Türk Milleti ve temsilcileri arasındaki gündem uyuşmazlığı

'Milli Muhalefet Sorunu' tartışma dizisinde Öniz Özsoy yazdı...

Türk Milleti ve temsilcileri arasındaki gündem uyuşmazlığı

1- Türkiye’de “milli muhalefet” sorunu var mıdır? Varsa “milli muhalefet” nasıl ve hangi ilkeler üzerine inşa edilir?

2- Milli muhalefetin öncelikli gündemleri ve mücadele konuları neler olmalıdır?

3- İktidar da muhalefet de yeni anayasa istiyor. Peki, Türkiye'nin yeni bir anayasaya ihtiyacı var mı? Varsa nasıl bir anayasa olmalı? Eğer yoksa iktidarın yeni anayasayla hedefi nedir, muhalefetin hedefi nedir?

Yanıtlamaya üçüncü sorudan başlayacağım: Türkiye’nin YENİ bir anayasaya ihtiyacı var mıdır?

Bu soruya yanıt verebilmek için öncelikle aşağıdaki soruların cevaplanması gerekmektedir:

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ana kuruluşunu ve bunun işleyişini düzenleyen temel kuralların yer aldığı bir metinden yoksun mudur?

Normlar hiyerarşisinde en üstte bulunması gereken anayasanın yeri boş mudur?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, anayasasız mıdır?

1982 Anayasası ilga mı edilmiştir?

Mevcut hukuki düzende kesintiye, kopuşa neden olan, örneğin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin siyasi rejimini değiştiren bir devrim, darbe, işgal, savaş gibi bir süreç söz konusu mudur? Başka bir ifade ile mevcut pozitif hukuk normlarının bağlayıcılığını yitirdiği bir hukuki boşluk durumundan söz etmek mümkün müdür?

Bu soruların yanıtı ‘HAYIR’dır. Dolayısıyla Türkiye’nin YENİ bir anayasaya ihtiyacı yoktur çünkü bu ihtiyacı doğuran koşullar mevcut değildir. Dahası, mevcut hukuki normlar karşısında, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin YENİ bir anayasa yapma hak ve yetkisi bulunmamaktadır.

Anayasa hukukunda, yetki konusu belirlenirken gözetilmesi gereken temel ilkelerden biri ‘Anayasal organların yetkisiz olmaları asıl, yetkili olmaları ise istisnadır.’ kuralıdır. Yani anayasanın açıkça verdiği bir yetki söz konusu değil ise yetkinin varlığından söz edilemeyecektir. Çünkü anayasal organlar kendiliklerinden vücuda gelemezler. Anayasal organlar, adı üstünde, bir anayasayla yahut bu anayasaya bağlı bir kanunla kurulmuş organlardır. Dolayısıyla, bu organların, dayanağı anayasa olmayan haklarının ve yetkilerinin mevcut olması mümkün değildir. Başka bir ifade ile anayasal organların kendilerinden menkul hak ve yetkileri yoktur; anayasa ile açıkça verilmemiş bir hak ve yetkiyi, kendi kendilerine de veremezler. Nitekim Anayasamızın 6. maddesi, hiç kimsenin, hiçbir organın, kaynağını anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamayacağını açık biçimde düzenlemiştir.

Anayasanın 175. Maddesi ile TBMM’ye verilen hak ve yetki, anayasada değişiklik yapmak eylemi ile sınırlıdır. TBMM’nin YENİ bir anayasa yapabileceğini iddia etmek, TBMM’nin kaynağını anayasadan almayan, kendinden menkul olan bir devlet yetkisi kullanabileceğini iddia etmek demektir.

Özetle, TBMM, devletin kuruluşunu ve işleyişini düzenleyen, dolayısıyla kendi varlığını da vücuda getiren, hak ve yetkilerini veren mevcut anayasayı ihlal yahut ilga etmeden -ki bu suçtur; YENİ bir anayasa yapamaz.

Fransız hukukçu, kamu hukuku profesörü Pierre Pactet, anayasaları canlılara benzetiyor ve şöyle söylüyor: “Anayasalar doğarlar, gelişirler, siyasal yaşamın bozucu etkilerine maruz kalırlar, önemli ya da önemsiz değişikliklere konu olurlar ve bir gün yok olurlar” (Pierre Pactet, Institutions politiques - Droit constitutionnel, Masson, Paris, 1985, s.69., Kemal Gözler, Kurucu İktidar, 1998, s.10)

Buradaki doğum ve ölüm kavramı, aynı olgunun iki farklı görünümüdür. Çünkü ikisi de hukuki anlamda bir boşluk durumunu ifade ederler. Yazının ilk bölümünde örneklendirildiği üzere, siyasi rejimi ortadan kaldıran bir devrim, darbe, işgalden kurtulma, bağımsızlık kazanma gibi nedenlerle, mevcut hukuki düzende kopuş yaşandı ve bir hukuki boşluk doğdu ise fiili iktidarı elinde tutan güç, kendisini bağlayan hiçbir pozitif hukuk normu olmaksızın yeni devletin ya da yeni rejimin anayasasını oluşturur. ‘Hukuk dışı ve sınırsız’ olarak tanımlanan bu yetkiyi kullanan güçler ‘Asli Kurucu İktidarlar’dır. Kısacası YENİ anayasaları ancak asli kurucu iktidarlar yapabilirler.

