Av. Öniz Özsoy yazdı…
Yirmili yaşlarımda, hayret duygusuyla çenem göğsüme indiğinde ve kimi tarafından bu duygum bir tür ‘kötü huylu saflık tümörü’ gibi algılandığında kendi kendime mahcubiyet duyardım. Hayret duyguma yönelen hayretleri, hâlâ hayatın acemisiymişim gibi hissettirirdi. Sanki onlar bir nevi bilgeliğe sahiplermiş de ben oraya erememişim gibi. Sanki boşuna ekmek yemiş su içmişim, daha da bir arpa boyu yol gidememişim gibi.
Sonra sonra anladım ki hayret duygusu insanın namusuymuş. Ne kadar yaygın hale gelse de mazur görülse de tepki gösterilmese de yaptırımsız bırakılsa da hatta yunsa yıkansa da insanı, insanlık onurunu kıran her tür haksızlığın, adaletsizliğin, rezilliğin, çürümenin, ahlaksızlığın müsebbibi ya da muhatabı görmeyi reddetmek, gözlerini fal taşı gibi açarak “Hayır bu asla kabul edilemez, kepazelik bu!” deme kararlılığını inatla göstermek bizatihi insan olmakmış, insan kalmakmış.
İnsan, rahatsızlık duyması gereken şeyden rahatsız olur. İnsan başka nedir? Rahatsız olması gereken bir durumdan, bari, hiç olmazsa, hayret etme düzeyinde bile rahatsız olmamak, bu değil midir ayakta çürümek, yaşarken kokuşmak?
Söz de yetmez, dil de dönmez de gerisi bir yana dursun:
38 bin 44 insanın betonun, demirin altında ezilerek can vermesi dehşet vericidir.
Ailelerin yok olması, bir insanın ailesinin onlarca ferdini aynı anda sıra sıra toprağa vermesi dehşet vericidir.
153 bin 506 bağımsız birimin ya enkaz haline gelmesi ya yıkılmasını gerektirecek ölçüde ağır hasar alması dehşet vericidir.
Düşün ki 138 saat enkaz altında ölüm kalım mücadelesi veriyor. Dile bile kolay değil. Altı gün moloz yığının içinde bir delikte, soğukla, çaresizlikle, bilinmezlikle koyun koyuna bekliyor da yüzü gün görür görmez ‘Beni özel hastaneye götürmeyin. Param yok.’ diyor. Memlekette, yaşayanlara karışmanın derdi daha sedyedeyken üstümüze çöküyor. Dehşet vericidir.
Enkaz altından henüz kurtarılan bir çocuk. Enkaz içinde kim bilir nerede bir vazoda, kendi biriktirdiği para varmış onu soruyor. ‘Evimiz de yok, o parayla ev alırız.’ diyor. Kim bilir karanlıkta beklerken kaç saat çekti onun derdini. Çocuklarımızın sırtına bindirilen yüke bak. Dehşet vericidir.
Bir anne. “Biz anne babalar çocuklarımıza örnek olarak market yağmaladık. Mama çaldım ben çocuğuma, bez çaldım. Utanmıyorum bundan, onlar utansın.” derken göz yaşı döküyor. Yapmak zorunda bırakıldıkları şey gücüne gitmiş, bunca utanmazlık içinde yine de kendiyle hesaplaşıyor. Bir yanda o annenin allak bullak yüz ifadesi, kendiyle cebelleşmesi ve bir yanda kendi yakası hariç Allah dahil herkesin yakasına yapışan, utanmazlıktan meşine dönmüş, donuk yüzler. Dehşet vericidir.
Bir kız çocuğu. Arama kurtarma ekiplerine “Ayağım engel oluyorsa, kesebilirsiniz.” diyor. 13 yaşında daha 13! Kendi türünü yiye yiye cep dolduran yamyamlara, çocuklarımız ayaklarını feda ediyor. Dehşet vericidir.
Üçlemeye buyurun: ‘Yaptığı site çöken, bahçesinde kaplan besleyen, belediye başkanlığına talip olan müteahhit’. Dehşet vericidir.
Avrupa ülkelerinin tamamında müteahhit sayısı 50 bin değil, Türkiye’de 453 bin 497 müteahhit var. Dehşet vericidir. (Yetmezmiş gibi, içlerinden biri de en hevesli, en heves edilen Cumhurbaşkanı adayı. Ayrıca dehşet vericidir.)
