Şapkasını çiçekle dolduran ölümsüz şair: Cemal Süreya

Türk edebiyatının usta şairlerinden Cemal Süreya, ölümünün 31. yılında sevenleri tarafından yad ediliyor. Asıl adı Cemalettin Seber olan şair, yazar ve çevirmen Cemal Süreya, ardında onlarca unutulmaz şiir bıraktı. İşte, usta şair Cemal Süreya hakkında merak edilenler...

Şapkasını çiçekle dolduran ölümsüz şair: Cemal Süreya

"Ölüyorum tanrım

Bu da oldu işte.

Her ölüm erken ölümdür

Biliyorum tanrım.

Ama, ayrıca, aldığın şu hayat

Fena değildir...

Üstü kalsın..."

CEMAL SÜREYA HAYATI

Cemal Süreya çocukluğunu şu sözlerle anlatır:

"1931 yılında Erzincan'da doğdum. 6 yaşında oradan ayrılmışım. Asıl çocukluğumu geçirdiğim kent Bilecik. Liseyi İstanbul'da, yüksek öğrenimi Ankara'da okudum. Şimdi de aynı çocukluğu İstanbul'da geçirmekteyim. Annem 6 yaşında öldü, yüzünü bile hatırlamıyorum ama bazı tavırlarını hatırlıyorum; bende çok kalmış. Belki beni edebiyata götüren bir sürü neden var ama bir keskin neden ararsam, bunu annemde bulduğumu söyleyebilirim."

Beni Öp Sonra Doğur Beni

"...
Kan görüyorum taş görüyorum
bütün heykeller arasında
karabasan ılık acemi
- uykusuzluğun sütlü inciri - 
kovanlara sızmıyor.

Annem çok küçükken öldü
beni öp, sonra doğur beni."

Gerçek adı Cemalettin Seber olan usta edebiyatçı, Hüseyin ve Gülbeyaz çiftinin oğlu olarak, 1931'de Erzincan'da dünyaya geldi.

Ailesi 1938'de sürgün edilince, Pülümür'den Bilecik'e gitmek zorunda kalan Süreya, kimi kaynaklara göre 1937'de, kimi kaynaklara göre ise sürgünden 6 ay sonra henüz 23 yaşında olan annesini kaybetti.

Süreya, annesinin vefatının ardından iyi bir eğitim alması için İstanbul'da yaşayan halasının yanına gönderildi.

Bir yıl sonra babası, diğer çocuklarını da alarak İstanbul'a geldi ve çalışmaya başladı. Ancak aile yeniden sürgün yeri olan Bilecik'e gönderildi.

Cemal Süreya, 1944'te Bilecik Ortaokuluna başladı ancak aynı yıl babasıyla evlenen üvey annesi Esma'nın eziyetinden kaçmak üzere parasız yatılı okul sınavlarına girdi.

Okul yıllarında Türkçe ve edebiyat derslerindeki başarısıyla öğretmenlerinin dikkatini çeken başarılı edebiyatçı, okuldan arta kalan vakitlerini Bakırcılar Çarşısı’ndaki Halkevi Kitaplığı'nda geçirdi.

Usta kalem, 1947'de parasız yatılı olarak girdiği Haydarpaşa Lisesinin ardından, 1950’de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde Maliye ve İktisat Bölümünde eğitimine devam etti.

Henüz üniversite öğrencisiyken 23 Kasım 1953'te, Seniha Hanım ile evlenen Süreya, 1954'te okuldan mezun oldu ve aynı yıl Eskişehir Vergi Dairesi’nde stajyer olarak göreve başladı. Süreya, Teftiş Kurulu sınavını kazanması sonucu, 11 Ağustos 1955'te maliye müfettiş yardımcısı olarak İstanbul'da gitti.

Cemal ve Seniha çiftinin kızları Ayçe, 3 Ağustos 1955’te dünyaya geldi.

CEMAL SÜREYA EDEBİYATA NASIL BAŞLADI?

