Travmayı anlamak

Psk. Ceren Özügüç yazdı...

Travmayı anlamak

30 Ekim 2020 tarihindeki İzmir depreminde hayatını kaybedenlere rahmet, yakınlarını, yuvalarını ve işlerini kaybedenlere sabır diliyorum. Yaralarımızı sarmaya, birbirimizi sarıp sarmalamakla başladık ve hala devam etmekteyiz. Bu nedenle diyebiliriz ki, insan veya hayvan farketmeksizin hepimiz bu travmanın hayatta kalanlarıyız.

Enkaz altında ve dışarda olanlara, yine insan veya hayvan farketmeksizin ses ve yardım eli ulaştıran tüm arama kurtarma ekiplerine, yardım örgütlenmelerine ve bağışçılara, hali hazırda içerisinde bulunduğumuz pandemi sürecinin tüm ağırlığına rağmen depremzedeleri kapıda bekleyen tüm doktorlara, veteriner hekimlere ve sağlık ekiplerine, ruhlarına kanat takıp bu travmadan etkilenenlere yardım ve destek sağlamak için bir dakika bile beklemeyen tüm ruh sağlığı profesyonellerine, içimizdeki şefkat ve merhametin dışa taşmasıyla bir anda oluşuveren bu iyileştirme ağına eli değen herkese şükranlarımı sunarım.

Bir psikolog olarak, bu ağa küçücük bir dokunuş olsun, belki birine faydası olur diye umarak travma hakkında birkaç kelam etmeyi kendime borç bilirim.

Bana bu platformu sağlayan VeryansınTv'ye teşekkür ederim.

Hepimiz kendimizce hayatı ve dünyayı tanıdığımızı düşünürüz. Başımıza gelebilecekleri az çok kestirebilir ve müdahale edebiliriz. Hayatımız ve seçimlerimiz üzerinde kontrol sahibiyizdir, bu kontrol hissi bizim için önemlidir. Bu bizi güvende hissettirir. Ancak gerçeklik bazen önümüze bildiğimiz ve kontrol edebileceğimizi düşündüğümüzden çok farklı olaylar çıkarabilir. Belki hep başkalarından duyduğumuz ama başımıza geleceğini hiç düşünemediğimiz bir olayla burun buruna gelebiliriz ve artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını hissederiz... Endişelenmeyin, yalnız değilsiniz. Sadece insan olarak hepimizin limitlerinin olduğu gerçeğiyle yüzleştiniz...

TRAVMA NEDİR?

            Zihnimiz yaşanan olayları, öğrenme yoluyla kendini geliştirebilmek adına ki biz bunu deneyim kazanmak olarak ifade ederiz, kategorize ederek saklar. Bu kategorileri bilgisayarımızdaki klasörler gibi düşünebiliriz. Mutlu ve iyi anılar şu klasöre, üzüntülü anılar buna, kaygılı olanlar öbürüne... Bu sayede zihnimiz olayları tanımlayabilir ve bize kontrol hissi sağlar. Çünkü herhangi bir sürpriz yoktur, zihnimiz gelen bilgiyi işlemekte sıkıntı yaşamamıştır. Bu sayede kötü bir deneyim yaşasak bile “O zaman üzüldüm ama şimdi geçti.” Diyebiliriz çünkü zihnimiz kendi çalışma prensipleri dahilinde bilgiyi işlemiş ve klasörlemiştir, sıra gelecek yeni bilgidedir. Zihnimizin gelen bilgiyi iyi, kötü, üzücü, korkutucu vs. olarak kategorize etmesini sağlayansa o ana kadar hayata dair bize öğretilenler, şemalarımız ve kendi deneyimlerimizdir.

Bu bağlamda travma, zihnimizin kategorize edemeyeceği kadar dramatik, hiçbir klasöre konamayacak kadar büyük, kategorize etmekte kullanılan inanç ve şemalarımızla örtüşmeyen büyük bir bilgidir. Çünkü hepimiz, kendimizi güvende hissetmek ve hayatımıza devam edebilmek için dünyanın güvenilir, insanların dost olduğunu bilmeye ihtiyaç duyarız. Ancak travma, bu ihtiyaç ve inançlarımıza indirilen bir tokat gibidir, hepsini sarsar.

DEPREM TRAVMASI

Travmanın tanımlanamayan bir bilgi olmasının sebebi budur. Bu durumda zihnimiz bu gelen büyük ve anlaşılmayan bilgi için yeni bir kategori açmalıdır. Travmanın zorlayıcı bir deneyim olmasının sebebi de budur. Depremin korkutucu ve endişe verici bir olay olduğunu biliriz. Ancak depremi birebir yaşadığımızda yada depremin sebep olduğu travmaya maruz kaldığımızda yaşadığımız deneyim bambaşkadır.

