1. Haberler
  2. Gündem
  3. Terör örgütü PKK, Anayasa’daki 2 maddeye göz dikti! Prof. Dr. Meltem Dikmen Caniklioğlu uyardı: ‘Bu hamleyle Türkiye’yi 10 yılda bölersiniz!’

Terör örgütü PKK, Anayasa’daki 2 maddeye göz dikti! Prof. Dr. Meltem Dikmen Caniklioğlu uyardı: ‘Bu hamleyle Türkiye’yi 10 yılda bölersiniz!’

Terör örgütü PKK’nın sözde ‘silah bırakma’ töreni sonrası yeni anayasa tartışmaları tekrar gündeme geldi. DEM Parti ve PKK, eğitimin Türkçe yapılmasını düzenleyen 42. madde ile vatandaşlık tanımını içeren 66. maddenin değiştirilmesini isterken Anayasa hukukçusu Prof. Dr. Meltem Dikmen Caniklioğlu'ndan "Bu hamleyle Türkiye’yi 10 yılda bölersiniz!" uyarısı geldi. 

featured

MERVE DUMAN / VERYANSIN TV

Terör örgütü PKK, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çağrısıyla başlayan bölücü açılım süreci kapsamında ‘silah bırakma’ töreni düzenlerken ‘yeni anayasa’ tartışmaları da alevlendi.

DEM Parti’nin sık sık gündeme getirdiği “anadilde eğitim” ve “Kürt kimliğinin Anayasa’da kabul edilmesi” talepleri son olarak terörist başı Abdullah Öcalan tarafından dillendirildi.

Öcalan, terör örgütünün sözde fesih kongresine yolladığı manifestoda, Anayasa’da “Kürt” kelimesinin olmamasını eleştirdi. “Hukuk bu işin olmazsa olmazıdır” diyen Öcalan, Kürtlere statü istedi.

Devleti müzakereye davet edeceklerini belirten bölücü elebaşı, PKK’nın ‘feshi’ sonrası “özyönetimci, kendi diliyle eğitim yapan, kendi ekonomisini yöneten” komünal demokrasiyi savunacaklarını da söyledi.

İlişkili Haber
thumbnail

Öcalan, Kürtlere statü ve hukuki reform istedi… ‘Gerçekleşmezse çatışmalar yeniden başlar’

Haberi görüntüle

PROF. DR. CANİKLİOĞLU, DEM PARTİ VE PKK’NIN HEDEFİNDEKİ MADDELERİN ÖNEMİNİ ANLATTI

Bu gelişmeler, gözleri TBMM’de kurulması planlanan ‘açılım’ komisyonuna çevirirken, eğitimin Türkçe yapılmasını düzenleyen 42. madde ve vatandaşlık tanımını içeren 66. maddenin hedef alınması tepkilere neden oldu.

Konuyla ilgili Veryansın TV’ye konuşan Anayasa hukukçusu Prof. Dr. Meltem Dikmen Caniklioğlu, söz konusu maddelerin Türkiye’nin birlik ve bütünlüğü açısından hayati öneme sahip olduğunu vurguladı. Caniklioğlu, “42. maddedeki eğitim dilinin Türkçe olduğuna dair ibareyi kaldırırsanız Türkiye’yi 10 yılda bölersiniz. 42. maddenin odağa konulmasının sebebi budur. Eğitim dilinin Türkçe olmasını bozduğunuz andan itibaren Türkiye’yi çok kolay bir şekilde parçalarsınız” ifadelerini kullandı.

Açılım sürecine “Bu bir ihanet projesidir” sözleriyle tepki gösteren Caniklioğlu, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “darbe anayasası” söylemine de yanıt verdi. Caniklioğlu, “1982 Anayasası’nın yürürlüğe girmesinden itibaren pek çok değişiklik yapıldı. 177 maddelik bir anayasanın 117 tane maddesi değiştirildi” diye konuştu.

‘ETNİK BİR KİMLİĞE GÖNDERME YOK’

Sözlerine, Anayasa’nın 66. maddesinin etnik bir kimliğe gönderme yapmadığının altını çizerek başlayan Caniklioğlu, şu ifadeleri kullandı:

“66. madde ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne yurttaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türktür’ diyor. Bu etnik bir gönderme yapmıyor, hukuksal bir statüyü tespit ediyor. ‘Yurttaş olan Türktür’ anlamında. Bu ne demektir?

