Selam Yunanistan Komünist Partisi’ne

featured
service

Kemal Anadol yazdı

Yunanistan parlamentosu 13 Mayıs 2022 günü, ABD ile Yunanistan arasında imzalanan “Karşılıklı Savunma İşbirliği Anlaşmasını” onayladı. Anlaşma, ABD’ye biri Girit’teki deniz üssü olmak üzere orta ve kuzey bölgelerde dört askeri üs açmasına izin veriyor; bunlardan biri de Türkiye sınırına sadece 30 kilometre olan Dedeağaç’ta bulunuyordu.

Yeni Demokrasi (NEA DEMOKRATİA) hükümetinin Başbakanı Miçotakis, görüşmelerde yaptığı konuşmasında “ABD Doğu Akdeniz’de varlığını genişletiyor ve ülkemiz ABD’nin bölgedeki en net ortağı ve muhatabı haline geliyor” diyordu. Miçotakis aynı konuşmasında şunları söylemekten de çekinmiyordu: “ABD Yunanistan’daki ayak izini çoğaltmaya karar verdi.”

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in sözlerinden anlıyoruz ki anlaşma sadece anılan üsleri değil, tüm Yunanistan’ı kapsıyordu: “Bu anlaşma süresiz olarak yürürlükte kalacak. ABD askerinin Yunanistan’daki mevcut üslerin dışında ek olarak başka üslerde de faaliyet göstermesine olanak tanıyor!”

(Haberin bu satırlarını okurken, 1 Mart 2003 günü TBMM’ne sunulan AKP Hükümet tezkeresinin, olağanüstü bir direnişle ve vicdan sahibi yüze yakın iktidar milletvekilinin katkısıyla reddini sağlayan 22. Dönem CHP Grubunun bir üyesi olmakla gurur duydum. Yoksa şu anda Anadolu topraklarında 65 bin ABD askeri, topuyla, tankıyla, uçağıyla, savaş gemileriyle çöreklenecek, aynen Almanya, Japonya, Kore’de olduğu gibi bir daha gitmeyecekti!)

Anlaşma 300 üyeli Yunanistan parlamentosundan 181 kabul oyu ile geçti. Ana muhalefet partisi SİRİZA ve Yunanistan Komünist Partisi (KKE) hayır oyu kullandılar. KKE başından beri bu anlaşmaya itiraz ediyor ve eylemler düzenliyordu. Eylemler oylama günü de devam ediyordu.

Bence kullanılan hayır oyları içinde gerçek anlamda partisinin inancını ve politikasını yansıtan KKE milletvekillerinin kullandıkları oylardır. Yunanistan’da çarpık kapitalizmin ve dışa bağlı ekonomik politikanın nedeni olan partiler yönetemedikleri iktidarı sırayla birbirlerine sunmak zorunda kalmışlardı. Yeni Demokrasi’nin bıraktığı hükümeti devralan PASOK Başbakanı Yorgos Papandreu’nun Alman Şansölyesi Merkel’in önünde iki büklüm el bağlayan fotoğrafı sadece Yunanlıların değil tüm dünyanın belleğindeki yerini koruyor! Aynı pozları sol adına iktidara gelen SİRİZA lideri Çipras’ın resimlerinde de gördük. O kadar ki Çipras’ın Başbakan olduğu dönemde Atina’da bir taksi şoförü bana “Siz buradaki başbakanların adına bakmayın” demişti. “Gerçek Başbakan Merkel’dir. Hepsi de onun elini öpüyor!” Şoför daha sonra düzenli olarak KKE’ye oy verdiğini söylemişti.

Bu durum bir rastlantı değildir. Kökü tarihe, yakın geçmişe dayanmaktadır. Anlatayım.

***

Megali İdea (Yüksek fikir) ideolojisinin iktidardaki temsilcisi Venizelos’un yoğun çabaları, dünya ölçeğindeki silah tüccarı Muğlalı Zaharof’un katkıları ve o günün dünyasında emperyalizm canavarının simgesi İngiltere’nin kışkırtması ile Yunan ordusu 15 Mayıs 1919 günü İzmir’e çıkmıştı. Ege’de ilerleyen bu orduya karşı önce gayri nizami daha sonra da düzenli ordu ile başlayan direniş bizzat Padişah Vahdettin ve Damat Ferit Hükümeti tarafından ihanete uğruyordu. Amerikan muhipleri, İngiliz mandacıları, Hilâfet yanlıları bu kutsal isyanı arkadan bıçaklıyorlardı. Anadolu’nun dört bir yanına sıçrayan iç isyanlar TBMM ordularını iki ateş arasında bırakmıştı. Mustafa Sabri’ler, Ali Kemal’ler, Refik Halit’ler mütareke basınının utanç sayfalarında kin ve ihanet kusarken, Reisleri İskilipli Atıf Hoca olan Teali-i İslâm Cemiyeti’nin hazırladığı bildiri, 30 Ağustos 1920 günü Yunan uçaklarıyla Anadolu’nun köylerine, kasabalarına, şehirlerine atılıyordu. Bildiriden bazı bölümleri yazmakta yarar var sanıyorum:

“Kilit Türkiye, anahtarı İngiltere’dir. Anahtarı İngiltere’nin emin eline tesliminde alem-i İslâm için hiçbir tehlike yoktur. Yunan ordusu Halifenin ordusu sayılır. Asıl kafası koparılacak mahlûkat Ankara’dadır. (…) Elinize aldığınız Fetva-i Şerif ki Allah’ın emridir. Okuduğunuz hatt-ı münif ki Padişahımızın fermanıdır. Siz Allah’ın emrine, Halife’nin fermanına ittibâen bu canileri, bu katil canavarları daha ziyade yaşatmamakla mükellefsiniz.” (Bildirinin tamamı için: Millî Mücadele Dönemi Beyannameleri ve Basın, Zekai Güner-Orhan Kabataş, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Merkezi, Sayı: 33, Ankara, 1990, s.216-223’e bakmak gerekiyor.)

Oysa 1920 yılı başında, Ege’yi işgal eden Yunan ordusundaki bazı askerler “Yunan Askeri Sovyetleri Yürütme Kurulu” oluşturmuşlardı. 3 Ocak 1921’de Cephedeki Komünist Askerlerin Merkez Komitesi, tüm orduya çağrıda bulunan yeni yıl mesajında artık askerlerin uyandığını vurguluyor, gerçek barışın kapitalistlerin alaşağı edilmesi ve devrimle mümkün olabileceğini belirtiyordu.

7 Mart 1920 tarihinde Yunanlı bir erin üstünde ele geçirilen bir bildiri bugün Genel Kurmay Başkanlığı ATASE arşivindedir: (Dolap: (52)-7, dosya: 48-12, klasör: 404, arşiv: 6/3420’den aktaran Engin Berber, Teğmen Cemil Zeki (Yoldaş), s.97)

“Asker! Bu toprakların hakiki sahibi Türklerdir. Beyhude yere kanlarınızı döküyorsunuz. Venizelos sizi aldatıyor. Bütün Asyalılar ayaktadır. Yakında başınızda kıyametler kopacaktır. Bu sözlerimize kulak veriniz. İnanmazsanız sulh konferansının son kararlarından ibret alınız. Hiç olmazsa hemen çabuk isyan edip memleketinize gidiniz. Size üzüldüğümüz için haber veriyoruz. Çünkü bildiğiniz gibi vaktiniz daralıyor, durmayınız.”

Bugün de KKE’nin organı olan günlük Rizospastis (Radikal) gazetesinin İzmir’de dağıtılmaması için komutanlar bayileri tehdit ediyorlardı. Yasak ve cezalar, gazetenin birliklere ulaşmasını engelleyemiyordu. Gazete Yunan askerlerinin emperyalist çıkarlar uğruna kırıma uğratıldığını yazıyordu. “Yunan fatihler, Türk işçi ve köylülerini Yunan ve İngiliz haydutlarının ellerine teslim etmek için Türk ağaları ve Fransız kapitalistlerden kurtarıyor!”

23 Mayıs 1922 tarihli Rizospastis gazetesi KKE’nin Manifestosunu yayınlıyordu:

“Anadolu Harekâtı: Savaş

Biz bu savaşa başından beri karşı geldik. Bu yüzden Venizelos yönetimi bizleri askeri mahkemelerde süründürdü. Bu savaşa her zaman olduğu gibi bugün de karşıyız. Bu savaş ülkemiz için yıkımdır, kimi yabancı çıkarlar uğruna yapılmaktadır. Anadolu savaşının günlük harcamaları yaklaşık 3 milyon drahmidir. Bu para halkın sırtından çıkmaktadır. Savaş için harcanan bu para ülkenin ulaşım, üretim, kültür gereksinmelerini karşılamak için harcanmalıdır. Y. Kordatos Yunanistan Komünist Partisi Üyesi.”