Travma ister doğa ister insan eli ile yaratılmış olsun, bizleri iki şekilde etkiler. Biri travmaya birebir maruz kalarak, diğeri ise birinin yaşadığı travmaya tanıklık ederek. Bunu somutlaştıracak olursak, depremi birebir yaşayan bir depremzedenin travmatize olması gibi, arama kurtarma ekibinde çalışan ve depremzedelere yardım eden bir gönüllünün depremi birebir yaşamasa bile travmatize olması mümkündür. Benzer şekilde depreme dair görüntüleri izleyerek, telefonda bir depremzede ile konuşarak veya haber metni okuyarak da kişiler travmatize olabilir. Buna ikincil travmatizasyon denir. Bu nedenle travmatize olmak için travmayı birebir yaşamış olmak gerekmez.

'TRAVMATİK OLAYLARI KIYASLAMAK YANLIŞTIR'

Hangi olayın kimi ne kadar travmatize edeceğinin belirli bir ölçütü yoktur, bu çok kişisel bir durumdur. Deprem elbette ki toplumsal boyutta bir zarara sebep olduğu için herkesçe travmatik olarak kabul edilebilir ancak bilhassa insan eliyle yaratılan travmalarda kişinin ne kadar travmatize olacağı tamamen kişiye özgüdür. Bu nedenle travmatik olayları kıyaslamak, derecelendirmek, mağdurun yaşadığı travmatizasyonu hafife almak yada görmezden gelmeye çalışmak hem etik hem de vicdani olarak son derece yanlıştır. Bir kişi yaşadığı araba kazasından ötürü travmatize olmazken, maruz kaldığı sözlü tacizden dolayı travmatize olabilir. Bu noktada kişiyi yargılamak yerine onu anlamak gerekir. Zira kimin neyden ne kadar travmatize olacağını kimse dikte edemez.

Travmatik bir olayın ardından ortaya çıkan tepkiler ve bu tepkilerin şiddeti kişiden kişiye değişse de, belli başlı psikolojik ve fizyolojik tepkilerden bahsetmek mümkündür. Bu tepkilerle ilgili olarak söylenecek ilk söz şudur: TRAVMAYA KARŞI VERİLEN TEPKİLER OLAĞANÜSTÜ BİR DURUMA VERİLEN OLAĞAN TEPKİLERDİR. Travmaya karşı verilen normal veya anormal tepkiler diye bir değerlendirme söz konusu değildir zira tepkiler normal veya anormal olarak değerlendirilemez, tepki tepkidir. İyisi kötüsü, normali anormali yoktur. Dikkate alınması gereken bu travmatik deneyimin işlevselliğinizi, ilişkilerinizi ve iç huzurunuzu ne kadar bozduğudur.

          

Travmatik bir olayla karşılaştığınızda, ölüm tehlikesi atlattığınızda ;

  • Zihniniz acil durum moduna girdi, “kaç, savaş, don” tepkileri verdi, adrenalin salgıladınız. Kalp atışlarınız hızlı, hızlı nefes alıp veriyorsunuz, bu nedenle baş dönmesi yaşıyorsunuz. Etrafı daha flu görüyorsunuz, sanki bir rüyanın içindeymişsiniz gibi gerçekliği algılamakta zorluk yaşıyorsunuz. Kafanız karışık, ne yapacağınızı bilmediğinizi hissediyorsunuz, belki donup kaldınız ve hareket bile edemediniz. Elleriniz titriyor, karıncalanıyor, terliyorsunuz, kabızlık şikayetiniz var. Belki panik atak geçirdiniz. Çünkü korktunuz ve paniklediniz.
  • Zihninizdeki acil durum modu devam ediyor çünkü hala yaşanan bu olayın kategorize etmek için zihninizin hala zamana ihtiyacı var. Bu nedenle zihninizdeki ve bedeninizdeki “OHAL” koşulları da devam ediyor. Zihniniz sürekli tetikte ve tehtit aramaya devam ediyor bu nedenle kendinizi uykuya bırakmakta zorlanıyorsunuz. Yada uyanık olmak istemiyormuşcasına ve zihniniz bir kozaya girmişcesine sürekli uyuyor, uyanık kalamıyorsunuz. İştahınız ve beslenme alışkanlıklarınız da değişti, ya doymayacakmış gibi yiyor yada hiç yiyemiyorsunuz. Belki bazı yiyecekler, kokular veya dokunsal duyular sizi özellikle rahatsız ediyor.