Bugün milyonlarca ipten kazıktan kurtulmuş adam Türkiye’ye geldi. Bunların büyük bir bölümüne de usule uygun veya aykırı olarak yurttaşlık verildi. Belli bir miktar dolar harcayarak, ev-gayrimenkul aldığı zaman da yurttaş yapılanlar var. Kendi ülkelerinde yaşıyorlar ama yurttaşlar. Bunlar ne hakkına sahip oldular şimdi? Seçme ve seçme hakkına, parti kurma hakkına sahip oldular.

Dolayısıyla para karşılığında sığınmacılara verdiğimiz yurttaşlıkların hepsi, onları bizlerle eşit mesafede kıldığı gibi Türk yaptı. Bunlar nasıl Türk oldu? Bir kelime Türkçe bilmeden nasıl Türk olunur? Türk vatanında bir dakika bile yaşamadan, Türk tarihiyle, Türk kültürüyle hiçbir ortak değeri olmayan biri nasıl Türk olur? İşte Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Anayasasının 66. maddesi Türk’ü böyle tanımladığı için Türk bunlar. Dolayısıyla burada etnik bir kimliğe gönderme yok. Vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk’tür.”

‘BUGÜN AYNI OYUN KÜRTLER ÜZERİNDEN OYNANIYOR’

Caniklioğlu, 1839 ve 1856 Tanzimat Fermanlarında da vatandaşların, eşit yurttaşlık ilkesine göre konumlandırıldığını belirtti ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ne oldu o zaman? ‘Biz, kamu görevine girmenin eşitliğini kabul ediyoruz. Cahil Türkler hiçbir yerde görev yapamıyor. Kamu görevlerine girelim ama askere almada eşitliği kabul etmiyoruz. Biz hukuk önünde eşitliği kabul etmiyoruz’ dediler. Kapitülasyonlar, ayrıcalıklar… Sonra ne oldu? Katolikler, Fransa’nın hamiliğine girdi. Ortodokslar, Rusya’nın hamiliğine girdi. Protestanlar, İngiltere’nin hamiliğine girdi. Çok hukukluluk o şekilde ortaya çıktı.

Bugün bu insanların 66. madde üzerinden yurttaşlığı tartışmaya açmaları da aynı şey! Osmanlı’nın çok uluslu yapısında ayrılmak isteyen, bağımsızlık isteyen, Osmanlı’nın parçalanması için seferber olan grupların, etnik azınlıkları ve dinsel azınlıkları nasıl kullandıklarını görüyoruz tarihte. Bugün aynı oyun Kürtler üzerinden oynanıyor. 66. maddedeki ‘Yurttaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk’tür’ ibaresini kesmiyor. ‘Biz Türk kelimesini buradan kaldırmak istiyoruz’ diyorlar. ‘Yurttaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türkiye Cumhuriyeti yurttaşıdır’ şeklinde bir ibare koymak istiyorlar.

‘TÜRKSÜZLEŞME YOLUNA GİRDİK’

2002’de AKP iktidara geldiği bir televizyon programında ‘Türksüzleşme, anayasasızlaşma, devletsizleşme ve vatansızlaşma sürecine girmiş bulunuyoruz. Bakalım nereye kadar yol alacağız’ demiştim. Aynı şey, Türksüzleşme yoluna girdik. Şu anda Anadolu’daki Türk varlığı tartışılıyor, Kürt varlığı tartışmasız kabul ediliyor. Onun için 66. madde kullanılıyor. ‘Türk’ ibaresini Anayasa’dan çıkardığınız andan itibaren ne denilecek biliyor musunuz? Çerkezler kimliklerini belli etsin, Arnavutlar kimliklerini belli etsin…”

’42. MADDEDEKİ EĞİTİM DİLİNİN TÜRKÇE OLDUĞUNA DAİR İBAREYİ KALDIRIRSANIZ TÜRKİYE’Yİ 10 YILDA BÖLERSİNİZ’

Anayasa’nın 42. maddesi de eğitim hakkını düzenlediğini belirten Caniklioğlu, söz konusu maddenin PKK’ya destek veren çevreler tarafından hedefe konulmasının sebebini şu sözlerle anlattı:

“Orada eğitimin her Türk için bir hak olduğu savunulur. Aynı zamanda eğitim hakkı, anadilde eğitimi getiren bir şeydir. Anayasa’nın 3. maddesinde ‘Resmi dil Türkçedir’ diye yazar. 42. maddede de eğitimin Türkçe olduğu belli edilir. İşte 42. maddenin hedefe konulmasının sebebi de budur. ‘Türk’ ibaresini çıkarttığınız andan itibaren çoklu bir kimlik yapısından çoğul hukuk sistemi, çoğul eğitim sistemi, ana dilde eğitim de burada devreye girecektir. 