Varlığı, hak ve yetkileri, asli kurucu iktidarların yaptığı anayasa ile vücuda gelmiş olanlar ise ‘Tali Kurucu İktidarlar’lardır. Anayasa hukukunda, yetki hususunda gözetilmesi gereken bir diğer ilke ‘Türemiş yetki, asli yetkiden daha büyük olamaz.’ kuralıdır.  Bir yetki, kendisinin türediği yetkiden daha büyük yetkiler içeremez. Bu nedenle tali kurucu iktidarlar, hukuk içi olarak tanımlanırlar ve yetkileri de sınırlıdır. Yalnızca, varlıklarını vücuda getiren, haklarını ve yetkilerini kendilerine veren anayasayı, yine bu anayasada belirlenmiş usullere uymak şartıyla değiştirme yetkisine sahiplerdir.

Dolayısıyla TBMM’nin yetkisi de varlığının ve meşruiyetinin dayanağı anayasamızda, yine anayasamızda belirlenmiş usullere uyarak, değişiklik yapabilme hak ve yetkisi ile sınırlıdır.

Evleviyet ilkesi gereğince, anayasanın ‘Başlangıç Hükümleri’ne dokunulması mümkün değildir zira bu hükümler Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ‘kuruluş felsefesidir.’ Anayasanın 4. maddesi uyarınca, Anayasanın ilk üç maddesinin değiştirilmesi de mümkün değildir. Keza ilk üç maddeyi koruma altına alan 4. maddeyi de değiştirmek mümkün değildir. Anayasanın diğer maddelerinde, ‘Başlangıç Hükümleri’ni yahut ilk üç maddeyi dolaylı biçimde geçersiz, işlevsiz kılacak bir değişiklik yapılması da mümkün değildir.

Hal böyle iken, YENİ ANAYASA konusu neden ülkenin gündemindedir? Üstelik bu gündem açıkça, kimlik ve inanç siyasetinin hortlatıldığı politik gündemle iç içedir. ‘Anayasa değişikliği’ tanımı yerine ‘Yeni Anayasa’ tanımının kullanılmasının bilinçli bir tercih olduğunu düşünüyorum. Bu tercih, yarattıkları diğer politik gündemlerle bir araya gelince bir tür ‘nabız yoklaması’ yapıldığına işaret ediyor. Velev ki kastedilen ‘Anayasa değişikliği’ olsun. İktidarın ve muhalefetin ortaklaşa yarattığı bu siyasi gündemin, Türk Milletinin gerçek gündemi, yani fiilen yüz yüze olduğu, çözüm beklediği sorunlarla bir ilgisi var mıdır? Bunlar, Türk Milletinin öncelikli gündemi midir? Milletten böyle bir talep yükseldiği için mi iktidar ve muhalefet bu gündemi yaratmaktadır?

‘Yeni Anayasa’ ne Türk Milletinin gerçek gündeminin maddelerinden biri ne de öncelikli olarak böyle bir talebi var. Bu durumda, iktidarın ya da muhalefetin gündemini belirleyen Türk Milleti ve onun gerçek gündemi değil. Bu çok açık zira millet ve onu temsil edenler arasındaki gündem uyuşmazlığı sebebiyle iktidar partisi oy kaybederken, muhalefet partileri oylarını aynı oranda artıramıyorlar. O halde iktidarın ve muhalefetin gündemini kim belirliyor? Bu ‘ihtiyaç listesini’ yazanlar kimler? Daha doğru bir ifade ile bu ihtiyaçlar kimlerin ihtiyaçları? Nihayetinde yollar kaçınılmaz olarak bu sorulara çıkıyorsa, yani bu soruları sormak elzem hale geliyor ise, gönül rahatlığı ile, göğsünüzü gere gere, milli bir iktidardan ya da milli bir muhalefetten söz etmeniz mümkün değildir.

İktidar ya da muhalefet kavramlarının önüne ‘milli’ belirteci getirme ihtiyacı duyar hale geldik. Bu çok acıdır. İktidarın ya da muhalefetin milli olmayan bir türü olamaz. Ülkenin kuruluş felsefesiyle, Cumhuriyet Devrimi’yle, Atatürk ilkeleriyle, devletin varlığı ve birliği, milletin bölünmez bütünlüğüyle, Anayasayla, kanunla inatlaşan, tam bağımsızlık fikriyatından kopmuş, bağımlı hale gelmiş, gündemini Türk Milletinin gündeminin belirlemediği, birilerinin ellerine ‘ihtiyaç listesi’ tutuşturduğu bir iktidar ve muhalefet kavramı, olgusu olamaz. Çünkü bu hal, millet ile temsilcileri arasında bir gündem uyuşmazlığının varlığından ziyade, bir ‘kan uyuşmazlığı’nın var olduğuna işaret eder. Memleketin sorunu çok, pek çok önemli gündem maddemiz var. Ekonomik darboğaz, dış politikadaki açmaz, tutarsızlık, terör, yolsuzluk, hukuksuzluk, liyakatsizlik, salgın… Yapılması gerekenleri, her bir gündem maddesi altında ayrı ayrı ele almak gerekir. Ancak bu gündem maddelerinin ele alınabileceği tek zemin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş felsefesi, kurucu değerleri etrafında birleşmiş iç cephe üzerinde yükselen, tam bağımsızlık ilkesini şiar edinmiş siyaset anlayışıdır.