DOSTOYEVSKI'DEN ÇOK ETKİLENDİ

Ortaokulun ilk senesinde Dostoyevski ile tanıştı. Karamazov Kardeşler romanından öyle etkilendi ki, içindeki huzursuzluğu yazarak dışavurmaya o zaman karar verdi: "Aslında ikinci bir doğum tarihim vardır benim, edebiyatla ilgili olarak. 1943'te Dostoyevski'yi okudum ve bende hiç huzur kalmadı. Bugün onu eskisi kadar seviyor muyum? Çok şey aldı onun yerini ama yine de beni edebiyata, şiire iten şeylerde tuhaf bir şekilde en çok bir romancının, Dostoyevski'nin etkisi vardır."

Şiire çocuk yaşlarda ilgi duyan şairin ilk şiiri, 1953’te, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin üçüncü sınıfındayken Mülkiye dergisinde yayımlandı: “Şarkı­sı-Beyaz”.

"Mülkiye, fakültemizde çıkmakla birlikte bir fakülte dergisi değildi. Yine de, elbet, yazarlarının büyük bölüğü öğrenciydi. Ya da İstanbul’dan, Ankara ‘dan yeni yetmeler. Arada bir ünlü yazarların ürünleri de yayımlanıyordu. Sözgelimi Sait Faik’in “Hişt!” adlı öyküsü Mülkiye’de çıkmıştır. Bahri Savcı da (o günlerde doçent) baş­yazıları yazardı. Gülten Akın ‘ın, Sezai Karakoç’un, Tevfik Akdağ’ın, Seyfettin Başçıllar’ın, Muzaffer Buyrukçu’nun, Türkkaya Ataöy’ün ürünlerine sık rastlanırdı.

Ben? Benim ürünüm yoktu ki! Tam üç yıl gece gündüz çalış­tığım halde, yayımlayabileceğim iki dörtlük bile kotaramamıştım. Dizelerin ardına takılır, onları bir türlü geliştiremezdim. Geliştirdiklerimi de beğenmez, yok ederdim hemen. Dergileri izliyor, o günlerde Ankara’da yapılan şiir matinelerini hiç kaçırmıyordum. Kimseyi beğenmiyordum; ama onlarınki gibisini de yazamıyordum. Kısacası korkuyordum.

Herkes bende çok şiir olduğu sanısındaydı. Oysa ben umudumu, bitirebileceğim tek ve ilk .şiire bağlamıştım. Bir tane katarsam, ardı gelir, diyordum. Sonunda dayanamadım, üstelemeler karşısında, eksik bir çalışmamı bu kez çok hızlı bir elden geçirme işleminden sonra Mülkiye’ye verdim: “Şarkısı-Beyaz.” Yayımlanınca günlerce uyuyamadığını söylediği bu ilk şiirini kitaplarına almamıştı Cemal Süreya. Ölümünden sonra yapılan toplu basımda beğenmediği birkaç şiiriyle birlikte o da yer aldı ."

Cemal Süreya, "İkinci Yeni" şiirinin öncülerinden biri kabul edildi.

Şiirlerindeki ironiyi ortaya koyan "Gül" şiiri, Yeditepe dergisinde yayınlandığında 23 yaşında olan Süreya, Sezai Karakoç ile fakültede yakın arkadaş oldu.

Karakoç ile birlikte Muzaffer Erdost, Nihat Kemal Eren ve Hasan Basri'yle de yakın arkadaş olan Süreya, hem şiirleri hem de yazılarının yayımlanmasıyla dergi çıkarma düşüncesi içine girdi.

Maliye müfettişi olarak teftiş için farklı şehirleri gezme imkanı bulan Süreya, Temmuz 1959'da başladığı askerlik görevini 31 Aralık 1960'ta tamamladı.

PAPİRÜS DERGİSİ VE CEMAL SÜREYA

Askerliğini yaparken fark dersleri vererek hukuk diploması da alan Süreya, 1 Ağustos 1960'ta "Papirüs" dergisinin ilk sayısını yayımladı.