Çerkezler bu tartışmalar ilk başladığında ne dediler biliyor musunuz? 1877 Osmanlı-Rus savaşında Çerkezler geldi, Anadolu topraklarına yerleşti, ‘Eğer Kürtlere anadilde eğitim hakkı verilirse biz de isteriz’ dediler. Anayasa bütün ilkeleri muhafaza edin, 66. maddeyi muhafaza edin, Cumhuriyetin niteliklerini muhafaza edin, 10. maddeyi muhafaza edin ama 42. maddedeki eğitim dilinin Türkçe olduğuna dair ibareyi kaldırırsanız Türkiye’yi 10 yılda bölersiniz. 42. maddenin odağa konulmasının sebebi budur. Eğitim dilinin Türkçe olmasını bozduğunuz andan itibaren Türkiye’yi çok kolay bir şekilde parçalarsınız.

‘FEDERAL DEVLETTE BİLE EĞİTİMİN TEK DİL OLMASI KABUL EDİLİRKEN TÜRKİYE’DE NELER OLUYOR’

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) birkaç ay önce bir federal yasa çıktı ve bütün eyaletlerde eğitim dilinin İngilizce olduğuna dair kanun kabul edildi. Bundan önceki uygulama neydi? Hispanik kökenliler ilk üç yıl kendi ana dillerinde eğitim alıyorlardı, üç yılın sonunda yeterli bir İngilizce’ye ulaşmışlarsa İngilizce eğitimine devam ediyorlardı. Ama ne oldu ABD’de? Hispanik kökenli insanlar, dilekçe vererek parlamentolara müracaat ettiler ve dediler ki; ‘Ana dilde eğitim hakkını kaldırın çünkü çocuklarımız ilk üç yıl kendi dillerinde eğitim aldıkları için İngilizce’ye konsantre olamıyorlar, eğitim hayatları başarısız oluyor, Amerika’da istedikleri kamu görevlerine giremiyorlar, seçkin bir yurttaş olamıyorlar. Bu nedenle ilk üç yıl anadilde eğitimi kaldırın. Eğitim dili İngilizce olsun.’ Bugün ABD’de eğitim dilinin ilkokul 1. sınıftan itibaren İngilizce olduğu kabul edilmiştir. Federal devlette bile eğitim dilinin tek bir dil olması kabul edilmişken Türkiye’de neler oluyor?

‘BU BİR İHANET PROJESİ, KİMSENİN DERDİ VATAN DEĞİL!’

Bu bir ihanet projesidir ve bu ihanet projesine Türkiye’nin irili ufaklı bütün siyasi partileri ortaktır. Birkaç tane siyasi partiyi, küçük marjinal partiyi dışarıda sayıyorum. CHP, AKP, MHP ve AKP’nin içinden ayrılan Babacan’lı vs. bütün siyasi partiler ortaktır. Türk siyaseti bölünmeye razı olmuştur. Türk siyaseti sadece kendisine kalan Türk illerinde hala siyaset yapmaya devam edebilmenin garantisini istemektedir. Kimsenin derdi vatan değil!”

1982’DEN BU YANA ANAYASA’DA NELER DEĞİŞTİ?

Öte yandan Caniklioğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sık sık dile getirdiği “darbe anayasası” ve “sivil anayasa” kavramlarını da değerlendirdi.

