Prof. Dr. Müftüoğlu: Tehlike büyüyor

Prof. Osman Müftüoğlu koronavirüs salgınında artan vakalar ile ilgili olarak Dünya'da salgının üst düzeye ulaştığını, Türkiye’yi oldukça zor bir kış beklediğini söyleyerek salgının önüne geçmek için uyarılarda bulundu.

Prof. Dr. Müftüoğlu: Tehlike büyüyor

İç hastalıkları uzmanı Prof. Osman Müftüoğlu, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınında Türkiye’yi oldukça zor bir kış beklediğini söyledi.

Müftüoğlu, Hürriyet’te yayımlanan köşe yazısında Kovid-19 vakalarının tüm dünyada arttığına dikkati çekerken Türkiye’de de durumun iç açıcı olmadığını vurguladı.

Müftüoğlu'nun yazısında önemli noktalara değindi:

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tufan Tükek, birkaç gün önce çok önemli bir açıklama yaptı: Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde uygulanan COVID-19 testlerinde “pozitiflik oranı” yüzde 15’i geçmiş durumda. Doktor Tükek’e göre bu rakam salgının İstanbul için yeniden başladığına işaret edebilir. Bu uyarı bence son derece önemli. Moral bozmak değil, uyanık kalmak için kullanılmalı, dikkate alınmalı. Zira İstanbul’da gerçekleşebilecek -Allah korusun- bir vaka patlaması Türkiye’nin tamamına yayılabilir.

BANA GÖRE YAPILACAK ÇOK ŞEY VAR

Bilelim ki hâlâ yapılacak pek çok iş, alınabilecek birçok önlem var. Ve biz sadece onlardan birkaçını gündeme sokabilsek, o küçük ama etkili değişimleri ısrarla uygulayabilsek, arkadan gelebilecek sokağa çıkma yasaklarına falan gerek kalmadan problemi yeniden kontrol altına alabileceğiz. Ve yeniden vaka sayılarımızı da kayıplarımızı da azaltabileceğiz. Bu da bize aşı çıkana kadar altın değerinde bir zaman kazandıracak. Ben aklıma gelen ilk 5 “sıkılaşma tedbirini” aşağıda sıralamaya çalıştım. Tabii ki daha pek çok öneri gündeme getirilebilir.

UZMAN ÖNERİLERİNDE İLK 5

1) HAREKETLİLİK SINIRLANSIN: Bölgeler ve şehirler arasındaki hareketliliğin sınırlanması 1 numaralı önlem olmalı. Daha fazla gecikilmeden, acilen ve hemen şehirlerarası dolaşım kısıtlamaları bir an önce devreye sokulmalı. Virüsü bir yerden bir yere taşıyan bu aşırı toplumsal hareketliliğe makul bazı kısıtlamalar getirilmeli. Hatta bu kısıtlamalar sadece caydırıcı değil, özendirici olmalı.

2) MESAİDE KAYDIRMALAR YAPILSIN: Herkesin aynı saatlerde işe gidip dönmesi, özellikle toplu taşıma araçlarını adeta birer virüs pazarı haline getiriyor. Toplu taşıma araçlarındaki sayısal imkânsızlık göz önüne alınca da işe gidiş-dönüş saatlerinde değişiklik yapılması ve evden çalışmanın özendirilmesi vazgeçilmez bir sorumluluk haline geliyor. İstanbul Valiliği’nin bu yönde yaptığı çalışma önemli. Aynı yöntemi diğer valilikler de hayata geçirmeli.

3) MASKESİZ OLMAZ: Maske kullanımı hâlâ öncelikli ve etkili, kısacası bir numaralı korunma yöntemidir. Maske takma meselesine de farklı sosyolojik çözümler aranmalı, bulunmalıdır. Maske kullanımı toplumsal bir dayanışma haline getirilmeli, zorunluluk olmaktan çıkarılıp bir “nezaket tavrı” ve bir “görev anlayışı” şeklinde geliştirilmelidir.

4) KALABALIKLAŞMA ÖNLENSİN: Aşırı kalabalıklaşma ve “mesafesiz sosyalleşme” geçtiğimiz yazın ve yaşadığımız günlerin en önemli yanlışıdır. Mesafesiz sosyalleşmeye yol açan her türlü toplantı acilen yasaklanmalıdır. Sadece düğünler, sünnetler benzeri toplu aktivitelerin engellenmesi de yeterli olmayacaktır. Sosyal toplantılara da ciddi bir sayı sınırlamasının getirilmesi zorunludur. Restoranlarda, kafelerde 4-6 kişiden fazlasının aynı masada oturmasına izin verilmemeli, sandalye ve masalar arasındaki sosyal mesafeler çok daha ciddi bir biçimde yeniden ve çok daha ciddi bir şekilde kontrol edilmelidir. Çok daha önemlisi de şudur: 50 kişiden fazla insanın katılacağı toplantılara kısıtlama konulmalıdır.

5) YAZLIKÇILAR DÖNMESİN: Haziran başında yazlıklarına, köyleri, kasabalarına gitmelerine izin verilen 60-65 yaş üstü kişilerin zorunluluklar dışında büyükşehirlere yeniden dönmelerini önlemek için uyarılar yapılmalı, mümkünse dönüşü engelleyici teşvikler gündeme alınmalıdır.

TEST TEST TEST...

Bazı uzmanlara göre hâlâ aramızda bu virüsü taşıyıp etrafına bulaştıran ve virüsü taşıdığından haberi bile olmayan, “en az 1 milyon virüs yayıcısı” var. Bu hayalet taşıyıcıların mümkün olduğu kadar erken belirlenmeleri ve acilen izole edilmeleri lazım. Virüs taşıyıcılarını belirlemenin yolu ise günlük test sayılarını arttırmaktan geçiyor. İşte bu nedenle test sayılarımızı süratle günde 200-250 binli rakamlara yükseltmemiz lazım.

BİR HATIRLATMA

FİLYASYON VE İZOLASYON İHMALE GELMEZ

Bir hatırlatma daha: Filyasyon ve izolasyon meselesinde de ihmaller ya da gözden kaçmalar olduğuna dair ciddi gözlemler var. Başlangıçtan bu yana çok başarılı olduğumuz bu iki konuda da yeniden derlenip toparlanmak zorundayız. Filyasyonu ve izolasyonu ihmal edersek sokaktaki virüs taşıyıcılarının sayıları bir değil birkaç milyona hızla yükselebilir. Lütfen dikkat! Aman dikkat! Zira bir 2. dalga tehdidini tetikleyebilecek en önemli ihmallerin başında bu ikili var.

BİR SORU

‘R DEĞERİMİZ’ NE DURUMDA

YAŞADIĞIMIZ bu belalı salgını kontrol altına tutmakta virüs bulaştırma kat sayısı, yani “R değeri”ni izlemek en önemli göstergelerden biri. Mart ve nisan aylarında 3’ün üzerinde olan bu değerin Sağlık Bakanımız, Bilim Kurulu ve sağlık ordumuzun gayretli çalışmaları, özellikle filyasyon ekiplerimizin yoğun gayretleriyle 0.56’lara kadar indirebilmiş ve işte o zaman pandemi ile savaşın ilk devresinin galibi biziz diyebilmiştik. Anlaşılan o ki R sayısı maalesef ve yeniden ve çoktan 1’in üzerine çıkmış gibi görünüyor. Yetkililerimizin R değerindeki son rakamı açıklamaları lazım. Bu açıklama yalnızca sağlık ordumuzu bilgilendirmeyecek, aynı zamanda halkımızı önlemlere uyma konusunda da teşvik edecektir.