TBMM Başkanı Mustafa Şentop, tartışma yaratan Montrö Boğazlar Sözleşmesi açıklamasının ardından yeni bir çıkış geldi.
TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un ”Cumhurbaşkanı, İstanbul Sözleşmesi’nden kararname ile çekildiği gibi Montrö’den de diğer uluslararası anlaşmalardan da çekilebilir” sözleri gündem olmuştu.
“Bir cumhurbaşkanı Montrö’yü tanımıyorum diyebilir mi?” sorusu üzerine Şentop, “Teknik olarak yapılabilir. Ancak mümkün ve muhtemel arasında fark var. Yeterli yoğurt bulursanız Marmara Denizi’nden ayran yapmak da mümkündür” yanıtını vermişti.
Açıklamaların ardından hükümet basını Montrö karşıtı kampanyaya hız vermişti.
TBMM Başkanı Mustafa Şentop’tan Montrö açıklaması geldi.
“Ben hiçbir anlaşmanın ismini telafuz etmedim” diyen Şentop, “Hak ve hukukumuzu antlaşmalar korumaz; antlaşmaları hak ve hukukumuzu koruma kudretimiz ve kararlığımız var eder” dedi.
Mustafa Şentop, “Vatanımızın teminatı, kara ve denizlerdeki egemenlik haklarımızın teminatı, kelimeler, cümleler değil, bizzat devletimizin kudreti, ordumuzun gücü ve milletimizin istiklal sevdası ve kararlılığıdır” ifadelerini kullandı.
Montrö konusunu bir tartışma meselesi haline getirmediklerini belirtti.
Şentop, “Hak ve hukukumuzu antlaşmalar korumaz; antlaşmaları hak ve hukukumuzu koruma kudretimiz ve kararlığımız var eder. Başta Montrö olmak üzere Türkiye’nin taraf olduğu ve elde etmiş olduğumuz mevzilerle ilgili hiçbir tartışma yoktur, o konuşmada da böyle bir şey yoktur, benim hukuki boyutta anlatmam söz konusudur. Türkiye’de siyaset yapan bazı insanların bir kişiyi eleştirirken en azından ne dediğine bakması gerekir diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı.









Mustafa Şentop, akıllı ol.
Bu ile senin ve senin gibi dysunenuobaz beyinlerin babasının maki değil. Ettugin söze atacağım adıma dikkat et. Fikrin neyse diline düşen o dur. Gözümüz, askerimizle, polisimizle, vatansever milletimizle her daim üzerinizde olacak. Vatana ihanetin nedeni olmaz bedeli olur.
“Çevir kazı yanmasın” ama becerememiş. Tabii ki antlaşmaları ve her türlü varlığımızı korumak için güçlü olmalıyız. Öyleyse, var gücümüzle korumamız gerekirken, adeta tümden vazgeçmiş gibi, çekilebiliriz demek neyin nesi??
yeter artık. ıstifa ediniz.
miletimizin, milletimizin, şanşı şerefli onurlu TÜRK adına neden bu kadar gıcıksınız.
Devletimizin adı TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ
Milletimizin adı TÜRK MİLLETİ
Ordumuzun adı TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ
Nokta.
Vatanın bütünlüğü , ulusal bağımsızlık ve cumhuriyet rejiminin korunduğu yer TBMM dir. Halkı temsil eden VEKİLLER dir. TBMM den çıkmayan hiç bir kanun ve yasayı kabul etmeyeceğiz.
Amacınız nedir ? Ne yapmak istiyorsunuz ? Açık açık söyleyiniz.
Demans nedeniyle saçmalıyor olabilir.Sağlık kurulu raporunu Türk Milletine sunmalıdır.
Ne tuhaf bir durum. Yasamayı temsil eden kişi, meclis iradesini savunması gerekirken hala antlaşmalardan çekilmeyi, yeni sistemde yürütme makamının yetkisi dahilinde olduğunu işaret ediyor.Bu durum netlik kazanmadı lakin dediğiniz gibiyse durum, yürütme makamına devredilen bu yetki doğru oldu mu? Her iktidar değişikliğinde, uluslararası antlaşmalar da mı değişecek. Sistemi kişilere göre kuramazsınız, yarın o koltuğa taraftarı olmadığınız birisi de oturabilir, uzun vadeli düşünmek gerekir. Uluslararası antlaşmalara kabul ve çekilme kanımca meclis iradesinden geçmeli.
Özrü kabahatinden büyük çünkü salak yerine koyuyor milleti! Sen anlaşmayı var edersin anlaşma da seni. Hala kelime oyunu hala abuk subuk hareketler.
Ataturk’un, Kazim Karabekir’in oturdugu koltuk bunlara buyuk geliyor.
“Hak ve hukukumuzu antlaşmalar korumaz; antlaşmaları hak ve hukukumuzu koruma kudretimiz ve kararlığımız var eder” demiş ama o antlaşmalar kudret ve kararlılığımızın sonucu imzalandı.
Yeterli yoğurt bulmasız da, deniz suyundan ayran olmaz!
Ulusal egemenliği kişisel egemenliğe döndürdünüz, Andımız okuma sevincini çocuklarımızın elinden aldınız. 23 Nisan Bayramını’da “Kişisel Egemenlik ve Kimliksiz Genç Kuşak Bayramı” olarak kutlarız artık. Meclis Başkanın “Misak’ı Milli Andı” anma konuşmasını dadinlemiştim. Beyanında Türkiye Büyük Millet Meclisinden bahsederken bu meclis kapatılan son Osmanlı Mebusun devamıdır diyerek Cumhuriyet Devriminden bahsetmemesi gözümden kaçmadı.Bu arada Mart Ayının sonuna yaklaştığımız bugünlerde ( ders kitaplarından çıkarılan) 31 Mart Vak’ası olarak bilinen, Derviş lakaplı gericilerin başlattığı ayaklanmayı bastıran, padişah Abdülhamithan’ı tahttan indiren yerine kardeşi II. Reşet Bey’i geçiren, Harekat Ordusu Kurmay Başkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını minnet ve şükran ile anıyorum.Bugünümüzün karartıldığı lakin yarınlara sahip çıkmak adına Atatürk’e diyorum ki “Açtığın yolda gösterdiğin hedefe hiç durmadan yürüyeceğime and içiyorum.” Ne Mutlu Türküm Diyene.
19 yıldır bu iktidar Cumhuriyeti yıkmak adına tüm kötü niyetlerini önce çeşitli mecralarda ilan ediyor , nabız yokluyor , yemeyince yok öyle demedim , yanlış anlaşıldı , yada lafını eğik büküyor . Yani dönüyor ama bir süre sonra punduna getirip salam dilimi politikası ile sarı muhalefetinde sessiz kalarak verdigi destekle gerçekleştiriyorlar. Bu nasıl bir karakterdir , dedigini habire yalanlıyorlar , sonrada cambazlıkla yapıyorlar. Varsayalımki montröyü kaldırdınız lozanıda kaldırdınız, ortada bir devlet kalmayınca siz kimin cumhurbaşkanı, bakanı, milletvekili vs olacaksınız. Eğerki yerine islam cumhuriyeti ilan ederiz diye düşünüyorsanız , lozan sehitlerin kanı ile imzalandı , siz onu iptal edince elinizde vatan yada devletmi kalacak saniyorsunuz. Kendi kendini inkar eden bir devletin üzerine akbabalar üşüşür , ki bu akbabalar bin yıldır o günü bekliyor. islam cumhuriyeti kuracagız derken cenazenizi gömecek toprağa hasret kalırsınız. Cesedinizide kokup hastalık yaymasın diye leş niyetine yakarlar.