  • Sürekli bir tedirginlik ve ürperti halindesiniz. Ufacık bir ses, kapının veya telefonun aniden çalması, omzunuza birinin dokunması sizi yerinizden sıçratabiliyor. Kendinizi gergin, tükenmiş ve tahammülsüz hissediyorsunuz. Öfke patlamaları yaşıyorsunuz, normalde vermeyeceğiniz aşırı tepkiler veriyorsunuz, kişiliğinize uymayacak davranışlar sergiliyorsunuz. Zihninizden obsesif düşünceleri kovamıyor, bazı şeylerin yerlerinin sabit olması veya bazı işlerin nasıl olması gerektiğine fazla takılıyor, istediğiniz gibi olmadığında kendinizi gergin ve tedirgin hissediyorsunuz. Evden dışarı çıkmak istemiyor, kimseyle görüşmek istemiyorsunuz veya eve girmek istemiyor, yalnız kalmaktan korkuyorsunuz.

  • Kabus flashback Uykularınız yaşadığınız travmatik olaya dair gördüğünüz kabuslarla bölünüyor, bu nedenle güne keyifsiz, tedirgin ve bitkin başlıyorsunuz. Gün içerisinde de yaşadığınız travmatik olay sürekli olarak gözünüzün önüne geliyor, en olmadık zamanlarda aklınıza geliyor. Sanki zihniniz size işkence etmek istercesine unutmaya çalıştığınız bu olayı tekrar tekrar karşınıza çıkarıyor.

    Bunun aslında bir sebebi var, zihniniz size işkence etmeye çalışmıyor. Geçmişte yaşadığınız travmatik olay veya olaylara dair istemsizce gözünüzün önüne gelen sahnelere “flashback (geçmişe dönüş)” denir. Kabuslar ve flashbacklerin aslında bir işlevi vardır; bir şeyi ne kadar çok yaparsak veya ne kadar çok maruz kalırsak bizim için o kadar sıradanlaşır ve otomatikleşir. Öyle ki bazen eve gitmek için yıllardır kullandığımız yolda ilerlerken kendimizi “otomatik pilotta” hissederiz. Zihnimiz bildiği ve tanıdığı bilgiler veya davranışlar için fazladan enerji harcama gereği duymaz, bir şeye ne kadar hakimse onu o kadar iyi yapar çünkü o bilgiyi defalarca kategorize etmiş, uzmanlaşmıştır.

    Travmanın zihnimiz tarafından beklenmedik, anlaşılmayan ve tanınmayan bilgi girdisi olarak algılandığını hatırlayın. Zihnin bu kocaman ve anlaşılmayan bilgiyi tanımlayabilmesi ve işleyebilmesi için ona tekrar tekrar maruz kalması, onu incelemesi ve deneyimlemesi gerekir. Bu ilk seferinde çok korktuğunuz bir sınava ikinci kez girdiğinizde o kadar da korkmamanızla aynıdır. Kabuslar ve flashbackler travmatik olayı tekrar tekrar canlandırarak zihnin kendisini bu olaya maruz bırakması ve bu olaya alışabilmesi, yaşandığı andaki şok etkisinin ortadan kalkarak “normalleşebilmesi” için kullandığı mekanizmalardır. Bu nedenle kabus ve geçmişe dönük rahatsız edici görüntüleri tekrar tekrar görmek sürecin doğal bir parçasıdır. Lütfen sabırlı olmaya gayret edin ve kabuslarınızı, flashbackleri bastırmaya, görmezden gelmeye çalışmayın. Zihninize bu bilgiyi işleyebilmesi konusunda yardımcı olun.

  • Bu kadar büyük ve acı bir travmaya maruz kaldığınız için hayatı anlamsız bulmaya başladınız. Kayıplarınız ve kendiniz için yas tutuyorsunuz. Çünkü bu travmatik olay kendinize, geleceğe ve hayata dair tüm bildiklerinize ve inandıklarınıza ters bir deneyim yaşattı. Bunu anlamlandırmakta, kabullenmekte ve sindirmekte zorlanıyorsunuz. Böyle hissetmeniz çok normal ancak bu düşünceler ve duygular zihninizde, benliğinizde ve hayatınızda büyük bir alan kaplamaya başladığında, sizi ve işlevselliğinizi felç ettiğinde, hayata ve eski ilişkilerinize geri dönmekte zorlandığınızı farkettiğiniz anda mutlaka profesyonel yardım alın.

Yukarıda bahsettiğim tepkilerin hepsi daha önce de bahsettiğim gibi olağanüstü bir duruma verilen olağan tepkilerdir. DSM’e göre travmatik deneyimin ardından ilk 1 ay boyunca bu ve buna benzer tepkilerin görülmesi “Akut Stres Bozukluğu” olarak tanımlanır. Bu 1 aylık periyodun ardından bu tepkilerin zaman içerisinde yavaş yavaş azalması beklenir. Ancak bu belirtilerin travmatik olayın ardından geçen 6 aylık zaman dilimi içerisinde devam etmesi halinde Travma Sonrası Stres Bozukluğu’ndan bahsedilebilir.

