Sağlıkta nitelik mi nicelik mi?

Ceyhun Balcı yazdı...

Sağlıkta nitelik mi nicelik mi?

Salgın ortamındaki 2 yıla yakın süre boyunca karantina, yoğun bakım, aşı ve en kötüsü ölüme odaklandık. Bu arada, yaşam sürdü. Sağlık ortamının sorunları çözülmek şöyle dursun katlanarak arttı.

Pek çok kişi bu iktidarın sağlık üzerinden epeyce oy kazandığı konusunda uzlaşı içindedir. Doğruluk payı oldukça yüksektir bu saptamanın.

Kendimi bildim bileli göreve başlayan hemen her Cumhuriyet hükümeti programına sosyal güvenlik kurumlarının tek şemsiye altında toplanmasını yazmıştır. Bu önemli adımı atan kim olsa oy kazanacaktı. Şimdiki iktidar işi programdan uygulamaya taşıyarak bu öngörüyü gerçeğe dönüştürmüştür.

Birleşme öncesinde SSK’li (işçi statüsünde çalışanlar) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için hastalanmak ve bir şekilde sağaltım görmek zorunda kalmak karabasana eşdeğerdi.

Nasıl olmasın!

Nüfusun kabaca yarısını kapsayan SSK, ülkedeki hekimlerin % 10’unu, eczacıların da % 2’sini çalıştırmaktaydı. Bu sayısal tablo karşısında hastane ve ilâç kuyruklarıyla gelmek bilmeyen randevulara şaşırmak gereksizdi.

Kurumlar birleştirilince SSK ortamındaki hekim, eczacı ve yatak darlığı keskin biçimde giderilmiş oldu. Uzun yıllar boyunca kapalı olan kapıların ardına kadar açılması doğal olarak insanları (özellikle de SSK’lileri) mutlu etti.

Olmayan sağlık hizmetinin birden bollaşması hoşnutluk kaynağına dönüştü. Bu arada, hizmete kavuşanların hizmetin niteliğine ilişkin sorunları göz ardı etmeleri de olağandı. Dün olmayan şeyin bugün bolca bulunması niteliğin öncelenmesine ve dolayısı ile de sorgulanmasına engel oldu.

Hizmetin birdenbire bollaşmasının nicelik patlamasıyla sonuçlanması kaçınılmazdı.

Yalnızca acil servislere yıllık başvuru sayısı 100 milyonu aşarken, her bir TC vatandaşı yılda ortalama 8 kez hekime başvurur oldu. Ne kadar iyi diyenler çıkabilir. Ancak, bu olumlu gibi görünen nicelik patlamasının bir nitelik eksilmesinin sonucu olduğu unutulmamalıdır. Orantısız nicelik patlaması bir yandan sağlık hizmetine açlığın sonucuyken diğer yandan da nitelik düşmesinden kaynaklıdır. Başka deyişle, hastalar niteliksiz sağlık hizmeti sunumuna bağlı olarak arayışlarını sürdürmektedir ve buna bağlı nicelik artışları yaşanmaktadır.

BEŞ DAKİKADA (5) BİR HASTA BAKILABİLİR Mİ?

Şu günlerde başta hekimler olmak üzere sağlık çalışanlarının haklı tepkisini çeken bir Sağlık Bakanlığı uygulaması var. Merkezi Hasta Randevu Sistemi (MHRS) aracılığıyla verilen hasta bakım randevularının aralıkları 5 dakikaya kadar indirildi. Bu 5 dakikada bir hastaya bakılması anlamına gelir. Diğer yandan, hekimin hastasına ancak 5 dakika ayırabilmesi demektir.

Beş dakika!

Hastayla hekimin tanışmasına bile yetmeyecek kadar kısa bir süredir. Hekim-hasta ilişkisinin her şeyden önce insani temele oturması gereği akıldan çıkartılmamalıdır. Bu durum göz ardı edilerek 5 dakikada bir hasta bakılması konusunda üstelenirse sağlıkta niteliğin yerini niceliğin almayı sürdüreceği ve bu durumun artık yerleşikleşeceği kuşkusuzudur. Beş dakikada hasta bakmak ve sonuca ulaştırmak olanaklı olamayacağına göre hekime düşen ileri görüntüleme yöntemlerine başvurmak, bolca kan tahlili istemek ve akla gelebilecek diğer yardımcı tanı yöntemlerine başvurmaktan başkası olamaz.

Burada yeri gelmişken Dünya Sağlık Örgütü’nün hastaya ayrılması gereken süreye ilişkin ölçütüne kısaca değinmekte yarar var. DSÖ, hekimin hastaya 20 dakika süre ayırması gerektiği görüşünde. Yirmi dakika nerede, 5 dakika nerede diye sormadan edebilir miyiz?

Kısa sürede hasta bakışı konusundaki zorlama hekimi hataya zorlayacağı gibi hastayı da nitelikli sağlık hizmeti almaktan uzaklaştırmış olacaktır.

Durum bu denli açıkken bunca üsteleme neden?

Bu kararı alanların sağlıkta nitelik gibi bir kaygıları yoktur düşüncesine kapılmamak elde değil. Nicelik artsın, kuyruk, sıra, yığılma olmasın! Nitelik olmasa da olur düşüncesinde olmaları yüksek olasılıktır.

Böylesi kabul edilemez ve hem hastaya hem de hekime zarar vermesi olası olumsuzluk karşısında hekimlerin tek başına direnç göstermesi istenen sonucun alınması için yeterli olmayacaktır. Toplumun da bu akıl ve bilim dışı uygulama karşısında sesini yükseltmesi, duruş sergilemesi olmazsa olmaz gerekliliktir.

Böyle bir durumda toplumun tepki geliştirmesi beklense de, bu beklentinin çok da gerçekçi olmadığı göz ardı edilmemelidir.

Sonuç olarak, hasta-hekim ilişkisinin beş dakikaya sıkıştırılması kabul edilebilir bir uygulama değildir.

Böylesi bir akıldışılığın karşısında durulması gerekli değil zorunludur. Yalnız kalsalar da hekimler başta olmak üzere sağlık çalışanları en azından şimdilik bu yanlışlığın karşısında duracaklardır.

Bu uygulamada üsteleme, iktidarın pek çok alanda olduğu gibi sağlıkta da içtenlikten, akıldan ve bilimden yoksun bir duruş içinde olduğunun güçlü göstergesidir. İktidar çok açıktır ki, niteliğin karşısına niceliği koymuştur. Anlaşıldığı kadarı ile niceliğin diri tutulmasının oy kaybını en az düzeyde tutacağı öngörülmektedir.

  • Böylesi bir tercihin sağlıkta niteliği düşürmesi,
  • Sağlık kurumlarında zaten yüksek olan iş yükünü daha da artırması,
  • Artan iş yükünün sağlıkta şiddetin olası körükleyicisi olması,
  • Hastasına yeterli zaman ayıramayan hekimin hataya düşmesi ve buna bağlı olarak da hastanın bu olumsuzluktan zarar görmesi

Her türlü karşı çıkışa ve uyarıya karşın bu kararda üsteleyen sağlık yönetiminin bir çırpıda akla geliveren yukarıdaki olumsuzlukları kendisine dert etmediği anlaşılmaktadır.