Depremzedenin edeceği iki cümleden ödü kopan, mikrofonu apar topar kaçıran muhabirler, rejiden kısılan sesler… Dehşet vericidir.
“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir.”, “Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir.” Bir asır yürüyorsun oradan da “Bunlar kader planında olan şeyler.” enkazına varıyorsun. Enkaz başında dövüneceksin, acını diyeceksin, yok, muhatap yok “Rabbim ne derse o olur. /Deprem veya binalar öldürmez, Allah öldürür.” diyorlar. Dehşet vericidir.
Bir yanda verecek bir kefen parası kalmış onu da esirgememiş bir millet var. Bir yanda yekten, arka cebinden çıkarır gibi ona 100 milyon Türk Lirası yardımda (!) bulunan Bakanı var. Dehşet vericidir.
Daha ne utanmayı becerebilmek kastettiğim ne gerçeğin peşinde koşma iradesi ne sorumlulardan hesap sorma cesareti… Dehşet yalnızca dehşet; olağan dışı bir durumun yarattığı hayret duygusu, içimizde kıpırdanan rahatsızlık, bize bir çırpıda ‘Bu olamaz, olmamalı.’ dedirten insani refleks. Yok kiminde o da yok. Kalmamış. Mümkün olsa, dilin anlatmaya yetmediği şu 11 günden bir refleks çekici yapabilsek ve vursak, oynamayacak kolları bacakları; kılları kıpırdamayacak, ‘Bu kabul edilemez!’ cümlesini kerpetenle bile sökemeyeceksin ağızlarından.
Gerçeğe kıyıyorlar, gövdesini vahşi hayvanlar gibi parçalıyorlar. Kimi işine o geliyor diye sağ bacağına geçirmiş dişini, kimi bu işine geliyor diye sol koluna, sündürüyorlar da sündürüyorlar. Artık ne olduğu zor ayırt edilen o kanlı, lif lif dökülen et parçalarını utanmadan, arsızca ‘GERÇEK!’ diye sallıyorlar. ‘Bilim adamları demiş ki, deprem 500 atom bombası gücündeymiş.’ Senin elin ağzın kan içinde gerçek diye pazarladığın ‘sol bacağın’ bir de yüzüne bakmadığın sağ teki yok mu? Aynı bilim adamları rapor üstüne rapor yazıp uyarmamışlar mı? Kendilerini dinleyecek bir insan evladı bulmuşlar mı, bulamamışlar mı? “Haluk Levent sabıka kaydını açıklasın!” İşine geleni öyle şapır şupur çiğnemesi ne tatlı değil mi? 36 buçuk milyar dolar deprem vergisi var bir de, nereye gittiği belli olmayan. Ama yok, çok zor değil mi onu çiğnemek. Kayış gibi, dikenli. Ne yenir ne yutulur, hazmı zor. Ağzınızın tadını, midenizi bozmaya ne gerek var, değil mi? Düğün bayram eder gibi insanları tabutlarına koydukları imar afları? Çadır yok, aş yok, su yok tuvalet yok diyen, derdini söyleyen depremzedelere bile gösterdiğiniz diş, onu kesmeye yetmiyor değil mi?
‘Birlik olma zamanı’ymış. Öyle. Ancak ‘Gerçek!’ dediğinin dörtte üçü kayıp, ‘BİZ’ dediğinin içine ‘Üşüyoruz’ diyeni bile sığdıramayan sizden, tırnaklarıyla enkaz kazan, cebindeki son kuruşu bile tereddüt etmeden veren Türk Milletinin öğreneceği bir ders yok gibi. Bu halinizle siz ‘BİZ!’ dedikçe, insan sormadan da edemiyor: O sığmaz, bu girmez, şunun esamesi okunmazken, kimdir bu ‘BİZ!’ dediğiniz, Allah aşkına bir deyiverin SİZ tam olarak kimsiniz? Hatta onu da boş verin, o da kalsın, zahmet olacak ama, bari hayretinizi lütfediniz!
Pek güzel yazmışsınız. Teşekkürler.
Kaleminize yüreğinize sağlık. Çok güzel anlatmışsınız.
Çok güzel bir yazı…Duygu ve düşüncelerimizi çok iyi aktarmışsiniz