Sayın Bakana mektup... Şampiyon unutulmasın

Kemal Ateş yazdı...

Sayın Bakana mektup... Şampiyon unutulmasın

Size bu mektubumda hemşeriniz bir olimpiyat şampiyonundan söz edeceğim, hemşeriniz ama nerdeyse tek bir hemşerinizin bilmediği bir olimpiyat şampiyonundan. Siz epey gençsiniz, Ahmet Bilek’in olimpiyat şampiyonu olduğu yılları bilemezsiniz elbette. Büyüklerinizin de ondan söz ettiklerini sanmıyorum, sanırım siz de şu günlerde benim bu yazılarımdan öğreniyorsunuz hemşeriniz Ahmet Bilek’i.

Bu mektubumu onun 51. ölüm yıldönümünde, 5 Ekim’de yazıyorum, size ne zaman ulaşır bilemiyorum.

Olimpiyat şampiyonu güreşçi Ahmet Bilek, Kula’nın Menye köyünden. Yoksul, çok yoksul bir ailenin çocuğuydu. Babasını erken kaybetti. O yıllarda yoksul köy çocuklarına el uzatan bir okul vardı, köy enstitüleriydi adı. Bakan Hasan Âli Yücel’in deyişiyle bu kurumlar, “en ücra köylerde bile açmadan solan çiçek” bırakmayacaklardı, amaçları buydu. Çayırlarda akranlarıyla boğuşup duran Ahmet Bilek 1947 yılında Kızılçullu Köy Enstitü’ne girdi, güreşi burada öğrendi. Enstitülerin amaçlarından biri de, “yerelden ulusala, ulusaldan evrensele” götürmekti değerlerimizi. Ahmet Bilek’in yaşamöyküsü de aynen bu çizgide gelişti. Kızılçullu Köy Enstitüsü çayırlarda arkadaşlarıyla boğuşmayı seven bu köy çocuğuna modern güreşi öğretti; önce Türkiye birincisi olmasını, ulusal mayoyu giymesini sağladı, sonra 1960 Roma Olimpiyatlarında şampiyon oldu. Ve ülkemiz ilk kez köylerde öğretmenlik yapan bir olimpiyat şampiyonu tanıdı. Köy enstitüleri bunu da başardı. Daha neler başarmadı ki bu kurumlar: Birkaç nesil, sanırım babalarınız da vardır içinde, alfabeyi bu okullardan yetişen öğretmenlerden öğrendiler, ayrıca etlerine batırılan ilk enjektörü tutan sağlık memurları da bu okullarda yetiştiler. Ne çok marifetleri vardı bu öğretmenlerin. Hayvan hastalıklarını, arıcılığı öğrettiler köylüye. İnanılacak gibi değil ya, köylünün sobasını bile tamir ettiler.

Ahmet Bilek, 1960 Roma Olimpiyat Oyunları’nda, spor tarihimizde hâlâ ulaşamadığımız büyük bir başarının yedi kahramanından, birincilik kürsüsüne çıkan yedi Türk’ten biridir. Yalnız bir olimpiyatta, tek bir spor dalında, güreşte yedi altın, iki gümüş madalya… Hayal bile edemeyeceğimiz büyük bir başarı… Bu gün bütün spor dallarında bile toplam yedi altın madalya elde etmemiz hiç olası görünmüyor. Ahmet Bilek, devletten bir ilgi görmedi, kaderine bıraktık bu değerli şampiyonu, o da el diyarlarına savrulup gitti.

Az yaşadı, erken veda etti bu dünyaya. Üç yıl önce, onun 38 yıllık kısa ömrünün 25 yılını geçirdiği Kula/Menye köyüne gittim. Doğduğu evde oturanlar, karşı komşuları bile aralarından bir olimpiyat şampiyonu çıktığını, Ahmet Bilek’i bilmiyorlardı. Şaşırdım doğrusu. “Bu köyden her yıl bir olimpiyat şampiyonu mu çıkıyor?” diye söylendim. Sonra kendi sözlerime kendim de güldüm; çünkü olimpiyatlar her yıl değil, dört yılda bir yapılır. Bütün iddialı sporcuların dört yılda bir gördükleri güzel bir rüyadır olimpiyatlar. Bu rüyasını şampiyonlukla bitirenler çok, çok azdır. Milyonlarca sporcu olimpiyat düşüyle yaşar, ancak olimpiyatlarda yarışmak, hele şampiyon olmak hemşeriniz Kulalı Ahmet Bilek gibi milyonda bir sporcuya nasip olur.

Milyonda bir yetişebilecek şampiyon Ahmet Bilek sizin hemşeriniz.

Sayın Bakan, Tokyo Olimpiyatlarında bir madalya için, bir bronz madalya için sizin ve yöneticilerin tribünlerde nasıl çırpındığınızı gördük. Ne kadar zordur o kürsülere çıkmak… Bu çok zor ereğe olimpiyat tarihinde Manisa bölgesinden bir tek Ahmet Bilek ulaştı. Ona bir vefa göstermek öncelikle hemşerilerine ve bu bölgeden yetişen sizin gibi yöneticilere düşer. Benim Sessiz Şampiyon romanımı okuyan bazı öğretmenlerin, bazı hemşerilerinin çabalarıyla Ahmet Bilek’in doğduğu eve sonunda bir plaket çakıldı. Buna çok sevindim. Şimdiye değin Kula’da bir sokağa bile adı verilmemiş. Kula’da bir sokakta adı, bir meydanda heykeli olmalı ya da bir tesise “Ahmet Bilek” adı verilmeli. Takdir sizin Sayın Bakan…

En derin saygılarımla…