“1982’den bu yana Anayasa’da neler değişti?” sorusuna yanıt veren Caniklioğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:

“1982 Anayasası’nın yürürlüğe girmesinden itibaren pek çok değişiklik yapıldı. 177 maddelik bir anayasanın 117 tane maddesi değiştirildi. Çok zamana yayılmış bir şekilde değişti. En kapsamlı değişiklik 2002’de yapıldı. Avrupa Birliği’ne giriş süreciyle ilgili bir heyecan vardı. Haklar ve özgürlükler alanında yapıldı. En tehlikeli anayasa değişiklikleri AKP’nin iktidara gelmesiyle eş zamanlı olarak başladı. 2002 Avrupa Birliği’ne giriş süreci anayasasıydı, arkasından 2007 cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine ilişkin, 2010 Yüksek Hakimler ve Savcılar Kurulu’nda esaslı değişikliklere ilişkin ve nihayet 2017 Türkiye 1876 kanuni esasi şartlarına değişti.

1982 Anayasa’nın ilk şekli çok vahimdi, tamamen antidemokratik esaslara göre birtakım ilkeler serpiştirilmişti. Sadece işçilerin siyasi parti üyesi olabildiği bir sistem düşünün. 18-21 yaşını bitirmiş hiçbir üniversite öğrencisi, hiçbir kamu görevlisi, üniversite öğrencisi partili olamıyor. Korkunç bir şeydi. 1982 Anayasası; siyasal katılımı son derece daraltmış, haklar ve özgürlükler alanında kısıtlamalar getirmiş çok tehlikeli bir anayasaydı. Ama peyderpey değişikliklerle 1982 Anayasası tamamen demokratik bir içerik kazandı, belli bir süre. Hatta rahmetli hocam Bülent Tanör, ‘İlk şekliyle karşılaştırdığım zaman 1982 Anayasası’nı batıdaki emsallerine denk bir anayasa olarak görüyorum. Biz yazılı anayasa anlamında iyi bir anayasa çizgisini yakaladık’ demişti. 

‘TÜRKİYE’NİN ÜNİTER YAPISINI ÇÖZMEK ÜZERE ADIMLAR ATILIYOR’

Adım adım düzeltmeler yapıldı ama ne oldu? Aslında bu da biraz tartışmalı bir konudur ama bir gerçek. Türkiye’de Lozan’ın lağvedilip bir gün Sevr şartlarına dönülmesi ve bu Genişletilmiş Orta Doğu Projesi olarak AKP’yle birlikte dillendirildi. ‘Ben onun eşbaşkanıyım’ dedi. Yeni bir süreç yani, Orta Doğu’nun yeniden şekillendirilmesi süreci gündeme geldi. Zamanın ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, ‘Orta Doğu’da 22 tane devletin haritası yeniden çizilecek’ dedi ve bu 22 tane devletin ne olduğunu söylemedi. Ne yaptılar? 5 tane ‘haydut devlet’ten bahsettiler, bunların dördünü saydılar ama beşincisini saymadılar. Beşincisi kim? Türkiye ‘haydut devlet’ safına konuldu şu anda. Nasıl? Irak iç savaşına vermiş olduğu katkı nedeniyle, Suriye iç savaşına vermiş olduğu katkı nedeniyle… Eğer bugün ev ödevlerini yapmazsa yarın Türkiye Sevr koşullarına geri döndürülecektir.

Değişiklik dediğimiz şey ‘Anayasamız tamamen yetersiz, hakları ve özgürlükleri iyileştirelim’ anlamında değil. Bölgedeki yeni devlet oluşumlarına paralel bir mimari proje olarak anayasayı yeniden yapalım, tartışmasıdır bu. Çünkü mevcut anayasa; ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü esasına göre kurulmuş olan bir devlettir’ diyor. ‘Üniter devlet’ diye hiçbir yerinde yazmaz ama ‘devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü’ şeklindeki ibarenin olduğu, resmi dilin Türkçe olduğu, başkentin Ankara olduğu bir güvenceler sisteminde üniter devletten başka bir model akla gelmez. Şu anda Türkiye’nin üniter devlet yapısını çözmek üzere adımlar atılıyor.

Bundan 10-12 önce Büyükşehir Yasası çıktığı zaman ilk adımdı. Arkasından şimdi belediyelerle ilgili yeni düzenlemeden bahsediliyor. 1921 Anayasası daha güçlü bir şekilde anlatılıyor. 1921 Anayasası’nın 23. maddesinde ‘Kültürel, sosyal ve ekonomik bakımdan iktisadi ve içtimai bakımdan’ der. ‘Birbirine yakın olan vilayetler arasında mıntıka teşkil ettirilecektir ve bu bölgeler, mıntıka müfettişleri eliyle yönetilecektir’ der. Mıntıka müfettişi bugünkü eyalet yönetimi ve eyalet valileri. Belediye başkanlıkları yeniden bir tartışmaya açıldı mesela belediye başkanlıklarının lağvedilmesi, sık sık kayyım atanıyor vs. Türkiye eyalet modeline nasıl geçebilir?

