Melek Aziz Sancaklı yazdı…
Şile Belediye Başkanı Özgür Kabadayı’nın tutuklanmasıyla başlayan ve Ekrem İmamoğlu’ya kadar uzanan yolsuzluk ile rüşvet iddialarını kapsamlı bir şekilde inceleyeceğiz. Zira İstanbul’un bu sakin ve yeşil, şirin ilçesi Şile’deki imar ve ruhsat süreçlerinin doğrudan İstanbul Büyükşehir Belediyesi yönetimi tarafından yönlendirildiğine dair ciddi itirafları ve hukuki belgeleri temel almakta. Kamu kaynaklarının kötüye kullanımı ve görev suistimali gibi suçlamaları hem yerel hem de ulusal siyaset penceresinden analiz edelim. İlgili haberler ve yargı süreçleri, şeffaf belediyecilik ilkeleri ile yürürlükteki mevzuat çerçevesinde siyasi figürlerin sorumluluklarını sorgulayan bir yapı sunmakta. Sonuç olarak makalemiz, Türkiye’deki yerel yönetimlerin denetimi ve siyasi isimler üzerindeki adli soruşturmaların toplumsal yansımalarını detaylandırmakta. Okursanız…

ŞİLE’DEN İBB’YE UZANAN YOLSUZLUK AĞI: LİYAKAT DEĞİL, ‘ORGANİZASYON’ EGEMEN
Bugün önümüze serilen tabloyu analiz etmek benim için sadece bir gazetecilik görevi değil, aynı zamanda bir Cumhuriyet ödevi niteliğinde. Patlak veren ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) karar alma mekanizmalarına kadar uzanan skandallar dizisi, yerel yönetimlerin nasıl bir “çıkar amaçlı yapıya” dönüştürüldüğünü somut belgelerle ortaya koymakta.
‘BELEDİYE İŞİNDEN ANLAMAM’ DİYEN BAŞKAN VE GİZLİ EL: EKREM İMAMOĞLU
Soruşturmanın en can alıcı noktası, tutuklu Şile Belediye Başkanı Özgür Kabadayı’nın 7 Ocak 2026’da savcılığa sunduğu ek ifadede bize göre. Tutuklu Kabadayı, adaylık sürecinde bizzat Ekrem İmamoğlu’na “Belediye işinden hiç anlamam, kazansak da nasıl yapacağız?” dediğini, İmamoğlu’nun ise “Sen kazan, biz bir şekilde hallederiz.” yanıtını verdiğini itiraf ediyor. Bu ifade, belediyeciliğin liyâkat esasına göre değil, merkezi bir “dizayn” üzerinden yürütüldüğünün açık kanıtı değilse nedir? Nitekim Kabadayı, Şile’deki imar ve ruhsat süreçlerinin doğrudan İmamoğlu tarafından yönlendirildiğini, Haliç’teki özel ofiste verilen talimatlarla hareket edildiğini belirtmiş ek ifadesinde.

Belediyecilik mevzuatı, atamalarda liyakati esas alırken; Şile’de durumun “talimatla kadrolaşma” şeklinde işlediği görülmekte. Kabadayı’nın ifadesine göre, İmamoğlu’nun danışmanı Tonguç Çoban, belediyeye alınacak isimleri belirlemiş ve bu isimlerin atanması için AKOM’da gizli görüşmeler yapılmış. Tuncay Tolga Özçakmak gibi isimlerin “işi bilen partililer” sıfatıyla kadroya dayatılması, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun ruhuna aykırı bir vesayet ilişkisini işaret etmekte. Bu süreçte, imar usulsüzlükleri üzerinden rüşvet söylentilerinin artması ve Belediye Avukatı Ali Şafak’ın “para dolu evrakla” yakalanması, iddiaların sadece dedikodudan ibaret olmadığını, somut bir suç örgütü şemasına dayandığını hissettirmekte.
Vatansever Cumhuriyetçi kimlik ile asla bağdaşmayan en vahim iddia ise, Şile meclis listelerine yönelik “DEM Parti” pazarlığı! Kabadayı, İmamoğlu’nun kendisine “DEM ile anlaşma yaptık, mecbur olacak” diyerek meclis üyeliği listesine müdahale ettiğini öne sürmüş. Türk vatanseverliği ve ulusal birlik ruhuyla çelişen bu nevi “gizli ajandalar”, yerel yönetimlerin idari özerkliğini siyasi pazarlık masalarına meze yapmakta.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan 3739 sayfalık devasa İBB iddianamesi, meselenin sadece Şile ile sınırlı olmadığını, 160 milyar TL’lik devasa bir kamu zararının söz konusu olduğunu iddia etmekte. Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında “örgüt kurucusu ve lideri” sıfatıyla 2352 yıla kadar hapis cezası talep edilmesi; rüşvet (TCK 252), ihaleye fesat karıştırma (TCK 235) ve görevi kötüye kullanma (TCK 257) suçlamalarının vahametini ortaya koymakta.
Sonuç olarak; Şile’de parayla yakalanan avukatlar, İBB’deki sahte diploma soruşturmaları ve genel CHP belediyeleri “casusluk” iddialarıyla kuşatılmış bir yönetim anlayışı, halkın tertemiz belediyecilik beklentisini fena halde lekelemekte. Bizim VERYANSIN TV olarak vazifemiz, bu karanlık tünelin ucundaki her bir aktörün hukuk önünde hesap vermesini takip etmek ve tüyü bitmemiş yetimin hakkını savunmak. Aziz Türk milleti, kendi iradesine ipotek koyan ve kamu kaynaklarını şahsi ikbali için bir “örgüt” disipliniyle harcayan yapıları tasfiye edecek ferasete sahiptir. Her şartta ve koşulda bu böyledir. Bu bizim için ölüm kalım meselesidir. Kurucu büyüğümüz; Türkiye’nin önde gelen en büyük entelektüellerinden merhum Nihat Genç’in mirası budur. Pahalar önemsizdir, vatan sağ olacaktır. Kimseyi eleştirmekten korkmayız, KİMSEYİ!