1. Haberler
  2. Gündem
  3. Şanlı zaferin öyküsü: Askerin ‘Ateşle İmtihan’ Günleri

Şanlı zaferin öyküsü: Askerin ‘Ateşle İmtihan’ Günleri

featured

Mehmet Akif’in, “Kafa, göz, gövde, el ayak, çene, parmak…Yağıyor vadilere sağnak sağnak.” dizeleriyle ölümsüzleştirdiği Çanakkale Şavaşı’na katılan Gazi İsmail Ufuk o güne dair anılarını anlattı…

Birinci Dünya Savaşı’nın kaderini değiştiren Çanakkale Savaşı’nda cepheye giden gazilerin hiç biri artık hayatta değil. Ancak anıları o günlere ışık tutmaya devam ediyor. 

Gazi İsmail Ufuk’un anlattıkları da Çanakkale Savaşı’nı aydınlatan, zaferin ne kadar güç şartlarda kazanıldığını gösteren anılardan. Çanakkale Gazisi İsmail Ufuk, Mustafa Turan’ın ‘Destanlaşan Çanakkale’ isimli kitabında yer alan anılarında savaş günlerini, “Hava sıcak, su yok. Kanlıdere sırtlarında durmadan siper  kazıyoruz. Akşam olunca düşmanın zırhlı  gemileri sahile yanaşıyor ve cehennemi bir bombardımana başlıyordu. Bir bomba bir manganın üzerine düştü mü kol, bacak, kafa havada uçuyordu. Ben bu korkunç sahneleri görünce içimden titriyordum” diyerek aktarmıştı.

Çanakkale Savaşı’ndan sonra Gazze Cephesi’ne de giden ve yıllarca cephe cephe dolaşan Gazi İsmail Ufuk, 1915 yılının o zorlu şartlarını anılarında şöyle anlatmıştı: 

“Makineli tüfeğimiz çok azdı. İngilizlerde ise ağır makineli tüfekler vardı ve deniz piyadeleri bizim cepheyi tırpanla ot biçer gibi tarıyordu. 

Geceyi açtığımız siperlerde geçiriyorduk. Üzerimizde ne bir battaniye ne bir örtü vardı; kaputlarımıza sarılıp yatıyorduk. Yemeğimiz ya bir tas çorba ya kurtlu bakla dediğimiz etsiz bir yemekti. Ekmeğimiz kuru bir peksimet… Katık yok. Bir gece siper kaza kaza düşmana 20 metre yaklaşmıştık. Baktık birden ufak bir teneke kutu önümüze atıldı. Hemen kaptılar. İçine baktık, toprak doldurmuşlar. Üzerinde İngilizce soğuk et kutusu yazıyor. Ben düşmanın bu tavrına çok bozuldum. Bana verilen ve içmediğim sigara paketini onlara fırlattım. Sırf kötülüğe karşı, iyilik olsun diye. Birkaç dakika geçmedi ki düşman siperinden bir paket daha atıldı. Kağıdı açıp baktık ki çikolata. Biz zehirli mi değil mi ? diye düşünürken Adanalı bir asker açıp yemeye başladı. Böyle hadiseler oluyordu. Ama gün ağardı mı geceki samimiyet yok oluyor, birbirimizi boğazlıyorduk.

Tam 22 gün Seddülbahir’de kâh siper kazdık, kâh muharebe ettik. Çok halsiz düşmüştük. Düşman deniz kenarında kamp kurmuş, nöbetçiler geziniyor. Bölük kumandanımıza diyorduk ki, ‘Hücum edelim, şunları denizde boğalım. Atış emri verin’

Rahmetli Celal Yüzbaşı, ‘Biz de öyle düşünüyoruz ama genel emir yok. Hem siz siperden çıktınız mı düşman gemilerinden yine bombardımana başlar, hepiniz kırılıp gidersiniz. Sonra hangi kuvvetle bu toprakları müdafaa ederiz?’  diyordu. 

Mecburen siperlerde saklanıyor, düşmanın hareketlerine göre davranıyorduk. Onlar arazi kazanmak için saldırırlarsa, biz de saldırıyorduk. Bu savaşta çok kayıplar verdik. Bir gece bizim bölükten olanları bir tarafa çağırdılar. Gittik 296 kişiden kala kala 28 kişi kalmıştık.” Banu Mertyürek Güler / Ajans Bizim

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!