***

İkinci Dünya Savaşı’nda pek çok Avrupa ülkesi gibi Yunanistan da Nazi Almanya’sının işgaline uğramıştı. 1941’de başlayan işgal sonrasında Yunan Kıralı İkinci Georgios Kahire’de İngiliz himayesinde sürgün hükümeti kurmuştu. Yunan ana karasında ve Ege adalarında Yunanistan Komünist Partisi’nin önderliğinde faşizme karşı direniş başlatılmıştı. 28 Eylül 1941 günü diğer sol parti ve sendikalarla işbirliği yapan KKE öncülüğünde, işgalcilere karşı bir direniş örgütü olan EAM (Ulusal Kurtuluş Cephesi) kurulmuştu. Daha sonra EAM’ın önderliğinde ELAS (Yunanistan Kurtuluş Ordusu) kurulacaktı. Bu gayrinizami ordu, müthiş bir direniş ve yaptığı sabotajlarla Alman 5. Ordusu, İtalyan 11. Ordusu, iki Bulgar Kolordusu kısaca 300 bin kişilik işgal kuvvetlerini Yunan topraklarında bağladı. Hitler çakılı kalmıştı. Rusya’ya yürüttüğü Barbarosa harekâtı en az iki ay gecikmişti. Rusya kış koşulları düşünürse bu iki ay çok değerliydi. En az 200 bin askerin başka cephelere gönderilmesi de engellenmişti.

9 Ekim 1944 günü Moskova’da Çörçil ile Stalin arasındaki pazarlıkta Yunanistan İngiltere nüfuzu içinde kalmıştı. Silahlarını teslim eden komünist militanların çoğu da adalardaki hapishanelere gönderilmişti. 1946’da da zaten iç savaş başlayacaktı. Yunanistan direnişi ve KKE uluslararası pazarlığın kurbanı olmuştu.

***

Günümüze dönelim. ABD ile Yunanistan arasındaki savunma ve işbirliği anlaşmasından zararlı çıkan Yunan tarafı olacaktır. Tarih böyle söylüyor, günümüz koşulları bu sonucu işaret ediyor. Sürekli silahlanmak ve ABD’nin silah deposu olmak zorunda kalacaktır. Silahlanmaya verdiği para eğitimine, sağlığına, halkının refahına ve kalkınmasına engel olacaktır. Çıkacak bir savaşın hedefi olacaktır.

Bir yanda vatan millet nutukları atılır, halk hamasetle uyutulurken emperyalistlerin çıkarlarını koruyan iktidarlar sanal düşmanlar yaratarak varlıklarını sürdürmek isterler. Yunanistan için dünkü tehlike komünizmdi. Bugün de geleneksel Türk düşmanlığı politikacıların ana malzemesi oldu.

Oysa Türkiye ve Yunanistan’ın çıkarları ortaktır. Adil bir paylaşımla ortak çıkarların bileşkesini bulmak hiç de zor değil. Ama 1829’da Osmanlı’dan bağımsızlığa geçtiğinden bu yana emperyalistler, önce İngiltere sonra da ABD ellerini bu ülkeden hiç çekmediler. İlk kralının bile Helen olmasına izin vermediler. Alman Otto’yu Avrupa’dan getirip Yunanistan Kralı ilân ettiler.

Ama Megali İdea, beş deniz imparatorluğu gibi gerçek dışı hedeflerle yola çıkıp Mikrasiatiki Katastrofi (Küçük Asya Felâketi) kayasına çarparak halkını hayal kırıklığına uğratan iktidarlar bugün de aynı yanlışa esir olmuş durumdadırlar.

Geç de olsa Venizelos bu yanlıştan dönmüş ve Atatürk’ü 1934’te Nobel Barış Ödülüne aday gösterme olgunluğunu göstermişti. Mitsotakis’in tarihten ders çıkaracak bir politikacı olduğunu hiç sanmıyorum.

Yunanistan Komünist Partisi’nin 1920’lerden, 1940’lara, oralardan günümüze gösterdiği tutarlılık eski deyimle gerçekten takdire şayandır.  SSCB dağılmasına karşın Avrupa’da varlığını sürdürebilen sayısı az komünist partilerden biridir KKE.

Selam Yunanistan Komünist Partisi’ne… Zito KKE!

Selam Yunanistan Komünist Partisi’ne

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

3 Yorum

  1. 7 gün önce

    Sayın Anadol. Çok değerli, çok ender rastlanan bir yazı. Çok, çok sağolun.

  2. 6 gün önce

    Kurtuluş savaşı ve 2. dünya savaşı ile ilgili verilen bilgiler çok ilginç, bizler için öğretici, Yunanlılar için ise yaşamsal.

  3. 6 gün önce

    Milleti’imizi egitici ,ogretici yaziniza minnet, saygi ve sevgiler sayin Anadol..

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!