Av. Ayça Sezer Naz yazdı…
Adam Fawer’ın ‘Olasılıksız’ kitabını okuduğumda ‘..Kader’ in var olmamasının mümkünsüz olduğunu düşünmüştüm.
Ama yıllar önce Rasputin’in hikâyesini okuduğumda gerçekten Tanrı’nın kendine göre bir düzeni olduğuna emin oldum.
***
Son Rus Çarı II. Nikolay, Dünya’nın en zengin insanıydı. Çar, hanedanlarda pek görülmedik bir şekilde karısını çok seviyordu. Çariçe’den 4 kızı ve 1 oğlu vardı. Ancak her fani gibi onun da gücü bazı şeylere yetmiyordu. En küçük çocuğu ve tek oğlu olan Aleksey, hemofili hastasıydı. Bu durum herkesten gizleniyordu ve hanedanlara has bir hastalık olarak bilinen (..ki bu da ayrı bir ibretlik yazı konusudur) bu hastalığa o dönem maalesef bir çare yoktu.
Aleksey tek veliaht, tek erkek evlat olunca durum, büyük bir kriz yaratmış, aileyi perişan etmişti. İşte bu esnada bir Rus Köylüsü ve eski bir rahip olan Grigori Rasputin adında bir şifacı; burada anlatması uzun sürecek bir hikâye sonucu genç veliahdın şifacısı oldu.
Aleysey’ in hastalık semptomları sadece Rasputin’in şifa tedavileri ile görünür şekilde azalırken, Çar ve Çariçe’ nin Rasputin’ e olan güveni de gün geçtikçe artıyordu.
***
Rasputin, karizması yüksek adamdı. Birçok devlet işine karışmakta ve etkili de olmaktaydı. Tam bir Rus milliyetçisiydi.
…ve -en azından benim açımdan- en doğru bir şekilde; Çarlık Rusya’sının 1. Dünya Savaşı’ndan çıkması, Almanya ile barış yapmasını istiyordu.
Çarlık içerde ve dışarda vahamet derecede yıkım ve kıyam yaratan hatalı bir İtilaf kararı almıştı. Toplumsal gerginlik had safhadaydı, Dumalar kuruluyor, Dumalar dağılıyor, İtilaf Devletleri Rusya’ ya türlü kazıklar atıyor (İngiltere, Fransa filan.) ve Rasputin olan biteni görüyordu.
Çar’ı Almanya ile ayrı bir barış imzalaması için ikna etmeye çalışıyordu.
***
Bu olumlu tavsiyeler, tüm monarşilerde olduğu gibi, Rus Monarşisi içinde de görünür şekilde var olan ‘Oxford Gruplarının’ ağına takıldı.
Durumu analiz eden meşum İngiliz ajanları, bu barış gerçekleştiği takdirde Almanya’nın tüm savaş gücünü Batı Cephesi’ne yönlendireceğinden endişeliydi. Rasputin hakkında hüküm verildi. Rasputin’e suikast yapılacaktı.
Aralık 1916’ da; bir Rus soylusu olan Prens Feliks Yusupov yanında adını andığımız okuldan mezun İngiliz casusu arkadaşlarıyla, Rasputin’i öldürdüler.
Rusya İngilizlerin istediği şekilde İtilaf Devletleri yanında savaşa devam etti.
Sonuçta; Almanya’ da Rusya’ da tükendi. Bu durum tüm dünyanın kaderini değiştirdi.
Rusya; ekonomik ve sosyal kıyıma daha fazla dayanamadı ve 1917’de gerçekleşen Şubat İhtilali ile birlikte Romanov Hanedanı son buldu.
Çok değil, birkaç ay sonra Dünya’ nın en güçlü adamlarından biri olan çar II. Nikolay tüm ailesiyle birlikte, Ural Dağlarına yakın bir köy evinin mahzeninde , kurşuna dizilerek katledildi.
Ardından Ekim Devrimi geldi. Artık ‘Sosyalist Rusya’ inşa ediliyordu. Yeni devletin politikaları da yeni olacaktı haliyle. Komünist Rusya, Brest-Litovsk Antlaşması (3 Mart 1918) ile Almanya ve çevresel ülkelerle süren tüm savaşlardan çekildi. Osmanlı cenahında Doğu Cephesi kapanmış, 1915’ te Çanakkale’ yi geçemeyen itilaf güçleri Rusya’yı tamamen ve sonsuza dek kaybetmişti.
****
İşte bu olaylardan yaklaşık 1 yıl sonra yenilmiş Osmanlı İmparatorluğu ordusunda yetişmiş bir avuç Türk Askeri, Mustafa Kemal adında bir generalin etrafında Anadolu’ da direniş başlattı. Anadolu Direnişi’ nin başarısında; Doğu Cephesinin bu şekilde kapanması, Çarlığın yıkılması, İtilafın bu yönde bölünmesi en büyük etkenler arasında oldu.
Yani Rasputin ölmeseydi ve bu sebeple Çarlık Rusya’ sı savaştan zamanında çekilseydi ‘kim bilir’ belki de; Ekim Devrimi başarıya ulaşacak iç dinamikleri kendinde hiç bulamayacaktı. İngiltere’ye kısa vadede Anadolu ve Boğazlar’ a; daha uzun vadede ise Hindistan’ a patlayan Türk Kurtuluş Savaşı ve Türk Devrimi belki de hiç gerçekleşemeyecekti.
Anlayacağınız; İngiliz çıkarları için yapılan bir suikast planı; başarısıyla başarısız olmayı başarmıştı belki de..
Neye niyet neye kısmet değil mi? Şimdi buna; ‘kaderin cilvesi’ denmez mi?
***
Değerli okurlar; yaşam öyle bir şey ki; siz ne plan yaparsanız yapın onun kendince bir akışı var. Bu akışa dâhil olduğumuzda varlığımızın da bir anlamı var.
Küçülmekle büyüklük, fazla hesapla iktisat, hak yemekle iktisap olunmayan bir düzen var. Ve inanıyorum ki göklerden gelen bir karar var.
Sevgiyle kalın..