Travmaya maruz kaldığınızda ve yardıma ihtiyaç duyduğunuzu hissettiğinizde mutlaka ruh sağlığı profesyonellerine başvurun. Yaşadığınız travmanın artık yaşandığı ve geçmişin değiştirilemeyeceği aşikardır ancak bu travmatik deneyim sizi, hayatınızı ve geleceğinizi tanımlamaz, belirlemez.

NASIL BİR YAKLAŞIM İZLENMELİ?

Travmatik bir olaya maruz kaldığınızda yada tanıdığınız birinin maruz kalması durumunda nasıl bir yaklaşım izlemek gerekir sorusu için birkaç tavsiyeye yer vererek yazımı bitirmek istiyorum.

  • Kendinizi suçlamayın. Yaşadığınız travmadan, verdiğiniz tepkilerden veya travmatik olayın ardından hayatınızın geldiği nokta hakkında kendinizi suçlamamaya çalışın. Bazen hayatta başımıza gelenlere dair ne yazık ki mantıklı bir açıklama veya sebep yoktur. Kabul etmeliyiz ki dünya absürd bir yerdir ve iyi insanların başına kötü olaylar gelebilir. Kendinize karşı şefkatli, kapsayıcı ve anlayışlı olmaya, kendinizde suç aramak yerine bu şifalanmanın yollarını aramayı deneyin.

DUYGULARINIZI GÖRMEZDEN GELMEYİN

  • Kendinize zaman verin. Daha önce bahsettiğim gibi travmatik bir olaya karşı verilen iyi, kötü, doğru, yanlış bir tepki yoktur. Tepki tepkidir. O an zihniniz, sizi hayatta tutmak için olması gerektiğine kanaat getirdiği tepkiyi verdi ve vermeye devam ediyor. “Şunu yapmalıydım, şunu yapsaydım daha iyi olurdu.” Veya “Neden bunu yapıyorum, şöyle yapsam, böyle olsa daha iyi.” Gibi düşünceler yerine verdiğiniz tepkileri olduğu gibi kabullenmeye gayret gösterin.
  • Zihninize ve bedeninize iyileşmek için zaman verin ve iyileşme sürecinde kendinizin şefkat kaynağı ve şifacısı olmaya çalışın. Acınızı, üzüntünüzü yaşamaktan geri durmayın. Zihninizde beliren flashback’leri bastırmaya yada yok etmeye çalışmayın. Duygularınızı görmezden gelmeyin. İçinizden geliyorsa ağlayın, sevdiklerinize sarılın ve yasın doğal süreçlerinin gerçekleşmesine izin verin.

  • Konuşun, konuşun, konuşun. İhtiyaç duyduğunuz ve istediğiniz zaman içinde bulunduğunuz ruh halini, hislerinizi, düşüncelerinizi, üzüntülerinizi paylaşın. Dilerseniz günlük tutun, ses kaydı alın, uzun sohbetler eşliğinde kendinizi ifade edin. Zira konuşarak veya yazarak destek alma, içinizi dökme ve deneyiminizi kendi perspektifinizden ifade etme ihtiyacınızı karşılamanın yanı sıra zihninizi olaya tekrar maruz bırakmış, duygu ve düşüncelerinizi somutlaştırmış ve travmatik yaşantınızı kategorize edip işleyebilmesi için zihninize yardımcı olmuş olursunuz.

  • Mümkün olduğunca “normale” dönün. Maruz kaldığınız travmatik olayın ardından eski yaşantınıza hiçbir şey olmamış gibi geri dönmeniz mümkün olmayabilir. Zira siz de hemen eski yaşantınıza dönmeye hazır hissetmeyebilirsiniz. Ancak yapabileceğinizi düşündüğünüzde yavaş yavaş ve imkanlar dahilinde eski rutinlerinize geri dönmeye çalışın. Örneğin travmatik olay öncesindeki uyku ve yemek saatlerine tekrar ayak uydurmaya çalışın, evcil dostlarınıza mama vermek, çocuklarınıza kahvaltı hazırlamak yada her öğlen içtiğiniz kahvenizi yapmak gibi küçük ve sizi yormayan işlevlerinize yeniden adapte olmaya çalışın. Ancak yapamadığınız noktada kendinize anlayışlı olun ve mola vermekten, yardım istemekten çekinmeyin.

  • Ruh sağlığı profesyonellerinden yardım alın. Sizler için burda olduğumuzu unutmayın ve zorlandığınız noktada lütfen bize ulaşmakta çekinmeyin.