Yusuf Karaca yazdı…
Haberleri izliyorum AKP Genel Başkanı elinde destelerle para, kuyruğa girmiş çocuklara, kadınlara, erkeklere, dağıtıyor. Açlığa mahkûm olmuş bir halkın evlatları, bir adet banknotu almak için sıraya girmişler. Öyle ki sıraya bir vekil bile girmiş. İki yüz lirayı kapan kadın vekil, para veren eli öpmeyi de ihmal etmez.
Ülkeme mi yanayım, insanımızın düşürüldüğü hallere mi yanayım, bu duruma düşmeyi, kendi oylarıyla sağlayanlara mı yanayım, şaşırdım kaldım. Artık, günlük yaşayan bir toplum haline geldik. Yeme içme ve barınmadan başka bir şey düşünemeyen, eski çağ toplumlarına dönüştük. Tek farkımız, ellerimizde birer cep telefonlarının olması.
Sabah akşam geçim derdindeyiz. Isınma ve barınma derdindeyiz. Oğlumuz, kızımız, anamız, babamız, kardeşlerimiz, hemen herkes aynı dertte. Emekliler, asgari ücretliler açlığın pençesinde, memurlar yoksulluğun pençesinde, esnaf ağır vergiler altında, çiftçiler toprağa küsmüş vaziyette, ülke açık hava hapishanesine döndü.
“Beyefendi” şehir şehir gezerek, banknot dağıtıyor.İzlerke
n, Stalin’in tavuk hikâyesini hatırladım. Hikâye Stalin’e mal edilmekle birlikte, Cengiz Aymatov’a ait olduğunu, söyleyenler de var. Ama düşündürücü hikâyenin Stalin’e uyarlandığını görüyoruz. Hikâye şöyle:
Stalin, arkadaşları birlikte sohbet ediyorlar. Yıllardır yanında çalışan çalışma arkadaşlarına dönerek, bir soru sorar:
– Sizler yıllardır devlet için çalışmış, ihtilal’a emeği geçmiş kişilersiniz. Söyleyin bakayım halkın yönetime kayıtsız şartsız baş eğmesi için yöneticiler nasıl davranmalıdır?
Salonda bulunanlar çeşitli fikirler ortaya atarlar. İçlerinde haktan, adaletten, demokrasiden, sürgünden, idamdan, hapisten söz edenler olur. Stalin söylenenleri beğenmez.
– Yönetimi eline geçiren en güçlü ve en yücedir. Halkın karşınızda baş eğmesi için ne gerektiğini size bir örnekle göstereyim.
Hemen çalışanlardan birine seslenir:
– Bana hemen bir tavuk getirin.
Tavuğu çabukça bulup getirirler. Stalin salonda oturanların şaşkın bakışları arasında canlı tavuğun tüylerini yolmaya başlar. Tavuğun bütün tüylerini yolup cascavlak bıraktıktan sonra salonun ortasına atar. Sonra arkadaşlarına döner.
– Şimdi izleyin bakalım bu şaşkın tavuk nereye gidecek.
Zavallı tavuk çektiği azaptan kurtulmak için aralık kapıdan dışarı çıkmak istiyor ama soğuktan titriyor. Masaların altına giriyor, masa ayakları canını acıtıyor. Duvar diplerine gidiyor ama her yanı yara bere içinde.
Kalorifere yaklaşıyor ama tüysüz derisi sıcağa dayanamıyor. Çaresizlikten tüylerini yolan Stalin’in bacakları arasına sığınıyor. Stalin cebinden bir avuç yem çıkarıyor ve yolunmuş tavuğun önüne tane tane atıyor.
Yemlenen tavuk, Stalin nereye giderse peşinden ayrılmıyor. Ağızlarını açmış şaşkınlıkla kendisini izleyen arkadaşlarına gülerek bakan Stalin şöyle diyor:
-Gördünüz mü HALK dediğiniz topluluk bu TAVUK gibidir! Tüylerini yolacak ve serbest bırakacaksınız. O zaman yönetmek kolaylaşır!
Olay bu kıymetli okurlar!
Sizler de, tane tane uzatılan banknot gösterimini izleyince aynı şeyleri düşünmez misiniz? Yolunmuş biçare halkın, en sıcak bulduğu “ayak dibinin” neresi olduğunu, sizler de kestirdiniz mi? Bir de o “ayak dibini” kutsayan, hacıları-bacıları, efendileri-şıhları gördüğünüzde, “bunlar ne ayak ” demez misiniz?
Atatürk’ten kopunca, cumhuriyetten uzaklaşınca, Grahm Fuller’in “Yeni Türkiye”sine düştük. Amerikan sümüklüsüne “Hocafendi” diyenlerle Öc-alan’a “beyefendi” çekenlerin ittifakında, tavuk gibi yolunmak, zorumuza gidiyor.
Bir halk, halini değiştirmedikçe, durumu değişmez. Halimizin değişmesi, bakışımızı değiştirmekle mümkün olur. Bakışımızı değiştirmekse, cumhuriyet değerlerine ve de Atatürk’e dönmekle olur.
Cumhuriyetin yabancılardan alıp, bizlere verdiklerini, bunlar bizlerden alıp yabancılara verdiler. Topraklarımız üzerinde aç ve sefil bıraktılar. Cumhuriyet ve Atatürk’e dönersek, kaybettiklerimize kavuşuruz. Kimse bizleri yemlemeye kalkamaz. Tavuk yerine koyamaz. Padişahın kulu veya ayak dibi değil, cumhuriyetin gölgesi altında hür oluruz.