline güveniyorsan canlı yayını getir, cevaplarını millet dinlesin. Kimseyi kandırmaya hakkın yok senin!

‘FATİH KELEŞ’E İTİRAFÇILIK TEKLİFİ’ İDDİASI

Buradan bir kez daha hatırlatmak isterim ki siyaseten tükenmiş, bitmek üzere olan AK Parti’nin kara düzeni bugün son çareyi psikolojik savaşta bulmuştur ve büyük bir ayıbın içindedir.

Bakın, Fatih Keleş kardeşimizi her ay, iki ayda bir sürdükleri Kocaeli’den alıp getirip; ‘Resmi bir görüşme değil, sohbet bu, çay içeceğiz’ deyip ona ‘Ekrem’e iftira et, dön evine’ demektedirler. Bunu reddettiği için 26 yaşında gencecik oğlu Mustafa’yla tehdit ettiler. Mustafa’yı Silivri’de bir koğuşa koydular, her ay Fatih Keleş’e haber yolluyorlar; ‘At imzayı kendini de kurtar, oğlanı da kurtar’ diye.

İMAMOĞLU’NUN KORUMASINA GÖZALTINA İLİŞKİN KONUŞTU

Sonra Koruma Müdürü’nü, şanlı şerefli Türk polisini aldılar, yayladaki evini bastılar; ‘Kasasından Euro çıktı’ dediler, 48 tek yasal mermi çıktı, yaylada ateş talimi yapmak için. Yasal mermi, bir kuruş çıkmadı ama onu da koydular. Ekrem Başkan’ın ne kadar akrabası varsa zulmettiler. Dilek Hanım’ın önce bir kardeşini, geçen gün öbür kardeşini alıp hapse koydular. Yılmadılar; bugün abi yok, küçük kardeş yok, eşi yok, kimse yok; bir kardeşimiz Trabzonlu bir evlada, aileye emanet edilmiş, Dilek Hanım emanet edilmiş; yanında duruyor bir yanlış yapan olmasın diye… Tutup o kardeşimizi bile alıp gözaltına koydular; ‘Senin Dilek Hanım’ın yanında ne işin var?’ diye.

İnanın bana, Ekrem İmamoğlu’nun ailesine, arkadaşlarına, çalışma arkadaşlarına, korumasına yapılan bu zulüm, Türkiye tarihinde görülmemiş bir zulümdür. Bir belediye başkanının eşinin kardeşlerini hapse atmak, koruma müdürünün yayla evini basıp yasal mermilerine suç unsuru gibi el koymak, özel kalem müdürünün telefonlarını bahane edip baskı kurmak hangi vicdana sığar? Bütün bunlar tek bir amaç için yapılıyor: Ekrem İmamoğlu’nu yıldırmak, onu yolundan döndürmek ve sizlerin iradesini kırmak.”

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!