‘GÖZDAĞI VERİYORLAR, YAVAŞ YAVAŞ YAPIYORLAR’

Recep Tayyip Erdoğan 2017’de anayasa değişikleri yapılırken ‘Bu anayasa değişikliği ile adeta bir bal arısı ol. Bu yerden farklı bir şey alırsın, bir başkasından farklı bir şey alırsın, bir başkasından farklı bir şey alırsın’ dedi. ‘Günümüz için en uygun anayasayı yapacağız, özel bir anayasa yapmayacağız’ dedi. Şimdi aynı dili tekrar düşünürseniz ne diyor? ‘Biz bir federasyon oluşturmak çizgisindeyiz, yolundayız ama bu Amerika, Kanada, Hindistan, Almanya gibi bir federasyon olmayabilir. Bu kendi koşullarımıza uygun bir federasyon olacaktır’ anlamında. Anayasayla bunun için oynayıp duruyorlar.

Anayasalar bu devletin mimari projesidir ve anayasadaki hükümlerle yavaş yavaş oynamak suretiyle ne yapıyorsunuz? Bizdeki amaç ne? Türkleri ikna edebilmek, milleti ikna edebilmek. Birdenbire bir anayasayı ortaya koyup ‘Bundan sonra Türkiye federasyondur, federasyonda uyuracak ilkeler bunlardır’ dediğiniz zaman buna adapte olabilmek, bunu kabul edebilmek bir millet için çok zordur.

Niçin Gezi hala gündemde? Niçin 11-12 yıl sonra Gezi’de konuşmuştun, Gezi’de yürümüştün diye insanlar hala içeri alınıyor? Çünkü Türkiye’de böyle bir eylem tarih boyunca hiç görülmemişti. Türkiye halkının da böyle ayaklanabileceği ve bu şekilde sokaklara çıkabileceğini bir kere gördüler, tecrübe ettiler ya bir daha asla yaşanmaması için sürekli gözdağı veriyorlar. İşte onun için anayasayı da yavaş yavaş yapıyorlar.

‘TÜRK DEVLETİNE AÇIK SALDIRI BAŞLADI’

12 Eylül’e sol ile sağ arasında plan doğrultusunda çıkartılan bir çatışmayla gittik. O çatışmanın toplumu germesi ve askeri harekata bir meşruiyet kazandırılması sürecini yaşandık. Dolayısıyla 12 Eylül Anayasası çok kötü bir anayasaydı ve 12 Eylül Anayasası’nın ardından Türkiye toparlandı, anayasal değişiklikleri yaptı ama plan hiçbir zaman gündemden düşmedi. Şartları bekleyelim, önce bu halkı duyarsızlaştıralım, apolitize edelim, halk politikayla ilgilenmesin, halkı değersizleştirelim, değerleriyle oynayalım, öyle bir eğitim sistemi getirelim ki tarih bilincini kaybettirelim…

Biz bu şartlara hazırlandık. Toplumsal mühendislik yöntemiyle önce Türk milleti iğdiş edildi, ardından Türk devletine açık saldırı başladı. Şu anda Türk devletini koruyacak, himaye edecek bir Türk gençliği yok. Böyle bir enerjiyi sokaklarda Ekrem İmamoğlu için söndürmek Allah’tan reva mıydı? Cumhuriyet için ayaktayız, vatan için ayaktayız, demedi kimse. Hiçkimse bu tehlikelerden bahsetmiyor! AKP ağzına CHP’yi doluyor, CHP ağzına AKP’yi doluyor. Birbirinden farkı yok ki bu partilerin. Hepsi esas gündemi saptırmak için konuşuyor.