İkinci sayısından sonra kapanan dört sayfalık dergiyi, 8 aylık bir aradan sonra tekrar çıkaran şair, dergiyi üç sayı sonra Temmuz 1961'de tekrar kapattı.

Cemal Süreya, Maliye Bakanlığı tarafından bir yıllığına Paris’e gönderildi ve 1964'te İstanbul'a geri döndü.

Maliye Teftiş Kurulundan arkadaşları Sezai Karakoç ve Doğan Yel ile 31 Temmuz 1965'te istifa eden Süreya, edebiyata ağırlık verdi.

Usta edebiyatçı, 1 Haziran 1966'da 3. kez "Papirüs"ü okuyucuyla buluşturdu ve Mayıs 1970'e kadar düzenli olarak aylık yayımladı.

Maliye Bakanlığındaki memuriyetine 1971'de dönen Süreya, İstanbul Hocapaşa Vergi Dairesi, Maliye Tetkik Kurulu, İstanbul Darphane ve Damga Matbaası Müdürlüğünde görev aldı.

GÖREV ALDIĞI DİĞER GAZETE VE DERGİLER

Süreya, başyazılarını yazdığı "Oluşum" dergisinde ve kurucularından olduğu "Türkiye Yazıları" dergisinde yöneticilik de yaptı, 1977'de "Politika" gazetesinin sanat sayfasında haftada bir yazdığı "Günübirlik" yazılarıyla gazete yazarlığına başladı.

Kültür Bakanlığı Kültür Yayınları Danışma Kurulu üyeliği de yapan Süreya, "Papirüs"ü son olarak 15 Mart 1981'de çıkardı.

"Yeni Ulus" ve "Aydınlık" gazetelerinde de yazan Süreya, çeşitli devlet kademelerinde görev aldıktan sonra 1982'de emekli oldu.

CEMAL SÜREYA'NIN MAHLASLARI

Cemal Süreya, eserlerini, Osman Mazlum, Adil Fırat, Ali Fakir, Ali Hakir, Ahmet Gürsu, Hüseyin Karayazı, Birsen Sağanak, Dr. Suat Hüseyin gibi farklı mahlaslarla kaleme aldı.

ÇOK SAYIDA ÖDÜL ALDI

Şiirin yanı sıra deneme, çocuk kitabı, günce, tenkit yazısı, şiir ve düz yazı tercümesi ve derleme de yazan Süreya, ilk kitabı "Üvercinka" ile 1958'de Yeditepe Şiir Ödülünü, Arif Damar'la paylaştı. Süreya, ikinci kitabı "Göçebe"yle Türk Dil Kurumu 1966 Edebiyat Ödülüne, "Sıcak Nal" ve "Güz Bitiği" kitaplarıyla 1988'de Behçet Necatigil Şiir Ödülüne değer görüldü.

40 KİTABI FRANSIZCA'DAN TÜRKÇE'YE ÇEVİRDİ

Yaklaşık 40 kitabı Fransızca'dan Türkçe'ye çeviren ve dört kez evlenen Süreya, girdiği şeker koması sonucu 9 Ocak 1990'da hayatını kaybetti.

Yazdığı şiirlerle modern Türk şiirinin ustalarından biri olarak tanınan Cemal Süreya'nın cenazesi Şişli Camisi'nde kılınan namazın ardından Kulaksız Mezarlığı'nda defnedildi.

CEMAL SÜREYA'NIN ESERLERİ

"Şapkam Dolu Çiçekle", "Göçebe", "Günler", "Güz Bitiği", "Sevda Sözleri", "Üvercinka", "Uzaktan Seviyorum Seni", "Günübirlik", "Uzat Saçlarını Frigya", "Aydınlık Yazıları / Paçal", "Papirüs'ten Başyazılar", "Onüç Günün Mektupları", "Aritmetik İyi Kuşlar Pekiyi", "Güvercin Curnatası", "Mülkiyeli Şairler", "Oluşum'da Cemal Süreya", "Yüz Aşk Şiiri"