‘ANAYASAYI KİMİN YAPTIĞINA BAKMAYIN, İÇERİĞİNE BAKIN’

Bir anayasayı kimin yaptığına bakmayın, anayasanın içeriğine bakın. Belli ülkelerde her zaman motive edici güçler vardır. Türkiye’de Türk Silahlı Kuvvetleri’dir. Türkiye’nin rejimi koruyan kollayan ve Türk siyasi hayatını motive eden güç. Mesela Polonya’da Lech Walesa sendika lideriydi ve Polonya’daki o büyük dönüşüm işçi sınıfının önderliğinde olmuştur. Her devletin tarihi içinde bir sınıfsal üstünlük vardır. Bizde silahlı kuvvetler, rejimi koruma kollama görevini kendilerine vazife ettiler ve bu şekilde darbeler yapıldı. Evet, darbe istenmeyen bir şeydir ama darbe neticesinde ortaya çıkan anayasayı kimin yaptığına değil, içeriğine bakacaksınız. Bir anayasa kendisini yapan güçle değil; içeriğiyle, uygulanma kapasitesi ve kabiliyetiyle ölçülür.

Bugün bağımsız Türk devletinin ve Türk milletinin anayasasının değiştirilmesi konusunda yeniden kolları sıvayanlar; parçalanmış bir ülkenin, milli birlik ve bütünlüğünü kaybetmiş bir halk kitlesinin ve merkezi otoritesi çökertilmiş zayıf bir devletçiğin nasıl yapılandırılacağı, Anadolu topraklarında üzerinde değişik etnik kimliklerden ve kültürlerden insan gruplarının tepiştiği ve emperyal güçlerin oyun planlandığı bir arsaya nasıl dönüştürüleceğinin mimari projesini üretmek için hazırlanıyor.”

Anayasa’nın 42. maddesi:

“Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.

Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir.

Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.

Eğitim ve öğretim hürriyeti, Anayasaya sadakat borcunu ortadan kaldırmaz.

İlköğretim, kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve Devlet okullarında parasızdır.

Özel ilk ve orta dereceli okulların bağlı olduğu esaslar, Devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak, kanunla düzenlenir.

Devlet, maddî imkânlardan yoksun başarılı öğrencilerin, öğrenimlerini sürdürebilmeleri amacı ile burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar. Devlet, durumları sebebiyle özel eğitime ihtiyacı olanları topluma yararlı kılacak tedbirleri alır.

Eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetler yürütülür. Bu faaliyetler her ne suretle olursa olsun engellenemez.

Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez. Eğitim ve öğretim kurumlarında okutulacak yabancı diller ile yabancı dille eğitim ve öğretim yapan okulların tabi olacağı esaslar kanunla düzenlenir. Milletlerarası andlaşma hükümleri saklıdır.”

Anayasa’nın 66. maddesi:

“Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür. Türk babanın veya Türk annenin çocuğu Türk’tür. Vatandaşlık, kanunun gösterdiği şartlarla kazanılır ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedilir. Hiçbir Türk, vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamaz. Vatandaşlıktan çıkarma ile ilgili karar ve işlemlere karşı yargı yolu kapatılamaz.” 

İlişkili Haber
thumbnail

‘Eşit yurttaşlık’ ve ‘ortak vatan’ masum söylemler mi, yoksa bölünmenin ilk adımı mı? Anayasa profesörü Meltem Dikmen Caniklioğlu yorumladı…

Haberi görüntüle

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

4 Yorum

  1. 27 Temmuz 2025, 16:43

    Sayın Caniklioğlu, bizleri bilgilendirdi iz. Çok teşekkür ederiz. Ancak bu yazdıklarınızı başka mecralarda da yazar ve söylerseniz, çok daha fazla kişiye hitap etmiş olursunuz.

  2. Anayasa’nın ilk 5 maddesini yok etmek isteyen: ABD, Lozan’ı tanımayan ABD, PKK aragazı, figüranlar: Akp ve Mhp, amaç: Türkiye’yi bölmek değil, yok etmek, özellikle Türk milletini tarihe gömmek!! Bu gerçekler de sizlerin göremediğiniz gerçekler…

  3. 27 Temmuz 2025, 09:30

    Bölme olunca bunların eline kimse su dokemez, büyük abi emir versin parselizasyon 10 güne hazır. Halk uyuyor nasıl olsa şu olan başka bir ülkede olacak, olacakları kimse tahmin dâhi edemez.

  4. 26 Temmuz 2025, 15:01

    HOCAM SİZLERE COK İHTİYACIMIZ VAR VERYANSINTV DE SIK GÖRMEK İSTİYORUZ İYİ Kİ VARSINIZ

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!